Parti Bayrağı'nın "Kesintisiz Devrim" "Eleştirisi" Üzerine

Halkın Kurtuluşu siyasetinin aylık "teorik" yayın organı Parti Bayrağı dergisinin 4. sayısında "Küçük Burjuva İhtilalciliğinin Eleştirisi/Kesintisiz Devrim (I-II-III) Üzerine" başlıklı uzun bir yazı yer aldı. Bu yüz sayfalık "eleştiri" yazısı okunduğunda "eleştirilen" görüşlerin kesinlikle Mahir Çayan’a ait olmadığı hemen anlaşılmaktadır. Bu görüşler Mahir Çayan ve Devrimci Hareketimizin teorik tesbitleriyle ilişkisi olmayan saçma sapan görüşlerdir. PB, büyük bir iştiha ile Mahir Çayan’a izafe ettiği bir takım görüşleri eleştirmekte ve aklınca çürütmektedir. Ama işin ilginç

  tarafı, bu saçmalıkları eleştirmeye çabalarken kendisi olağanüstü bir şekilde saçmalamaktadır. PB’nın "eleştirileri"nin ele alınması, sadece bu yanıyla bile HK revizyonizminin sefaletini sergilemeye hizmet edebilir.

PB, KD (Kesintisiz Devrim)’de yer alan Halk Savaşı teorisine ve bunun çeşitli alt başlıklardaki uzantılarına saldırırken, Mao Zedung tarafından formüle edilen düşünceler karşı Modern Revizyonizmin "bilim işçileri"nin ve bunların her soydan çırakları olan ülkemizdeki oportünistlerin (PDA’nın, KSD’nin, Kitle’nin vb’nin) yıllardır tekrarlayıp durduğu yaveleri gündeme getirmekten başka birşey yapmamıştır.

İşte bu nedenledir ki, PB’nın "eleştiri"lerini ciddiye almamız mümkün değildir. Ne var ki, HK saflarındaki dürüst ve samimi unsurları ciddiye almak durumunda olduğumuzdan, onların daha fazla kandırılmasına göz yummamız mümkün olmadığından, ortaya konulan sahtekarlıkları açığa çıkarmak ve bunlar üzerinde kısaca da olsa durmak boynumuzun borcu olmaktadır.

***

PB eleştirilerini şu başlıklar altında toplamak mümkündür: KD’lerde yapılan dünya değerlendirmesi, PB tarafından emperyalizm teorisinin özünün değiştirilmesi olarak ele alınmaktadır. KD’nin emperyalistlerin "entegrasyon"a gittiğini iddia ettiği ileri sürülmektedir. KD’nin üçüncü bunalım dönemini bir "refah çağı" olarak anlattığı ileri sürülmektedir. PB, KD’nin devrim teorisine ilişkin görüşlerini eleştirirken de KD’nin emperyalizm çağında her ülke için proleter devrimleri her an mümkün hale gelmiştir, şartlar her durumda o1gunlaşmıştır şeklinde bir fıkre sahip olduğuna kendini inandırmıştır. Böyle bir inançla KD’de ortaya konulan devrim anlayışı (halk savaşı tahlilleri, evrim devrim aşamalarının iç içeliği tesbiti ve olgunlaşmamış milli kriz konusu), çalışma tarzı (silahlı propaganda vb,) ile örgütlenme (parti anlayışı) üzerinde eleştirilerini yoğunlaştırmaktadır.

PB ELEŞTİRİLERİNİN SEVİYESİ HAKKINDA...

PB’nin "eleştiri" adına ortaya koyduğu şarlatanlıkların tümüyle uğraşmaya ne bu derginin sayfalan yeter ne de böyle bir şeye gerek vardır. Zaten PB’nin bütünsel bir eleştirisi, ancak, bu konuda Kitle’nin PDA’nın, KSD’nin daha önceleri öne sürmüş bulundukları iddiaları ele alırken mümkün olabilecektir. Biz burada, PB’nin "eleştirisi"ndeki diğer zırvalıklarla uğraşmadan yalnızca yukarda özetlediğiıııiz belli başlı noktalara değinmeyi yeterli bulacağız. Ama yine de, hiç olmazsa şu zırva şarlatanlıklardan bir kaç kesit sunmak yararsız görülmeyebilir.

Örneğin yöntem konusunda devirdiği çamların altından PB yazarının canlı olarak çıkması mümkün değildir. PB yazarı, yöntem üzerine ahkam keserken, laf ebeliği yaparken, yazının ta başında kendi sonunun başlangıcını yaratmayı başarmıştır. Yöntem diye diye ML yöntemi katletmiştir. "Marksizmin gelişmesi KD’nin iddia ettiği gibi bir zaman ve mekan sorunu olarak ve dahilerin meseleyi yeniden ele alışlarıyla açıklamaz" (s. 10) diyebilmiştir. Birincisi, KD’nin "Marksizmin gelişmesini dahilerin meseleyi yeniden ele alışlarıyla açıklaması" diye bir şey, PB yazarının uydurduğu koskocaman yalandan başka bir şey değildir. Ama yine KD’nin bunu "bir zaman ve mekan sorunu" olarak açıklaması da tastamam doğru bir şeydir. PB işte buna (bu, tartışılmayacak kadar duru diyalektik öğeye) karşı çıkmaktadır. Çünkü onun medrese mollası kafa yapısına göre ML olsa olsa "ne yerde ne göktedir; her zaman hazır ve nazır ulvi bir safsatadır!" ML her zamanda ve her mekanda bir doğmalar külliyatı olarak durmalıdır! (Burada insanı en çok kahreden şey de böyle bir kafa yapısına sahip bir kalemden sayfalarca evrim-devrim içiçeliği üzerine diyalektik ukalalıklar okumuş olmamızdır!)

Yine hemen "eleştiri"nin başlangıcında, PB yazarı, ML terminoloji konusundaki cehaletini de kanıtlamaktadır. Örneğin kulaktan dolma bir bilgiyle "silahlı propaganda" kavramının fokocu R. Debray’a ait olduğunu, küçük burjuva ihtilalcilerinin bir eylem biçimi olduğunu söyleyerek bilgiçlik taslamaya çalışmaktadır. PB yazarının Mao’ya, Giap’a küçük burjuva ihtilalcisi deyip demediğini bilmiyoruz. Ama bu devrimcilerin halk savaşı teorilerinde silahlı propaganda kavramına yer verdiklerini ve özellikle de Giap’ın teorik yazılarında silahlı propaganda alt başlığı altında bu konuyu formüle ettiğini biliyoruz. Vietnam’dan Şili’ye, Eritre’den Filistin’e kadar silahlı propagandanın devrimci örgütler tarafından bir "klavuz ilke" olarak kullanıldığını da biliyoruz.

"ENTEGRASYON", SAVAŞ MESELESİ, III. BUNALIM DÖNEMİ, VS..:

PB’nın, Mahir Çayan’ı "en iyi, en yeni ve en soldan" bir biçimde "eleştirdiğini" iddia etmesine rağmen, onun tüm eleştirilerinin daha önceleri bir çok oportünistin yaptığı eleştirilerin içine bazı yeni tahrifatların katılarak sunulmasından öteye gitmediğini belirtmiştik. PB yazarı bu şekilde, ille de KD’i "çürütmek" psikozu içinde eskimiş eleştirileri ısıtıp ısıtıp önümüze sürmektedir. Örneğin PB hala Mahir Çayan’ın "emperyalistlerarası yeniden bir paylaşım savaşının çıkmayacağını emperyalistlerarası entegrasyona bağladığını" yüzsüz bir şekilde iddia edebilmektedir. Bilindiği gibi, bu iddialara çeşitli kereler gereken cevap verilmiştir. Bu türden bir eleştiriyi gündeme getirebilenlerin ne denli "ilkel tahrifatçılar" oldukları ortaya konmuştur. PB’de hâlâ bu konuyu bir "eleştiri" olarak getirebiliyorsa, sadece, şu "ilkel tahrifatçı" payesine bir kez de kendisi nail olmak istiyordur. Herhalde bundan başka bir amacı düşünülemez.

Burada geçerken belirteceğimiz bir nokta da PB’nin entegrasyon konusunda nasıl kaba bir cehalet sergilemiş olduğudur. Evet, PB entegrasyonu Lenin’in belirttiği "tek dünya tröstü" olarak görmektedir! Oysa, bilindiği gibi entegrasyon bir süreçtir ve fakat öyle bir süreçtir ki, emperyalizm ortadan kalkana kadar bu süreç "tek bir dünya tröstü" noktasına ulaşamaz, ulaşamayacaktır. PB entegrasyon olgusunu (emperyalist ülkeler arasındaki entegrasyon eğilimini, bu nesnel süreci) tümden reddetmektedir. Emperyalizmin, nasıl çelişkiler var olmazsa, entegrasyon eğilimine sahip olmadan var olamayacağını; tartışılan sorunun ise birlikte var olan entegrasyon ve çelişmeden; süreci hangisinin belirlediğinin tesbit edilmesi olduğunu bir türlü anlayamamaktadır.

Öte yandan PB bu tartışmasında en basit "ahlaki kuralları" dahi hiçe saymaktadır, Devrimci Yol’un 17. sayısındaki "Emperyalizm" yazısında bir dizgi hatası sonucu Lenin’den yapılan bir alıntıda "savaşım" kelimesi "savaş" olarak çıkmıştı. (Bu hata 18. sayıda düzeltilmişti). PB’de buradan hareketle, DY’un "barışçıl savaş" fikrini savunduğunu iddia etmektedir. DY’nun böyle bir zırvayı savunmadığı, savunmayacağı apaçık ortadadır. Ama PB şapkasından tavşan çıkaran bir hokkabazın mahareti ile bu saçma sapan görüşleri bize mal etmeye çalışmaktadır.

Sayfalarca "eleştiri" düzmecedir. PB’nın siyasi muarızlarını öyle ucuz yöntemlerle "eleştirmesi" siyasi konuları tartıştığımız böyle bir polemik yazısı çerçevesinde bizi ilgilendirmez. Çünkü bu "ahlaki" bir sorundur. Ve zaten PB yazarlarının uyarılması gerekiyorsa sadece bu dizgi hatası örneğinde değil "eleştiri" yazısının tümü açısından uyarılmalıdır. Bu konudaki öncelik de HK saflarındaki dürüst unsurlara ait olmalıdır.

PB’nın takıldığı diğer bir nokta da "ekonominin askerileştirilmesi" olayıdır. PB bu konuya iki noktadan hücuma geçmektedir. Mahir Çayan’ın "ekonominin askerileştirilmesini iradi bir olay olarak gördüğünü" iddia etmektedir. Ama böyle bir şey PB yazarının boyundan büyük koskocaman bir tahrifattır. Mahir Çayan, ekonominin askerileştirilmesinin, dünyanın 1/3’nün emperyalist sistemden kopmasının yarattığı pazar darlığının ve savaş sanayiinden kârlılık oranını yüksek olmasının zorunlu bir sonucu olduğunu söyler. Ve uzun uzun bunları anlatır. Peki PB yazarı bunları okumamış mıdır? Hayır, PB yazarı bunları elbette bilmektedir, ama, kendi çizdiği "siyasi" çizgide cambazlık yapmayı da fazlasıyla sevmektedir.

İkinci olarak da PB ekonominin askerileştirilmesini silahlanma ile özdeşleştirmektedir. Ne var ki, bunların (birbiriyle ilişkili olmakla birlikte) özdeş olgular olmadığını bir lise talebesi bile bilir. Silahlanma, ister emperyalist olsun ister olmasın, tüm burjuva devletlerin sorunudur. Örneğin, İran da hızlı bir silahlanma içindedir. Ama İran ekonomisinin askerileştirildiğinden bahsetmek son derece saçmadır.

Ama ne yapalım ki, PB’nın tüm eleştirisi bu ve benzeri saçmalıklar manzumesi üzerinde kurulmuştur. PB yazarı, KD’den;

"...bilindiği gibi iç pazar emekçilerin ferdi tüketimini arttırmakta mümkündür. Ancak çalışan nüfusun gerçek gelirlerinde esaslı yükselmelerle iç pazar genişleyebilir. Fakat bu kapitalizmin tabiatına aykırıdır." (abç)

şeklinde alıntı yaptıktan sonra şöyle diyor:

"iç pazar genişlemesinin ferdi tüketim artışına bağlı olduğunu ileri süren KD kapitalizmin ekonomik kanunlannı alt üst etmektedir."

Evet, PB yazarına göre, Mahir Çayan, "iç pazarın gelişmesi ferdi tüketimin arttırılmasıyla mümkündür" diyorsa, böylece, "‘talep yetersizliğinin doğrudan sonucu olarak, pazar darlığının sebebi ferdi tüketimin azlığıdır" demiş oluyormuş!..
...Burjuvazi pazarı genişletmek ister. Bunun için de ferdi tüketimi, dolayısıyla, emekçilerin gerçek ücretini arttırmalıdır. Gerçek ücreti burjuvazinin arttırması demek ise kapitalizmi bir refah toplumu olarak görmek demektir. Dolayısıyla da Mahir Çayan kapitalizmin refah toplumu olduğunu savunmuş olmaktadır!

PB yazarı işte böyle bir mantık yürütmektedir. Ve bunun adına da "eleştiri’" demektedir. Her şey ne kadar kolay ve basit değil mi’?

Halbuki, PB Mahir Çayan’dan yaptığı alıntının bir yerinde gözünü kapamasa ve onun söz konusu durumun (iç pazarın "böyle" gelişmesinin) "kapitalizmin tabiatına aykırı olduğunu" söylediğini de hesaba katsa, sayfalarca soytarılık yapmasına hiç gerek kalmayacaktı. Lenin ile Narodnikler arasındaki tartışmaları uzun uzun alıntılarla aktarmaya ihtiyaç duymayacak ve yaptığı her alıntıdan biraz uzaklaşınca yolunu şaşırmaya, saçmalamaya başlamayacaktı.

Herhangi bir ekonomi politik kitabını okumuş biri bile talep yetersizliği denen şeyin Kesim I (üretim araçlan sektörü) ve Kesim II (tüketim nesneleri sektörü) de birden ortaya çıkan bir durum olduğunu bilebilir. Hatta PB’nın da bunu "bilmesi" mümkündür. Ama bilgiçlik taslayacağım diye, en son okuduğum kitaplardan ezberlediklerimi "satacağım" diye tartışmayı böyle abese götürmesi, onu sadece oportünizmin bir karikatürü yapmaktadır, başka bir şey değil... Biz, PB’nın bu tür saçmalıkları terketmesini ve hiç olmazsa şunları okuyup-öğrenmesini öneriyoruz:

Pazar daralması sonucunu yaratan talep yetersizliği, hem Kesim I’in hem de Kesim II’nin ürünlerine olan talepteki bir daralmayı ifade eder. Dolayısıyla daralan pazarları yeniden geliştirme anlamına gelen talep yetersizliğinin giderilmesi ise sadece ferdi tüketim imkanlarının artırılması anlamına da gelmez. Pazarın genişlemesi, esas olarak Kesim I’in gelişmesiyle mümkün olur.

Bütün bunlar ortada dururken, PB ise ekonominin askerileştirilmesinin, yeni-sömürgeciliğin vb.’nin hep kitlelerin refahını artırıcı olaylar olarak görüldüğünü iddia ediyor. Ama sadece iddia ediyor ! Çünkü Mahir Çayan pazar daralmasını sadece ferdi tüketim noksanlığına bağlamamaktadır. İkinci dünya savaşı sürecinde ve sonrasında ortaya çıkan gelişınelerin, emperyalizmin pazarlarının daralmasının asli öğesini oluşturduğunu söylemektedir. Ve emperyalist ülkeler açısından, gerek yeni sömürgecilik gerekse ekonominin askerileştirilmesi Kesim I’in genişlemesi demektir. Kısacası, PB’nın bu konudaki eleştirileri de aslında bizim açımızdan hiç bir önem taşımamaktadır. PB bu haliyle "aynada kendi kendine boks çalışan amatör bir boksöre" benzemektedir.

Burada son olarak PB’nın ülke tahlilinde teşhis edilebilen "hazımsızlık" hastalığı üzerinde duralım. Kapitalizmin gelişmesinin 1978’ler Türkiye’sinde ulaştığı boyutlar karşısında PB yazarı Türkiye’de "egemen üretim tarzı kapitalizmdir" demeye çalışıyor, ama bir türlü diyemiyor! Çünkü o zaman Mahir Çayan’ın emperyalizme giderek bağımlılaşma sürecinde "yukardan aşağıya kapitalistleşme" tespitinin doğruluğunu kabul etmek zorunda kalacaktır. Evet. PB yazarı, aslında, Türkiye’de eğemen sömürü biçiminin kapitalist sömürü olduğunu kabul etmektedir, ama oportünizmin KD’e yönelttiği malum "emperyalizme demokratik devrim yaptırma", "emperyalizmi devrimci olarak gösterme" vb. suçlamalarını bir kez de kendisinin yapabilmesi için bir türlü dilinin altındaki baklayı çıkarmamaktadır. Burada, PB yazarının söz konusu "hazımsızlığı" en iyi şekilde şu satırlarda ifade edilmektedir:

"KD meta ekonomisinin gelişmesinin hangi biçimler altında gerçekleşebileceğini incelemeye yaklaşmamaktadır. Feodal kapalı ekonoıninin meta ekonomisine dönüşmesiyle bağımlı küçük üreticilerin bağımsız küçük üreticiler haline gelebileceği gibi..., feodal toprak mülkiyeti iç başkalaşımla kendi malikane üretiminden meta üretimine, başka deyişle pazar üretimine (abç) geçebilir. Dolayısıyla bu tip işletmelerde sertfik kalıntıları (yarı-sertfik) ilişkileri, muhafaza edilebilir. KD’nin inkar ettiği budur. O meta ekonomisine 8irilmekle birlikte ve eski feodal topraklarda pazar için üretime geçilmesiyle serflik ilişkilerinin tamamen (abç) tasfiye edilebileceği görüşündedir." (s. 44)

Görüldüğü gibi PB yazarının burada "iç başkalaşım" ifadesiyle anlatmak istediği "Prusya tipi geçiş"ten başka bir şey değildir. Yani ülkemizdeki yukardan aşağıya kapitalistleşme sürecidir. Ne var ki, KD’nin "pazar için üretime geçilmesiyle birlikte serflik ilişkilerinin tümüyle tasfiye edileceği" görüşünü savunduğunu söylemesi ise apaçık bir tahrifattır. Bugün Türkiye’de feodal kalıntılann varlığı elbette inkar edilemez bir olgudur. Ama inkar edilemez olan bir başka gerçek de ülkede EGEMEN (hakim) olan sömürü biçiminin kapitalist sömürü olması, yani EGEMEN olan üretim tarzının da, emperyalizmin biçimlendirdiği kapitalist üretim tarzı olmasıdır. Kapitalist sömürünün yanısıra varlığını sürdüren feodal sömürü ise tümüyle kapitalist sömürü sistemine göre biçimlenmektedir.

PB bunları tartışmaya çalışırken, bir yerde "KD... köylülüğün emperyalist burjuvazi tarafından özgürlüğe kavuşturulabileceğini ileri sürüyor’ demektedir. (s. 52) Peki buna itiraz eden PB yazarı, kırsal kesimdeki geniş emekçi yığınların proleterleşmesini nasıl izah edecektir? Gecekondulaşmayı, şehirleşmeyi nasıl değerlendirecektir? PB yazan eğer bu somut olguları reddetmiyorsa, Türkiye’de kırsal kesimdeki geniş emekçi yığınların toprak köleliğinden kurtularak "özgürleştirildiğini", kapitalizm için gerekli olan emeğin "özgürleşmesi"nin tarihsel olarak da ancak böyle mümkün olacağını da kabul etmek zorundadır. Kafasını böyle pespaye demagoji oyunlarından kurtararak siyasi muarızlannın neyi ne için yazdığını dürüst bir yoldan anlamak için gayret sarfetmelidir.

Kısacası PB bugün ülkemizin toplumsal yapısına ilişkin olarak PDA’nınkilerle Devrimci Hareketimizin görüşleri arasında "orta yolcu" bir takım görüşler ileri sürmeye çalışmaktadır. PB yazarı şunu kabul etmelidir ki, KD’nin ülkemizin sosyo-ekonomik yapısı üzerine olan tahlillerinden epey etkilenmiştir. Bunları biraz değiştirerek (ve bu arada elbette bizim görüşlerimizi de tanınmayacak hale getirerek) bize karşı savunmaya çabalamaktadır. Böyle bir tutumun siyasi ahlak bakımından hiç de makbul olmayan bir tutum olduğuna (PB yazarı hariç) kimsenin itiraz etmeyeceğini sanıyoruz...

HALK SAVAŞI, EVRİM-DEVRİM İÇİÇELİĞİ

PB’nın eleştirisi genel olarak ML, teorinin ve özel olarak da Halk Savaşı teorisinin inkarı üzerine kurulmuştur. PB’nın devrimci görüşler karşısında alternatif olarak savunduğu devrim teorisi, belirttiğimiz gibi, öz olarak modern revizyonist "bilim işçileri"nin teorik tezlerinden farksızdır. "Evrim devrim içiçeliği, olgunlaşmamış milli kriz, silahlı mücadelenin temel alınması, vb." konularına yönelik itirazlar hep bunlarla benzer noktalardan ortaya konulmuştur...

PB’nın Halk Savaşı teorisini reddi, evrim-devrim dönemleri ve milli kriz tartışmalarındaki tutumunda somutlanmaktadır. PB de (tıpkı KSD, PDA, Kitle gibi) "evrim-devrim dönemlerinin içiçe olması "tespitinin eleştirisine felsefı bir itirazla başlamaktadır. Tıpkı diğerleri gibi, PB de, sorunu ele alırken halk savaşını başlatmak için de bir nicel birikimin, bir hazırlık döneminin, yani bir "evrim aşaması"nın yaşanmasının zorunlu olduğu maruzatı etrafında dönüp durmaktadır. Ve bu sorun böyle tartışılınca da (diyalektik olarak!) elbette akan sular durmaktadır. Çünkü her değişimin bir hazırlığı ve bu anlamda bir evrimi vardır. Ama KD’de Mahir Çayan’ın tartıştığı sorun bu değildir ki! Emperyalist-kapitalist ülkelerde devrim güçlerinin karşı devrim güçlerini altedebileceği koşulların hazırlanması olan "evrim aşaması" formülasyonu ile bu koşulların uzun bir halk savaşı sürecinde hazırlanması durumu ("stratejik savunma" aşaması) arasındaki fark tartışılmaktadır.

Halk Savaşının, uzun süreli savaş teorisinin bütün anlamı, kendinden çok güçlü durumdaki karşı-devrim güçlerine karşı, ancak ve ancak uzun bir silahlı savunma döneminden (stratejik savunma dönemi) geçtikten sonra, bütün halkın genel ayaklanmasının mümkün kılınabileceği tespitinde yatmaktadır. Savaşın başlangıcında asla iktidarın alınabileceği koşullar (devrim aşaması koşulları) yoktur. Buna rağmen silahlı mücadelenin gündeme getirilmesinin zorunluluğu söz konusudur. Evrim ve devrim aşamalarının içiçe geçtiği formülasyonunun anlattığı gerçek, genelde budur!

Diyalektik maruzatlar bir yana, PB’nın (tıpkı diğerleri gibi) itiraz ettiği durum da budur. PB, emperyalizmin hegemonyası altında olan ve dolayısıyla uzun süreli bir halk savaşından geçilmek zorunda olan ülkemizde, (sovyetik tipte bir genel ayaklanmanın veya halk savaşının ön aşaması olan stratejik saldırı aşamasının ön koşulu olan) bir "devrimci durum"un mevcudiyetini, silahlı mücadelenin başlatılması yani halk savaşının başlatılması için şart koşmaktadır.

"Proletaryanın iktidarı alması için kesinlikle gerekli belirli koşulların birleşmesi"nin, ülkemizde silahlı mücadelenin başlatılması için kesinlikle gerekli olduğunu söylemektedir. Ve böyle bir ön şartın, emperyalizmin hegemonyası koşullarında uzun süreli bir silahlı savaş olan halk savaşı için değil, fakat kısa süreli, bir genel ayaklanma ile iktidarın ele geçirilmesinin söz konusu olduğu emperyalist-kapitalist ülkeler bakımından geçerli olduğunu söyleyen Mahir Çayan’ı "eleştirmektedir".
Yani PB, KD’i "eleştirirken" kendisinin ne menem bir halk savaşı teorisini savunduğunu da açıkça ortaya koymaktadır. Halk savaşını başlatmak için bütün halkı bilinçlendireceksin, örgütlendireceksin, devrimci mücadeleye seferber etmeye hazır bir hale getireceksin; yani subjektif koşullar böyle barışçıl mücadele biçimleri ile tam olarak hazırlanacak. Sonra? Sonra da ülkede olgunlaşmış bir milli krizin (Lenin’in söylediği anlamda bir devrimci durumun) ortaya çıkmasını bekleyeceksin. Ancak böyle bir durum söz konusu olunca da silahlı eylemi temel alabileceksin, halk savaşını başlatabileceksin! Evet, PB bundan başka bir şeyi savunmuyor.

Peki, varsayalım ki, PB’nın dediği gibi, ülkemizde de bu subjektif ve objeklif koşulların oluşumunu içeren böyle bir evrim aşamasının yaşanması mümkündür. İşte o zaman, bu koşullar söz konusu ise eğer, uzun ve dolambaçlı bir halk savaşına, uzun süreli bir silahlı devrime neden gerek duyulsun ki? Bu koşullar altında PB artık "bir zahmet" ayaklanmayı önerse zaten devrim olacaktır! PB dürüst davranmalı ve Türkiye’de devrim stratejisi olarak sovyetik tipte genel bir ayaklanma önerdiğini açıkça ortaya koymalı ve halk savaşı edebiyatını terketmelidir...

Çünkü halk savaşı teorisinin özüne itiraz ederken aynı zamanda halk savaşını savunmaya kalkışması onu oldukça garip ve komik durumlara düşürmekten başka bir yere götürmeyecektir. Örneğin, yine KD’in "evrim devrim dönemlerinin iç içe olması" şeklindeki tespitine itiraz ederken PB şöyle diyebilmektedir: "Burada ilk yanlış, halk savaşının iradi olarak başlatılan, sonra kendiliğinden arkası gelen bir şey olmasının sanılmasıdır". (s. 77)

Evrim devrim iç içeliği tespiti, kuşkusuz, PB’nın iddia ettiği gibi, böyle bir "sanı"dan kaynaklanmamaktadır. Ama halk savaşı. kuşkusuz, maddi bir temel üzerinde proletarya partisinin iradi müdahalesi ile başlayacaktır (ve elbette arkası kendiliğinden gelmeyecek, yine iradi bir çaba ile sürdürülecektir). Peki, PB buna mı karşı çıkmaktadır? Yani ülkemizde halk savaşı iradi bir müdahale olmadan, yani kendiliğinden mi başlayacaktır?

Ama bütün bu cambazlıklar, PB’nı içinde bulunduğu açmazdan kurtarmak için hâlâ yeterli değildir. PB, "halk savaşı yolumuz, parti-cephe-ordu silahımız" diye bağırma hakkını hâlâ kendinde saklı tutabilmek için KD’i başka noktalardan da tanınmaz hale getirmek zorundadır. Ve PB’nın çalışma tarzı konusunda çizdiği KD tablosu yine böyle bir çabanın ürünü olmaktadır.

PB’nın anlattığına göre, KD, evrim devrim dönemlerinin iç içe geçtiğinden, sürekli buhran sürekli devrim teorisinin özünü oluşturduğundan, kesintisiz saldırı, yani "Fransızca konuşmak" esastır demektedir. Leninist tezin, emperyalist sistemi bir bütün olarak ele aldığı ve tek tek her ülke için "devrimci durum" ve "milli çapta genel kriz" kavramlarını hala "devrimin temel kanunu" olarak görmeye devam ettiğini göz ardı etmektedir. Ülkede devrimin olabilmesi için "milli kriz"in şart olduğunu kabul etmemektedir. Türkiye’de emperyalizmin içsel bir olgu haline gelmesi emperyalist sömürü ve tahakkümü gizleyen ve halk kitlelerinin tepkisini pasifize eden bir sonuç, bir politik pasiflik doğurduğundan, KD işte bu kalıpları kırmak, sömürü ve tahakkümün arkasındaki "Amerikan gavurunu" gösterebilmek için tek yol olarak büyük şok dalgaları yaratacak askeri eylemler önermektedir. KD, silahlı propagandadan söz ederken de, aslında bir araç olan propagandayı, temel mücadele biçimi olarak ilan etmektedir, vs., vs.,...

Kuşkusuz KD böyle şeyler söylememektedir. Ve bütün bunlar sadece PB’nın seviyesini göstermekten başka bir işe yaramamaktadır. Yazımızın başlangıcında, PB’nın, silahlı propaganda için "küçük burjuva ihtilalciliğinin" uydurduğu bir eylem biçimi olduğunu söylerken kafasını nasıl Mao’nun, Ho’nun, Giap’ın devrim teorisine çarptığını işaret etmiştik. Ama PB yazarı öyle hemen kırılacak bir kafası olmadığını ispat etmek istercesine, bu konuyu "ayrıntılı" olarak ele alıp gaf üstüne gaf yapmaya devam etmektedir. Anlatmakta, anlatmakta ve en sonunda, "silahlı propaganda olmaz ama silahlı ajitasyon olabilir" diye işin içinden çıkmaktadır! Ve böyle bir ifade de zaten bizim bu konuyu geçmemiz için yeterli olmaktadır.

PARTİ SORUNU

PB’nın halk savaşı teorisi karşısındaki bu sahtekarca tutumu, Parti sorununda da aynen devam etmektedir. PB şöyle demektedir:

"KD’e... göre politik devrim; ‘etkili azınlığın’ siyasal iktidarı ele geçirmek yolunda ‘ihtilalci insiyatifı’ kullanması yoluyla gerçekleşir.

Bundan dolayı, ihtilalin en önemli subjektif unsuru olan parti KD’de ‘etkili azınlık’ dediği şeyin muhtevasıyla sınırlı kalıyor. Bu noktadan hareketle, partinin bileşiminin işçi ya da aydın olmak değil, fakat gününün yirmidört saatini devrime adamış olan ‘profesyonel devrimcilerden’ ibaret sınıfsal bir belirsizlik olarak yorumluyor" (s. 90).

PB neyi yorumluyor? İIk önce, KD’nin şu, şu, şu, Leninist önermeleri reddetmiş olduğunu varsayıyor. Sonra da hiddetli ve şiddetli bir şekilde KD’e karşı hücuma geçiyor. PB, bir kez, KD’nin bireyin ön planda olduğu bir "profesyonel devrimcilik" anlayışına sahip olduğuna, ihtilalci sınıf partisi yerine darbeci-fesat örgütlerini yeterli bulduğuna kendini inandırmıştır. Artık ona düşen görev, bunların ne menem bir anti-Leninizm olduğunu kanıtlayıvermekten başka bir şey değildir!
PB, KD’nin parti anlayışını "eleştirmek" çabasıyla Lenin’in "Ne Yapmalı?" kitabını kendince özetliyor. Ülkemizde kitap özeti ile "teorik tartışma" sürdürmenin moda olduğunu biliyoruz. PB’de bir türlü özümleyemediği Leninist düşünceyi ezberleyerek/"özetleyerek" sunmaya çalışıyor. Ve bu "özeti" ileri sürerek KD’nin parti anlayışını "çürütüyor". Ama burada PB yazarını bir "tembel talebe" olarak hemen suçüstü yakalamak mümkün olmaktadır. PB yazarı "Ne Yapmalı?" kitabını okumuştur, ama muhakkak ki, "Bir Adım İleri İki Adım Geri" kitabını okumamıştır. Yoksa parti konusunda artık epeyce bayatlamış ve kokuşmuş Menşevik görüşlere (hem de Leninizm adına!) bu denli cüretle sahip çıkmasını açıklamak mümkün olamazdı.

SON OLARAK BİRKAÇ SÖZ...

Görüldüğü gibi PB "eleştirileri" ile uğraşmamız HK revizyonizminin sefaletini bir kez daha teşhir etmekten başka hiçbir pratik yarar getirmemiştir. Bu yazı, böyle bir yazıda gerekli olan teorik tartışmayı içermek bir yana, sorunların kavranmasını kolaylaştıncı ya da hiç olmazsa eğitsel bir özellik bile taşımayan bir polemik olmuştur. Ama okuyucunun, PB’nin KD eleştirisini okumay’ı göze alırsa, bize kesinlikle hak vereceğine inanıyoruz.

Ama PB’de kendi açısından "haklı" görülebilir ve böyle bir çaba içerisine girmesini izah eden "makul" bir mazereti de olabilir. PB "küçük burjuva ihtilalciliğinin" eleştirilmesi maskesi altında kendi revziyonist tezlerini utangaç şekilde savunmak durumundadır. Halk Savaşını reddetmek pek kolay bir iş olmadığından onu küçük burjuva ihtilalciliği şeklinde sunarak reddetmek ve halk savaşı teorisi yerine revizyonist tezleri ikame etmek durumundadır. Ama bunu dahi kendi sistematiği ile değil, sağdan soldan çalıp çırptığı bayatlamış revizyonist görüşleri kendi patenti altında sunma yüzsüzlüğüne başvurarak yapmıştır. PB’nın pek öyle ciddiye alınmamasını gerektiren önemli nedenlerden birisi de budur.

Ayrıca, "eleştirilen" görüşlerin Devrimci Hareketimizin ve Mahir Çayan’ın görüşleri olmadığı apaçık ortadadır, ama, bu görüşler elbette birilerine aittir. Bunu da en iyi şekilde yine PB yazarı bilmek durumundadır. Çünkü bunlar kendilerinin daha önce savundukları görüşlerin ta kendisidir. Yani PB, KD’de yazılanları eleştirmemiş, olsa olsa dolaylı ve pek de makbul olmayan bir üslupla "özeleştiri" yapmıştır. KD’de yazılanları kendi eski "fokocu" kafa yapısının (sol kendiliğindenciliğin ya da kendisinin çok sevdiği deyimle "küçük burjuva ihtilalciliğinin") aynısı sanmakta; ve bütün bunları şimdiki ekonomist-reformist kafa yapısıyla (sağ kendiliğindencilikle) "çürütmeye" çabalamaktadır.

Bütün bunların dışında PB’nın "eleştiri" yazısında dikkati çeken bir iki nokta daha vardır. Bunlardan birisi, PB yazarının başta kendi taraftarlan olmak üzere herkesi aptal yerine koymaya çalışmış olmasıdır. Bu durumu, PB’deki "eleştiri" yazısını okuduktan sonra Mahir Çayan’ın yazılarını da okurlarsa eğer, HK taraftarlarının kendileri de tesbit edebilirler ve PB yazarını suç üstü yakalayabilirler. Çünkü PB yazarları, sürekli olarak vurguladığımız gibi, Mahir Çayan’a onun görüşleri ile ilgisi olmayan saçma sapan fikirleri mal etmeye çalışmışlar ve sahtekarlık yöntemi ışığında "eleştiri" düzerek taraftarlarını aldatmaya çalışmışlardır. Yani devrimci görüşleri "böyle" çürük görüşler olarak göstererek taraftarlarını açıkça aldatmışlardır. Kuşkusuz disrüst bir HK taraftarı da bir eleştiri yazısının böyle sunulmaması gerektiğini farkedecektir.

PB yazarı, açıkça Mahir Çayan’ın görüşlerini "boğuntuya getirerek" bunların özünü gizleme gibi bir yöntem seçmiştir. Örneğin Mahir Çayan’dan yapılan her alıntı PB yazarının kendi kafasına estiği biçimde yoruma tabi tutuhnuş; sonra da en son okuduğu kitaplardan edindiği "bilgi" kırıntıları ışığında uzun uzun çürütülmeye çalışılmıştır. Maksat açıktır: Okuyanın hiçbir şey anlayamamasını sağlamak, fakat yine de "amma da derin(!) eleştiriymiş ha!" gibisinden bir izlenim yaratmak.
HK taraftarları işte bu yüzden kendilerinin aptal yerine konmasına artık müsaade etmemelidirler!..


Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org