ZAFER, EMEKÇİ HALKLARIMIZIN FAŞİZME KARŞI BİRLEŞİK DEVRİMCİ SAVAŞININ OLACAKTIR

Ülkemiz siyasal gerilimin süratle tırmandırıldığı günler yaşamaktadır. Faşist güçlerin açık kitle katliamları pervasızca sürmektedir. Faşizmin tehdit, gözdağı ve yıldırma esasına dayalı saldırıları sürüp gidiyor ve örgütleyicilerinin amacına uygun olarak, yalan ve demagoji ile desteklenerek ortalığı karıştırmaya -bulandırmaya- devam ediyor. Gerici büyük basın kuruluşlarının da gayretleri ile yaratılan bir bulanıklık ve

  "kaos" içinde soyut bir "asayiş" ve "anarşiyi önleme" sorunu gündeme getirilerek, emekçi halka karşı düzenlenen saldırıların üstü örtülüyor ve bu örtünün arkasında emekçi halkımıza yönelik karanlık tertipler sürdürülüyor. Büyük burjuvazinin benzeri her durumda uyguladığı gibi bir siyasal kaos ve kargaşa ortamı yaratılıyor.

Dergimiz Şubat ayı içindeki yayınlarında, ülkemizde gerici faşist güçlerin kanlı tertipler peşinde koştuklarını açıklamış, bu konuda bütün halk güçlerinin dikkatini çekmişti. Mart ayı, faşist güçlerin kanlı saldırılar, katliamlar ve provokasyonlar düzenlediği bir ay oldu. 16 Mart’ta İstanbul Üniversitesi’nde 7 devrimci kardeşimizin öldürülmesi ve Ümraniye’de yaratılan provokasyon, katliam, son siyasal gelişmelerin hız kazanmasının başlangıcı oldu. O sırada ortaya çıkartılan 5 kişinin kurşuna dizilmesi olayından yararlanan Hürriyet, Günaydın, Tercüman ve diğer gerici gazetelerin örtbas etme gayretlerine rağmen, faşist katliam olayı anti-faşist halk güçlerinin büyük tepkisiyle karşılandı. Olayın hemen ertesinde İstanbul ve Ankara’daki devrimci öğrencilerin düzenledikleri büyük kitlesel gösterilerin hemen arkasından DİSK’li işçilerin 2 saatlik iş bırakma (genel grev) kararı ile başlayan ŞANLI 20 MART DİRENİŞİ gerçekleşti.

Buna karşılık gerici ve büyük basının, özellikle Ümraniye ve U.Gür olayından da yararlanarak sürdürdükleri yayın kampanyasının da etkisiyle gerici faşist güçler açısından elverişli bir durum, yararlanabilecekleri bir ortam ortaya çıkartılmaya çalışılmıştır.

20 Mart direnişinin hemen ertesinde, gerici-faşist güçlerle birlikte, adeta olaylardan hızlı davranma telaşı içindeki B.Ecevit 20 Mart eylemini yürüten ve düzenleyen örgüt ve kişileri, işçileri, öğrenci, öğretmen, memur ve mühendisleri, tüm anti-faşist halk güçlerini suçlayıcı bir demeç verdi. Devrimci güçleri bu "faşizme ihtar" direnişi nedeniyle "faşizme davetiye çıkarmak"la(!) ve yasaya aykırı davranmakla suçladı ve cezalandınlacaklarını açıkladı.

Anti-faşist halk güçlerine karşı bu açık tavır alışla, CHP Genel Başkanı Ecevit, adeta kendisinin, Başbakan olarak seçim meydanlarındaki Ecevit olmadığını açıklıyor, solla ve anti-faşist halk güçleri ile arasına kalınca bir çizgi çekiyordu. Oligarşinin Ecevit’ten istediği de buydu; büyük basının kışkırtma temelindeki yayınları ve tertiplenen provokasyonlarla bu tutuma zorlanmıştı. Nitekim, B.Ecevit’in sola ve devrimci güçlere karşı bu şekilde açıkça tavır alışının hemen arkasından Hürriyet ve Günaydın gibi gazetelerin yayınları anlamlı bir şekilde yön değiştirdi; Dehşet yaratan "anarşi" haberlerinin, "kurtarılmış bölgeler"le ilgili ürkütücü hikayelerin yerini, patates fiyatları, vb. haberler aldı. Tabiatıyla, değişen sadece büyük tekel çevrelerinin sözcülüğünü yapan basının olayları yansıtma biçimidir. Yoksa, faşizmin kanlı saldırıları bütün Mart ayı boyunca sürmüştür (Yurtsever savcı Doğan Öz’ün öldürülmesi, vb.).

Faşist güçlerin çılgınca saldırılarının bundan sonra da süreceğine kuşku yoktur. Ülkemiz önemli gelişmeler içerisindedir ve yine önemli gelişmeler yaşamaya devam edeceğimiz ortadadır.

Bu koşullar altında, ülkemizdeki mevcut durumu yakından incelemek gereklidir. Hızla gelişen olaylar ancak bu suretle doğru bir şekilde kavranabilir.

Ülkemizde neler oluyor? Gelişen olaylar ue siyasi gelişmelerin yönelimi nedir? Mevcut siyasi gelişmeler karşısında, devrimcilere ve tüm anti-faşist halk güçlerine düşen görevler nelerdir? Ve yine bu mevcut siyasal durum ve gelişmeler karşısında doğru bir anti-faşist mücadele çizgisi ne olmalıdır? Siyasi gelişmelerin yönünü faşist güçlerin zararına, halkımızın yararına olarak değiştirebilmek için, nasıl bir eylem çizgisi izlenmelidir?

"HALK DÜŞMANI FAŞİST GÜÇLER KARANLIK TERTİPLER PEŞİNDE KOŞUYORLAR"

Ecevit hükümetinin kurulmasını takibeden günlerde, olayların gelişmesine ilişkin tespitlerimizi; faşist güçlerin karanlık tertip ve saldırılar peşinde koştuklarını ve tertip ve provokasyonların anarşiyi önleme bahanesiyle, Ecevit hükümetine görünüşte "aşırı sola" karşı, özünde emekçi yoksul halka karşı baskı ve sindirme tedbirleri uygulatmaya çalıştıklarını açıklamış ve tüm anti-faşist güçleri bu gelişmelere le tertiplere karşı uyarmıştık.
Son bir ay içerisinde hız kazanan olaylar bu tespitlerimizin doğruluğunu açıkça ortaya koydu. Oligarşi büyük basın tekelleri ve faşist güçler kanalıyla tertiplediği saldırı-kışkırtma ve provokasyonlarla Ecevit’i adeta "ERİM ROLÜ" oynamaya zorlamıştır. Son 20 Mart direnişinin arkasından Ecevit’in takındığı tutum bunda karşı devrim güçlerinin kısmen başarı elde ettiklerini de ortaya koyuyor.

Evet, Mart ayındaki kanlı tertiplerden önceki uyarılarımızda ortaya koyduğumuz gibi hakim sınıflann bugün özellikle uygulamaya çalıştığı plan, bu şekilde, Ecevit hükümeti eliyle halk muhalefetini bastırmak ve ezmektir. Bir faşist hükümet alternatifini (ve bir faşist darbe ortamını) canlı tutarak, bu "faşist darbe olasılığı" tehdidini bir kılıç gibi hükümetin ve halkın boynu üstünde sallayarak, hükümeti "sağa da sola da" karşı olan(!) anarşiyi önleme operasyonlarına, asayişi sağlama uygulamalarına zorlamak! Sözde "aşırı sağa ve aşırı sola karşı" uygulamaların, özünde, ekonomik uygulamaların altında ezilen yoksul halka karşı olduğunu, tabiatıyla söylemeye bile gerek yoktur. Bu suretle, geniş emekçi yığınlar (yoksa faşizm gelir umacısının korkusuyla) böylesine acımasız sömürü koşullarında eli kolu bağlı kalacak, bu denli ağır bir soyguna razı edileceklerdir. Ecevit hükümetine, bu nedenle, "anarşiyi yok etme" görevini, halk muhalefetini bastırma ve faşizme karşı halk direnişini yok etme görevi olarak kavratmaya ve onu bu "ERİM MİSYONUNU" yerine getirmek için "ikna"(!) etmeye çalışıyorlar. Bu yolla büyük basını tam kapasite harekete geçirdiler. Tertip, saldırı ve provokasyonlar düzenlediler.
Daha önceki yayınlarımızda da açıkladığıınız gibi, böylesi bir gelişme, yani Ecevit Hükümetinin, anarşiyi önleme bahanesiyle "aşırı sola"(!) karşı tedbir ve uygulamalara sürüklenmesi, faşist güçlerin bugünkü koşullara uygun bir planından, sonuçta Ecevit hükümetini de kapsamına alacak bir tuzaktan başka birşey değildir. Kısa dönemdeki böyle bir gelişmenin temel anlamı, devlet içindeki yerleşik faşist güçlerle Ecevit hükümeti arasındaki "mücadele"de, Ecevit hükümetinin geri itilmesi, faşist güçlerin zaman, inisiyatif ve mevzi kazanmasıdır.

Oligarşinin içine girdiği çaresizliklerin bir ürünü olarak krizin atlatılması ve mevcut düzenin bozukluklarının tamir edilmesi için Ecevit hükümetini işbaşına getirmesi, bir ölçüde, faşist güçlerin aleyhine bir gelişme olmuştur. Bu gelişme öte yandan çelişmeli bir durum da yaratmıştır. Yönetim mekanizmasındaki Ecevit Hükümeti’ne karşı, mevcut devlet çarkının ve "güvenlik" kuvvetlerinin tüm kilit mevkileri faşist güçlerin elinde bulunmaktadır. Bu iki gücün birbiriyle iktidarı paylaşması zordur. CHP’nin iziediği tüm faşizmle uzlaşma siyasetine rağmen zordur. Büyük buıjuvazinin bu iki farklı siyasetinin uzlaştırılması, yönetimin, bu ikisi arasında geçici olarak paylaştırılması ne şekilde sağlanacaktır? Hükümetin kurulmasından sonra yaratılan kontr-gerilla tartışmaları Ecevit’in bu devlet güçlerini aklamaya zorlaması yönünde gelişmiştir.
Bugünkü koşullarda ise, Ecevit hükümetinin "anarşiyi önleme" operasyonları, bu aynı faşist güçler tarafmdan uygulanacaktır; onun "istihbarat" ve "öneri"leri istikametinde uygulanacaktır. Daha önce, bu tuzağın, Ecevit hükümetinin, üzerine bindiği dizginlerini koparmış bir atın çaresiz binicisi durumuna gelmesi demek olduğunu belirtmiştik. Bu tuzakla, işbaşındaki hükümetlerin ve kişilerin birer kukla durumuna getirilmesi "ülkemizde ve başka ülkelerde" çok görülmüştür! Bütün faşist güçler, geçtiğimiz günlerde ve bugün, bu doğrultuda çırpınmakta, sahte istihbaratlar yaratılmakta, tertipler düzenlenmektedir. Uygulanmakta olan bu planın ikinci yüzü ise; bugünkü hükümetin "misyon"unu şu veya bu vadede tamamlandıktan sonra yerinin faşist bir iktidara bıraktırılmasıdır. Ecevit hükümetinin faşist güçler tarafından alaşağı edilmesidir. Ülkemizde buğün oynanmakta olan tuzak da budur. Ecevit, bugünkü gelişmeler içerisinde, faşist güçlerin bu tuzaklarına yakalanmış gibidir.
"Faşizme ihtar" direnişinin hemen arkasından tüm anti-faşist halk güçlerine karşı saldırıya geçerek, bu yolda önemli bir adım atmıştır. Burjuvazi, Ecevit’e, Nihat Erim’e yaptırdığı işleri yaptırmak isterken fazla hayalci sayılmamalıdır!

MEVCUT SİYASİ DURUM ve OLAYLAR HANGİ YÖNDE GELİŞİYOR?

Bu duruma rağmen Başbakan Ecevit, 20 Mart direnişinin arkasından verdiği demeçte, anti-faşist güçleri faşizmin oyununa gelmekle suçlamaktadır. Bülent Ecevit, hükümete karşı faşist bir darbe tezgahlanmakta olduğunu, bu olayları yaratanların, bu maksatla "ortalığı bulandırmak", "demokratik düzene olan güveni sarsmak" istediklerini, 20 Mart’taki işçilerin işi bırakma eyleminin de bunlara hizmet ettiğini ileri sürmektedir.

Ecevit 20.3.1978 tarihli basın toplantısında bu konuda şöyle söylemiştir: "Ankara başta olmak üzere bazı kentlerde, toplum yaşamını aksatan yasa dışı eylemler ıve direnişler görüldü. Bu yasa dışı aktif direnişleri düzenleyenler, herhalde İstanabul’daki insanlık dışı saldırı olaylarından bugünkü hükümeti sorumlu tutmuyorlardır, ki bu saldırıları düzenleyenler aslında herşeyden önce bu hükümete karşıdırlar...

"Bu saldırıları düzenleyenlerin amacı demokrasiyi yıkarak, devleti etkisiz bırakarak kendi hayal ettikleri Anayasa dışı rejime ortam hazırlamaktır. Bunun için, bazı tuzaklar meydana getirmektedirler. Toplumda harekete geçirdikleri tepkilerin kendi amaçlarına uygun bir ortam yaratacağını ummaktadırlar, tuzak da budur...

"Şimdi Türkiye’de tezgahlanmakta olan bu tuzak, hem Türkiye de hem de başha bazı ülkelerde bir kaç kez tezgahlanmıştır. Faşist rejimlere bu yüzden yol açıldığı, zemin hazırlandığı hatırlardadır. " ·

Ecevit burada, aynı oyunun tezgahlandığı başka ülkelerden sözederken, Pakistan’daki Ali Butto’nun devrilmesine, Yunanistan’daki Albaylar Cuntası diye bilinen faşist askeri darbelere işaret etmek istemektedir. Bugün de, buna benzer şekilde, kendi hükümetine karşı bir faşist darbe tezgahlanmak istendiğini; faşizme karşı ihtar direnişini düzenleyenlerin bu tuzağa düştüklerini ileri sürmektedir.

Burada, öncelikle üzerinde durulması ve dikkatle tespit edilmesi gerekli olan nokta, bir askeri darbe, bir açık faşizm tezgahlanmakta olduğu iddiasıdır. Ecevit bu hükümete karşı bir faşist darbe tezgahlandığı iddiasını ileri sürerken, böyle bir tehlikenin varlığına gerçekten inanmakta mıdır, yoksa bu ihtimale inanmıyor da, sırf, bunu sol üzerinde bir baskı unsuru olarak kullanmak amacıyla mı ileri sürmektedir? Son olaylarda takındığı tutuma bakılacak olursa Ecevit böyle bir tehlikenin varlığına ve ciddiliğine inanmamaktadır. Zira, apaçık ortada olan bir şey vardır ki bugün böyle bir tehlike, ancak mevcut devlet içindeki Ecevit’in kendisinin de farkında olduğu faşist güçler ve örgütler tarafından tertiplenebilir ve böyle bir açık faşist darbe karşısında da yapılacak olan şey, halk yığınlarından direnişi bırakarak, bu "güvenlik kuvvetlerine güvenme"lerini istemek değildir. Tersine bugün faşizme karşi güvenilebilecek biricik güç emekçi halk yığınlarının direniş azmi ve gücünden başka bir şey değildir. Oysa hükümete karşı bir açık faşist darbe tezgahlandığını ileri süren Ecevit, tüm anti-faşist halk güçleri ile bağlarını koparırken, bu güçlere karşı, bu güvenlik kuvvetlerini harekete geçirmektedir; hem de faşizmin oyununa geldikleri gerekçesiyle...

Ecevit’in bu tutumuna bakılırsa, onun, bir faşist darbe tehlikesine ciddi olarak inandığını kabul etmek zordur. Ya da Ecevit, faşist bir darbe tehlikesine karşı, böyle bir darbenin tertiplenmesinin temel kuvvetini oluşturacak olan, devlet içindeki faşist güçlere güvenmektedir! Daha doğrusu bu faşist güçlerin efendilerine; iç ve dış çıkar çevrelerine güvenmektedir! Öyle ya; emperyalist güçler ve yerli tekelci buıjuvazi, Ecevit hükümetini tercih ettikleri sürece, bu hükümetten memnun oldukları sürece, bu hükümete karşı faşist bir darbe tezgahlanmasına onların izin vermeyeceğini Ecevit’in düşünmesi ve beklemesi mümkündür. Mademki demokratik güçler sorumsuz eylemler, direnişler düzenliyorlar(!), Ecevit de, aşırı solun bastırılmasına (gerçekte halk muhalefetinin ve faşizme karşı halk güçlerinin direnişinin bastırılmasına) yönelik operasyonlar başlatılmasına razı olur; egemen güçlerin istekleri yerine gelir, Hürriyet vb. susar, faşist bir darbe ortamının yaratılması da önlenmiş olur!

Bize göre, Ecevit hükümeti, bu tutumuyla tam bir tutarsızlık ve şaşkınlık içindedir ve asıl kendisi bu tutumuyla faşizmin hazırladığı tuzağa gelmektedir. Faşist güçlerin istedikleri gibi davranmaktadır. Tekrar belirtmeliyiz ki faşist güçlerin BUGÜNKÜ planı, Ecevit hükümeti eliyle anti-faşist halk direnişinin bastırılması, "asayişi sağlama" - "anarşiyi önleme" paravanası altında anti-faşist halk direnişinin pasifize edilerek, halkın direniş gücünün yokedilmesidir. Böyle bir gelişme, faşist güçlerin kuvvetlenmesine ya da mevcut örgütlerin muhafazasına karşılık devrimci halk güçlerinin zayıflayıp gerilemesine yolaçmaktan başka bir şey değildir. Bu faşizmin önündeki tüm engellerin temizlenmesi, bir faşist darbe için en uygun ortamın sağlanması demektir. Ecevit hükümeti, bu şekilde bir faşist darbe tehlikesine ciddi olarak inanmalıdır ve egemen güçlerin talepleri doğrultusunda, bugünkü güvenlik kuvvetleri eliyle düzenlenecek operasyonların tertiplenmesinin bu şekildeki bir planın bir parçası, bir tuzak olduğunu kavramalıdır.

BU GELİŞMELER KARŞISINDA NE YAPILMALIDIR?

Öncelikle şu kesinlikle bilinmelidir ki, devıimciler, hiçbir zaman bugünkü gibi bir hükümet yerine bir açık faşist yönetimin gelmesini savunmazlar. Bu veya benzeri başka hükümetlerin bir faşist darbe ile devrilerek yerine şu veya bu şekilde faşist bir hükümetin getirilmesini asla savunmazlar. Tam tersine, açık faşist bir rejimin getirilmesi tehlikelerine karşı en kararlı bir şekilde mücadele edenler, devrimci güçlerdîr. 20 Mart sonrasında, ilerici geçinen bazı yazarlar ve kişiler devrimci güçlerin bu hükümetin yıkılarak yerine faşist bir hükümetin kurulmasını savunduklarını iddia etmişlerdir. Devrimcileri "faşizm gelirse halk ezilir, daha bilinçlenir" şeklinde düşünen kişiler olarak göstermeye çalışmışlardır. Bunun aptalca bir yalan olduğunu söylemeye bile gerek yoktur. Hiçbir devrimci de böyle aptalca şeyler düşünmez. Böylesi aptalca saçmalıkları devrimcilere maletmeye çalışanlar da sadece devrimcileri karalamak isteyen maksatlı kişiler olabilir.

Anti-faşist halk güçlerinin faşizme karşı aktif direnişlerinin bir açık faşist yönetimin getirilmesine neden olacağı iddiası da tamamen tutarsız bir iddiiadır. Faşizm, her zaman kendine karşı yeterli bir şekiIde direnilmediği için başarıya ulaşır; yoksa aktif bir şekilde direnildiği için değil! Aslında bu iddia faşizmin gelmesine komünistlerin, işçi sınıfının mücadelesinin neden olduğunu ileri süren geleneksel sosyal demokrat safsatanın bir tekrarından başka bir şey değildir. Evet, doğru, faşizm, işçi sınıfının ve emekçi halkların devrimci mücadelesine karşı büyük burjuvazinin başvurduğu bir çaredir. Ama, buradan kalkarak, faşizmi önlemek için işçi sınıfının ve emekçi halkın mücadele etmemesini istemek, tam da "okullar olmasa milli eğitimi ne güzel idare edeceğini" söyleyen eski Maarif Bakanının durumuna düşmek demektir. Faşizmi önlemek için, işçiler azgınca sömürülmeye karşı, öğrencilerin beşer onar vurulup öldüıiilmesine karşı ses çıkarmayacaklar, okullarda siyasi tartışmalar yapılmayacak, duvarlara yazı ve afişler asılmayacak, vb.! Böyle bir şeyi, düşünce diye savunmak herhalde olanaksızdır!

Peki halk faşist saldırılara karşı kime güvenecektir? Azgın faşist saldırganlardan halkı kim koruyacaktır? Ecevit, bunun hükümete ve devletin "tarafsız"(?) güvenlik kuvvetlerine bırakılmasını istiyor. Hangi tarafsız güvenlik kuvvetlerine? İstanbul Üniversitesi’nden çıkan öğrencileri faşistlere katlettiren ve onların kayıplara karışmasını temin eden güvenlik kuvvetlerine mi? Bugün, Ecevit’in ve İrfan Özaydınlı’nın bile güvenmediği bilinen güvenlik kuvvetlerine mi?

Bugün, anti-faşist halk güçlerinin aktif ve devrimci bir savunma çizgisinden uzaklaşmalarını istemek, halkın faşizme teslim olmalarını istemekten başka birşey değildir. Bekleyelim, hükümet güvenlik kuvvetlerini tarafsızlaştıracak, her şey düzelecek demek de, olmayacak duaya amin demekten başka bir şey değildir. Ecevit bugün tuhaf bir şekilde, kitleleri pasiflik içinde beklemeye çağırmaktadır. Faşizmin elde etmek istediği tam da budur. Faşizmin korkulu rüyası, halk güçlerinin kararlı, bilinçli bir savaş azmidir. Bu direniş ne kadar güçlü ve sağlam olursa faşizmin saldırı tertip ve provokasyonları, tuzakları bozguna uğratılabilir, faşist güçlerin alçakça saldırıları püskürtülebilir.

Eğer Ecevit hükümeti, bir açık faşist dikta alternatifine ciddi olarak iııanıyorsa, buna karşı direnmeyi düşünüyorsa, güvenilebilecek yegane gücün, bu anti-faşist halk güçlerinin savaş azmi, kararlılığı ve direniş gücünden başka bir şey olmadığını anlamalıdır. Bu konuda, bugün isteklerini yerine getirmekte olduğu egemen güçlerden, bir fayda göremeyeceğini, halk güçlerinden tecrit olmuş bir hükümetin, faşist güçler tarafından kolayca altedilebileceğini kavramalıdır...
Bugün, içinde bulunduğumuz koşullarda faşist güçler hemen bir faşist darbe tezgahlama olanağına sahip değillerdir. Bu kısa vadede, böyle bir askeri faşist darbe veya faşist bir sivil darbe için koşullar elverişli değildir. Faşist güçler bu bakımdan, zaman kazanmak, mevzilerini korumak, hükümeti tehdit ve gözdağı ile gerileterek sol güçlerin üzerine sürmek, ona halkın direniş güçlerini ezdirmeye, yıprattırmaya çalışmak ve inisiyatifi ele geçirmek peşindedir. Hükümetin, Ecevit’in ve İçişleri Bakanının faşistlerin yaygaraları karşısındaki her türlü tereddütlü, yalpalayan şaşkın tutumları faşistlere hizmet etmektedir. Faşist güçler bir kurtarılmış bölge, ihtilal provası, sol anarşi sorununu yaygara ile gündeme getiriyorlar; hükümet hemen kendilerinin ne kadar tarafsız, sağa da sola da karşı kişiler olduğunu ispat etmeye koyuluyor. Onların her şaşkınlığı ve tereddütü faşist güçlere cesaret vermekte, inisiyatifin giderek faşist güçlerin eline geçmesine neden olmaktadır. Faşist propaganda ve yaygaranın etkisine kapılınarak asla şaşkınlığa ve tereddüte düşülmemelidir.

Faşist yalan ve demagojiler açığa çıkarılmalı, deşifre edilmeli ve faşizmin üzerine kararlı bir şekilde gidilmelidir.

Bugün devletin güvenlik ve istihbarat örgütleri içerisindeki faşist güçlerin etkisi belirleyicidir. Kontr-gerilla ve MİT gibi faşist provokasyon ve saldırı teşkilatları mutlaka dağıtılmalıdır. Bu güçler varlıklarını korudukları sürece, bu hükümete karşı faşist bir hükümet darbesi alternatifi ve ortamı daima canlı kalacaktır. Bu güçleri yok farzederek, onlarla uzlaşarak ve üstlerini örterek, onların sırtını sıvazlayarak bir açık faşist dikta tehlikesi bertaraf edilemez.

Ecevit hükümeti, devrimcilere ve anti-faşist halk güçlerine karşı sözde "asayişi sağlama, anarşiyi önleme" adına girişeceği her uygulama ve girişimin, her "operasyon"un, sadece ve sadece faşistlere yardım etme anlamına geleceğini, faşist güçlerin sadece halka ve devrimcilere değil, bu hükümete de yönelecek olan tertip ve tuzaklarına yardım edeceğini çok iyi bilmelidir.

BUGÜN BÜTÜN DEVRİMCİ GÜÇLER FAŞİZME KARŞI TUTARLI ve AKTİF BİR SAVUNMA ÇİZGİSİNİ KARARLILIKLA SÜRDÜRMELİDİRLER

Bugün içinde bulunduğumuz koşullarda devrimci halk güçleri, iktidarı alacak demokratik halk iktidarını kuracak ve tüm faşist güçleri yok edecek bir aşamada değillerdir. Bu yüzden, bugünkü koşullarda doğru bir mücadele çizgisi, tutarlı ve aktif bir SAVUNMA çizgisidir.

Bugün faşist güçler, halkın direniş gücünü ve demokratik örgütlerini, direniş mevzilerini Ecevit hükümetine dağıttırmaya ve faşist örgütleri muhafaza edip güçlendirmeye ve giderek bu hükümeti devirerek yerine faşist bir hükümet oluşturmaya yönelik bir hat izliyorlar.

Devrimciler, bu somut koşullara uygun bir mücadele çizgisi izlemelidirler. Doğru bir mücadele çizgisi, faşizrnin taktik siyasetlerini boşa çıkaracak bir nitelikte olmalıdır.

Faşizme karşı doğru bir mücadele çizgisi açık faşizme geçiş eğilimlerinin gündeme getirildiği durumlarda, bu eğilime karşı mücadeleyi ve buna uygun taktikleri gündeme getirir.

Devrimciler, faşist güçlerin eylem çizgisini doğru kavramak zorundadırlar. Ancak bu şekilde faşizme karşı tutarlı ve doğru bir eylem çizgisi izlenebilir. Bugün faşist terör ve demagojinin yöneldiği şey nedir? Kitle katliamları, ilerici yurtsever kişilerin öldürülmesi, evlerin ve işyerlerinin bombalanması, rastgele kalabalıkların içine bombalar atılması, vb... Faşist saldırılar genel olarak kitle pasifikasyonuna ve şekilsiz bir siyasal kargaşa ve siyasal kaos yaratmaya yöneliktir. Hürriyet’in ve diğer faşist yalan makinalarının gayretleri de bunu tamamlamaya çalışmaktadır. Bu yalan, tertip ve provokasyonlarla en kararlı devrimci unsurları halktan tecrit etmeye, devrimcileri halk yığınları indinde karalamaya çalışmaktadırlar.

Bu durumda, devrimci eylemler; siyasi sonuçları bakımından halkın açıkça anlayabileceği, siyasal kaos ve kargaşayı artırmaya yönelik olmayacak olan, kitlelerin yıldırılması ve genel kitle pasifikasyonuna yardımcı olmayacak bir niteIik taşımak zorundadır. Siyasi sonuçları halk güçlerinin yararına olmayan, faşist güçlerin amaçlarına hizmet eden eylemler kesinlikle devrimci eylemler değildir. Siyasi bakımdan hedef şaşırtıcı, faşist demagojiye fırsat verici olan, her şeyden önemlisi, halkın yararına mı yoksa faşist güçlerin yararına mı olduğu seçilemeyen davranış ve eylemlerden kesinlikle kaçınılmalıdır. Faşist güçlerin genel kitle pasifikasyonu ve siyasal kaos yaratmaya yönelik eylemleriyle hiç bir bakımdan karıştırılamayacak kadar açık ve anlaşılır bir eylem çizgisi izlenmelidir.

Bu doğnıltudaki faşist tertip ve provokasyonlar en açık ve geniş bir şekilde derhal açığa çıkarımalı, deşifre edilmelidir.
Bugün faşist çeteler örgütlü ve silahlı, halkımız ise örgütsüz ve silahsızdır. Devrimciler faşizme karşı mücadelesinde halkın önderleri olacaklarsa, halkın faşizme karşı savaş azmini yükseltmeli, birlik ve dayanışma ruhunu yaratıp geliştirmelidirler.

Bu yolla faşistlerin ölüm kusan silahları ellerinden alınabilecektir.
Faşist terörün kırılması ve etkisizleştirilmesi mücadelesinde mümkün olduğunca çok insan örgütlendirilerek eyleme sokulmalıdır. Bu mücadele direniş komitelerinin bünyesinde kalıcı bir hale getirilmelidir.

Söylemeye bile gerek yoktur ki, faşizme karşı direniş mücadedelesi, faşist saldırıları karşılayabilecek ve defedebilecek özellikleri içinde taşımalı, bu faşist saldırılan defetmeye elverişli olmalıdır. Bu konuda, azgın faşist saldırılar karşısındaki emekçi halk güçlerinin direniş eylemlerinin anayasa ve yasaya uygunluğunu ve kullanılacak araçların niteliğini tartışma konusu etmek; azgın bir hayvana karşı canını savunmaya uğraşan bir insanın ceketinin yırtık olmasının adabı mıiaşeret kurallarına uygun olup olmadığının tartışılması kadar saçma ve anlamsız bir şeydir.

Devrimci güçler bugün faşist güçlere karşı tam bir MEŞRU SAVUNMA durumundadırlar.

Devrimci bir savunma anlayışı pasif değil aktif bir savunma anlayışıdır. Aktif bir savunma anlayışı, mevcut koşullara uygun olarak dikkatli ve doğru bir şekilde kavranmalı, faşizme karşı tutarlı bir savunma çizgisi, bütün anti-faşist halk güçlerinin anti-faşist direnişini örgütleyecek bir şekilde kararlılıkla sürdürülmelidir.

ZAFER, EMEKÇİ HALKIN FAŞİZME KARŞI BİRLEŞİK DEVRİMCİ SAVAŞININ OLACAKTIR!


Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org