Orhan KESKİN

1956 - 3 Mart 1984


1956 yılında Kars Ardahan'da ilerici, demokrat bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Silvan Lisesi'nde okuduğu yıllarda devrimci düşüncelerle tanıştı. Liseyi bitirdikten sonra ailesiyle birlikte Tatvan'a gitti. Devrimci Hareket'le ilişkisi Tatvan'da bulunduğu dönemde gerçekleşti.

Orhan Keskin, 1977 yılında Diyarbakır Eğitim Enstitüsü, Matematik Bölümü'ne kaydoldu. Ancak Tatvan'daki çalışmaları nedeniyle okula fiilen başlayamadı. Bu dönemde sadece Tatvan'da değil, giderek Bitlis, Van, Siirt, Mardin gibi Kürdistan'ın diğer bölgelerinde gelişen devrimci mücadele ile de ilişki kurdu. Siyasal pratik içinde yetkinleşirken özellikle ulusal sorun konusunda teorik çalışmaları ile bölgedeki diğer gençlerin eğitiminde önemli rolü oldu.
1979 yazında Diyarbakır İl Komitesi içinde yer aldı. Diyarbakır'da Devrimci Yol hareketinin Türk kökenli üniversiteli öğrenci çevresini aşarak, Kürt gençliğine ve kentin gecekondu mahallelerine açılması çalışmaları Orhan Keskin'in çabalarıyla önemli mesafe kaydetti.

Diyarbakır'da 1980 Mayıs'ında polisle girdiği bir silahlı çatışmanın ardından yaralı olarak yakalandı. Gözaltında kendisine yüklenmeye çalışılan suçları kabul etmedi. Tutuklanarak Diyarbakır Cezaevi'ne gönderildi.

12 Eylül döneminin baskısının en ağır hissedildiği yerlerden biri olan Diyarbakır Cezaevi'nde işkenceye karşı yürütülen direnişe Orhan Keskin de katıldı. 2 Ocak 1981'de başlayan direniş 12 gün sonra hiçbir kazanım elde edilemeden bitti. Baskı ve zulmün artarak sürmesi sonucu Eylül 1983'de ölüm orucu başlatıldı. 40 gün sonunda Esat Oktay Yıldıran'ın verdiği sözler üzerine direnişe son verildi. Ancak verilen sözler yerine getirilmedi. Sonunda 14 Ocak 1984'de yeni bir ölüm orucu başlatıldı. Orhan Keskin'in cezasının bitimine az bir süre kalmasına karşın direnişe katılmakda hiç tereddüt etmedi.

PKK Davası Sanığı Şükrü Gülmüş anlatıyor:

"Diyarbakır zindanı bir direniş odağıysa, 35. Koğuş onun yüreğiydi. Orhan da bu direnmenin orta yerinde bulunuyordu. Arkadaşlarımız onun da görüşlerine başvurduğunda, tereddütsüz ve kuşkusuz evetledi Ölüm Orucu Eylemi'ni...

Bu üst düzeydeki eylem ve direnişimizde Türkiye'li bir arkadaşımızın yanımızda bulunması bizleri de sevindiriyordu. Kararlaştırılan şekilde, ölüm orucu gruplar halinde başlayacaktı. Orhan ilk gruptaydı. O zaman, ölüm orucu eylemcilerini kitleden ayırıyorlardı. Ben ikinci grupta eyleme girdiğimde, beni de Orhan'ın olduğu koğuşa verdiler. Koğuşun ranzaları yoktu. Yataklarımızı yerlere seriyorduk. Onlar, bizden önce başladıkları için çeşitli ihtiyaçlarını biz karşılıyorduk. Orhan'ın yanına uğrardım: "Nasılsın?" dediğimde, cevabı hazırdı; “İyiyim Ruken, iyiyim.. ".

Mevcudumuz çoğaldığında bizi yukarı (25. Koğuş'a) çıkardılar. Onlar altta (24. Koğuş) kaldılar. Giderken vedalaşıp öpüştüm onunla. Son gördüğümde durumu iyi değildi. Zayıflamış, avurtları çökmüş, gözleri kuyu dibine atılmış birer mercan gibiydi. Kustuğunda simsiyah bir katran atıyordu."

Şükrü Gülmüş'ün "Yürekte Yaşayanlar Arasında Yeri Var: Orhan Keskin" adlı yazısından:

40 gün sonunda fenalaştı ve hastaneye kaldırıldı. Kendine geldiğinde koluna takılı serumu söküp attı Orhan Keskin'in hastaneye kaldırıldışını duyan babası oğlundan haber almak için girişimlerde bulundu; ancak bir sonuç alamadı. Esat Oktay Yıldıran, babasını oğluna karşı kullanmayı denedi, ama baba bunu reddetti ve hatta cezaevi idaresiyle tutuklu yakınlarının yaptığı toplantı sonrası oğlunu bütün gücüyle destekleme kararı verdi. Mart 1984'de 50. güne ulaşan ölüm orucu, taleplerin kabul edilmesiyle son buldu. Direnişin bittiği akşam, Orhan Keskin hastanedeydi

Bir kaç gün sonra, 3 Mart 1984'de hayata gözlerini kapadı.


Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org