|
|
|
|
SAHTE UMUTLARA YER
YOK! Yıllardır emekçi hatklanmıza karşı kan, zulüm, yoksulluk ve sefaletten başka bir şey getirmeyen MC Çetesi, 1977nin son gününde yıkıldı ve yerine, alabildiğine derinleşmiş bir krizin yıprattığı düzeni tamir etmek, krizin gerekli kıldığı "düzenin onarılması" tedbirlerinin daha az sarsıntıyla ve daha az tahribatla alınmasını olanaklı kılmak üzere (aynı zamanda emekçi yığınların bu operasyona dayanabilecek hale gelmeleri için gerekli "müsekkin"i almalarını da sağlayacak nitelikte) yeni hükümet kuıuldu. Dergimizin yayınlandığı günlerde güven oylaması da yapılmış olacak, eğer bu kez "ilanlar yeni bir oyun oynamazlarsa" hükümet güven oyu da almış olacaktır. |
![]() |
|
DEMİREL SIKILMIŞ BİR LİMONA NE KADAR BENZER? Halk düşmanı MC Çetesi yıllardır hizmet ettikleri efendilerinin talebi üzerine düştü. MC Hükümetinin, efendilerince düşürülüşünün nedenleri şimdi artık herkes tarafından biliniyor. Bu gerekçeler, aynı zamanda Ecevit Hükümetinin de kuruluş gerekçesidir. Başlıca, döviz, enerji, Kıbrıs sorunu, Amerikan ambargosu gibi bir dizi sorunun çözümü, mevcut düzenin sürmesi için gereklidir ve bu sorunların çözülemeyişi, önce 1. MCnin dağılarak erken seçimlere gidilmesine, şimdi de erken seçimler sonrası kurulan MCnin yeniden dağılması (yani dağıtılmasına) yol açmıştır. Demirel aslında "siyaset"in bir gereği olarak, iktidar gücünü kullanarak, maharetler göstererek "ilahlar"a yaranabilmeye çalışmış becerememiştir. Demirel, erken seçimlerin hemen arkasından (Ecevitin seçimler sırasında öngördüğü gibi!) istifalar asker gibi dizilmeye başlayınca, müflis kumarbaz misali oyunu bırakmadı, sonuna kadar götürdü. Önce işi uzatıp, zaman kazanmaya (her zamanki gibi!) sonra gidenleri geri satın almaya çalıştı, beceremedi. Faşist saldırılar tam o sırada, düğmeye basılmış gibi birden yaygınlaştı ve şiddetlendi. Bu saldırılar bir yönüyle, Demirelin daha iyi siyaset yapabileceği bir gerginlik ortamı yaratıyordu. Demirel yıllardır bu gerginlik "siyaseti" üzerinde cambazlık etmeye alışkındı, kendisi öyle biliyordu. Bunu denemeye çalıştı. Ama, aslında onu ipin üstünde oynatan ensesinden bağlandığı ipi tutanlardı. Bu ip gevşeyince bir boş çuval gibi devrildi. Şimdi o, bu hükümet iç ve dış iş çevrelerinin hükümetidir diye bağırıp dururken, biraz da sıkılmış bir limonun burukluğunu taşıyor olmalıdır! O, aslını çok iyi bilir! Aslında onlar, bu şekilde düşürüldükleri için şanslı
sayılırlar. Çünkü, düşmemiş, adeta enselerinden asılı oldukları iple
yavaşça indirilmişlerdir. Eğer onlar, yukardan değil aşağıdan, yıllardır
zulmettikleri emekçi halkların doğrudan devrimci eylemiyle alaşağı edilmiş
olsalardı, herşey çok daha farklı olacaktı ve mutlaka bugüne kadar
miIyonlarca emekçiye çektirdiklerinin hesabını vermek zorunda
kalacaklardı. Ama bu hesabı eninde sonunda ödeyeceklerdir.
BAŞBAKAN ECEVİT Yıllardır emekçi kitlelerin bir kurtuluş umudu olarak görülen bir olay, 1978in ilk günlerinde ve böyle ilginç bir şekilde gerçekleşti. Ecevit, nihayet kendi ifadesiyle, yıllardır kendisine kuşku ile bakan çevrelerin (ki herhalde Demirelin de bildiği "çevreler"dir bunlar) kuşkularını giderebilmiş ve "güvenleri"ni alabilmiştir. Yıllardır işçi ve emekçi yığınlarına gösterilen "umut" slogan böyle gerçekleşti. Bu olay bir süre önce Milliyette yayınlanan ve dergimizde de yayınladığımız Bedrinin bir karikatüründen güzel anlatılamaz. Bir işçi elinde bir pankart; "Umudumuz Ecevit", sonra yanına bir kaç kişi daha geliyor, sonra pankartın ucundan tutmaya gelen "çevre"ler çoğalıyor ve bir kargaşalıktan sonra, malum çevreler elIerinde "Umudumuz Ecevit" pankartıyla uzaklaşırlarken, meydanda bizim işçi pankartın kazığı ile kalakalıyor. Bu karikatür epey önce yayınlanmıştı. Hikayenin sonu da aynen öyle oldu. Şimdi Başbakan Ecevite içerden ve dışardan "büyük büyük" adamlardan tebrikler yağarken, emekçi halkın durumu, elinde pankartın kazığıyla kalakalan işçinin durumuna çok benziyor! El atına binen tez iner derler. Evet, yıllardır kendisini emekçi halka kurtarıcı
olarak gösteren Ecevit, şimdi emekçi halkın düşmanları ve iç ve dış çıkar
çevrelerinin destek ve güveni ile hükümet oldu. Çıkarları birbirine taban
tabana zıt olan iki tarafa birden hizmet etmek, "hayatla ölümü, özgürlük
talebi ile zulüm ve baskıyı, insanca yaşama özlemi ile daha çok sömürme
hırsını uzlaştırmak" mümkün olmadığına göre, Ecevit şimdi ne yapacaktır?
Kimden yana olacaktır? O yapcaklarıyla bunu ortaya koyacaktır -ki bunun ne
olacağı bugünden bellidir.
YENİ DÖNEM Bütün bunların yanında, Ecevit Hükümeti bir çok bakımlardan ülkemizdeki sınıf mücadelesi açısından MC döneminin taşıdığı özelliklerden farklı yanları olan, yeni unsurlar içeren bir dönem olacaktır. Bir çok yönüyle devrimcilere yeni görevler yükleyen ve sadece bu anlamda "yeni" bir dönem. Böyle bir dönemin tüm özelliklerini bütün yönleriyle kavrayabilmek için yeterli veriler henüz tam olarak ortaya çıkmamıştır. Ama, gerek hükümetin kuruluş şekli, gerek Ecevitin açıklamaları, bu "yeni" döneme ilişkin önemli sayılabilecek ipuçları verebilecek niteliktedir. Faşist güçler, MC Hükümetinin düşme durumunun ortaya çıkmasıyla birlikte saldırılarını yoğunlaştırmaya başlamışlardı. Şimdi güven oylamasına doğru faşist güçlerin saldırıları genişleyen bir tempo içinde devam ediyor. Bu saldırıların devam etmesi beklenmelidir. Önümüzdeki dönemde de, emekçi halklarımıza karşı alçakça tertip ve saldırılann sürdürüleceği, emekçi halklarımızla faşist güçler arasındaki ölüm-kalım savaşının süreceği kuşku götürmez şekilde ortadadır. Faşist güçlerin hükümetten düşmeleri, yerine CHP Hükümetinin kurulması, faşist güçler aleyhine olan bir gelişme sayılabilir. Ama, hemen söylenmelidir ki bu gelişmenin önemini abartmamak gerekir. Faşistler, hükümetten uzaktaştırılmaları nedeniyle, hükümet aracılığıyla elde ettikleri bir takım olanakları kısmen kaybedeceklerdir. Ancak hükümet, devletin sadece bir kısmıdır. Bu anlamda hükümet olanaklarından yoksun kalışları, faşistlerin devletin tüm desteğinden yoksun kalmaları olarak görülemez. Faşist güçlerin devlet aygıtı içindeki (son zamanlarda artık iyice deşifre olmuş) güçlerin ve örgütlerin (ki bunların başında CIA vardır) desteği, varlığını devam ettirecektir. Aslında Ecevit iktidarının geleceği de bir bakıma bu güçlerle olan "mücadele" ve ilişkisine bağlı olacaktır. Hükümet olmak, gerçek anlamda iktidar olmak değildir. Ecevitin geçen (1974deki) "iktidar" döneminde Mamak Askeri Cezaevinde görevli bir işkenceci doktor ve bir işkenceci-faşist görevliyi görevlerinden aldırmaya gücü yetmemiştir. Şimdi gücü, gizli-açık resmi sivil faşist çeteleri dağıtmaya, faşist tuzakları parçalamaya onların gücünü yok etmeye yetecek midir? Bırakınız gücünün yetmesini, bunu denemeye niyeti var mıdır? O şimdi faşist güçlere barış çağrısı yapıyor. Bir barış döneminden bahsediyor. Faşistlere "yaraların sarılması için" yardımcı olacak yumuşak bir tutum içinde olmalarını tavsiye ediyor. Onlardan bunu istiyor ve bekliyor. Biz barışın savaşılarak kazanıldığını biliriz. Ama savaşın barış hayalleriyle kazanıldığını bilmeyiz. Barışın barış düşleri ve çağrılanyls, sana karşı bir savaş ilan etmiş kişileri barışa ikna ederek(!) elde edildiğini bilmeyiz. Evet, Ecevitin sahte değil, emekçi halk için değerli olan bir barışı ve can güvenliğini sağlamaya gerçekten niyeti varsa, faşist çeteleri dağıtmak, faşist işkence ve cinayet şebekelerini yok etmek için gerçek bir savaş vermek zorundadır. Bunları yapmadığı; faşist güçlerin devletin resmi açık-gizli güçlerin, ve örgütlerin varlığına dokunmadan onlarla yan yana ve "barış" içinde yaşamaya kalktığı sürece aslında kendi geleceğini de belirlemiş olacaktır. Şimdi faşist güçlerin Süleyman Gençin evine kadar uzanan şiddet gösterileri, Ecevite karşı ileri sürülmüş bir savaş tehditi ve aym zamanda bir "barış teklifi"dir. Ecevitin kabul etmeye gönüllü olduğu ve sözlü olarak yaptığı teklifı, faşist güçler bir başka yolla(!) yapıyorlar! Emekçi halkımıza karşı kurulmuş faşist tuzaklar üzerindeki böyle bir "barış" gerçekte Ecevitin de geleceğini belirleyecektir, diyoruz. Çünkü, barışı ve savaşı kazanmaya niyet etmeden ne barış ne savaş kazanılamaz. Önümüzdeki günler bir çok bakımlardan derslerle dolu bir dönem olacaktır. Halkın önüne sürülen bir sahte umut, bir halkın iktidarı olma iddiası, şimdi bizzat kendisi tarafından reddedilecektir. Devrimcilere düşen, halkın iktidarının ancak kendi güçlü kollarıyla kurulacağının tekrar tekrar ortaya konulması ve bunun gereklerinin yeline getirilmesi doğrultusunda tavizsiz mücadelenin sürdürülmesidir. |
|
|
Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org