SİYASİ GELİŞMELER

MC hükümetinin şimdiye kadar halka verebildiği en iyi şey, kendi içindeki uyumsuzluklar sonucu düşebileceği umudu oldu! Ülkemizdeki siyasi durum öyle bir hale geldi ki, sefalet ve çaresizlik içindeki halk hükümet içindeki anlaşmazlıklarla ilgili yeni bir haber yeni bir gelişme bekliyor. "İlerici" eğilimli basın bu yoldaki umutları artırıcı yazılara (her zamanki adetleri üzere) yer veriyor. Ama şimdi sadece, bugüne kadar hep aynı şekilde "bu hükümetin ha bugün ha yarın çöktüğünü" yazmayı adet haline getirmiş olan "ilerici" basın değil diğer büyük burjuva basını da (Tercüman dahil) bu doğrultudaki kanıları güçlendirecek şekilde yayın yapıyor. Bir AP-CHP koalisyonundan söz ediliyor. CHP politikası uzun zamandır böylesi bir olasılığa çakıldı kaldı. Bütün bu gelişmeler ne anlama geliyor?

  Gerçekten de, MC güçleri arasında önemli uyumsuzluklar ve çekişmeler vardır. Faşist MC çetesi sadece halka düşmanlıkta, yoksul halkı ezip sömürmede, emperyalist güçlere ve yerli parababalarına ortaklıkta pek güzel anlaşıyorlar. Bunun ötesinde iş, sömürü alanlarının pay edilmesine, ganimetin bölüşülmesine geldiğinde alabildiğine çatışıyorlar. Geçen MC döneminde hep böyle, çekişe çekişe, dalaşa dalaşa (ve "ilerici" basınımızın ve sözde solcu birçoklarının ha düştü ha düşecek beklentisine karşın!) seçimlere kadar iktidarlarını, saltanatlarını sürdürebildiler.

Seçimler öncesinde, yaz başlarında bu durum değişti. O zamanki MC hükümeti Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu bir dizi ekonomik ve siyasi sorunu çözemez bir hale gelmişti (Bu sorunlar Devrimci Yol’un o zamanki ve daha sonraki sayılarında incelenerek ortaya konmuştur. Daha sonra bu durum tam anlamıyla gün ışığına çıktı: Ülke tam bir ekonomik krizle karşı karşıya idi. Döviz sıkıntısı had safhaya ulaşmıştı. Amerika’nın denetimindeki IMF bir çok mala zam yapılmasını, taban fiyatlarının ve ücretlerin düşük tutularak iç talebin kısılmasını ve % 25’lik bir devalüasyon yapılmasmı öneriyordu. Amerika’nın Kıbrıs sorunu nedeniyle uyguladığı ambargo sorunları iyice güçleştirmekte idi). Kendi aralarındaki çatışmalar sonucu hükümetin karşı karşıya kalınan sorunları çözemez hale gelmesi nedeniyle egemen sınıfların ve emperyalist çevrelerin isteğiyle hükümet bozulup seçime gidilmişti.

Şimdi, durum seçim öncesinden çok farklı değildir. Daha doğrusu o zamanki durum tamamiyle ortadan kaldırılabilmiş değildir. Seçimler sonrasında egemen sınıfların sorunlarını çözebilecek yapıda bir iktidar oluşturulamadı. Bir CHP hükümetinin de kurulamamasından sonra oluşturulan yeni MC hükümeti emperyalist parababalarının isteklerini yerine getirdi. Halkın belini büken zamları yaptı. Her şeyi alabildiğine pahalandırdı. Para değerini % 10 düşürdü. Taban fiyatlarını düşük tuttu. Yani empeıyalistlerin istediği gibi halkın alım gücünü düşürerek "iç talebi kıstı", ama emperyalist güçlerin ve işbirlikçi tekelciIerin isteklerinin hepsi yerine getirilmiş, sorunlar çözülmüş değildir. Emperyalist çevreler alınan kararları yeterli görmüyorlar. Emperyalist sömürüyü daha da pekiştirecek, halkı daha da ezecek yeni kararlar isteniyor. Ekonomi girdiği bataklıktan çıkamıyor. Yeni bir devalüasyon gündeme getiriliyor. ABD emperyalizmi özellikle Kıbrıs sorununun çözümünü istemektedir. Uygulanan kısmi askeri ambargo ile birlikte ekonomik baskılar Kıbrıs sorununa bağlanıyor. Kendi içinde dalaşıp duran MC çetesi, büyük burjuvazinin ve emperyalist güçlerin isteklerini yerine getiremiyor.

İşte bu noktada, bu sorunların çözümü için hakim sınıflar açısından elverişli bir alternatif olarak görülen AP-CHP koalisyonu için bir eğilim yaratılıyor. Emperyalist güçlerin ve işbirlikçi tekelci güçlerin isteklerini karşılayan bu eğilim büyük basında ve AP içinde dile getiriliyor. AP tabanında bu hükümete karşı genişçe bir "muhalefet" vardır. MSP ve MHP’ye verilen tavizler, bunlarla AP’li kesim arasındaki çıkar sürtüşmelerini artırmaktadır. Bu tepkiler hep, bir AP-CHP koalisyonunu körüklemeye kanalize edilmektedir. Şimdilerde bu eğilimi körüklemek için yeni rüşvet olaylarından yararlanılmak isteniyor. Darbe söylentileri çıkartılıyor.

Bu gelişmeler meclis başkanlığı sorununda düğümlenmiş görünüyor. Demirel ve AP yaratılan bu ortama uygun bir hava içine girmiş, hükümetten çekilebileceklerinden söz etmiş ve meclis başkanlığı konusunda CHP ile uzlaşma yoluna girmiştir. Demirel’in muhtemeI siyaseti AP içindeki muhalefeti, büyük basın ve de iç ve dış çevrelerce yaratılan bu eğilimi Erbakan üzerinde bir baskı unsuru olarak kullanmak ve büyük burjuvazinin ve emperyalist çevrelerin taleplerine uygun çözümler getirebilmek için MSP ile aralarındaki sürtüşmeleri kısmen giderebilmek ve Erbakan’dan bazı tavizler koparabilmektir. Demirel, bir AP-CHP koalisyonu yönündeki geniş baskı karşısındaki esnek tutumuyla bir yandan Erbakan’ı sıkıştırmakta, diğer yandan da CHP’yi, (şu koca muhalefeti(!) ) böyle bir olasılığı bozmamak için, soluk almamaya çalışır vaziyette bekletmekte, bekletebilmektedir. CHP’nin, AP içinde bir çözülme yaratma "umudu" na yönelik siyaseti, Demirel’in MC içindeki uyumsuzlukları giderme yolunda MSP’yi taviz vermeye zorlama çabalarına hizmet ediyor. Bu şekilde, emperyalist çevrelerin ve işbirlikçi yerli tekelci buıjuvazinin taleplerini yerine getirebilir, düzeni yaşatabilir hale gelirse MC çetesinin yoksul halklarımız üzerindeki tahakkümü sürecektir. Aksi halde kendi efendileri tarafından MC’yi düşürmeye yönelik baskı ve zorlamalar yoğunlaşacaktır. MC yerine bir AP-CHP veya benzeri bir hükümetle bu zulüm, baskı ve sömürü düzenini devam ettirmek için... CHP uzun zamandır, emperyalist güçler ve yerli uşaklarınca verilecek böyle bir "düzeni tamir etme" görevini yerine getirmeye gönüllü hale gelmiştir. Uzun zamandır Ecevit ne "emperyalist sömürü", ne de "tekelci burjuvazi" sözlerini ağzına bile almamaktadır.

Şüphe yoktur ki bu şekilde bir gelişmeden, yani, hakim sınıfların istediği gibi CHP-AP koalisyonu yönündeki bir gelişmeden emekçi yoksul halklarımızın karşı karşıya bulunduğu dertlerin acıların dindirilmesine yönelik sonuçlar beklemek sözkonusu olamaz. Seçimler öncesinde yaptığımız şu tespit bugün için de geçerliliğini sürdürüyor: Önümüzdeki günler emekçi yoksul halklarımıza, daha fazla yoksulluk ve sefalet, daha fazla acı ve baskıdan başka bir şey vaadetmiyor.

Burada şöyle bir soru akla gelebilir: Bugünkü MC yerine, gene sömürücülerin, parababalarının çıkarlarına hizmet edecek olsa bile bir AP-CHP ya da MHP’nin yer almadığı başka bir CHP’li hükümet halk için ehven-i şer sayılamaz mı? Bugünkü MC çetesinden daha az kötü bir çözüm sayılamaz mı? Belki, bu soruya bir ölçüde olumlu cevap verilebilir. Ve kuşkusuz, bizim için, halk için, böyle bir gelişmeye karşılık (bunun bütün olumsuz yanlarına rağmen) MC’yi savunmak gibisinden bir tercihimiz sözkonusu olamaz. Biz iktidardaki zalimlere karşı bütün gücümüzle mücadele ederiz. Ama bu mücadelemizi herhangi bir CHP’li hükümet oluşturma hedefi ile daraltmayız. Halka böyle bir gelişmeyi umut olarak gösterebilecek, halkın ufkunu daraltabilecek bir tutum içinde olamayız. Biz halk düşmanlarına ve zalimlere karşı emekçi halkın kurtuluşu doğrultusunda, bütün halkın demokratik iktidarı doğrultusunda mücadele ederiz. Halk düşmanı faşist MC çetesinin yıkılması, bunun yerine bir CHP’li hükümetin oluşması, halkın devrimci mücadelesinin bir yan sonucu olarak gündeme gelebilir. Devrimciler böylesi bir gelişmenin de ne anlama geldiğini halka anlatmak, mevcut siyasi durumu ve gelişmeleri açıkça ortaya koymak, sonu hüsranla bitecek sahte umutlarla halkın uyutulup kandırılmasını önlemek, doğruları olduğu gibi söylemekle görevlidirler.

Evet, emekçi yoksul halklarımızın kendi güçlü kollarıyla, halk düşmanlarının zorba diktatörlükleri yerine bütün emekçi halkların demokratik iktidarını kurmak için kararlı bir devrimci mücadeleyi yürütmekten başka bir kurtuluş umutları yoktur.


Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org