|
|
|
|
AEP VE İZLEYİCİLERİ CEPHESİNDEKİ SON GELİŞMELER ÜZERİNE... AEP ve ardından Türkiyedeki izleyicileri "Üç Dünya Teorisi"ni eleştirmeye başladıklarında Devrimci Yol şu değerlendirmeleri yapmıştı:
|
![]() |
Çin Halk Cumhuriyetinin 7 Temmuz 1978de Arnavutluka yaptığı her türlü yardımı kesip AEP ile olan bağlarını tümden koparmasından sonra, AEPnin ÇKPye doğrudan yönelttiği eleştiriler giderek hızlanmış ve bu eleştirilerde önemli değişiklikler görülmeye başlanmıştır. AEP, Çini emperyalist ilan etmiş, Maoyu da içerecek bir biçimde tüm bir ÇKP tarihinin ve Çin devriminin "eleştirisi"ne yönelmiştir. Ülkemizde "Mao Zedung düşüncesi"nin savunuculuğu
konusunda önceleri birbirleriyle yarışan "siyaset"ler (TİKP dışındakiler)
AEPnin "Üç Dünya Teorisi"ni eleştirmesiyle bir şaşkınlık evresine
girmişler, daha sonra AEP ve Enver Hoca savunuculuğu konusunda
birbirleriyle yarışmaya başlamışlardır. Böylece renkli bir curcuna ortaya
çıkmıştır. AEP Marksist-Leninist Politikalar Değil, Kendi Dar Ulusal Çıkarlarını Ön Plana Çıkaran Politikalar Savunmaktadır AEP, "ÜDT"ni eleştirmeye başlayınca, Çin
Arnavutluka yaptığı her türlü askeri, ekonomik ve politik yardımı kesmiş,
bunun üzerine AEP şiddetle anti-ÇKP bir tutum içine girmiş ve işi Çini
emperyalist bir ülke olarak nitelemeye vardırmıştır. AEP, bugün ÇKPye ve Çine karşı aldığı tutumu ideolojik olarak meşrulaştırmaya çalışırken, mekanik, vulger Marksizme özgü bir bakış açısı sergiliyor şimdiye kadar, ÇKP dahil tüm "SET" savunucularında görülen, revizyonizm burjuva ideolojisidir; öyleyse revizyonistler burjuvalardır; dolayısıyla revizyonistlerin egemen olduğu, yönetimde bulunduğu yerde burjuva diktatörlükleri vardır, kapitalizm vardır" diyen; birbirine yakın ve birbirine dönüşen şeyler (ve olgular) arasındaki ayrım çizgilerini yok sayıp, son tahlilde aynı olan şeyleri basitçe ve doğrudan özdeşleyerek, şeyler arasındaki farklılıkları görmezden gelen sofizme özgü, Marksizmin yöntemine tümüyle aykırı bir bakış açısıdır. AEP, Çine karşı aldığı kesin karşı tavrı çok kısa bir sürede meşrulaştırmak, kendi tavrına ideolojik bir temel yaratmak istiyor. Bunun için, Sovyetlere ilişkin söylediği gibi Çinde de kapitalizmin restorasyonundan bahsetmek yerine, çok daha kestirme bir yol seçerek, doğrudan doğruya, Çinde bugün zaten kapitalizmin olduğunu ileri sürmüştür. Bu tür görüşler ileri süren AEPnin dünyaya bakış yöntemi, mantığı ÇKPninkinden tümüyle farksızdır. Marksizmin sınıfsal çözümlemelerine kökten aykırı düşen bu bakış yöntemi AEP önderlerinin son makalelerinden birinde, revizyonizm konusunda ileri sürdükleri görüşlerde açıkça görülmektedir. Söz konusu makalede revizyonizme ilişkin olarak şunlar söylenmektedir:
AEP, ÇKP devlet başkanı Hua ,Guo Fengin Eylül başında Balkan ülkelerine yaptığı gezi sırasında Zeri i Populitin bir makalesinde (Halkın Kurtuluşu, sayı 127) Çini, ilk kez emperyalist bir ülke olarak nitelemiştir:
Çini önce emperyalist ilan eden AEP için bu iddiasına ideolojik temel hazırdı. AEPin, bütün "SET" savunucuları gibi, revizyonizmi, doğrudan burjuva ideolojisi sayan bir anlayışı terketmeyerek, sadece bu anlayışın sonuçlarından bir tanesi olan "ÜDT"ni reddettiği zaman, aynı anlayış ile ÇKPyi bir burjuva partisi, Çini de emperyalist ilan etmesi, "kolay" bir işti. AEP MK Marksist-Leninist İncelemeler Enstitüsü toplanarak "revizyonizmin her türüne karşı savaş açan"(!) tezler oluşturdu. Daha sonra bizim AEP yanlısı basında yer alan bu tezler şu görüşlere yer veriyordu:
AEP bu görüşleriyle altından kolay kolay
kalkamayacağı çamlar devirmektedir. Bir kalem darbesiyle, Çin devrimini
bir burjuva devrimi, ÇKPyi bütün tarihi boyunca bir burjuva partisi
olarak ilan etmektedir. AEP yöneticileri, Marksist bir yönteme sahip
olmayanların nasıl bir kutuptan diğer bir kutuba doğru kolayca ve
pervasızca geçebileceklerini kanıtlıyorlar. AEP bütün bu iddialarıyla Çin proleter devrimini, onun Marksizm-Leninizme Milli Demokratik Devrim, halk savaşı ve benzeri konularda yaptığı katkıları tümüyle inkar etmektedir. Yıllardır Çin devrimine ilişkin tartışmalar sürerken bu konuda hiçbir şey söylemeyen AEP, bugün kalkıp Çin devriminin önemini ve katkılarını tümden reddeden modern revizyonistlerin ileri sürdükleri tezlerin sonuçlarını aynen tekrarlamaya başlamıştır. AEP, Çinli devrimcilerin "kır şehri kurtarır" biçimindeformüle ettikleri halk savaşı stratejisini ve uluslararası düzeyde bugün ulusal ve halk kurtuluş savaşlarının dünya devriminin gelişiminde oynadıkları role ilişkin görüşlerini eleştirerek modern revizyonistlerle aynı safda buluşmaktadır. AEP, "(ÇKP yönetimi) teoride proletaryanın hakim rolünü inkar eden ve Marksizm-Leninizmden sapma olan köy şehri kurtarmalıdır tezi vazetmiştir" diyerek Çin devriminin şahsında halk savaşı anlayışını reddetmeye yönelmektedir.(*) Sömürge ve yarı sömürge ülkelerdeki devrimci mücadelenin gelişiminde kırsal alanların belirleyici olduğu, köylülüğün proletarya partisinin öncülüğünde temel güç olarak devrime katılacağı ve iktidarın uzun süreli bir halk savaşı yoluyla parça parça ele geçirilebileceği gibi devrimci görüşler reddedilmektedir. AEP, ayrıca, "kır şehri kurtarmaz" diyerek ulusal ve halk kurtuluş savaşlarının dünya devriminin gelişiminde bugün için belirleyici önemini de reddetmektedir. Bunu yaparken de demagojik ifadelere başvurmaktadır:
Bilindiği gibi, "dünya devriminin geneldeki gelişimi dünyanın kırlarından dünyanın şehirlerine doğru olacaktır" tespiti ile anlatılmak istenen, dünya devriminin odağının bugün esas olarak sömürge, yarı sömürge ülkeler olduğudur. AEP son derece demagojik ifadeler, zorlamalar ve çarpıtmalarla işte bu devrimci görüşleri savunulamayacak biçime sokmakta ve ardından ulusal ve toplumsal kurtuluş mücadelelerinin önemini küçümseyen yıllanmış modern revizyonist tezlere sarılmaktadır. Ayrıca AEP yöneticileri, bugün ileri sürdükleri yeni tezler ışığında kendi geçmişlerini de bize açıklamak durumundadırlar. Yıllardır, ÇKPyi uluslararası işçi sınıfı hareketinin ve dünya proleter devriminin merkezi önder gücü olarak tanıyan ve tanıtan AEP, bugün hiçbir özeleştiri yapmadan ÇKPnin uzun dönemden beri revizyonist bir burjuva partisi olduğunu ileri sürebilmektedir. AEP, siyasal olarak o denli tutarsız davranmıştır ki, bugün tüm bir geçmişiyle revizyonist ilan etmeye yöneldiği ÇKPyi ve -dolayısıyla- onun önderi Mao yu, bundan daha iki yıl önce, "ÜDT"ni ilk kez eleştirdiği 7. Kongre raporunda Enver Hoca ÇKP ve Mao hakkında şunları söylemiştir:
Evet, iki yıl önce bunları söyleyen AEP, bugün
kalkıp Çinin dünya hegemonyası peşinde koşan emperyalist bir ülke,
ÇKPnin de çok eskiden beri "revizyonist bir burjuva partisi olduğunu ilan
etmektedir. Şimdi, yıllardır revizyonist olan bir partiyi dünya devriminin
önder gücü olarak tanıyan ve tanıtan AEPnin bu tutumu revizyonizm olmuyor
mu? Peki nasıl oluyor da yıllardır revizyonist bir politika izleyip,
peşinden koştuğu revizyonizmi "açığa çıkarmakla" AEP özeleştiri bile
yapmaksızın Marksist-Leninist olabiliyor? ÇKP Takipçiliğinden AEP Takipçiliğine Hatırlanacağı üzere AEP ve ÇKP arasındaki "ÜDT" tartışması kızıştığında (TİKP dışındaki) "SET"i savunan bütün gruplar sarsıntıya uğradı. Ve ÇKP nın temsilciliği tahtına TİKPnin sağlamca oturduğunu bildiklerinden; bu nedenle artık ÇKP takipçiliğinin Türkiye koşullarında "siyasi yarar" getirmediğini, tam tersine, kendi tabanlarının TİKPye kanalize olmak durumunda olduğunu gördüklerinden, hemen hepsi AEP yanında saf tuttular. Hiç olmazsa AEPnin temsilcisi olabilmek için de biri yek diğerini "ÜDT"yi savunmaya devam etmekle suçladı. D. Halkın Yolu, D. Halkın Birliği Çinde
restorasyonu başlatıp, kapitalizmin inşasını hızla tamamlatmaya
yöneldiler. Maonun ölümünden sonra ÇKPyi sinsi ve hain bir biçimde darbe
yaparak ele geçirip "Mao Zedung düşüncesini" etkisizleştirmek ve
kapitalizmi yeniden kurmak için azimle çalışan (kendi ifadeleriyle) tombul
Feng" ile "cüce Teng" ikilisinden bahsetmeye başladılar. D. Halkın Yolu da Proleter Devrimci Teori dergisinin 4. sayısında benzer görüşlere yer verdi:
Diğerlerine göre çok daha iyi bir Tiran radyosu dinleyicisi olduğunu kanıtlamakta olan (ve hatta Enver Hocaya gönderdiği yaş günü kutlama mesajı için özel cevap dahi almış olan) Halkın Kurtuluşu ise bu konuda (AEPnin görüşlerinin "berraklaşmaya" başlamasıyla birlikte) Çin, ÇKP ve Çin,devrimine ilişkin eski görüşlerinde yanıldıklarını açıklayıp, Çinde aslında kapitalizmin olduğunu utangaç bir biçimde beyan etti.
Acaba HKna; "Çin dünyaya kapalı olsa bile, ÇKPni M-L gören HKnın da gözleri mi kapalıydı? İçerde kapitalizmi uygulatan bir partinin dış politikası, sosyalizme ve dünya devrimine ilişkin önermeleri, dünyaya bakış açısı M-L olabilir miydi?" diye sormanın bir anlamı olabilir mi? Anlaşılan, ÇKP nin revizyonist bir çizgi izlediğini söylediğimizde bizi "orta yolculuk" ile suçlayan ve yarın neye "kahrolsun" neye "yaşasın" diye haykıracağı meçhul olan HKcıların, bugün oldugu gibi o zaman da küçük burjuva dar kafaları bilime, Marksizm-Leninizme kapalı idi... *** AEPnin son söyledikleri göz önüne alındığında,
dünya devrim sürecinde halk savaşlarının rolü, sömürge ve yarı sömürge
ülkelerdeki halk savaşı stratejileri ve bunlarla ilgili bütün konularda
bizim AEPciler yine görüş değiştirecekler." Ama HKnın bugüne kadar ÇKP ve Çin,devrimi konusunda savunduğu görüşler hakkında özeleştiri yapmaya başlayınca söyleyeceklerini şimdiden, üç aşağı beş yukarı biz de tahmin edebiliriz:
Evet, HKnın bütün bunları söyleyeceğini rahatlıkla tahmin edebiliriz. Çünkü yukardaki nitelemelerin ve izahatların önemli bir kısmı bizzat HKnın kendisi tarafından ve kendisi için "ÜDT"ni reddettiği zaman söylenmişti. Kısa bir
sürede bütün oportünist günahlarından arınmak için "ÜDT"ne bir günah
keçisi olarak saldırmışlardı. Elbette şimdi de arta kalan günahlarından
arınmak için ÇKPnin geçmişine ve Çin devrimine de saldıracaklar.
diyeceklerdir!.. Açıktır ki HK yazarları gibi sistemli saçmalayan kişiler Marksist-Leninist adını taşımaya layık değildir. M-Lnin temel görüşlerini reddederek Marksist-Leninist olmak hiç mümkün değildir. "Hata yapmadan doğruyu bulamayız" mazereti altında sürekli olarak M-L ile taban tabana zıt hata yapma alışkanlığını savunmaya kalkışmak ise sofizmin dikalasıdır. Öte yandan HKcılar çeşitli yazılarında M-L klasiklerini okumamış oldukları için bazı hataları işlemiş olduklarını, bu hataların bir bakıma da cehaletten kaynaklandığını söylüyorlardı. Bu tür bir ölçüde kabul edilebilir bir mazerettir. Ama şurası da kabul edilmelidir ki M-Lnin en temel tespitleri konusundaki bir cehalet söz konusuysa, bunun sahibine "proleter devrimci" değil de "M-L"i öğrenmek isteyen iyi niyetli devrimci unsurlar" denebilir. Ancak HKcıların bunca zamandan sonra içine düştükleri hataları bu mazeretle açıklamaları kabul edilemez. "Halkın Kurtuluşunun gelişme çizgisini başından beri M-L belirlemiştir" (sayı 97) diye böbürlenmeye başladıkları noktada ise hiç kabul edilemez: HK yukardaki cümlenin bir alt başlık olduğu ve bize cevaben kaleme aldığı bir yazısında şöyle diyordu:
Evet, gerçekten HK kendisini aynen böyle savunuyor! HKnın gelişme çizgisini başından itibaren (ama çıkarken" broşürü hariç!) M-L belirlemiş. Ayrıca HKcılar yukarıdaki cümlelerinin devamında, "ÜDT"ni broşürlerinde değil de, (ki bir tanesi hariç diyorlar) sadece gazetelerindeki yazılarında savunduklarını söylüyorlar. (Elbette, "Yoldaş"ın da bir broşür değil sadece broşür biçiminde bir dergi olduğunu biliyoruz.) Yani Marksizm-Leninizm, HKnın (bir tanesi hariç) broşürlerini belirlemiş ama gazete yazılarını esas olarak belirleyememiş. Eh bu kadar kusur da artık herkeste bulunur! HKcılar kendi geçmişlerini değerlendirirlerken, önceleri bu konuda geçmişlerinde proleter devrimciliğin ağır bastığını söylediler. Sonra bundan vazgeçtiler ve geçmişlerinin küçük burjuva maceracılığı olduğu tespitinde karar kıldılar. Ve geçmişlerinde revizyonizmin, Troçkizmin derin etkisinde kaldıklarını ifade ettiler. Ayrıca örgütlenmelerinin devrimci burjuva demakratik bir örgütlenme olmaktan çıkıp Marksist bir örgütlenmeye dönüştüğünü söylediler. O günlerde henüz Çin devrimini örnek alınacak bir devrim olarak görüyorlardı ve elbette ÇKP de örgütlenmeleri konusunda kendilerine ışık tutuyordu. (Şimdi bunun da değişmesi lazım.) Ortaya çıktığı zaman "faşizmin tırmanması" teorisini savunan HKcılar özeleştiri yaparak bundan da vazgeçtiler. Ve o güne kadar Marksist devlet teorisini kavrayamamış olduklarını ifade ettiler. Tabii, o günden sonra da proleter devrimcileri olarak Marksist devlet teorisini ve faşizm teorisini de en iyi kendilerinin savunduklarını söylemeye başladılar. Bir ara milli mesele konusunda "doğuda referandum" şiarını ortaya attılar, bu konuda bir özeleştiri daha yaparak yine en doğrusunu kendilerinin söylediklerini açıkladılar... Ve bilindiği üzere "ÜDT"ni reddettiler. Bu konuda özeleştiri yaparken, bu teoriyi aslında eskiden savunmadıklarını ama savunuyor gibi yaptıklarını açıkladılar. "ÜDT"ni savunuyor gözüktükleri günlerde, bu tahlili savunmak, uygulamak ve hayata geçirmekle hükümlü olunduğuna ilişkin bir "genelge" yayınlamış olduklarını, ama bu "hayata geçirme" talimatının da "laf olsun" diye söylendiğini belirttiler. Siyasi pratiğe kendilerince "yönlendirdiklerini" iddia ettikleri zamanlarda da, aslında sürekli yalpalamakla vakit geçirdiler. Sendikalar konusunda önerdikleri bir siyasetten daha sonra özeleştiri yaparak vazgeçtiler. TürkYunan savaşının devrim durumuna yol açacağını tespit ettikten sonra da bu tespitin geçersiz olduğunu "vaaz ettiler." Genel grev önerdiler ama bu öneride de yanlış hedef gösterdiklerini açıkladılar. Bu konuda reformizme ve ekonomizme saplandık dediler. ..Aklımızda kalanlar bu kadar. Şimdi, bütün bunlar ortada dururken HKnın bugüne kadar takip ettiği, şu zikzaklı çizgisi ve çoğunlukla da birbirine taban tabana zıt "tahlilleri", politikaları, ayan beyan görülüyorken; HKnın gelişmesinin M-L tarafından belirlendiğini söylemek M-Le büyük hakaret olmaz mı? HK (dünyaya M-L olarak gelseydi bile) ÇKPyi kendisine önder kıldığı anda, artık M-Li değil, revizyonizmi benimsemiş olduğunu kabul etmek zorundadır. Kısacası, 71 dönemindeki sol kendiliğindencilikten sonra sağ kendiliğindenciliğe, ekonomizme kendini savurup fırlatan HKcılar, zaten bu halleriyle ne MDD teorisini, ne halk savaşını savunabilirlerdi. HK şimdi bir iki sayısında yutkunduktan sonra "halk savaşı", vb. meşakkatli işleri lafta da olsa savunmaktan AEP sayesinde kurtulmuş olacaktır. MDD teorisini savunurken, ÇKPnin revizyonistliğine aldandık, "hata" yaptık; ÇKPnin bir burjuva partisi olduğunu yeni öğrendik bu nedenle artık Çin devrimine önderlik eden ÇKP gibi bir partimiz olsun istemiyoruz, "inşa örgütü"müze ÇKPde olduğu gibi köylüleri doldurmayacağız filan diyecektir. Ama bu durumu bu denli basit ve ilkel bir şekilde
açıklamak ne değer taşır? Bütün bu ve benzeri grupların en önemli özelliği, dünya görüşlerinin eklektisizm (seçmecilik) ile belirlenmiş olmasıdır. Bunlar ortaya çıktıkları andan itibaren, küçük burjuva dar görüşlülükleri yüzünden, karşı karşıya kaldıkları bütün çözümsüzlüklerden kurtulabilmelerinin çaresini, şurdan burdan devşirdikleri görüşlerde, hoşlarına giden alıntılarda bulabileceklerini sanmışlardır. Kafa yapılarına hiçbir kanuda belli bir sistematiği sığdıramamışlar, farklı farklı sistematiklere ait tespitleri uc uca ekleyerek ve elbette sık sık da bu eklentilerin parçalanması olayını yaşayarak bugünr kadar gelebilmişlerdir. Bu olguyu, bu grupların oluşum süreci içinde, çarpıcı örnekleriyle izlemek mümkündür. Hatırlanacağı üzere, Türkiyede 71 döneminde sol hareketin ağır bir yenilgiye uğramasından sonra, bu yenilginin yol açtığı yılgınlık ve teslimiyet ortamının etkilerine kapılanlar, o güne kadar yaptıklarının son derece anlış ve maceracı işler olduğunun hükmüne vararak, "M-L" olarak gördükleri sağ ve reformist akımlara bağlanmayı seçmişlerdi. İşte bunlardan bir kısmı olan HK, HY vb. de o zamanlar (şimdi kendilerinin de sağ ve gerici ilan ettikleri ÇKP revizyonizmine tapınmaya başlamıştı. ÇKPnin revizyonist dünya görüşünün bir tezahürü olan "SET"nde kendi eklektik kafa yapılarına uygun bir muhteva bulmuşlardı. Ve nihayet M-Le artık vasıl olduklarını ilan etmişlerdi. ÇKP revizyonizminin görüşleri bunların eklektik ve dogmatik düşünce tarzlarının "enternasyonalizm adına cilalanmasına yaramaktan öte bir anlam taşımamıştı. ÇKP artık "uluslararası otorite" olarak bu grupların her konudaki açmazının çözümünde imdatlarına yetişecekti. ÇKP revizyonizmine kölece bağlılıkları, eklektisizm-dogmatizm ve kopyacılık şeklinde özetleyecebileceğimiz özellikleriyle bir süre devam etti. Daha sonra, bilinen gelişmelerin bir sonucu olarak "ÜDT"ni reddetmek zorunda kaldılar. Artık ÇKP de revizyonist bir parti TİKP de iflah olmaz bir gerici çeteydi. Ama aslında hiçbir şey değişmemişti... Çünkü "ÜDT"ni reddettikleri anda da, dünya görüşleri,ideolojileri değişmemiş; sadece bu ideolojinin siyasi sonuçlarında bir tanesi "ortadan kalkmış"tır. "ÜDT gibi siyasi bir tespite yol açan dünya görüşleri ve bu dünya görüşünün temelini oluşturduğu "SET" halâ ortada durmaktadır. Şimdi, "üç dünya teorisi"ne ve ÇKPye revizyonist, burjuva, sınıf işbirlikçisi gibi suçlamalar yönelterek, AEP saflarında olmayı, Marksist-Leninist olmanın yegâne kriteri olarak görenlere şunu sormak gerekir: Dün bu denli gerici bir teoriyi benimseyebilmenize yol açan şey neydi? Ve bugün bir anda AEP saflarına geçmekle size o gerici ve sınıf işbirlikçisi vb. görüşleri benimseten şey ne kadar değişti? Şurası bir gerçektir ki, bugün "Üç dünya teorisi"ni reddetmekle ve AEPnin en Marksist-Leninist parti olduğunu söylemekle, dün sahip olduğunuz bakış açısı hiçbir şekilde değişmiş değildir. Olaylara, nesnelere bakarken, onları kavrayışınızı, algılayışınızı belirleyen dünya görüşü değişmiş değildir. Bunun en büyük delili şudur: Siz dün savunduğunuz görüşleri en ağır ifadelerle suçlayarak terkederken, eskiyi mahkum ederken, sadece eskiden bir seçme hatası (yanılgısı) yaptığınızı ve aslında o zaman da M-L olduğunuzu söylemekten geri durmadınız. Size eskiden o teorileri benimseten şeyleri, mahkum etmediniz, açıklamadınız. O halde, şimdi de aynı dünya görüşü ile yeni bir seçme yapmaktan başka bir şey yapmadınız. Ve yine bunun da en büyük delili, dün size "üç dünya teorisi"ni kabul ettiren dünya görüşünüzü, bugün de ÇKP hakkındaki tahlillerinizde aynen ve yeniden sergilemekte oluşunuzdur. M-L bilimsel bir dünya görüşüdür. Sahip olduğunuz küçük burjuva seçmeciliği ile M-L arasındaki çelişmeyi, bugün de ÇKP için uygulamakta olduğunuz "sosyal emperyalizm teorileri"yle bol bol kanıtlıyorsunuz. Şimdi çok iyi biliyoruz ki, başta HK yazarları olmak üzere, bu eleştirilerimize maruz kalan bütün yazar özentileri, sırf cevap vermiş olmak için hemen kaleme sarılacaklardır. Bu arkadaşra son olarak bir çift sözümüz daha var. Kaleminizi bir yana bırakın ve lütfen biraz daha
düşünün! Bugüne kadar yaptıklarınız arasında (tesadüf olanlar hariç) M-L
tarafından onaylanabilir hiçbir tutarlı tavrınız olmamıştır. Sakın bunun
tersini iddia etmeyin. Üç-beş gün içinde olaylara bakışınızın dünya
görüşünüzün değişmesinin mümkün olmadığını herkesten iyi siz bilirsiniz.
Daha kısa bir süre önce "ÜDT"ni savunduğunuz ya da (daha da kötüsü)
savunuyor gözüktüğünüz günlerde, esas olarak M-Li de savunduğunuzu nasıl
iddia edebilirsiniz? Dün SSCBye, aynı dünya görüşü ışığında "sosyal
emperyalist" diyen ve bugün yine aynı dünya görüşüyle karşılıklı olarak
birbirlerine M-L demekten vazgeçip "emperyalist, revizyonist" diyen
AEPnin ve ÇKPnin değiştiğini nasıl söyleyebilirsiniz? Bugün hararetle
savunduğunuz görüşler de, dün savunup bugün gerici diye "mahkum ettiğiniz"
görüşlerinizden tamamen farksızdır. Kafa yapınız aynı revizyonist
görüşlerle doludur. Sadece ÇKP şapkasını çıkarıp AEP şapkasını giymiş
olmanız ne değiştirir ki? Revizyonizme farklı cila da vurulsa revizyonizm,
yine revizyonizmdir. (*) İşin ilginç yönü, aynı makalenin Halkın Kurtuluşunda yayınlanan çevirisinde bu bölüm yoktur. Söz konusu olan bu çeviri hatası mıdır, yoksa bu görüşler HKnın "UDHD" broşüründeki görüşüne ters düştüğü için kasıtlı olarak mı çıkarılmıştır, bilemiyoruz. |
|
|
Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org