SSCB’nin Afganistan’a Müdahalesi Halkların Kurtuluş Mücadelelerine İndirilen Bir Darbedir

Afğanistan’a askeri müdahalede bulunan SSCB, bu müdahalesiyle, halkların emperyalizmden kurtuluş için sürdürdükleri mücadelelere nasıl yaklaştığını; ve revizyonizmin devrimler karşısında oynadığı olumsuz ve bozguncu rolü en çarpıcı bir şekilde bir kez daha ortaya koymuştur.

Bu askeri müdahale, SSCB revizyonizmin dış politikasının Afganistan özelindeki somutlanmasının zorunlu olarak vardığı son biçimdir. Askeri müdahale noktasına nasıl gelinmiştir? SSCB’nin askeri müdahaleden önce Afganistan’da izlediği politika nedir? Hepsi de Sovyetler’den yana olan yönetimlerin peşpeşe cuntalarla düşürülmesi ve yeni gelen yönetimlerin de Sovyetler’in desteğini almış olması ve Sovyet yanlısı olmuş olması nasıl izah edilebilir? Sosyalizm açısından bu sorular nasıl izah edilebilir?

Şüphesiz, Sovyetler Birliğinin Afganistan’da yaptıklarını sosyalizmle bağdaştırmak mümkün değildir. Ancak, SSCB revizyonizminin yardakçılığını meslek edinmiş bir kısım revizyonist, bu yapılanlara "sosyalizm" ve dahi "enternasyonalizm" açısından makul (!) karşılıklar bulmaya çalışıyorlar. Biz bu SSCB borazanlarını bir tarafa bırakalım.

SSCB’nin Afganistan özelinde izlediği politikayı anlayabilmek için, modern revizyonizmin genel olarak izlediği dış politikayı kavramak gereklidir. Bunun için, Devrimci Yol’un 28. sayısında yayınlanan "Ortadoğu’da Amerikan ve SSCB Politikaları ve Kürt Hareketi" başlıklı yazıyı tekrar okumak yararlıdır. Bu yazıdan bazı pasajları aktaralım:

"...Sovyetler Birliği’nin dünya çapında uyğuladığı dış politikasının, ABD’nin ekonomik-siyasi ilişki alanlarını daraltma ve buna karşılık da kendisinin ekonomik siyasi ilişki alanlarını genişletme esasına dayalı olduğunu hatırlatmakta yarar vardır. Bu anlayış dünya çapında ABD ile Sovyetler arasındaki "nüfuz alanı" mücadelesi olarak ortaya çıkmaktadır. Onlar bunu "barış içinde ekonomik yarışma" modern revizyonist teorileriyle açıklamaktadırlar.

"...Sovyetler Birliği’nin izleyeceği politikalar konusunda dikkatle kavranması gereken temel nokta bu politikaların temelinde, bölgedeki Sovyetler Birliği’nin ilişki çevresinin ve Sovyet yanlısı kesimlerin genişletilmesi hedefınin yatmakta olduğudur. Bu potitikaların devrimci bir öze sahip olmadığına özenle işaret edilmelidir. Sovyet yanlısı olmak, özünde, kendi başına hiçbir devrimci içeriğe sahip olmayan bir kriter sayılmalıdır. Oysa Sovyetler Birliği’nin herhangi bir devlet veya hareketi desteklemesinin temel kriteri kendi ilişki çevresine girip girmeyeceği, ABD ile giriştiği ‘nüfuz alanı’ mücadelesinde kendi lehine bir gelişme yaratıp yaratmayacağıdır. Ağırlıkla ekonomik yarar ilkesi herşeyden önce gelmektedir."

"...Sovyetler Birliği’nin tutumundan, halkların kurtuluş mücadeleleri açısından olumlu gelişmeler beklenmemelidir. Bu anlayışın yoksul halkların kurtuluş mücadelelerini ve yoksul halkların kardeşliğini güçlendirmek yerine onlar arasında yeni ve onarılması güç yaralar açan bir tutum olduğu hiçbir zaman unutulmamalıdır. En son yaşanan Vietnam-Kamboçya savaşının, modern revizyonizmin dar milli çıkarlannı güden politikalarının yol açabildiği olumsuz sonuçların tek örneği olmadığı da iyi bilinmektedir. Bu nokta, Orta Doğu’daki gelişmelerin daha ileri boyutlara yükseldiği dönemlerde daha bir iyice açığa çıkacaktır ve şüphesiz daha iyi hatırlanınası gerekecektir."

Evet, SSCB’nin Afganistan’la olan ilişkileri de bu genel çerçeve içinde ele alındığında daha anlaşılır olmaktadır. Sovyetler Birliği Afganistan’ı kendi nüfuz alanı olarak değerlendiregelmiştir. Revizyonizm, Afganistan’ın yoksul köylü halklarının feodalizmin pençesi altında ve sefalet içinde sürdürdüğü yaşantılarıyla hiç ilgilenmemiştir. Bu yoksul köylü halkların devrimci bir kurtuluşunun; bir halk hareketiyle, bir köylü devrimiyle feodalizmin esaretinden kurtulabilmelerinin bütün objektif koşulları mevcut olduğu halde böyle bir halk devriminin geliştirilmesi ve desteklenmesiyle hiç mi hiç ilgilenmemiştir. Bunun yerine revizyonistler Afganistan’da statükonun korunmasını tercih etmişler ve hangi şekilde olursa olsun SSCB’den yana veya SSCB’ye bağlı iktidarlar oluşturmak peşinde koşmuşlardır. Bu işi de en kestirme cuntalar yoluyla sağlamayı tercih etmişlerdir.

Afganistan’da 1973’den bu tarafa (Davut Han yönetimi dahil) bütün yönetimler Sovyetler yanlısı olarak bilinir. Son yıllarda peş peşe yapılan bütün cuntalar ve cuntalarla devrilen yönetimler de Sovyetler’den yana veya ona bağlı olmuşlardır. Ve bütün bu yönetimler devrimci olduklarını belirtmişler; feodalizmin ortadan kaldırılmasını amaç edinmişler ve bu doğrultuda mücadeleler vermeye de çalışmışlardır. Hatta, Afganistan’da "sosyalizm"in kurulduğunu, Afganistan’ın sınıfsız topluma doğru büyük mesafeler katettiğini ileri sürmüşlerdir.

Ancak gerçek durum neydi? Bu cuntalarla işbaşına gelen hepsi de devrimci olduğunu söyleyen yönetimlerin dayandıkları sosyal güçler nelerdi? Feodalizme karşı sefalet içindeki köylülerin devrimci bir başkaldırısına ve geniş devrimci bir halk hareketine mi dayanıyorlardı? Bu, cuntalarla işbaşına gelmiş olan yönetimler tabandan geniş bir devrimci halk hareketine dayanmıyorlardı. Sovyet revizyonizminin de, halk devrimlerine ve ilerici hareketlere bakışı, bu hareketlerin ve "devrim"lerin SSCB dış politikasının gerçekleşmesine sağlayabileceği katkılarla ve buralarda SSCB’ye bağlı iktidarlar kurabilmekle koşullu bir bakıştır. Revizyonizme göre, SSCB yanlısı iktidarların kurulması olup bitenleri "devrim" olarak isiınlendirmek için yeterlidir. Geriye, "devrim"i sürdürmek işi kalmaktadır. Bu "iş" de modern revizyonizme göre Sovyet yanlısı yönetimlerin devamını sağlamaktan başka bir anlam taşımaz.

İlerici hareketlere ve devrimlere bakış böyle olunca Sovyetler’in ve Sovyetler’den yana "devrimci" cuntaların ve yönetimlerin başlarından bela hiç eksik olmaz.

Afganistan’da da bu belalar başlarından eksik olmadı. Bir yandan halktan kopuk (sadece halkın çok küçük bir kesimine, ordu ve devlet bürokrasisi içindeki Sovyet yanlısı kesimlere dayanan) yönetimlerin karşısında gerici güçlerin, hanların ve aşiret önde gelenlerinin yönettiği geniş köylü yığınlarının muhalefeti; diğer yandan ordu ve bürokrasi içindeki bir kesime dayanmakta olan yönetici tabakaların kendi aralarındaki yönetim olma rekabetiyle bu, cuntalarla sağlanmış olan tepeden inme "devrim", kısa bir müddet sonra kaçınılmaz olarak, sosyal bakımdan hiçbir devrimci misyon yürütemeyen ve sadece iktidarda tutunabilmek için çabalayan dejenere yönetimler haline gelmektedir.

İç rekabetten dolayı adam akıllı yıpranmış olan dejenere yönetimlerin iktidarda tutunabilmeleri artık imkansız hale gelmişse yeni bir "devrimci" cuntayla yeni bir "devrimci" yönetim işbaşına gelmelidir; bu yolla SSCB’den yana iktidarlann sürekliliği ve dolayısıyla "devrimin korunması" sağlanmış olmaktadır. İşte Afganistan’da cuntaların ve Sovyetler’in başından eksik olmayan belanın sebebi; ve peşpeşe gelen hepsi de "devrimci" ve SSCB yanlısı cuntalann sebebi budur...
Modern revizyonizmin dış politikasının ne olduğu sadece Afganistan özelinde ortaya çıkıyor da değildir. Modern revizyonizmin dış politikasının devrimlerden yana bir politika olmadığını; bu politikanın, enternasyonalizmle uzaktan yakından ilişkisi olmayan, SSCB’nin dar milli çıkarlarını esas alan bir büyük devlet politikası olduğunu sergileyen pek çok örnekten sadece birisidir Afganistan örneği. Askeri müdahale noktasına kadar Afganistan’da uyguladığı politikayla örneğin Mısır’da yaptıkları arasında hiçbir fark yoktur.

Mısır’da da Sovyetler Birliği, darbeler yoluyla kendilerinden yana bir iktidar oluştuktan sonra Mısır’daki halkın yaşantısıyla ve gerçek bir halk devrimiyle ilgilenmemiştir. Halk yine eskisi gibi sefalet içinde yaşamaya devam ederken Sovyetler ordu ve bürokrasi kanalıyla kendilerinden yana yönetimlerin sürekliliğini sağlamaya çalışmışlardır. Nasır’dan sonra Enver Sedat yönetimiyle de aynı ilişkileri sürdürmüşler, askeri yardım, top, tüfek, uçak ve uzmanlar göndermişlerdir. Bu yolla Mısır’ı Sovyeler’e bağlı bir devlet olarak tutmaya çalışmışlardır. Ancak Mısır’da durum değişmiştir. Enver Sedat, Mısır’ı Sovyet nüfuz alanından çıkarıp ABD nüfuz alanına rahatlıkla sokabilmiştir. İlerici devrimci diye lanse edilen Mısır yöneticileri (ilericiliğin, devrimciliğin kriteri malum olduğu üzere Sovyetlerle iyi ilişkiler içinde olunmasıdır) hiçbir ciddi güçlükle karşılaşmadan gerici ve ABD yanlısı oluvermişlerdir.

Bunlar nasıl olabiliyor acaba? Mısır "devrimi"ne ne oldu? Mısır devrimi şimdi hangi aşamada? Onu da söyleyelim. Eğer Mısır, Afganistan kadar SSCB’ye yakın olsaydı veya dünyadaki siyasi durum elverişli olsaydı da SSCB Mısır’a kuracağı bir hava köprüsüyle oraya asker gönderebilmek gibi bir güçlülüğü kendisinde görseydi Mısır "devrimi"ne "enternasyonal" dayanışma (!) da bulunacak ve Mısır "devrimi" yeni bir aşamaya girecekti... Ancak, güçler dengesinden dolayı olsa gerek SSCB Mısır’da "devrimci" bir cunta yapıp Mısır "devrimi"ne enternasyonal yardımlarda bulunamadı. Mısır’dan tasını tarağını toplayıp gitti. Yerini ABD’ye bıraktı.

Mısır halkının ise bu duruma pek aldırış ettiği yok. Çünkü, SSCB yanlısı "sosyalizmin" veya "devrimin" hüküm sürdüğü ve Sovyet askeri uzmanlarının ve uçaklarının bulunduğu zamanlardaki yaşantısı ne ise bugün de aynıdır. Sovyet yanlısı Nasır "sosyalizm"inin ABD yanlısı Sedat kapitalizminden hiç de farklı olmadığını gördüğü için halk bu geriye dönüşe lakayt kalmış; sömürü ve sefalet devam edecekse ha SSCB olmuş ha ABD diyerek "devrimini" savunmamıştır. Ve SSCB Afganistan’da olduğu gibi bir cuntayla Mısır halkına vekaleten "devrimi" kurtarma imkanı bulamayınca koskocaman Mısır "devrimi"ni Sedat, sessiz, sedasız ABD’ye satabilmiştir. Şimdilerde Mısır’da alan memnun satan memnun bir bahar havası esiyor. Halk ise bu alış verişlere şimdilik sessiz kalıyor... Ancak, halk bu alevere-dalevere cuntalar nöbete işlerine ve her türlü alışveriş işlerine mutlaka bir gün müdehale edecektir. O günler de uzak değildir!..

SSCB’NİN AFGANİSTAN’A ASKERİ MÜDAHALESİ NÜFUZ ALANINI KORUMAK İÇİNDİR

Afganistan’daki bu birbirini takip eden darbelerin devrimle ilişkisini en göze batacak şekilde ortaya koyan, geniş köylü kesimlerin gericiliğin önderliği altında bu "devrimlere" karşı savaşması olayıdır. Burada, bir devrim sürecinde halkın bir kesiminin karşı devrimcilerin etkisi ve yönetimi altında devrime karşı savaşabilecekleri; ve bu iç savaşta halkın devrim ve karşı devrim saflarıncta toplanarak birbirleriyle savaşması durumunun olağan sayılması gerektiği gibi düşünceler akla gelebilir. Ancak, Afganistan’daki durum böyle değildir. Halk "devrim"lerden tamamen kopuktur. Halkın %90’ından büyük bir kesimini oluşturan yoksul köylülerin büyük bir çoğunlugu feodal gericiliğin etkisi altındadır. Hatta bu kesim feodal hanların, aşiret önderlerinin yönetimi altında bu "devrimlere" karşı savaşa sürülebilmektedir. "Devrim" diye sözü edilen cuntalar sadece ordu ve bürokrasi içinden bir kısım insanın oynadığı bir siyasal oyundan başka birşey olamamışlardır. Halkın seyircisi olduğu bu siyasal oyunda hep aynı sonuç, Sovyetler yanlısı yönetimler kurulmuştur ve bunlar revizyonistlerce "devrim" olarak sunulmuştur.

Revizyonistler şimdilerde, Sovyet yanlısı yönetimlerle sonuçlanan bu alevere-dalevere cuntalar nöbete oyunlarını ilerici-devrimci dünya halklarının gözünden gizleyebilmek için "Afganistan devrimi yeni bir aşamada", "Afganistan’da SSCB emperyalizme karşı savaşıyor" vb. şatafatlı demeçler veriyorlar. Bütün bu şatafatlı lafların arasından bile gerçeğin bir parçası gözler önüne seriliyor, o da şudur: SSCB, Afganistan’a askeri müdahaleyi, Afganistan’ın kendi nüfuz alanından çıkıp ABD nüfuz alanına girmesi tehlikesini gördüğü için yapmıştır.

İran kontrolünden çıkmasıyla birlikte, ABD’nin Ortadoğu’daki konumu önemli ölçüde sarsılmıştı. ABD’nin oluşturabildiği Mısır-İsrail anlaşması Ortadoğu’da konumunu tahkim etmekte yeterli bir dayanak teşkil etmemekteydi. Özellikle son İran olaylarıyla birlikte Basra körfezinin "güvenliği" önemli ölçüde ortadan kalkmıştı. ABD’nin İran’a bir askeri müdahalesi ise oldulça tehlikeli bir işti. Afganistan kanalıyla Pakistan’ın batısında ve İran’ın güneydoğusunda yaşayan Beluciler’in ayrı bir devlet olarak ortaya çıkması durumunda ise Sovyetler’in Basra körfezi ağzına ve Hint Okyanusu’na nüfuz edebilme imkanları doğacaktı. ABD, Basra körfezi ağzının "ğüvenliğini" sağlayabilmek için Afganistan’daki Sovyet nüfuzunun mümkünse kırılmasının yollarını zorlamaya başladı.

Sovyetler, Afganistan’da devrimle değil, ama kendilerinden yana yönetimleri oluşturmak için, ordu ve bürokrasi içinde cuntalar kurmak, darbeler yapmak işleriyle meşğul olurken ve statükoyu korumaya çalışırken ABD bölgedeki Sovyet nüfuzunu sınırlamak, Afganistan’da Sovyetlere karşı bir güç oluşturabilmek amacıyla feodal güçleri örgütlemeye çalışıyor, bunları Pakistan kanalıyla destekliyordu. ABD, önceleri Afganistan’ı Sovyet "nüfuz alanına" terketmişti. Ancak, Afganistan’daki feodalizmin gerici güçlerinin bütün bu "devrim"lere ragmen dimdik ayakta durduklarını ve bu gerici güçlerin Afganistan’da "devrimci" rejimlerden daha etkin ve köklü olduğunu görünce, bu güçlerin Sovyetler’e karşı örgütlemesi işine girişti. Buna da en elverişli silah din ve anti-komünizm silahı idi. Oyun İslamiyet ve "komünizm" çatışması olarak tezgahlanıyordu. Feodal hanların ve aşiret önde gelenlerinin yönetimi altında "komünizm"le çarpışan müslüman gerillalar örgütleniyor; bu gerillalar Pakistan kanalıyla destekleniyorlardı.

Feodal gericiliğin, islamiyet ideolojisi altında silahlandırmış olduğu yoksul köylüler müslüman gerillalar adı altında Sovyet yanlısı yönetimlere karşı savaşa sokuluyor ve bu müslüman gerillaların mücadeleleri sayesinde gerici güçler her geçen gün etkinliklerini artırıyor ve ülkenin çok büyük bir kesimini kontrolleri altına almayı başarabiliyorlar. Bu gelişmelere paralel olarak, son Sovyet yanlısı Amin yönetimi de çökme noktasına yaklaşıyordu. Ve tabii Afganistan’ın Sovyet nüfuz alanından çıkıp ABD nüfuz alanına girmesi tehlikesi de kapıyı çalıyordu.

Sovyet "nüfuz alanının" tehlikeye girmesi ihtimali uç verdiğinde Afganistan’a yeni bir "devrim" lazım geliyordu. Ancak bu defa böyle bir "devrim"le de vaziyeti idare edebilmeye imkanları kalmamıştı. SSCB’nin bu defa yeni bir cuntayla birlikte doğrudan askeri müdahaleye başvurması zorunlu hale geliyordu. Nihayet Babrak Karmal "devrimi"yle birlikte Sovyet askerleri Afganistan’a girdiler. Böylece revizyonistlerin "Afgan devrimi yeni bir aşamada" dedikleri hadise meydana geldi. Yine revizyonistlerin "SSCB Afganistan’a emperyalizmle savaşmak için girdi" diyerek anlatmak istedikleri olaylar bunlardır. Evet, SSCB Afganistan’ı ABD’ye kaptırmamak için askeri müdahale yapmak zorunda kaldı. Bu askeri müdahalenin devrimle mevrimle bir alakası yoktur. Müdahale, Afgan halkları ve Afganistan toprakları üzerindeki SSCB ile ABD nüfuz alanı çatışmasının bir sonucudur.

MODERN REVİZYONİZME BEL BAĞLAMAK, DEVRİME İHANETE GÖTÜRÜR

Afganistan olayları, modern revizyonizmin ezilen sömürülen halkların kurtuluş mücadelelerine nasıl yaklaştığını gözler önüne bir kez daha sermekle kalmıyor; modern revizyonizmin ezilen halkların devrimci mücadelelerine ne denli zararlar verebileceğini de çok çarpıcı bir biçimde kanıtlıyor.

Ülkemizde de Sovyetler Birliği’nin yardakçılığını meslek edinmiş olan ve Afganistan olaylarını "Afgan devrimi yeni bir aşamaya ulaştı", "enternasyonal dayanışma", "emperyalizme karşı savaş", vb. ifadelerle alkışlayan revizyonistler ülkemiz devrimine de nasıl baktıklarını ortaya koymaktadırlar. Bu revizyonistler, aynen Afganistan’da olduğu gibi, bir gece ansızın gökten uçaklarla indirilecek olan, tanklı, toplu ve tüfekli "devrimcilerin" Türkiye "devrimi"ni yapıvermeleri özlemleri ve hayalleriyle yaşamaktadırlar. İşte ülkemizdeki modern revizyonistlerin "devrim" anlayışı bundan ibarettir.

Bu revizyonistlerin en sivri zekalı olan bazılarının "Afganistan’ı ABD emperyalizmi kapmak üzereydi, Sovyetler’in askeri müdahalesi bunu önledi. Siz Sovyetler’in askeri müdahalesine karşı çıkmakla Afganistan’ı ABD’nin işgal etmesini mi istiyorsunuz?" gibi demagojik sorularla anti-emperyalistçilik yarışına kalkıştıklarını; ve "Sovyetler’e karşı çıkan emperyalizmin yanında saf tutmuş olur" gibi sözler sarfettiklerini görmekteyiz.

Bu modern revizyonizmin safsatalarıyla kafaları tütsülenmiş; halkların devrimci mücadelelerine güvenmeyen, yüreklerinde devrim inancı taşımayan; pasifist ve dejenere tiplerin, emperyalizme karşı doğru ve tutarlı bir mücadelenin, halkların kurtuluş mücadelelerini hiçe sayan ve bu mücadelelere güvenmeyen modern revizyonizmin, devrimci olmayan politikalarıyla deği1; ancak halkların devrimci mücadelelerini yükselterek verilebileceğini anlayabilmesi mümkün değildir.
Sovyetler’in, Afganistan’a askeri müdahalede bulunmak zorunda kalması olayı bile, revizyonist politikalarla emperyalizme karşı tutarlı bir mücadele verilemeyeceğini başlı başına kanıtlayan bir olay olduğunu bu revizyonistlerin anlamaya niyeti yok.

Emperyalizme karşı mücadelede modern revizyonizmden medet ummanın ne kadar boş birşey olduğunu; halkın kendi devrimci mücadelesini, halk devrimini yükseltmekle gericiliğin ve emperyalizmin yenilebileceğini; halka ve devrime güvenmek yerine modern revizyonizme güvenmenin ve SSCB yanlısı olmanın gericitiği ve emperyalizmi tehlike olmaktan çıkartmadığını gösteren çok çarpıcı bir örnek olan Afganistan olaylarından bizim SSCB borazanı revizyonistlerimizin ders alacakları yok.

Ülkemiz devriminin önündeki en önemli engellerden biri olan modern revizyonizmin, devrimci olmayan, sakat ve bozguncu anlayışlarıyla mücadele edilmesi görevinin önemi Afganistan olaylarıyla bir kez daha hatırlanmalıdır. Revizyonizmin, sakat, halkların kurtuluş mücadelelerine zararlı ve bozguncu düşünceleri teşhir edilmeli ve revizyonistler tecrit edilmelidir.

Afganistan örneği modern revizyonizmin, Ortadoğu halklarının devrim mücadelelerine nasıl yaklaştığını, neler yapabileceğini ve modern revizyonizme bel bağlamanın sakıncalarını bir kez daha göstermesi bakımından da ayrıca özel bir öneme sahiptir. Bütün Ortadoğu halklarının devrimcileri, kendi devrim mücadelelerinde modern revizyonistlerin teşhir ve tecrit edilmesi görevinin önemini daha bir açık kavranmalıdır. Eğer bu görev layıkıyla yerine getirilmezse, bölge halklarının kurtuluşu mücadelelerinin başına modern revizyonistterin hayalleriyle yazdıkları gökten indirilecek tanklı, toplu "devrimci"lerin musallat olması ihtimali de ortadan kaldırılamaz...
 

 

 

Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org