Turgay ERBAY

1957 - 22 Ekim 1982
 


1957 yılında Çankırı'da doğdu. Orta Doğu Teknik Üniversitesi İktisadi ve ldari İlimler Fakültesi'nde okuduğu yıllarda Devrimci Yol hareketi içinde yer aldı. ODTÜ-ÖTK örgütlenmesi içinde Ekonomi Bölümü Temsilciliği yaptı.

1979 yılında Beşevler bölgesinde faaliyet göstermeye başladı ve Erkek Sanat Yüksek Okulu sonrumluluğunu üstlendi. Aynı yılın sonunda önce Emek, ardından Aydınlıkevler bölgesinde anti-faşist mücadelenin örgütlenmesi çalışmalarını yürüttü.

1980'de bu kez Esat mahallesinde Mali Bilimler Yüksek Okulu, 50. Yıl ve Mimar Kemal Liseleri de dahil olmak üzere bu bölgedeki devrimci mücadelenin yönlendirilmesinde etkin görev aldı. Çalışma alanını zamarıla Seyranbağları'na kadar genişletti. Özellikle faşistlerle yoğun çatışmaların yaşandığı bölgelerde faşist hareketin geriletilmesi konusunda son derece etkili oldu.1980 Ağustos'unda yeniden Emek-Beştepe mahallesi sorumluluğunu üstlendi. 12 Eylül'den sonra Ankara çapında yürütülen operasyonlar sırasında 27 Kasım 1980 günü yakalandı. Sorgusu DAL'da yapıldı. Diğer arkadaşlarıyla birlikte ağır işkencelere maruz kaldı. Arıkara Devrimci Yol davası sanıklarındandı ve 146/1 maddeden idam talebi ile yargılanıyordu.1982 yılında önceden aldığı bir cezanın kesinleşmesi nedeniyle Haymana Cezaevi'ne götürüldü. Hastaneye götürülürken kendi başına yolda firar etmeyi başardı. Birkaç gün sonra 22 Ekim 1982 günü, İstanbul'da kaldışı evde polisler tarafından kuşatılınca intihar etmeyi seçti.

Arkadaşı Yalçın Bürkev anlatıyor:

"Turgay, çeşitli özellikleri itibarıyla alışılmamış bir tip ve kişilikti. Gözönüne getirebilmek işin şöyle tarif edeyim: 1.88 boylarında, oldukça zayıf, beyaz tenli, uzunca kızıl saçlı, metal çerçeveli gözlüklü... Dar paça pantalonu, haşpapileri, kot gömleği, bol Amerikan tipi yeşil parkasıyla genellikle bir Avrupalı havası vardı. Öte yandan kişilik özellikleri itibarıyla da alışılmamış birisiydi. Devrimci olmadan önce, lise yıllarında hippiliğe bulaşmış, otostopla Avrupa turu yapmış, pek çok konuda açık fikirli biriydi. Yaşına göre iyi bir entellektüeldi. Yine o dönem açısından, sol literatürde oldukça yeni sayılabilecek çeşitli kitapları sürekli takip ederdi. Babası komando uzmanı bir astsubaydı. Dolayısıyla silaha ve askeri tekniklere oldukça aşinaydı. Uçlarda dolaşan bir kişiliği vardı ve siyasal tavır alışı daima soldan olurdu.

Bu görüntü ve kişilik nedeniyle ona 'Baader' -RAF'ın o dönemdeki önderlerinden- adını takmışlardı.

Turgay, o dönemin gençlik akımlarında pek sık rastlanmayan bu özelliklerini siyasal ilişkilerine de yansıtan bir insandı. Örneğin ODTÜ ÖTK içindeki ilişkilerde hiyerarşiye aldırmayan, özellikle bu tür şeyleri kullanma eğilimlerine ve statükocu herşeye karşı çıkan biriydi. Bu durum, zaman zaman ona karşı bir tepkiye de yol açardı. Onu ezmeye, marjinalleştirmeye şalışan insanlar oldu; ama o, bu tür şeylere çok fazla aldırmazdı

Bütün bu sıradışı imajına karşın, sınıfındaki insanlarla, arkadaşlarıyla, çevresindekilerle oldukça iyi ilişkileri vardı. Ukala ve çok bilmiş bir tip görüntüsü çizmezdi. Fakat nedense siyasal ilişkiler içinde böyle algılanırdı. Bunun nedeni de hiyerarşiyi ve üzerindeki insanları sürekli sorgulama özelliği olsa gerek.
ODTÜ'deki yıllarda gençlik çalışması içindeydi. Gençlik çalışmasında da son derece yetenekliydi. Bir yandan gayet güzelresimler yapar, diğer yandan yazı yazardı; yazı dili, üslubu da son derece renkliydi. Çıkardığımız duvar gazetelerini özenle hazırladığımızı, çeşitli polemikler yapmak için günlerce espriler düşünüp, onları kaleme aldığımızı hatırlıyorum. Değişik açılardan, araştırmacılık, militan özellikler, aktivite, canlılık, örgütleyici yetenekler, sorgulayıcılık gibi şok önemli özellikleri vardı.

Gençlik örgütlenmesinden sonra mahalle çalışmalarına geçmişti. Mahalle çalışmalarında da, kendisini aşacak bir çizgi sürdürdüğünü daha sonraları anladım. Oralarda da oldukça sevilen, sayılan, üstelik bütün o görüntüsüne rağmen, bunu dengelemeyi gözeterek, halktan insanlar tarafından da çok sevilen bir insan olduğunu biliyorum. Kuşkusuz, Turgay'la ilgili pek çok anımız var. 9 Aylık Boykot döneminde yurtta kalırdık. Geceleri okunan kitaplardan, uzun tartışmalardan sonra Turgay sabahın köründe uyanır, teybe Orhan Gencebay'ı koyup sonuna kadar açar; bizi yataktan zıplatarak uyandırırdı.

Yine 9 Aylık Boykot döneminde; epey açlık çektiğimiz günler oldu. Ekmek arası makarnayla geçiştirdiğimiz günler... Hiç unutmam, birgün açlık başımıza vurmuş olmalı ki, birlikte Mimarlık Fakültesi'nin önünde bulunan havuza girip balıkları naylon torbayla yakalamaya çalışmıştık.
Turgay'ın nihilist bir yönü vardı ve bu, onun yaşantısını son anına kadar belirledi. Bu nedenle ben, Turgay'ın asla sıradan bir yaşamı olmayacağını biliyordum. Firarını da, ardından intiharını da duyduğumda doğrusu çok şaşırmadım. İntiharının nedenlerini etraflıca bilmek kuşkusuz mümkün değil. Cezaevine girnıemizden sonra, aşağı yukarı iki yıl onunla görüşemedik. Onun Mamak'taki ve özellikle de Haymana Cezaevi'ndeki yaşamı hakkında fazlaca bilgim yok. Ancak, kişiliği durumu bir miktar açıklayabilir. Birşeyi ya topyekün kazanacak, ya da topyekün kaybedecek... Birşeyi sonuna kadar, belki de kendini yokedene kadar götürecek, anlık kararlar verebilecek bir kişiliği vardı. Bir de, DAL'da yaşananlar malum. 'Böyle birşeyi bir daha asla yaşamayacağım" derdi. Dediğini de yaptı.

Turgay, yaşamımdaki ilk politik dostumdu; yaşamımda çok önemli bir yeri vardı. Onunla bir 'ikili' gibiydik. Değişik özelliklerimizle birbirimizi dengelerdik. Bu da ikimizin politik yönelimi açısından iyi bir uyumdu. ODTÜ'de ÖTK yılları içerisinde, bizim İdari İlimler Fakültesi'nde renkli bir arkadaşlık çevresinin oluşmasında etkili bir tipti, Turgay... O yıllar güzeldi, onu şimdi çok özlediğim anlar oluyor."

Arkadaşı Adnan Bostancıoğlu anlatıyor:

"Turgay hakkında ilk aklıma gelen cümle galiba şöyle birşey olabilir· 'ODTÜ'nün en yakışıklı Devrimci Yolcusu!...

Turgay'la ODTÜ'de okuduğum yıllarda tanıştım. Ben Hazırlık'tayken, o İdari'deydi. Farklı birimlerde olduğumuz için çok sık birlikte olduğumuzu söyleyemem ama, geceleri pastanede ya da yurtlarda uzun sohbetler yaptığımızı hatırlıyorum.

Bir dönem Aydınlıkevler sorumluluğu yapmıştı.

Orada 'Mithat' adını kullanırdı. Ben de Aydınlıkevler'de doğup büyüdüğüm için, mahallede epey arkadaşım vardır. Aradan geçen bunca zamana rağmen, söz ne vakit 80 öncesinden açılsa Mithat'dan bahsederler,  onun akılalmaz cesaretinden, ilginç kişiliğinden... Onları ne kadar etkilediğini şimdi bile hissetmek mümkün. O Aydınlıkevler'deyken ben ODTÜ'deydim.

Aydınlıkevler'e gönderilmem için ODTÜye gelip "ilgililerle" epey konuştuysa da olmadı; ben okulda kaldım.

Bizim dava açıldığında 574 kişiydik. Bana "574 kişi içinden kim firar edebilir?" diye sorsalar, tereddütsüz "Turgay!" derdim. Gerek firarını, gerekse intiharını, merkezi radyo yayınında haberlerden duymuştuk. Kaçtığını duyduğumuzda koğuşta bayram havası esmişti. O dönemde dışardaki koşullar da feci idi. Ama en fazla yeniden yakalanacağına ihtimal verebilirdik. Oysa kuşatıldığı evde intihar ettiği haberini radyoda duyduğumuzda şok olmuştuk. Önce herkes öldürülmüş olabileceğini düşündü. Hatta insanlar kesinlikle öldürüldüğü inancındaydı. Doğrusu, ben de böyle düşünmek istiyordum. Ama -nedense- içimde intihar etmiş olduğuna dair bir hissi de hep taşıdım. Nitekim öyle olmuş.

Evet, aradan bunca zaman geşti. Belki biraz beylik laflar bunlar ama, gerşekten Turgay'ı hiç unutmadım. Onu hala büyük bir sıcaklıkla seviyorum, hatırlıyorum. Bu kitaptaki herkes birilerinin arkadaşı, kardeşi, sevgilisi, karısı, çocuğu... Düşünüyorum da bu kitap iyi ki yazıldı.

Kardeşlerimiz, onların hayatı, yüzleri, anıları unutulmasın..."


Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org