II.BÖLÜM

ÜLKEMİZDE DURUM

Ülkemiz, bugün emperyalizmle ekonomik-politik, kültürel ve askeri bakımlardan tam (bütün alanlarda) bir bağımlılık ilişkisi içindedir.

Emperyalizmin üçüncü bunalım dönemine has gelişmelerin sonucu emperyalizme bağımlı (yukardan aşağı), bir kapitalist ekonomi gelişmiş ve bu yapıya uygun bir biçimde pazar için üretim egemen hale gelmiştir. Bu ekonomik yapı herşeyden önce iç dinamikle gelişmediği için, dışa bağımlı ve çarpık (yabancı tekellere göre şekillenmiş) bir niteliğe sahiptir. Ve de daha baştan tekelci bir karakterde ortaya çıkıp gelişmiştir.

Ülkemiz 1900'lerden bu yana demokratik devrim süreci içindedir. Bu süreç burjuvazinin önderliğinde evrimci (reformcu) bir rota izleyerek gelişmektedir. Emperyalist çağda burjuvazinin önderliğinde demokratik devrimin gerçekleştirilmesi olanaksızdır. Bu sebeple bugün demokratik devrim görevleri tamamlanmış değildir. Toprak sorunu, (belirli ölçüde çözülmüş olmasına rağmen) tam olarak çözülmüş değildir (Özellikle Doğu Anadolu'da). Ulusal sorun çözülmüş değildir. Ülkemizde bugün ulusal sorunun çözümü demokratik devrimin en önemli görevlerinden birisini meydana getirmektedir. Alt yapıda feodalizmin tasfiyesinin tamamlanamamış olması yanında (ve şüphesiz ona paralel olarak) özellikle üst yapıda feodal kalıntıların önemli bir varlık gösterdiğini görüyoruz.

Bu konuda özellikle pre-kapitalist, feodal unsurların (toprak ağaları ve tefeci bezirganların) oligarşi içinde yer almaları, siyasi iktidarda (giderek azalan oranda da olsa) pay sahibi olmaları olgusu gözönünde bulundurulmalıdır.

Bugün dışa bağımlı (emperyalizmin, yabancı tekellerin ihtiyaçlarına göre şekillenmiş) bir "kapitalist" ekonomik yapıya sahip olmasına rağmen ülkemizde demokratik devrim süreci tamamlanmış değildir. Emperyalizmin 3. bunalım döneminin bir sonucu olarak kapitalizmin yukardan aşağı gelişmesi demokratik devrim programını daraltan önemli bazı değişimlere neden olmuştur. En önemlisi ülkemizde demokratik devrim, esas olarak bir toprak devrimi olmaktan çıkmıştır.

Bu değişimler devrimci programımızın demokratik nitelikli içeriğinde bir daralmaya yol açması yanında, şüphesiz ki ülkemiz devriminde geçiş sürecini de etkileyen ve onun özelliklerini belirleyecek olan bir öneme sahiptir.

Ancak, bütün bu değişimler ülkemizde demokratik devrim sürecinin geçildiği şeklinde değerlendirilemez. Yukarda özelliklerine kısaca değindiğimiz bir kapitalizmin buna uyarlı bir biçimde pazar ekonomisinin gelişmesi, hafif ve orta sanayi alanlarındaki gözlenen bir sanayileşme ve yine bütün bunlarla bağıntılı olarak sanayi proletaryasında görülen artıştan kalkılarak, yüzeysel bir değerlendirme ile demokratik devrim sürecinin tamamlandığını söylemek büyük bir yanılgı olur.

Bugün ülkemizde demokratik devrim sürecinin tamamlanması bütün yarı bağımlı, yarı sömürge ülkelerde olduğu gibi bir devrimle gerçekleşebilir.

Ülkemizin gündeminde bulunan devrim anti-emperyalist ve demokratik bir muhtevadadır. Bunu proletaryanın önderliğindeki bütün halkın demokratik iktidarı gerçekleştirecektir.

Ülkemizde kapitalizmin gelişme özelliği hakim sınıflar iktidarında ve bu iktidarın yürütülüş biçimlerinde yansımaktadır.

Ülkemizde uzun bir dönemden beri yerli tekelci burjuvazi, toprak ağaları ve tefeci bezirganlardan oluşan bir gerici ittifakın egemenlik sürdürdüğünü söyleyebiliriz. Emperyalizmin 3. bunalım dönemine has gelişmelerin sonucu olarak işbirlikçi-yerli tekelci burjuvazi, giderek gelişmiş ve emperyalizmin gözde müttefiki haline gelmiştir. Bu nedenle ittifak içinde de belirleyici bir role sahip olmaktadır. Bir başka deyişle hakim sınıflar ittifakı içinde tekelci burjuvazi giderek artan bir etkinliğe sahip olmaktadır.

Emperyalizmin ülkemizdeki uzantısı olarak değerlendirilebilecek olan (uluslararası tekellerle bütünleşmiş, onların bir uzantısı haline gelmiş bulunan) tekelci burjuvazinin hakim sınıflar ittifakı içinde belirleyici duruma yükselmesi aynı zamanda emperyalizmin içsel bir olgu haline gelmesi,emperyalizmin ülkemizdeki egemen sınıflar içindeki ittifakı içinde temsil edilmesi demektir (gizli işgal). Ülkemizde bugün uluslararası tekellerle bütünleşmiş işbirlikçi "yerli" tekelci burjuvazinin, toprak ağaları ve tefeci bezirganların en irileri ile birlikte oluşturduğu gerici bir hakim sınıflar iktidarı (oligarşik diktatörlük) vardır. Oligarşik diktatörlüğü, emperyalizmin ülkemiz üzerindeki siyasi egemenliğinin bir ifadesi (yeni sömürgeciliğe uygun bir biçimi) olarak da değerlendirmek gerekir.

Ülkemizde hakim sınıflar egemenliğinin dayandığı ittifak, kendi içinde önemli çelişmeleri taşımaktadır. (Oligarşik diktatörlük çelişmeli bir ittifak tarafından oluşturuluyor.)

1970'lere gelirken tekelci burjuvazinin güçlenerek sömürüden daha fazla bir paya, siyasi iktidarda da daha etkin bir yere talip olması geleneksel gerici ittifakın parçalanmasına neden olmuştur. Tekelci burjuvazinin artan gelişme ve tekelleşme eğilimi beraberinde kaçınılmaz olarak finansman ve pazar sorunlarının öneminin artmasını da getirmiştir. Bu ise ekonomik platformda feodal ögeler aleyhine bir dizi rasyonelleştirme tedbirlerinin (toprak reformu, finansman ve emlak vergisi kanunları, teşvik tedbirleri v.b.) gündeme getirilmesine yol açarken aynı zamanda hakim sınıflar egemenliğinin temelinde yer alan geleneksel ittifakın parçalanmasını da beraberinde getirdi.

12 Mart açık faşizmi egemen güçlerin yükselen devrimci mücadeleyi bastırma girişimleri ile birlikte, geleneksel ittifakın dağılmasının yarattığı bir iktidar boşluğu zemini üzerinde yükseldi, tekelci burjuvazinin prekapitalıst ögeleri tasfiyeye yönelik girişimleri sözkonusu oldu.

Bugün oligarşi içinde tekelci burjuvazi ile diğer prekapitalist ögeler arasındaki çelişmeler, ekonomik plandaki sorunlar önemini sürdürmektedir. Toprak ağaları ve tefeci bezirganlar aleyhine olan zorunlu gelişmeler oligarşi içindeki çelişmeleri arttırmaktadır. Oligarşi içindeki sınıf ilişkilerinin yönü, işbirlikçi, yerli tekelci burjuvazinin lehine diğerlerinin aleyhine yeni bir "denge"ye, yeni bir oligarşi içi ittifaka doğrudur.

Egemen sınıflar ittifakı içindeki çelişmeler ülkemizde genel bir siyasi istikrarsızlığa neden olmaktadır. Öte yandan oligarşinin egemenliğinin temellerinin zayıf olması, ekonominin iç dinamikle gelişmemiş olmasının bir sonucu olarak burjuvazinin daha baştan tekelci ve cılız bir nitelikte olması, ve de iktidarını kendi gelişmesine ayak bağı olan pre-kapitalist ögelerle sürdürmek zorunda olması, bu yüzden emperyalist sömürüden arta kalanla yetinmek durumunda olmaları, emekçi halk yığınlarını ağır bir sömürü altında tutmalarına neden olmaktadır. Egemen sınıflar emekçi yığınların ekonomik-demokratik alandaki taleplerine dahi tahammül edememektedirler. Ülkemizde güçlü bir işçi sınıfı mücadelesinin bulunmayışı, güçlü demokratik geleneklerin sözkonusu olmaması yüzünden de egemen sınıflar burjuva anlamdaki demokratik hakların tanınmadığı, klasik burjuva demokrasisi ile uzaktan yakından ilgisi olmayan bir biçimde egemenliklerini sürdürebilmektedirler. Ve bu baskı, terör rejimi (sistemi) klasik faşizmden "farklı" özellikler gösterse de sömürge tipi faşizmden başka bir şey değildir.

Oligarşik diktatörlük ülkeyi yönetemiyor. Emperyalizmin derinleşen bunalımına bağlı olarak çarpık ve dışa bağımlı ekonomi şiddetle sallanıyor. Bu, egemen sınıflar arası çıkar çatışmalarının keskinleşmesine ve politik buhrana yol açıyor.

Sınıflar çatışmasının her alanında mücadele ve kargaşa artıyor. Politik arenada, ekonomik-demokratik çatışma alanında sınıf zıtlaşmaları artıyor ve keskinleşiyor. Kurulu düzene karşı kendiliğinden de olsa yükselen sosyal muhalefet, sınıflar çatışmasının her alanında mücadelenin artmasına ve gittikçe keskinleşmesine yol açmakla kalmıyor, aynı zamanda mücadele biçimlerinin de zenginleşmesine, basit biçimlerden daha karmaşık ve üst biçimlere doğru çeşitlenmesine yol açıyor.

Oligarşik dikfatörlük halk üzerine, devrimciler üzerine baskı ve terörünü sistemli bir biçimde arttırmaktadır. Faşizmin halka ve devrimcilere saldırıları sınıflar çatışmasının keskinleşmesine paralel bir biçimde artmaktadır.

Marksist-Leninist temelde, doğru sınıf çözümlemesi ışığında tarihi olarak ülkemizde baş çelişmenin çözümüne dayalı devrimci adım anti-emperyalist, anti-oligarşik devrimdir. Halkla oligarşi arasındaki çelişki baş çelişkidir.

Devrimciler, sınıflar savaşının her alanında devrimi ilerletmek, devrimi yükseltmek için mücadele ederler. Devrimi ilerletecek olan insiyatifli müdahale, ancak her alanda tayin edici çelişmeyi kavrayarak, tayin edici çelişmenin çözümü için çalışmakla gerçekleşebilir.

Proleter devrimciler esas olarak siyasi mücadeleyi örgütleyen, ekonomik- demokratik ve ideolojik mücadeleyi siyasi mücadeleye bağımlı olarak, siyasi iktidarı ele geçirme işine yardımcı olacak şekilde yürüten insanlardır. Devrimi her alanda yükseltebilmek ve siyasi mücadeleye tabi kılabilmek için belirli ve doğru bir devrimci siyasetin kılavuzluğuna ihtiyaç vardır.
Devrimcilerin somut siyasi görevleri vardır. Bu siyasi görevler sınıflar çatışmasının her alanında baş çelişmenin biçimlenişi tarafından belirlenir.

Ülkemizde, hakim sınıflar yönetiminin özelliklerinden (onun faşist karakterinden) doğan ve oligarşik diktatörlüğün yok edilmesine kadar gündemde kalacak olan anti-faşist mücadele, anti-emperyalist, anti-oligarşik devrimin bir parçasıdır ve çözümü bir devrim sorunudur. Bugün baş çelişmenin politik alandaki görünümü (faşizmin halka saldırılarından dolayı) faşizmle halk arasında bir savaş biçimindedir. Bu anlamda anti-faşist mücadele tayin edici önemde bir mücadele olarak kavranmak zorundadır.

Politik arenada anti-faşist mücadelenin gereklerini yerine getirmek ve diğer mücadele alanlarında (ideolojik, ekonomik-demokratik) çatışmayı anti-faşist mücadeleye bağımlı kılmak gerekmektedir.

Ülkemizde faşizme karşı mücadele, devrim meselesi olduğu için devrimci hareketin örgütlenmesi ve birliğinin sağlanması sorununa sıkı sıkıya bağlıdır. Bu sorunun çözümü de işçi sınıfının bağımsız siyasi eylemini oluşturmaktan, işçi sınıfının öz örgütünü, partiyi inşa etmekten geçer. Faşizme karşı mücadelenin zafere ulaştırılabilmesi, işçi sınıfının öz örgütünün yönetimiyle mümkündür.

Devrimci mücadele böyle bir ortamda gelişip güçleniyor. Devrimci düşünceler, böyle bir ortamda en geniş halk yığınları içinde her geçen gün artan bir hızla yaygınlaşıyor.

 


DG Anasayfaya dön     DY anasayfaya dön    THKP-C anasayfaya  dön

Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org