"TERÖRİZM" VE "ANARŞİ" DEĞİL FAŞİST TERÖR VE FAŞİZME KARŞI MÜCADELE

Ecevit’in konuşmaları... büyük basında yaratılan hava... bunlara paralel olarak bazı sol basında MHP’nin köşeye sıkıştığı, işinin bittiği yolundaki görüşler... darbe söylentileri ve MHP’nin sıklaşan sıkıyönetim istemleri... Türk İş’le DİSK’iıı "terörizme karşı" birleştirilmeleri...

Siyasal gelişmeler -Ecevit hükümetinin kuruluşundan bugüne kadarki gelişme çizgisinde- belirli gelişme ve

  değişimlerin gündeme gelmekte olduğunu gösteriyor. Ecevit’in konuşmalarında sık sık tekrarlar hale geldiği gibi yıllardır yaşanan acı oyunların sonuna mı gelinmiştir? Faşistlerin çıkardıkları "darbe" söylentileri ne ölçüde geçerlidir? Gelişmelerin içeriğini ve yönünü belirlemek gerekiyor.

Hatırlanacağı üzere, hükümetin kuruluşunun hemen ertesinde Ecevit faşistlere bir "barış" çağrısı yaparak bir nevi "ateşkes" çağrısında bulunmuştu. Faşist güçlelin kabul etmedikleri bu çağrının Ecevit açısından nedeni belliydi. Gerek devlet aygıtı içinde, gerekse iç ve dış iktidar dayanağı egemen güçler indinde, yerini sağlamlaştırmış değildi ve savaşmak için kendi ifadesiyle "düzenli bir orduya" sahip değildi. (Düzensiz bir ordu ile -yani halkı arkasına alarak- savaşmak fikri ise zaten kendisine tamamen yabancıydı!). Ve yine hatırlanacağı gibi faşistler bu çağrıya kendilerine has bir şekilde -yani silahlı saldırı ve cinayetlerle- karşılık verdiler. Türkeş’in de durumu belliydi: Hükümeti düşürüp iktidarı alabilecek bir durumda değillerdi. Hem iç ve dış destekleri açısından, hem de kendi sübjektif güçleri açısından. Bu nedenle saldırıların yoğunlaştırılıp zaman ve inisiyatif kazanmaktan ve ellerinde bulundurdukları mevzileri korumaya çalışmaktan başka yolları yoktu.

Bilindiği gibi bu koşullarda, faşist tertip ve saldırılarla, Hürriyet-Tercüman gibi gazetelerin yarattığı "darbe söylentileri" ile oluşturulan bir bulanıklık ve kargaşa içinde faşist katliam ve cinayetler en yüksek boyutlara ulaştı. Yer yer bölgesel-şehirsel gerici ayaklanmalar düzenlendi. Bu saldırıların ve tertiplerin yoğunlaşması, Ecevit hükümetini destekleyen iç ve dış egemen çevrelerin politikalarının bir parçası olarak da görülmelidir: Bu yolla "ordusuz" Ecevit’in her tertip ve saldırı karşısında, mücadelenin her keskinleşme belirtisinde bir adım geri atarak sağa da sola da karşı bir "terörizmi" önleme ve "asayişi" sağlama görevlerini gönüllü üstlenmesini; muhalefet döneminde oldukça sola açık bir hale gelen tabana karşı, Ecevit’e gerektiği şekilde sağa dönüşleri gerçekleştirecek bir manevra alanı yaratılmasını ve bu şekilde kendisinden istenilen herşeyi yerine getirebilecek bir hale gelmesini emniyet altına almışlardır.

Ecevit son günlerde yaptığı konuşmalarda, yaşanılan günleri (ve herhalde izlediği politikayı) "kurtuluş savaşı"nın gelişimiyle kıyaslıyor. İşbaşına geldikleri zaman -tıpkı kurtuluş savaşının başlarında olduğu gibi- devletin ordusunun dağıtılmış olduğunu, zaferi kazanmak için ordunun toplanması gerektiğini söylüyor. Zafer ancak düzenli ordunun oluşturulabilmesinden sonra elde edilebilmiştir. Ve görüldüğü kadarıyla son gelinen nokta da, iç ve dış egemen güçlere yeterli bir güven verilerek gerekli desteğin sağlanılmış olması, devlet aygıtı -özellikle ordu ve polis- içinde belirli özel dayanak noktalarının elde edilmiş olması gibi tespitlere dayanarak "düzenli ordunun toparlandığı, gerileme döneminin sona ererek ilerleme dönemine geçildiği, yıllardır yaşanan acı olayları sona erdirecek olan zaferin elde edilmesi noktasına gelindiği kanaatine ulaşmıştır.

Bazı sol basın organlarında, "MHP’nin köşeye sıkıştığı, faşist güçlerin sonunun yaklaştığı" tespitlerinin ileri sürüldüğü görülüyor. Gerek sözkonusu gelişmelerden, gerekse büyük basında bu doğrultuda yaratılan havadan faşist güçlerin ve MHP’nin işinin bitmek üzere olduğu sonuçlrınnın çıkarılması yanlıştır. Şimdi Ecevit hükümetinin devam edebilmesi için, gelişen olayların hızını bir ölçüde durdurabilecek tedbirler alması zorunlu hale gelmiştir. Faşist güçlerin bütün kamuoyunda iyice açığa çıkmış sivil saldırı ve cinayet unsurlarına yönelik operasyonların yoğunlaşması beklenebilir. Ama, MHP’nin ve faşist güçlerin bütününe yönelik girişimlerin sözkonusu olmadığı ortada olan bir şeydir. Üstelik yaratılan "terörizme karşı mücadele" havasındaki uygulamaların, solun belirli kesimlerini de içeren baskı tedbirleri olarak biçimleneceği de anlaşılıyor.

Özellikle faşist güçler tarafından "darbe" söylentilerinin yaygınlaştırıldığı görülmektedir. Önümüzdeki dönem içerisinde, olayların gelişimine paralel olarak gündeme getirilebilecek olan faşist darbe teşebbüslerinin, mevcut iç ve dış koşullar itibariyle başarı şansının bulunmadığı ortada olan birşeydir. Bir faşist darbe girişimi, egemen güçlerin bugünkü temel siyaseti olan, sağa da sola da karşı, (terörizme karşı!) baskı uygulamalarının büyük ölçüde yoğunlaştırılması için bir manivela oluşturmaktan öte bir sonuç yaratamaz.

Herşey, bugünlerde, faşist güçlerin iyice açığa çıkmış bazı cinayet unsurlarına karşı girişilecek uygulamaların solun belirli (meşru olmayan!) kesimlerini de içerecek şekilde formüle edildiğini ortaya koyuyor. "Terörizme" karşı mücadele "anarşiye" ve "şiddet eylemcilerine" karşı mücadele... Faşizme karşı mücadele hedeflerinin bu şekilde çarpıtılarak kamuoyu yaratılmasına yönelik yaygaralar her yeri kaplamıştır. Öteden beri oligarşinin sözcülüğünü üstlenen birçok oportünist akım ve Cumhuriyet gazetesi, bu doğrultudaki gelişmelere zemin hazırlayıcı bir yayın yapıyor. Her önüne gelen ortaya çıkıp marksizm adına(!) "bireysel terörizmi" mahkum eden nutuklar atmaya başlıyor. Son zamanlarda bunlara Türk-İş-DİSK arasındaki düzenlemelerle, bir kısım işçi çevreleri de katılarak bu havanın pekiştirilmeye çalışıldığı görülmektedir.

Faşist güçlerle, devrimci halk güçleri arasında süregiden mücadelenin içeriğinin ve faşizme karşı mücadele görevlerinin çarpıtılmasına asla izin verilmemelidir! "Terörizme" ve "şiddet eylemlerine" karşı mücadele avazeleriyle, Ecevit hükümeti eliyle yürütülecek, sözde "sağa da sola da karşı"(!) baskı uygulamalarını olumlama ve destekleme anlamına gelecek tüm davranışlar, işçi sınıfı adına yapılmış ihanetlerden başka birşey değildir. Devrimciler, sadece ve sadece sınıf mücadelesinin görevlerini tereddütsüz ve her ne pahasına olursa olsun sürdürmekle yükümlüdürler. Sınıf mücadelesinin ve onun her çeşit biçimlerinin, "toplumsal barış" adına baskı altına alınmasına destek olmakla değil!

Bugün, yaşanmakta olan olayların ve faşizme karşı direniş mücadelemizin çarpıtılmasına hiçbir şekilde izin verilmemelidir. Apaçık ortadadır ki, bugün ülkemizde şiddet eylemleri ve anarşi değil, faşist saldırı ve katliamlar vardır. "Terörizm" ve ‘"sağ sol çatışması" değil, faşist güçlerin tüm emekçi halk güçlerine yönelik saldırıları ve ona karşı tüm halk güçlerinin meşru ve haklı yiğit direnişi vardır. Bu gerçeklerin çarpıtılmasına asla izin verilmemelidir.

Bugün her yurtseverin vazgeçilmez görevi faşizme karşı yiğitçe mücadele etmektir. Faşist saldırı ve katliamlara karşı halklarımızın direnme gücünün kırılmasına yolaçacak her davranış, faşizme hizmet etmekten başka bir anlama gelmez.


Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org