V. BÖLÜM

DEVRİMCİ HAREKETİN BİRLİĞİ VE PARTİLEŞME SÜRECİ

Biz bugün bir parti kurmuyoruz. Yukarıda anlattığımız türden bir parti, bir takım insanların biraraya gelip "biz parti kuruyoruz" demeleriyle kurulacak bir şey değildir. Bizim devrim ve çalışma tarzı anlayışımıza uygun bir partinin yaratılması uğruna mücadele böyle bir anlayışı reddeder. Partileşme süreci, sınıflar çatışmasının her alanında işçi sınıfının bağımsız siyasetini hayata geçirmeye çalışan bilinçli kadroların örgütlü ve neyi, ne için yaptığını bilen bir tarzda çalışmalarının ürünü olarak tamamlanabilir.

Partileşme sürecini, partinin yaratılması (inşa edilmesi) için bilinçli bir mücadele süreci olarak

kavramak gerekiyor. Paıtileşme süreci kendiliğinden karakterli bir gelişme olarak ele alınamaz. Bu çok önemli bir ayrımdır. Bugün pek çok kişi kollarını kavuşturup partileşme sürecinin tamamlanmasını beklemektedir. Veya; parti yok, partinin olmadığı bir yerde ve zamanda kişiler şu veya bu şekilde düşünmekte, hareket etmekte özgürdürler gibisinden eğilimler yaygındır.

Partinin yaratılması için mücadele sürecinde, böyle bir "özgürlük" kesinlikle yoktur. Her devrimci böyle bir süreçte üzerine düşenin azamisini yapmaya çalışmalıdır. Herkes kendi üzerine düşen siyasi görevleri yeterince yerine getirdiği oranda bu sürece hizmet edecektir. Bu bakımdan, kadro çalışmasını esas alarak karşı karşıya olunan somut siyasi görevleri yerine getirmek için canla başla çalışmak şiarımız olmalıdır. Unutmamak gerekiyor ki bu uğurda görev seçmek, basit iş, zor iş, bana göre olmayan iş ayrımı yapmak bizleri bu önemli görevi gerçekleştirmek için çalışmaktan önemli ölçüde alıkoyar.

Bazılarınca partinin yaratılması bir hiyerarşi oluşturmak şeklinde kavranmaktadır. Bu yanlış bir kavrayıştır. Partileşme olayına yanlış bir noktadan yaklaşmanın ürünüdür. Diyebiliriz ki bu kavrayış parti sorununu devrim ve çalışma tarzı anlayışından kopuk olarak ele almaktan kaynaklanmaktadır. Soruna böyle bir noktadan (hiyerarşi oluşturmak) yaklaşmak, partileşme sürecinde görevlerimizi tam olarak yerine getirmemizi engelleyebilir.

Bugün için hiyerarşi oluşturmak diye özel bir sorun yoktur. Partileşme sürecinin belirli bir aşamasında tabii ki hiyerarşi oluşturmak diye özel bir görev karşımıza çıkacaktır. Örgüt yapısı anlamındaki ilişkiler dizisini saptamak olan bu hiyerarşik şekillenmeyi tespit etme işini çözmekte, Marksist - Leninistlerin önünde hiçbir zorluk yoktur. Böyle bir noktaya gelindiğinde Marksist - Leninistlerin gözetecekleri tek şey davaya en iyi bir şekilde yararlı olmaktır. Marksist - Leninist görev ve sorumluluk anlayışı içinde hiyerarşinin şurasında veya burasında bulunmak diye bir kaygı taşınamaz.

l. PARTİNİN YARATILMASI YOLUNDA BİLİNÇLİ BİR ÇALIŞMA NASIL ANLAŞILMALIDIR?

Bu herşeyden önce bir siyasi çizgi sorunudur. Türkiye devriminin sorunlarına çözümler getirmeyi içerir. Marksizm-Leninizmin ülke somutuna uygulanmasıyla devrimin yolu, devrimci mücadelenin hedefleri ve bu hedeflere varmak için kullanılacak araçları içeren bir politikaya ihtiyaç vardır. Bu politikayı  hayata geçirmek için kitleleri siyasi aksiyona sokmak gereklidir. Bir devrim programı çerçevesinde siyasi aksiyona girme çalışmasının organizasyonu anlamında bilinçli adımlar atılmalıdır.

Bunun bir başka açıdan ifadesi siyasi pratiği yükseltmek, devrimci mücadeleyi yükseltmek ve yaygınlaştırmaktır. Devrimci mücadeleyi yükseltmek ve yaygınlaştırmak yolunda bilinçli adımlar atabilmek için emekçi kitlelere götüreceğimiz siyasi bir programımız olmalıdır. Doğru siyasi hedefleri kitlelere göstermeliyiz ve bu hedeflere varmak için kitleleri siyasi aksiyona sokmaya çalışmalıyız. Bir siyasetin gerçekleştirilmesi anlamında
kitlelerle organik ilişkiler kurmalıyız.

Siyasi mücadeleyi yükseltmek, yaygınlaştırmak, kitleleri devrime giden yolda kitle hareketleri içinde eğitmekten de geçer. Kitleleri devrim saflarına kazanmak, onları devrim için eğitmek doğru siyasi önderliğe ve eylem bağı anlamında organik ilişkiler kurmaya dayanır.

Bilinçli bir mücadele olması, belirli bir siyaset önermeyi içeriyor. Yani sınıflar çatışmasının her alanında belirli bir politikaya uygun tavır almayı ve kitleleri bu politika doğrultusunda mücadeleye çağırmayı zorunlu kılıyor. Biz sadece sınıflar çatışmasının her alanında genel olarak hakim sınıflara karşı mücadele çağrısı yapmakla yetinemeyiz. Belirli bir mücadele önermek zorundayız. Bu anlamda kitlelere şu hedeflere varmak, şu sonuçları elde etmek üzere, şöyle mücadele etmeliyiz demek zorundayız.

Açıktır ki belirli bir mücadele çağrısı hemen bu mücadelenin organizasyonunu da gündeme getirmektedir. Örgütlenme soyut şeyler üzerinde olamaz, belli bir iş üzerinde olabilir. Belirli bir mücadeleyi örgütlemek mümkündür. Ve bu noktada hemen kadrolar sorunu gündeme gelmektedir. Kadrolar sınıflar çatışmasının her alanında (politik, ekonomik-demokratik, ideolojik çatışma alanlarında belirli bir politika doğrultusunda mücadeleyi örgütleyen insanlardır.

Partileşme sürecinin merkezinde kadro çalışması yatmaktadır. Kadrolaşmayı yaratmayan bir çalışma kalıcı bir çalışma olamaz. Partileşme süreci kadrolaşmanın gelişmesine bağlı bir süreçtir. Önerdiğimiz, devrimci mücadeleyi örgütleyecek yeterli sayıda kadronun yaratılması olarak ifade edilebilir. Politikanın hayata geçirilmesi için verilen mücadelede artık öyle bir an gelir ki, bundan sonra bir örgütsel bütün olarak istediği hedeflere yönelebilen bir organizma oluşur. Bu organizmaya parti ismi verilir. Bu anlamda kadro çalışmasının bir sonucu olarak; kadrolaşmanın belirli bir birikiminin ürünü (ki bu kadrolaşma birikiminin göstergesi, siyaseti, programlanan biçimleri içinde hayata geçirebilme kabiliyeti olabilir; yoksa mekanik olarak şu kadar adam sayısı biçiminde ele alınamaz.), bu kadro çalışmasının nitelik sıçraması yapması şeklinde anlaşılmalıdır.

Kadro çalışmasının bu nitelik değiştirdiği noktada (parti yaratıldığı zaman) bu noktaya gelinceye kadar ki örgütsel ilişkiler (kadro çalışmasının organizasyonu biçimleri) değişecektir. O noktaya kadar ki ilişkileri aynen partinin örgütsel ilişkileri haline gelecektir şeklinde kavramak yanlıştır.

Kadrolar hiçbir zaman pratikten kopuk olarak yetiştirilemezler. Bizim önerdiğimiz mücadele, sınıflar çalışmasının kızgın pratiğinden geçerek pişmemiş olan, çelikleşmemiş olan insanların omuzlayıp götürebileceği, yönetebileceği bir mücadele değildir.

Bu anlamda işçi sınıfının bağımsiz siyasi mücadelesini kalıcı bir mücadele olarak hayata geçirecek olan ve bu mücadeleyi süreç içinde iktidarı almaya doğru yükseltecek olan partinin yaratılabilmesi için gerekli kadroları, ancak ve ancak sınıflar çatışmasının zengin deneylerini, bizzat pratiği ile özümlemiş, sınanmış insanlar arasından bulabiliriz.

Bu ancak siyasi pratiği yükseltmekle elde edilebilecek, sınıflar çatışmasının her alanında kadro çalışmasını esas alarak becerilebilecek bir iştir. Her alanda yeni yeni kadrolar yetiştirmekle; devrimci mücadeleye kitlelerin içinden yeni unsurların katılabilmesiyle ve bunların siyasi bilincinin yükseltilip, bulundukları alanlarda DEVRiMCİ MÜCADELEYİ örgütleme yeteneklerinin verilebilmesiyle gerçekleştirilebilir. Kadrolarımızın asli görevi bulundukları alanlarda ve görevlerde kadro yetiştirmek, kadro çıkartmaya uygun bir çalışma içine girmektir.

Devrimci Mücadele'yi yükseltmek kadro çalışmasıyla, kadro yetiştirebilmek de Devrimci Mücadele'yi yükseltmekle mümkündür. Partileşme süreci de sıkı sıkıya buna bağlıdır.

Kadro çalışması örgütlü bir çalışmadır. Sadece belirli bir siyasi çizginin doğruluğuna inanmış tek tek insanların bireysel çalışmaları şeklinde anlaşılamaz (o zaman zaten bu bir kadro çalışması olmaz). Kadro çalışması kollektif bir çalışma olarak kavranmalıdır. Bu çalışma da yöneldiği amaçlara uygun, kadroların uğraştığı işin, içine girdiği mücadelenin özelliklerine uygun bir organizasyon gerektiriyor. Ancak bu aşamada kadro çalışmasının bu organizasyonu, bir siyasi parti organizasyonu değildir.

Partileşme sürecinin karakterine uygun; ve bu süreç içinde karşı karşıya olduğumuz görevlerin yerine getirilmesini sağlayacak olan araçların yaratılması; bu araçların bir çeşit organizasyonu anlamında bir örgütlülük vardır ve olmalıdır. Böyle bir örgütlülük içinde çalışıldığı zaman partinin inşaası yolunda ilerlemek mümkündür. Kadrolar belirli görevlerin gerçekleştirilmesine hizmet eden organizasyonlar içinde ve bağlı olarak çalışırlar.

Kadroların belirli alanlarda belirli görevleri yerine getirmek üzere örgütlü çalışmalarının temelinde ideolojik birlik yatmalıdır. Örgütlü çalışmanın, kollektif çalışmanın en önemli harcı ideolojik birliktir. İdeolojik birlik olmadan kalıcı bir birlik mümkün olmadığı gibi, ideolojik birlik içinde bulunmayan insanların ortak siyasi işler yapmaları tesadüfi bir karakter taşır. İdeolojik birliğe dayanmadan ortak siyasi görevler yapan insanların oluşturacağı çalışma birimleri kadro çalışması birimleri değildir. Kadroların ideolojik netleşme ve birliğe özel bir önem vermeleri zorunludur.

Partileşme sürecinde kadroların yetkinleşmesi ve eğitimi, yeni kadroların yetiştirilmesi açısından ideolojik mücadelenin çok önemli bir ağırlığı vardır. Kadroların ortak pratik içinde bulunabilmeleri ideolojik birlikten, yine kadroların siyasi görevleri daha iyi kavrayabilmeleri onları yerine getirebilmeleri de ideolojik açıklıktan geçer.

Nasıl proletarya partisi ideolojik birlik temeline dayanmakta ise partileşme sürecinde de böyle bir ideolojik birliğe ulaşmayı esas almalıyız. Ancak unutulmaması gereken ideolojik mücadelenin pratikten kopuk bir okuma, yazma, açıklama eylemi olarak kavranmaması gerektiğidir. Bizler ideolojik mücadeleyi, siyasi görevlerimizi daha bir aydınlatmak, onları daha iyi kavramak noktasından ele almalıyız. Yani ideolojik mücadele siyasi mücadeleye hizmet etmelidir...
 

2. BAZI SONUÇLAR

Bugün ülkemiz devriminin temel meselesi proletaryanın öz örgütünün yaratılması meselesidir. On yıllardan bu tarafa pek çok kişinin tekrar edip durduğu ve fakat hala gündemin birinci maddesi olmaya devam eden partinin yaratılması görevi karşımızdaki temel görevdir. Biz bugün bu görevin yerine getirilmesi için bilinçli ve örgütlü bir çabanın gerektiğini tekrar ediyor; partileşme yolunda yapılması gerekenleri saptıyoruz.

Bu temel görevin başarılabilmesi için sadece yapılması gerekenleri saptamak yeterli değildir. Esas olan bunları hayata geçirebilmektir. En doğru değerlendirmeleri yapsak, bu yolda en tutarlı şeyleri önersek bile hayata geçiremiyorsak eğer, hiçbir şey yapmış sayılmayız. Söylediklerimizi pratikte gerçekleştirmek için _ bütün gücümüzle çalışmalıyız. Bu yoldaki pratiğimiz bizim devrimciliğimizin mihenk taşı olacaktır. Tarih bizi içinde bulunduğumuz süreçte bu görevi yerine getirip getiremediğimize bakarak yargılayacaktır.

 


DİPNOTLAR

(1) Bugün bir emperyalistlerarası evren savaşı çıkması ihtimallerini reddeden görüşe karşı yöneltilen itirazlar hiçbir haklı kanıt ve ciddi dayanak taşımamaktadır. Bu konuda en eski ve en çok kullanılan "kanıt" Stalin'in 1950'lerde ileri sürdüğü emperyalistlerarası bir savaşın kaçınılmazlığına ilişkin görüşlerdir. Yaşanan bir gerçeğin karşısına farklı koşullarda ve farklı tartışmalar içinde söylenmiş sözleri ve tahlileri bir kalıp olarak kullanarak çıkarmaya çalışmak "bilimsel" ve "ortodoks" bir görüntü altında Marksizmin diyalektik özünün ortadan kadırılmasından başka bir şey değildir. Emperyalistlerin aralarındaki çelişmelerin, onların arasında savaşlarla çözüleceğini Lenin yüz yılın başlarında ortaya koymuştur. Bu tahlillerin doğruluğu birer dünya savaşı biçiminde ortaya çıkan I. ve II. paylaşım savaşları ile doğrulanmıştır. Ancak Marksizmi diyalektikten kopararak bütün bilimselliğini ortadan kaldırmadan bugün de emperyalistlerarası çelişmelerin yine mutlaka bir emperyalist evren savaşı biçiminde çözülebileceğini ileri sürmek mümkün olamaz.

Gerek emperyalist ülkeler arası ilişkilerin günümüzdeki somut durumu, gerekse tarihi olarak eğiliminin yönü bizi bu konuda böylesi somut bir tahlile itiyor. Emperyalist ülkelerin sömürge, yarı sömürge ülkelerle girdiği ilişkilerdeki değişiklikler, ulusal kurtuluş savaşları ve nükleer savaşların etki gücü, emperyalist ülkeleri, aralarındaki şiddetlenen çelişkileri (paylaşım savaşı dışı farklı biçimlerde çözmeye zorluyor.

(2)  Kimileri bu gevşek,ideolojik temelden yoksun, coğu zaman 'kişisel güvene dayalı' diye ifade edilen kişisel ilişkileri idealize ederek bir geçici durumu kalıcı hale getirmeye (içi boş bir birlik fikrine) özel bir önem verdiler. Oysa ideolojik dağılmanın bertaraf edilmesi sağlanmadan bu gevşek ilişkilerin dağılması kaçınılmaz bir şeydi. İdeolojik birliğin olmadığı bir durumda gerçek bir birlik olamaz. Böyleleri bu gibi durumlardaki kaçınılmaz ayrışma ve dağılmalar karşısında hayalleri yıkılmış insanların verdiği hırçınlıkla herşeyi, karşılarındaki kişilerin kariyeristliği ve kişisel özellikleri açıklayabilmişlerdir. Yüksek perdeden 'herşeyin müsebbibi olan kişiler'den hesap soracaklarını (!) ilan edenlerin 'bizden ayrılırken' diye başlayan ifşaatları (!) gerçekte herşeyden çok kendi eksik ve cüce kavrayışlarına tanıklık eder.

(3) Yenilgi dönemlerinden sonra sağ ve revizyonist eğilimler güç kazanmaktadır. Modern reviıyonizmin proleter devrimci harekete karşı burjuvazinin saflarında sûrdürdüğü karalama ve çamur atma kampanyasına 1971 yenilgisinden sonra "yeni" ve çok çeşitli biçimler altında katılanlar bir hayli çojaldı. Modern revizyonizmin, proleter devrimci harekete ta başından beri bildiğimiz "küçükburjuva devrimciliği", "küçük-burjuva maceracılığı", "sol sapma", "anarşizm", "troçkizm" v.b. suçlamalarına aynen fakat birkaç yıllık bir gecikmeyle katılanlar ortalığı doldurdu.

Tabii bu saldırı ve çamur kampanyası da "sosyalizm"e bulaştırılarak yapılacaktı. Nitekim geçmişi "devrimci tarzda aşmak", geçmişi " proleter devrimci tarzda eleştirmek" cilası sürülmeye, özen gösterilmektedir. Bu keskin "proleter ihtilalci"leri Marksizm-Leninizm adına en saçma sapan lafları ettikleri halde, on beş-yirmi günde bir görüş değiştirdikleri halde "proleter devrimcisi" yaftasını özenle taşımaya gayret ettiler. Felsefi idealizmin batağına saplanan bu "devrimci"ler tekke anlayışına sıkı sıkı sarılıp tali bir takım farklılıklar üzerine birbirlerini de suçlamayı ihmal etmiyorlar.

Felsefi idealist kafalar devrimciliğin kriterlerini kendi subjektif niyetlerine göre tespit etmeye başladılar. Örneğin, Çin görüşlerini kabul edenler proleter devrimcisi olmaya başlarlar. SSCB'ye "emperyalist" hatta "baş emperyalist" demeyenler bırakın devrimciliği yurtsever bile değildirler onlara göre. Herşeye SSCB ve Çin çatışması çerçevesi içinde bakarlar.

Felsefi idealizmle, Marksizm-Leninizm arasında ne kadar benzerlik varsa onlarla proleter devrimciliği arasında o kadar benzerlik vardır. Onların nezdinde sınıflar savaşının kriterleri artık yerini subjektif idealist kriterlere bırakmaktadır. Böyle olmakla devrimden hergün biraz daha uzaklaşmak kaçınılmazdır. Proleter devrimciliği onların kafasında sadece anlamsız ama güzel bir isim haline gelir. O ismin arkasına saklanarak ve o ismin sağladığı avantajlarla devrimden uzaklaşan görüşlerini piyasaya sürme imkanlarını bulurlar. Proleter devrimcilerin sağlamaya çalıştıkları işçi sınıfının bağımsız politik eylemini imkansız hale getirmek için bulanıklık yaratır, hedef şaşırtırlar.

Siyasi olarak, devrimin temel meselelerinden uzak, devrimi ikinci plana itip hakim sınıf hiziplerinden birinin yanında diğerine karşı saf tutmak şeklinde özetlenebilecek bir noktaya gelmektedirler. Revizyonistlerle ("sosyal-faşist" diye suçladıkları insanlarla) siyasi bakımdan böyle ortak bir temelleri vardır. Devrimci mücadeleyi, esas tehlike "Rus emperyalizmi"dir ve ona bağlı olarak daha tehlikeli faşizm "sosyal faşizm"dir diyerek saptıran, devrimci saflara hedef karartan dolayısıyla sol içinde hakim sınıfların adına faaliyet gösteren revizyonist ve oportünist bozgunculuk amacına ulaşabilmek için proleter devrimci harekete saldırmak zorundadır.

Bugün bu türden epey kabarık sayıda "grupçuk" ya da tekke vardır. Aynı soydan ve aynı öz fikrin çeşitli almaşıkları etrafında kümelenmiş tekkeler arasındaki ayrılıklar ciddiye alınmamalıdır.

Aynı siyasi hat içinde yer almalarına rağmen bu tekkeler arasındaki ayrılıklar (önemsiz olsa bile) devam edecektir. Tekkeler birleşemez. Oportünistler birleşemez. Aynı şeyi söyleyen tekkelerin arasında yaygara ve safsata üzerine kurulu rekabet sürüp gidecektir.

(4)  Burada kısaca değinelim: Böyle bir tartışma temelde evrim aşamasını evrim (nicel birikim), devrim aşamasını da devrim (nitel sıçrama) ile eşitleştirme şeklindeki bir kavram karıştırmasına dayanmaktadır. Böyle bir tartışma tamamen saçma bir şeydir. Herşeyden önce devrim aşaması nitelik sıçraması (devrim) ile eşit tutulamaz. Devrim aşaması devriminin olabileceği koşullara tekabül eder. Bir toplum devrim aşaması koşullarında olmasına rağmen, çeşitli nedenlerle devrimin yenilgisi ile sonuçlanma durumunda devrim olmayabilir. (Toplum nitelik değiştirmeyebilir.) Ama, tekrar edelim ki, sorunun böyle bir kavram tartışması (ya da karıştırması) olarak ele alınması tamamen saçma bir şeydir.

 


DG Anasayfaya dön     DY anasayfaya dön    THKP-C anasayfaya  dön

Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org