AEP VE İZLEYİCİLERİ CEPHESİNDEKİ SON GELİŞMELER ÜZERİNE...

AEP ve ardından Türkiye’deki izleyicileri "Üç Dünya Teorisi"ni eleştirmeye başladıklarında Devrimci Yol şu değerlendirmeleri yapmıştı:

"Gerek AEP, gerekse ülkemizdeki AEP izleyicileri, ÇKP’nin ‘Üç Dünya’ siyasetine veryansın eleştiriler düzüyorlar. ‘Üç Dünya teorisi sınıf işbirlikçiliğidir,’ ‘Üç Dünya, devrime ihanettir, anti-Leninizmdir’ vb. yöneltilen eleştirilerin tümü, hiç tereddütsüz, ÇKP’nin revizyonist bir çizgiyi

 

savunmakta ve izlemekte olduğundan başka bir anlama gelmez ve bilindiği gibi ÇKP bu revizyonist çizgiyi 1970’lerden bu yana uygulamaktadır. Oysa, yine hem AEP, hem de ülkemizdeki yeni izleyicileri, revizyonizmin iktidara gelmesinin burjuvazinin iktidara gelmesi demek olduğunu, partinin revizyonist bir çizgi izlemeye başlaması ile birlikte, o ülkenin kapitalist-emperylist bir ülke olduğunu, SSCB’nin bu şekilde sosyal emperyalist bir ülke haline geldiğini ileri sürüyorlardı. Sosyal emperyalizm teorilerinin temel mantığı budur. Eğer hem bu mantığın doğru olduğunu, hem de ÇKP’nin 1970’lerden beri revizyonist olduğunu kabul ediyorsanız, bu mantığın zorunlu bir sonucu ÇKP’nin sosyal emperyalist bir ülke olduğunu kabul etmektir. ÇHC’de bugün tıpkı 1956’da Kruchev’in ‘bir komplo’ ile iktidara geldiği gibi, burjuvazi (şu revizyonist burjuvazi) iktidarı gaspetmiş, Çin halkını aldatarak sosyalist Çin’i sosyal emperyalist bir ülke haline getirmiştir. Üstelik bu konuda dış politikada bol miktarda ‘kanıt’ da elde edilebilinir. İçerde de sınıf ayrıcalıklarına ilişkin, ücret farklılıklarına, özel mülkiyete ilişkin gene bolca ‘kanıt’ bulunabilinir! Çok mu saçma? Ama bu mantığı siz SSCB için uyguluyorsunuz!
Gerek ÇKP’nin, gerekse AEP’nin sosyal emperyalizm teorilerindeki çıkış mantığını reddetmedikten sonra, bugün ÇKP’ye (ve ‘üç dünya’ teorisine!) yöneltilen eleştirilerin varacağı zorunlu sonuç (eğer tutarlı olmak diye ihtiyaç varsa tabii!) Çin’in de sosyal emperyalist olduğunun ilanından başka bir şey olamaz!
(...)
İstediğimiz, Çin’i de içine alan bir çözümleme ile ‘Kahrolsun üç süper devlet’ deme kolaycılığını göstermek zorunda kalmadan, ‘üç dünya teorisi’ni dayandığı ‘sosyal emperyalizm’ safsataları ile birlikte reddederek ve onu söyleten mantığı reddederek Türkiye’de yaşanan anti-faşist devrimci mücadelede yer almanız." (Devrimci Yol, sayı 13,15 Ocak 1978)

Çin Halk Cumhuriyeti’nin 7 Temmuz 1978’de Arnavutluk’a yaptığı her türlü yardımı kesip AEP ile olan bağlarını tümden koparmasından sonra, AEP’nin ÇKP’ye doğrudan yönelttiği eleştiriler giderek hızlanmış ve bu eleştirilerde önemli değişiklikler görülmeye başlanmıştır. AEP, Çin’i emperyalist ilan etmiş, Mao’yu da içerecek bir biçimde tüm bir ÇKP tarihinin ve Çin devriminin "eleştirisi"ne yönelmiştir.

Ülkemizde "Mao Zedung düşüncesi"nin savunuculuğu konusunda önceleri birbirleriyle yarışan "siyaset"ler (TİKP dışındakiler) AEP’nin "Üç Dünya Teorisi"ni eleştirmesiyle bir şaşkınlık evresine girmişler, daha sonra AEP ve Enver Hoca savunuculuğu konusunda birbirleriyle yarışmaya başlamışlardır. Böylece renkli bir curcuna ortaya çıkmıştır.
Kimileri Çin’de kapitalizmin restorasyonundan bahsederken, kimileri de Çin’de sosyalizmin inşasına yönelik bir politikanın hiçbir zaman uygulanmadığını ve baştan beri kapitalizmi egemen kılmaya yönelik bir politikanın izlendiğini savunmaya başlamışlardır. Aslında Marksizm-Leninizm adına sürdürülen bu kaba acıklı güldürünün ardında yatan şey, bu "siyaset"lerin bilimsel ve devrimci dünya görüşünden, Marksizm-Leninizmden uzak küçük burjuva dar kafalılıklarıdır.
 

AEP Marksist-Leninist Politikalar Değil, Kendi Dar Ulusal Çıkarlarını Ön Plana Çıkaran Politikalar Savunmaktadır

AEP, "ÜDT"ni eleştirmeye başlayınca, Çin Arnavutluk’a yaptığı her türlü askeri, ekonomik ve politik yardımı kesmiş, bunun üzerine AEP şiddetle anti-ÇKP bir tutum içine girmiş ve işi Çin’i emperyalist bir ülke olarak nitelemeye vardırmıştır.
Bu tutum küçük burjuva milliyetçi eğilimlerin etkisi ve ulusal çıkarların ön plana çıkarılmasıyla oluşan tepkici bir tavır olmakla beraber; AEP bu tavrını Marksizm-Leninizm lafızlarıyla meşrulaştırmaya, Marksist-Leninist bir politika olarak sunmaya gayret göstermektedir.

AEP, bugün ÇKP’ye ve Çin’e karşı aldığı tutumu ideolojik olarak meşrulaştırmaya çalışırken, mekanik, vulger Marksizme özgü bir bakış açısı sergiliyor şimdiye kadar, ÇKP dahil tüm "SET" savunucularında görülen, revizyonizm burjuva ideolojisidir; öyleyse revizyonistler burjuvalardır; dolayısıyla revizyonistlerin egemen olduğu, yönetimde bulunduğu yerde burjuva diktatörlükleri vardır, kapitalizm vardır" diyen; birbirine yakın ve birbirine dönüşen şeyler (ve olgular) arasındaki ayrım çizgilerini yok sayıp, son tahlilde aynı olan şeyleri basitçe ve doğrudan özdeşleyerek, şeyler arasındaki farklılıkları görmezden gelen sofizme özgü, Marksizmin yöntemine tümüyle aykırı bir bakış açısıdır. AEP, Çin’e karşı aldığı kesin karşı tavrı çok kısa bir sürede meşrulaştırmak, kendi tavrına ideolojik bir temel yaratmak istiyor. Bunun için, Sovyetler’e ilişkin söylediği gibi Çin’de de kapitalizmin restorasyonundan bahsetmek yerine, çok daha kestirme bir yol seçerek, doğrudan doğruya, Çin’de bugün zaten kapitalizmin olduğunu ileri sürmüştür. Bu tür görüşler ileri süren AEP’nin dünyaya bakış yöntemi, mantığı ÇKP’ninkinden tümüyle farksızdır. Marksizmin sınıfsal çözümlemelerine kökten aykırı düşen bu bakış yöntemi AEP önderlerinin son makalelerinden birinde, revizyonizm konusunda ileri sürdükleri görüşlerde açıkça görülmektedir. Söz konusu makalede revizyonizme ilişkin olarak şunlar söylenmektedir:

"Bugün revizyonizmin bir niteliği, onun iktidardaki revizyonizm gibi geniş bir şekilde yaygınlaşmasıdır. Revizyonistlerin iktidarda bulundukları ülkelerde ekonomik yapı şimdi tamamen kapitalisttir. Üstyapı ise, yapıştırılan etiketlerden bağımsız olarak özde ve muhtevada tipik burjuvadır. Böylece bu ülkeler, kapitalist dünya zincirinin halkası haline gelmişlerdir." (AEP, MK üyesi Fikret Şehu, "Modern Revizyonizmin Bütün Akımlarına Karşı Mücadele", Halkın Kurtuluşu, sayı 131)

AEP, ÇKP devlet başkanı Hua ,Guo Feng’in Eylül başında Balkan ülkelerine yaptığı gezi sırasında Zeri i Populit’in bir makalesinde (Halkın Kurtuluşu, sayı 127) Çin’i, ilk kez emperyalist bir ülke olarak nitelemiştir:

"Şimdiki Çin yönetiminin, açıkça belirlenmiş olan ve pratikte tutarlılıkla uygulanan yalnızca bir tek siyaseti vardır. Bu siyaset, tipik emperyalist ve süper devlet siyasetidir, savaş kışkırtıcı ve dünya egemenliği peşinde koşan bir siyasettir.
Bu nedenle, Avrupa’yı ateşe atmak isteyen Çin emperyalizminin planları, kendi hegemonyacı çıkarları uğruna Sovyetler Birliği ile Amerika Birleşik Devletleri arasında bir savaş kışktırtma çabaları gerçekleşemez."

Çin’i önce emperyalist ilan eden AEP için bu iddiasına ideolojik temel hazırdı. AEP’in, bütün "SET" savunucuları gibi, revizyonizmi, doğrudan burjuva ideolojisi sayan bir anlayışı terketmeyerek, sadece bu anlayışın sonuçlarından bir tanesi olan "ÜDT"ni reddettiği zaman, aynı anlayış ile ÇKP’yi bir burjuva partisi, Çin’i de emperyalist ilan etmesi, "kolay" bir işti. AEP MK Marksist-Leninist İncelemeler Enstitüsü toplanarak "revizyonizmin her türüne karşı savaş açan"(!) tezler oluşturdu. Daha sonra bizim

AEP yanlısı basında yer alan bu tezler şu görüşlere yer veriyordu:

"Son zamanlarda sahneye açıkça ortaya çıkan, fakat aslında derin köklere sahip olan anti-Marksist bir akım olan Çin revizyonizmi, bugün devrim ve sosyalizm davası için, ‘halkların özgürlüğü ve bağımsızlığı için büyük bir tehlike teşkil etmektedir. (...) Çinli revizyonistlerin ideoloji platformlarının tamamı, Marksizm-Leninizmin temel meseleleriyle ve her ülke çerçevesinde ve uluslararası ölçüde devrim ve sosyalizm sorunuyla ilgili olarak propagandasını yaptıkları bütün tezler baştan sona anti-Marksist ve karşı-devrimcidir. (...) Nitekim Çin’de gerek Çin devrimi sırasında, gerekse devrimden sonra Çin yönetiminin tavrı hem teoride hem de pratikte liberalizm ve sınıf mücadelesinin işçi srnıfı yararına yürütülmesinden yana olmamıştır. Bunun erine teoride proletaryanın hakim rolünü inkar eden ve Marksizm-Leninizmden sapma olan "köy ve şehri kurtarmalıdır" şeklindeki tezi vazetmiştir, pratikte ise öyle bir şekilde hareket etmiştir ki, küçük burjuvazi devrimde hakim role sahip olmuştur. Devrimden sonra ise revizyonist Çin yönetimi sınıf uzlaşmacılığı ve sınıf olarak burjuvazinin varlığına izin verme çizgisini izlemiş ve Enver Hoca yoldaşın belirttiği gibi, sömürücü sınıflara karşı hoşgörülü ve oportünist tutum takınmış, pratikte de devlet iktidarını onlarla paylaşmıştır. Çin revizyonistleri hiçbir zaman gerçek bir proletarya partisi olan Leninist tipte bir partinin bölünmez, önder rolünden yana olmamıştır." (Fikret Şehu, "Modern Revizyonizmin Bütün Akımlarına Karşı Mücadele", D. Halkın Yolu)

AEP bu görüşleriyle altından kolay kolay kalkamayacağı çamlar devirmektedir. Bir kalem darbesiyle, Çin devrimini bir burjuva devrimi, ÇKP’yi bütün tarihi boyunca bir burjuva partisi olarak ilan etmektedir. AEP yöneticileri, Marksist bir yönteme sahip olmayanların nasıl bir kutuptan diğer bir kutuba doğru kolayca ve pervasızca geçebileceklerini kanıtlıyorlar.
AEP ile, onun Çin devrimine, ÇKP ye ve halk savaşına ilişkin bugün ileri sürdüğü iddialarını tartışmak oldukça güçtür. Çünkü AEP ÇKP’nin bütün tarihi boyunca bir burjuva partisi olduğunu, Çin’de ta başından beri kapitalizmin inşa edilmeye çalışıldığını ve Çin’de bugün kapitalist (hatta emperyalist!) bir ülke olduğunu ileri sürerken hiçbir bilimsel kanıt ileri sürmemekte ve üzerinde tartışılabilecek hiçbir teorik tahlil getirmemektedir. Bütün "SET" savunucularının yaptığı gibi bu konuda da hamasi bir ajitasyondan ileri gidememektedir.

AEP bütün bu iddialarıyla Çin proleter devrimini, onun Marksizm-Leninizme Milli Demokratik Devrim, halk savaşı ve benzeri konularda yaptığı katkıları tümüyle inkar etmektedir. Yıllardır Çin devrimine ilişkin tartışmalar sürerken bu konuda hiçbir şey söylemeyen AEP, bugün kalkıp Çin devriminin önemini ve katkılarını tümden reddeden modern revizyonistlerin ileri sürdükleri tezlerin sonuçlarını aynen tekrarlamaya başlamıştır. AEP, Çinli devrimcilerin "kır şehri kurtarır" biçimindeformüle ettikleri halk savaşı stratejisini ve uluslararası düzeyde bugün ulusal ve halk kurtuluş savaşlarının dünya devriminin gelişiminde oynadıkları role ilişkin görüşlerini eleştirerek modern revizyonistlerle aynı safda buluşmaktadır.

AEP, "(ÇKP yönetimi) teoride proletaryanın hakim rolünü inkar eden ve Marksizm-Leninizmden sapma olan ‘köy şehri kurtarmalıdır’ tezi vazetmiştir" diyerek Çin devriminin şahsında halk savaşı anlayışını reddetmeye yönelmektedir.(*)  Sömürge ve yarı sömürge ülkelerdeki devrimci mücadelenin gelişiminde kırsal alanların belirleyici olduğu, köylülüğün proletarya partisinin öncülüğünde temel güç olarak devrime katılacağı ve iktidarın uzun süreli bir halk savaşı yoluyla parça parça ele geçirilebileceği gibi devrimci görüşler reddedilmektedir.

AEP, ayrıca, "kır şehri kurtarmaz" diyerek ulusal ve halk kurtuluş savaşlarının dünya devriminin gelişiminde bugün için belirleyici önemini de reddetmektedir. Bunu yaparken de demagojik ifadelere başvurmaktadır:

"Marks, Engels, Lenin ve Stalin, sömürge ülkelerde kurtuluş mücadeleleri ile Avrupa’da proleter devrim arasındaki bağları görüp doğru bir şekilde açıklamışlardır. Onlar milli demokratik ve anti-emperyalist devrimlerde proletaryanın hegemonyası ve özyönetiminin gerekliliğinden çok söz etmişlerdir. Fakat onlar, köyün şehri kurtaracağını, Polonya’nın Rus veya Alman proletaryasını, İrlandalıların İngiltere’yi, Afrikalıların Avrupa’nın işçilerini kurtaracaklarını asla vaaz etmemişlerdir." (HK, sayı 132)

Bilindiği gibi, "dünya devriminin geneldeki gelişimi dünyanın kırlarından dünyanın şehirlerine doğru olacaktır" tespiti ile anlatılmak istenen, dünya devriminin odağının bugün esas olarak sömürge, yarı sömürge ülkeler olduğudur. AEP son derece demagojik ifadeler, zorlamalar ve çarpıtmalarla işte bu devrimci görüşleri savunulamayacak biçime sokmakta ve ardından ulusal ve toplumsal kurtuluş mücadelelerinin önemini küçümseyen yıllanmış modern revizyonist tezlere sarılmaktadır.

Ayrıca AEP yöneticileri, bugün ileri sürdükleri yeni tezler ışığında kendi geçmişlerini de bize açıklamak durumundadırlar. Yıllardır, ÇKP’yi uluslararası işçi sınıfı hareketinin ve dünya proleter devriminin merkezi önder gücü olarak tanıyan ve tanıtan AEP, bugün hiçbir özeleştiri yapmadan ÇKP’nin uzun dönemden beri revizyonist bir burjuva partisi olduğunu ileri sürebilmektedir. AEP, siyasal olarak o denli tutarsız davranmıştır ki, bugün tüm bir geçmişiyle revizyonist ilan etmeye yöneldiği ÇKP’yi ve -dolayısıyla- onun önderi Mao yu, bundan daha iki yıl önce, "ÜDT"ni ilk kez eleştirdiği 7. Kongre raporunda Enver Hoca ÇKP ve Mao hakkında şunları söylemiştir:

"Halklarımız ve ülkelerimiz aynı idealler yolunda silah arkadaşlarıdır ve aynı hedefler ve enternasyonalist görevlerden esinlenmektedirler. Burjuva revizyonist propagandasının hiçbir iftirası veya tertibi, Arnavutluk-Çin dostluğunun Marksist-Leninist niteliğine ve canlılığına gölge düşüremez. (...) Arnavutluk komünistleri ve Arnavutluk halkı, ÇKP’nin önderliğinde, kardeş Çin halkının, Çin’de sosyalist devrim ve sosyalist inşada, proletarya diktatörlüğünün sağlamlaştırılması ve anayurtlarının güçlendirilmesi ve ilerlemesi için sınıf mücadelesinde elde ettiği başarılardan büyük sevinç duyuyorlar. (...) Büyük devrimci Mao Zedung yoldaşın öğretileri ve rehberliği.., bu önemli Marksist-Leninist in eseri, proletaryanın devrimci teori ve pratiğinin zenginleştirilmesine bir katkıyı temsil eder." (Enver Hoca, AEP VII. Kongre Raporu, Komün Y., s.193-194)

Evet, iki yıl önce bunları söyleyen AEP, bugün kalkıp Çin’in dünya hegemonyası peşinde koşan emperyalist bir ülke, ÇKP’nin de çok eskiden beri "revizyonist bir burjuva partisi olduğunu ilan etmektedir. Şimdi, yıllardır revizyonist olan bir partiyi dünya devriminin önder gücü olarak tanıyan ve tanıtan AEP’nin bu tutumu revizyonizm olmuyor mu? Peki nasıl oluyor da yıllardır revizyonist bir politika izleyip, peşinden koştuğu revizyonizmi "açığa çıkarmakla" AEP özeleştiri bile yapmaksızın Marksist-Leninist olabiliyor?
 

ÇKP Takipçiliğinden AEP Takipçiliğine

Hatırlanacağı üzere AEP ve ÇKP arasındaki "ÜDT" tartışması kızıştığında (TİKP dışındaki) "SET"i savunan bütün gruplar sarsıntıya uğradı. Ve ÇKP nın temsilciliği tahtına TİKP’nin sağlamca oturduğunu bildiklerinden; bu nedenle artık ÇKP takipçiliğinin Türkiye koşullarında "siyasi yarar" getirmediğini, tam tersine, kendi tabanlarının TİKP’ye kanalize olmak durumunda olduğunu gördüklerinden, hemen hepsi AEP yanında saf tuttular. Hiç olmazsa AEP’nin temsilcisi olabilmek için de biri yek diğerini "ÜDT"yi savunmaya devam etmekle suçladı.

D. Halkın Yolu, D. Halkın Birliği Çin’de restorasyonu başlatıp, kapitalizmin inşasını hızla tamamlatmaya yöneldiler. Mao’nun ölümünden sonra ÇKP’yi sinsi ve hain bir biçimde darbe yaparak ele geçirip "Mao Zedung düşüncesini" etkisizleştirmek ve kapitalizmi yeniden kurmak için azimle çalışan (kendi ifadeleriyle) tombul Feng" ile "cüce Teng" ikilisinden bahsetmeye başladılar.
Örneğin, D. Halkın Birliği "karşı-devrimci yeni oportünistler Çin’de proleter ideolojiyi, siyaseti ve örgütlenmeyi, kısacası proletaryaya ait olan her şeyi yok etmek amacındalar. (...) Onlar, karşı devrimci üç dünya teorisini uygulamak; sosyalist Çin’i kapitalist ve hegemonyacı bir Çin’e dönüştürmek için, bütün güçleriyle çalışıyorlar." (sayı 46) diye yazdı.

D. Halkın Yolu da Proleter Devrimci Teori dergisinin 4. sayısında benzer görüşlere yer verdi:

"Çin revizyonistlerinin iktidarı gaspetmesi, emperyalist bir süper devlet olmaya yönelmeleri, devrim ve sosyalizm davası için ağır bir kayıptır. Daha önceleri Sosyalist Sovyetler Birliği’nin, Doğu Avrupa ülkelerinin başına gelen ve şimdi de Çin’de yaşanmakta olanlar..."

Diğerlerine göre çok daha iyi bir Tiran radyosu dinleyicisi olduğunu kanıtlamakta olan (ve hatta Enver Hoca’ya gönderdiği yaş günü kutlama mesajı için özel cevap dahi almış olan) Halkın Kurtuluşu ise bu konuda (AEP’nin görüşlerinin "berraklaşmaya" başlamasıyla birlikte) Çin, ÇKP ve Çin,devrimine ilişkin eski görüşlerinde yanıldıklarını açıklayıp, Çin’de aslında kapitalizmin olduğunu utangaç bir biçimde beyan etti.

"Bugün Çin Halk Cumhuriyeti’nin ‘dış dünyaya açılması’ ve kapitalizmin birçok özelliğinin çıplak gözle gözlenebilmesiyle birlikte, ÇKP revizyonist yönetiminin neden kapitalizmi ‘sosyalizm’ olarak nitelendirdiği daha iyi anlaşılmaktadır. (HK, sayı 138)

Acaba HK’na; "Çin dünyaya kapalı olsa bile, ÇKP’ni M-L gören HK’nın da gözleri mi kapalıydı? İçerde kapitalizmi uygulatan bir partinin dış politikası, sosyalizme ve dünya devrimine ilişkin önermeleri, dünyaya bakış açısı M-L olabilir miydi?" diye sormanın bir anlamı olabilir mi? Anlaşılan, ÇKP nin revizyonist bir çizgi izlediğini söylediğimizde bizi "orta yolculuk" ile suçlayan ve yarın neye "kahrolsun" neye "yaşasın" diye haykıracağı meçhul olan HK’cıların, bugün oldugu gibi o zaman da küçük burjuva dar kafaları bilime, Marksizm-Leninizme kapalı idi...

***

AEP’nin son söyledikleri göz önüne alındığında, dünya devrim sürecinde halk savaşlarının rolü, sömürge ve yarı sömürge ülkelerdeki halk savaşı stratejileri ve bunlarla ilgili bütün konularda bizim AEP’ciler yine görüş değiştirecekler."
Bu değişikliklerden sonra; HK’nın "UDHD" broşürü ne olacaktır? HK’nın şu "bütünlüklü" çizgisi, şu M-L temelinde yükseldiğini söylediği "teorik" tespitleri yine mi boşa gidecektir? Diyelim ki HK’nın yazarları sayfalarca yazmaktan ve sonra bir önceki yazdıklarının yanlışlığına ilişkin olarak yeniden sayfalarca yazmaktan bıkmayacaklar. Ama her seferinde bir öncekini nasıl reddetmiş olduklarını öğrenmek için döne döne okumak zorunda kalan HK taraftarlarının hali ne olacak?

Ama HK’nın bugüne kadar ÇKP ve Çin,devrimi konusunda savunduğu görüşler hakkında özeleştiri yapmaya başlayınca söyleyeceklerini şimdiden, üç aşağı beş yukarı biz de tahmin edebiliriz:

Biz ÜDT’ni savunurken henüz uluslararası M-L harekette bu konuda açıktan açığa bize ulaşan bir tartışma yoktu. Dış görünüşte uluslararası harekette bir fikir birliği ve tek bir çizgi vardı. Bu durum, bu hataya düşmemize neden olan dış faktörlerden en önemlilerinden birini oluşturdu. Gazetemiz uluslararası proleter devrimci hareketin çizgisine sadık kalmanın, bağlanmanın bir gereği olarak, ÜDT’ni kabul etmişti. (Tıpkı bunun gibi) biz ÇKP’nin eskiden beri burjuva revizyonist bir parti olduğunu da bilmiyorduk. Uluslararası harekette bu konuda bize ulaşan bir tartışma yoktu. Çin devrimini ise proleter bir devrim sanıyorduk, halbuki burjuva devrimiymiş. Bunun böyle olduğunu uluslararası hareket (ki şimdi bu AEP’tir) daha yeni tespit etti. Hem Çin yakın zamana kadar dış dünyaya da kapalıydı. Şimdi dünyaya açılınca orada sosyalizmin filan olmadığını gördük. Bugüne kadar hep aldanmışız. Biz proleter devrimci olduğumuz halde proleter devrimci olmayan ve revizyonist olan ÇKP’yi proleter devrimci zannederek -bilmeden- onun savunduğu revizyonist görüşleri savunmuşuz. Bu nedenle yıllardır sınıf işbirlikçiliği, menşevizm filan yapmışız. Ama bütün bunların böyle olduğunu bilmediğimizden, biz o zaman da kendimize proleter devrimci diyorduk. Şimdi biz revizyonistlikten arınmış proleter devrimcileriz. Aynı şekilde ÇKP ile birlikte bir zamanlar aynı işleri yapmış olan AEP de elbette proleter devrimci ve M-L’dir.. vs. vs.

Evet, HK’nın bütün bunları söyleyeceğini rahatlıkla tahmin edebiliriz. Çünkü yukardaki nitelemelerin ve izahatların önemli bir kısmı bizzat HK’nın kendisi tarafından ve kendisi için

"ÜDT"ni reddettiği zaman söylenmişti. Kısa bir sürede bütün oportünist günahlarından arınmak için "ÜDT"ne bir günah keçisi olarak saldırmışlardı. Elbette şimdi de arta kalan günahlarından arınmak için ÇKP’nin geçmişine ve Çin devrimine de saldıracaklar.
Biliyoruz, bu anlattıklarımız karşısında HK’cı arkadaşlarımız eskiden olduğu gibi yeniden kaleme sarılacaklar. Eski bir filmi yeniden seyredeceğiz ve HK yazarları:

"Birçok revizyonist oportünist grup gibi Devrimci Yol da Halkın Kurtuluşu’nun hatalara karşı açık ve kararlı bir mücadele yürütmesini yadırgıyor. Özeleştiri yapmanın kötü bir şey olduğunu iddia ediyor. Sofist mantıklarıyla hata yapılmadan doğruların bulunabileceğini iddia ediyorlar!" (HK, sayı 97)

diyeceklerdir!..

Açıktır ki HK yazarları gibi sistemli saçmalayan kişiler Marksist-Leninist adını taşımaya layık değildir. M-L’nin temel görüşlerini reddederek Marksist-Leninist olmak hiç mümkün değildir. "Hata yapmadan doğruyu bulamayız" mazereti altında sürekli olarak M-L ile taban tabana zıt hata yapma alışkanlığını savunmaya kalkışmak ise sofizmin dikalasıdır.

Öte yandan HK’cılar çeşitli yazılarında M-L klasiklerini okumamış oldukları için bazı hataları işlemiş olduklarını, bu hataların bir bakıma da cehaletten kaynaklandığını söylüyorlardı. Bu tür bir ölçüde kabul edilebilir bir mazerettir. Ama şurası da kabul edilmelidir ki M-L’nin en temel tespitleri konusundaki bir cehalet söz konusuysa, bunun sahibine "proleter devrimci" değil de "M-L"i öğrenmek isteyen iyi niyetli devrimci unsurlar" denebilir. Ancak HK’cıların bunca zamandan sonra içine düştükleri hataları bu mazeretle açıklamaları kabul edilemez.

"Halkın Kurtuluşu’nun gelişme çizgisini başından beri M-L belirlemiştir" (sayı 97) diye böbürlenmeye başladıkları noktada ise hiç kabul edilemez: HK yukardaki cümlenin bir alt başlık olduğu ve bize cevaben kaleme aldığı bir yazısında şöyle diyordu:

"Halkın Kurtuluşu’nun şimdiye kadar (27.2.1978 tarihine kadar-DY) çıkardığı broşürlerin hiçbiri (;Halkın Kurtuluşu çıkarken’ broşürü dışında) esas olarak Üç Dünya Teorisi’ni kabul etmemektedir."

Evet, gerçekten HK kendisini aynen böyle savunuyor! HK’nın gelişme çizgisini başından itibaren (ama çıkarken" broşürü hariç!) M-L belirlemiş. Ayrıca HK’cılar yukarıdaki cümlelerinin devamında, "ÜDT"ni broşürlerinde değil de, (ki bir tanesi hariç diyorlar) sadece gazetelerindeki yazılarında savunduklarını söylüyorlar. (Elbette, "Yoldaş"ın da bir broşür değil sadece broşür biçiminde bir dergi olduğunu biliyoruz.) Yani Marksizm-Leninizm, HK’nın (bir tanesi hariç) broşürlerini belirlemiş ama gazete yazılarını esas olarak belirleyememiş. Eh bu kadar kusur da artık herkeste bulunur!

HK’cılar kendi geçmişlerini değerlendirirlerken, önceleri bu konuda geçmişlerinde proleter devrimciliğin ağır bastığını söylediler. Sonra bundan vazgeçtiler ve geçmişlerinin küçük burjuva maceracılığı olduğu tespitinde karar kıldılar. Ve geçmişlerinde revizyonizmin, Troçkizmin derin etkisinde kaldıklarını ifade ettiler. Ayrıca örgütlenmelerinin devrimci burjuva demakratik bir örgütlenme olmaktan çıkıp Marksist bir örgütlenmeye dönüştüğünü söylediler. O günlerde henüz Çin devrimini örnek alınacak bir devrim olarak görüyorlardı ve elbette ÇKP de örgütlenmeleri konusunda kendilerine ışık tutuyordu. (Şimdi bunun da değişmesi lazım.) Ortaya çıktığı zaman "faşizmin tırmanması" teorisini savunan HK’cılar özeleştiri yaparak bundan da vazgeçtiler. Ve o güne kadar Marksist devlet teorisini kavrayamamış olduklarını ifade ettiler. Tabii, o günden sonra da proleter devrimcileri olarak Marksist devlet teorisini ve faşizm teorisini de en iyi kendilerinin savunduklarını söylemeye başladılar. Bir ara milli mesele konusunda "doğuda referandum" şiarını ortaya attılar, bu konuda bir özeleştiri daha yaparak yine en doğrusunu kendilerinin söylediklerini açıkladılar... Ve bilindiği üzere "ÜDT"ni reddettiler. Bu konuda özeleştiri yaparken, bu teoriyi aslında eskiden savunmadıklarını ama savunuyor gibi yaptıklarını açıkladılar. "ÜDT"ni savunuyor gözüktükleri günlerde, bu tahlili savunmak, uygulamak ve hayata geçirmekle hükümlü olunduğuna ilişkin bir "genelge" yayınlamış olduklarını, ama bu "hayata geçirme" talimatının da "laf olsun" diye söylendiğini belirttiler. Siyasi pratiğe kendilerince "yönlendirdiklerini" iddia ettikleri zamanlarda da, aslında sürekli yalpalamakla vakit geçirdiler. Sendikalar konusunda önerdikleri bir siyasetten daha sonra özeleştiri yaparak vazgeçtiler. TürkYunan savaşının devrim durumuna yol açacağını tespit ettikten sonra da bu tespitin geçersiz olduğunu "vaaz ettiler." Genel grev önerdiler ama bu öneride de yanlış hedef gösterdiklerini açıkladılar. Bu konuda reformizme ve ekonomizme saplandık dediler.

..Aklımızda kalanlar bu kadar.

Şimdi, bütün bunlar ortada dururken HK’nın bugüne kadar takip ettiği, şu zikzaklı çizgisi ve çoğunlukla da birbirine taban tabana zıt "tahlilleri", politikaları, ayan beyan görülüyorken; HK’nın gelişmesinin M-L tarafından belirlendiğini söylemek M-L’e büyük hakaret olmaz mı?

HK (dünyaya M-L olarak gelseydi bile) ÇKP’yi kendisine önder kıldığı anda, artık M-L’i değil, revizyonizmi benimsemiş olduğunu kabul etmek zorundadır.

Kısacası, 71 dönemindeki sol kendiliğindencilikten sonra sağ kendiliğindenciliğe, ekonomizme kendini savurup fırlatan HK’cılar, zaten bu halleriyle ne MDD teorisini, ne halk savaşını savunabilirlerdi. HK şimdi bir iki sayısında yutkunduktan sonra "halk savaşı", vb. meşakkatli işleri lafta da olsa savunmaktan AEP sayesinde kurtulmuş olacaktır.

MDD teorisini savunurken, ÇKP’nin revizyonistliğine aldandık, "hata" yaptık; ÇKP’nin bir burjuva partisi olduğunu yeni öğrendik bu nedenle artık Çin devrimine önderlik eden ÇKP gibi bir partimiz olsun istemiyoruz, "inşa örgütü"müze ÇKP’de olduğu gibi köylüleri doldurmayacağız filan diyecektir.

Ama bu durumu bu denli basit ve ilkel bir şekilde açıklamak ne değer taşır?
HK’nın, HB’nin, DHB’nin, DHY’nin, Partizan’ın, vb.lerinin sürekli olarak yalpalamasının, birgün ak dediklerine öbür gün kara demelerinin sebebi nedir? Örneğin dün, HK’ya ve HY’ye "SET"ni kabul ettiren, HK’nın PDA ile birleşmesine ramak kalmışken, HY şeflerinin PDA’ya ilhak etmesine yol açan sebep nedir? Hiç kabul edilemeyecek bir sebep varsa, bu da, bu grupların M-L in bakış açısına sahip oldukları halde(!) bu hatalara bazı "taktik nedenlerle" (yani HK’nın ileri sürdüğü gibi, "siyasi mücadelede hata da yapılır, iş yapanlar hata da yapabilirler" gibi basit nedenlerle!) düşmüş olmalarıdır. Bu gruplar ML’den nasiplerini alamadıkları için ve sürekli olarak M-L’e ait olmayan bir dünya görüşünün etkisi altında kaldıkları için sistemli bir şekilde yalpalamaktan ve saçmalamaktan bir türlü kurtulamamışlardır ve kurtulamamaktadırlar.

Bütün bu ve benzeri grupların en önemli özelliği, dünya görüşlerinin eklektisizm (seçmecilik) ile belirlenmiş olmasıdır. Bunlar ortaya çıktıkları andan itibaren, küçük burjuva dar görüşlülükleri yüzünden, karşı karşıya kaldıkları bütün çözümsüzlüklerden kurtulabilmelerinin çaresini, şurdan burdan devşirdikleri görüşlerde, hoşlarına giden alıntılarda bulabileceklerini sanmışlardır. Kafa yapılarına hiçbir kanuda belli bir sistematiği sığdıramamışlar, farklı farklı sistematiklere ait tespitleri uc uca ekleyerek ve elbette sık sık da bu eklentilerin parçalanması olayını yaşayarak bugünr kadar gelebilmişlerdir. Bu olguyu, bu grupların oluşum süreci içinde, çarpıcı örnekleriyle izlemek mümkündür.

Hatırlanacağı üzere, Türkiye’de ‘71 döneminde sol hareketin ağır bir yenilgiye uğramasından sonra, bu yenilginin yol açtığı yılgınlık ve teslimiyet ortamının etkilerine kapılanlar, o güne kadar yaptıklarının son derece anlış ve maceracı işler olduğunun hükmüne vararak, "M-L" olarak gördükleri sağ ve reformist akımlara bağlanmayı seçmişlerdi. İşte bunlardan bir kısmı olan HK, HY vb. de o zamanlar (şimdi kendilerinin de sağ ve gerici ilan ettikleri ÇKP revizyonizmine tapınmaya başlamıştı. ÇKP’nin revizyonist dünya görüşünün bir tezahürü olan "SET"nde kendi eklektik kafa yapılarına uygun bir muhteva bulmuşlardı. Ve nihayet M-L’e artık vasıl olduklarını ilan etmişlerdi. ÇKP revizyonizminin görüşleri bunların eklektik ve dogmatik düşünce tarzlarının "enternasyonalizm adına cilalanmasına yaramaktan öte bir anlam taşımamıştı. ÇKP artık "uluslararası otorite" olarak bu grupların her konudaki açmazının çözümünde imdatlarına yetişecekti. ÇKP revizyonizmine kölece bağlılıkları, eklektisizm-dogmatizm ve kopyacılık şeklinde özetleyecebileceğimiz özellikleriyle bir süre devam etti.

Daha sonra, bilinen gelişmelerin bir sonucu olarak "ÜDT"ni reddetmek zorunda kaldılar. Artık ÇKP de revizyonist bir parti TİKP de iflah olmaz bir gerici çeteydi.

Ama aslında hiçbir şey değişmemişti...

Çünkü "ÜDT"ni reddettikleri anda da, dünya görüşleri,ideolojileri değişmemiş; sadece bu ideolojinin siyasi sonuçlarında bir tanesi "ortadan kalkmış"tır. "ÜDT’ gibi siyasi bir tespite yol açan dünya görüşleri ve bu dünya görüşünün temelini oluşturduğu "SET" halâ ortada durmaktadır.

Şimdi, "üç dünya teorisi"ne ve ÇKP’ye revizyonist, burjuva, sınıf işbirlikçisi gibi suçlamalar yönelterek, AEP saflarında olmayı, Marksist-Leninist olmanın yegâne kriteri olarak görenlere şunu sormak gerekir: Dün bu denli gerici bir teoriyi benimseyebilmenize yol açan şey neydi? Ve bugün bir anda AEP saflarına geçmekle size o gerici ve sınıf işbirlikçisi vb. görüşleri benimseten şey ne kadar değişti? Şurası bir gerçektir ki, bugün "Üç dünya teorisi"ni reddetmekle ve AEP’nin en Marksist-Leninist parti olduğunu söylemekle, dün sahip olduğunuz bakış açısı hiçbir şekilde değişmiş değildir. Olaylara, nesnelere bakarken, onları kavrayışınızı, algılayışınızı belirleyen dünya görüşü değişmiş değildir.

Bunun en büyük delili şudur: Siz dün savunduğunuz görüşleri en ağır ifadelerle suçlayarak terkederken, eskiyi mahkum ederken, sadece eskiden bir seçme hatası (yanılgısı) yaptığınızı ve aslında o zaman da M-L olduğunuzu söylemekten geri durmadınız. Size eskiden o teorileri benimseten şeyleri, mahkum etmediniz, açıklamadınız. O halde, şimdi de aynı dünya görüşü ile yeni bir seçme yapmaktan başka bir şey yapmadınız.

Ve yine bunun da en büyük delili, dün size "üç dünya teorisi"ni kabul ettiren dünya görüşünüzü, bugün de ÇKP hakkındaki tahlillerinizde aynen ve yeniden sergilemekte oluşunuzdur. M-L bilimsel bir dünya görüşüdür. Sahip olduğunuz küçük burjuva seçmeciliği ile M-L arasındaki çelişmeyi, bugün de ÇKP için uygulamakta olduğunuz "sosyal emperyalizm teorileri"yle bol bol kanıtlıyorsunuz.

Şimdi çok iyi biliyoruz ki, başta HK yazarları olmak üzere, bu eleştirilerimize maruz kalan bütün yazar özentileri, sırf cevap vermiş olmak için hemen kaleme sarılacaklardır. Bu arkadaşra son olarak bir çift sözümüz daha var.

Kaleminizi bir yana bırakın ve lütfen biraz daha düşünün! Bugüne kadar yaptıklarınız arasında (tesadüf olanlar hariç) M-L tarafından onaylanabilir hiçbir tutarlı tavrınız olmamıştır. Sakın bunun tersini iddia etmeyin. Üç-beş gün içinde olaylara bakışınızın dünya görüşünüzün değişmesinin mümkün olmadığını herkesten iyi siz bilirsiniz. Daha kısa bir süre önce "ÜDT"ni savunduğunuz ya da (daha da kötüsü) savunuyor gözüktüğünüz günlerde, esas olarak M-L’i de savunduğunuzu nasıl iddia edebilirsiniz? Dün SSCB’ye, aynı dünya görüşü ışığında "sosyal emperyalist" diyen ve bugün yine aynı dünya görüşüyle karşılıklı olarak birbirlerine M-L demekten vazgeçip "emperyalist, revizyonist" diyen AEP’nin ve ÇKP’nin değiştiğini nasıl söyleyebilirsiniz? Bugün hararetle savunduğunuz görüşler de, dün savunup bugün gerici diye "mahkum ettiğiniz" görüşlerinizden tamamen farksızdır. Kafa yapınız aynı revizyonist görüşlerle doludur. Sadece ÇKP şapkasını çıkarıp AEP şapkasını giymiş olmanız ne değiştirir ki? Revizyonizme farklı cila da vurulsa revizyonizm, yine revizyonizmdir.
 

(*) İşin ilginç yönü, aynı makalenin Halkın Kurtuluşu’nda yayınlanan çevirisinde bu bölüm yoktur. Söz konusu olan bu çeviri hatası mıdır, yoksa bu görüşler HK’nın "UDHD" broşüründeki görüşüne ters düştüğü için kasıtlı olarak mı çıkarılmıştır, bilemiyoruz.


Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org