"SOSYAL EMPERYALİZM" TARTIŞMALARINA İLİŞKİN BAZI "ELEŞTİRİLER" ÜZERİNE...

Dünya sosyalist hareketi içindeki parçalanma ve dağılma ile ve bu bağlamda süren tartışmalarla ilgili olarak teorik görüşlerimizi Devrimci Gençlik dergisinin 3, 8, 9, 10. sayılarında ve Devrimci Yol’un 6, 7, 8. sayılarında ortaya koyduk. Bu konudaki görüşlerimizle ilgili olarak, bugüne değin çeşitli kesimler tarafından epeyce eleştiri yöneltilmiştir. Bu eleştirilerin bir kısmını ele alarak bu konuya ilişkin görüşlerimizin eleştirilen yanlarını tartışmak, birçok bakımdan yararlı olacaktır. Zaten, taraftarlarımızdan aldığımız birçok mektupta da,

  bu konuda bize yöneltilen eleştirilere "en geniş bir şekilde cevap verilerek konulara açıklık kazandırılması" istenmektedir.

Aslıda bize yönelen eleştirilerde görebildiğimiz en belirgin özellik, eleştirdiğimiz hatalı ve anti-Marksist düşüncelere çok iyi örneklerin sergilenmiş olmasıdır. Kitle, HB vb. yayınlarda bu konuda yazılanlar birer yanlış düşünce örnekleri olarak ele alınabilirler ki, bu durumun bir eğitim unsuru yarattığı kuşku götürmez.

Özellikle üzerinde tartışılan konu, kapitalizmden sosyalizme geçiş dönemi bağlamında "Sovyetler Birliğinde geriye dönüş" sorunudur. Böyle bir tartışma ilk önce geçiş dönemi tartışmasında odaklaşmaktadır.

"Günümüzde uluslararası düzeyde özellikle devrimini yapmış ülkelerdeki proletarya hareketi içinde ortaya çıkan sapmalar ML geçiş dönemi teorisi açısindan volantarist (iradeci) ve ekonomist nitelikli sapmaları sergilemektedir. Ekonomist sapmanın başını çeken SBKP revizyonizmi ‘sosyalizmi (sınıfsız toplumu) bolluğun yaratıldığı bir ekonomik gelişmenin’ otomatik sonucu olarak görür ve üretim araçlarının özel mülkiyetinin devletleştirilmesinin ve üretici güçlerin geliştirilmesinin belirleyiciliğine bağlar. Bu yaklaşım ‘yeni insan ilişkilerinin yaratılmasındaki proletaryanın ideolojik politik eyleminin , belirleyiciliğini, ideolojik politik eylemin belirleyiciliğini, ideolojik ve kültürel devrimin sürekliliğini’ yadsır. Volantarist sapmanın başını çeken ÇKP revizyonizmi ise politikanın belirleyiciliğini abartarak, zaman zaman ekonomik faktörlerin rolünü tamamen reddeden -geneldeki idealist eğilimlerin bir ürünü olarak-’iradeci’ yaklaşımlar ortaya koymaktadır." (D.Y. sayı 8)

Uluslararası sosyalist harekette ekonomist sapmanın başını çeken SBKP revizyonizminin ülkemizdeki uzantıları "Geriye dönüşün olanaksızlığı"nı ileri sürerken volantarist sapmanın başını çeken ÇKP revizyonizmi ve onun ülkemizdeki uzantıları geriye dönüşü düz bir çizgiye indirerek mutlaklaştırmaktadırlar. Bunlar bize yönelttikleri "eleştiriler"de (aslında bunlara itirazlar demek daha doğru olur) birçok önemli noktalarda çakışmaktadırlar. Bu "eleştiriler"e tipik örnek geçiş dönemi ve geriye dönüş sorununa ilişkin görüşlerimize Kitle (sayı 181) Halkın Birliği (sayı 19-20) dergilerinde yöneltilen itirazlar ve saldırılardır.
 

Kitle "Eleştiriler"

Kitle’nin "geçiş dönemi ve geriye dönüş" sorununa ilişkin ekonomist tezleri, onun tarihsel gelişimi anti-Marksist bir anlayışla üretim ilişkileri ile üretici güçler arasında kurduğu mekanik bir bağlantı ile açıklamasından kaynaklanmaktadır. Kitle’nin mekanik anlayışına göre; birincisi, üretici güçlerin gelişimi tarihsel gelişimin mutlak belirleyicisidir. (Üretici güçler de, çoğu kez üretim araçlarına indirgenmektedir) ikincisi, üretim ilişkileri ile üretici güçler arasında tarihsel gelişimin her somut durumunda bire-bir bir uygunluk ilişkisi vardır, yani üretim ilişkileri her somut durumda üretici güçlerin pasif bir yansısıdır. Bu anlayışa göre sosyalizm genel olarak üretici güçlerdeki (özel olarak da üretim araçlarındaki) gelişmenin otomatik bir sonucu olmaktadır. Ve bu mantık yürütme çizgisinin "geriye dönüş"e ilişkin sonucu ise "geriye dönüşün olanaksızlığı"dır. Bu tez M. Çayan’ın ASD’nin (Aydınlık Sosyalist Dergi) 20. sayısında eleştirdiği Liu Şiao-Chi’nin "Sosyalist ekonomi geliştikçe, üretici güçler geliştikçe, artık geriye dönüş mümkün olmaz" revizyonist tezinin aynısıdır. (Emeğin Birliği, KSD, Devrimci Derleniş vb. bazı önemsiz, görüntüsel ayrılıklar dışında, bu konuda aynı düşüncededirler.)

Oysa "geriye dönüş" sosyalist devrim diğer devrimlerden farklı bir özellikte olduğu için sosyalizme (sınıfsız topluma) ulaşılana kadar olanaklıdır. Diğer bütün devrimlerin aksine, sosyalist devrim bir başlangıçtır, aşağıdan yukarıya doğru devlet mekanizmasının parçalanarak iktidarın ele geçirilmesi ve yukarıdan aşağıya sosyalist üretim ilişkilerinin inşasıdır. Sosyalist üretim ilişkilerinin yukarıdan aşağıya örgütlenmesi işçi sınıfı iktidarının bilinçli iradi eylemi ile olmaktadır. Bu iradenin sakatlanması ileriye doğru -sosyalizme doğru- gelişmeyi engeller ve bu durumda geriye dönüş sürecinin koşulları ortaya çıkar. Üstyapının, politikanın belirleyiciliği kabul edilmeden geçiş döneminin Marksist teorisi kavranılamaz.

İşte Kitle, bu temel Marksist önermeyi gözü kapalı reddetmektedir. Üstelik bu konuya ilişkin ayrıntılı görüşlerimiz konusunda ajitatif sloganlar söylemekten öteye gitmeyen Kitle "bu anti-Markist idealist yaklaşımı eleştirmeye gerek görmüyoruz" (Kitle, s. 181 ) diyerek bu konuda bizimle tartışmaya yanaşamaz. Bu tez niçin anti-Markist ve idealisttir? Bu sorunun cevabı Kitle’de verilmez. Bu görüşün yanlışlığı işçi sınıfı bilimince kanıtlanmış! Bunu yaparken Kitle malûm Sovyet bilim işçilerinin piyasada bolca bulunan kitaplarına utangaç bir "atıf"ta bulunmakla yetinir.

Kitle, geriye dönüşün mümkün olmadığını, bu şekilde (iman gücüne dayanarak) reddettikten sonra, bizim geriye dönüşe direnen unsurlar tezimizin eleştirilerine girişerek, bu görüşlerimizi çürütmeye çalışmaktadır. Bilindiği gibi, biz bu konuda sosyalizmin inşasının ileri bir aşamasında revizyonizmin partiye (bu suretle yönetime ve devlete) egemen olması durumunda geriye dönüşün (kapitaiizmin restorasyonunun) gerçekleştirilmesinin basitçe olamayacağını vurgulamış, altyapıda ve üstyapıda ortaya çıkan sosyalizm unsurlarının, toplumun kapitalist-emperyalist bir niteliğe dönüştürülmesine direnen bir güç olarak ortaya çıkacağını ve bu yüzden revizyonizmin ortaya çıkışının kapitalizmi mutlaka geri getireceğinin söylenemeyeceğini ileri sürmüştük. Bu durumda inişli çıkışlı düz olmayan, bir geriye dönüş sürecinden söz etmenin doğru olacağını ortaya koymuştuk. Kitle bizim görüşlerimizin bu noktasını çürütmeye çalışırken, aklınca bizi SSCB’de ya sosyalizm var ya da sosyal-emperyalizm tezi doğrudur ikilemiyle karşı karşıya bırakmaya uğraşmaktadır. Ona göre eğer parti revizyonist_olmuşsa geriye dönüşe "direnen" diğer tüm faktörler hiç kalır. SBKP’ye revizyonist diyorsan, Sovyetlerin sosyal emperyalist olduğunu da kabul etmek zorundasın. (Bu tezin ÇKP’nin sosyal emperyalizm teorilerindeki tanıdığımız "Ünlü"(!) mantığının aynısı olması ilginçtir.)

Geriye dönüşün olanaksızlığını savunan Kitle bizim "geriye dönüşe direnen faktörler" üzerine olan görüşlerimizi şöyle tartışıyor:

"Sovyetler Birliği’nde ‘kapitalizmin geri getirilmesine direnen iç etmenler’ olsa olsa sosyalizmin unsurları olabilir. Altyapıdaki en önemli etmen mülkiyet ilişkileridir. (abç) şayet mevcut mülkiyet ilişkileri geri dönüşe elveriyorlarsa mevcut üretici güçlerle belirli bir ahenk içindeler demektir. Üstelik mülkiyet ilişkileri insanların dışında bir olgu değildir. Çünkü insan da bir üretici güç, üstelik de üretici güçlerin en önemlisidir. Şayet bu mülkiyet ilişkileri -üretim araçlarının mülkiyeti anlamında- geri dönüşe ‘direniyorlarsa’ demek ki Sovyet insanı artık kapitalist mülkiyet ilişkisini, ona geri dönmeyecek ölçüde aşmıştır. Gayet tabii ki bunun temelinde yatan, Sovyet üretiminin kapitalist mülkiyeti çoktan aşmış olmasıdır. Yok, D. Yol’un dediği gibi geri dönüşü mümkün görüyorsak mevcut mülkiyet ilişkilerinin de sosyalist olmadığını ve Sövyetlerin tüm geçmişi boyunca sosyalist mülkiyet ilişkilerinin köklü bir şekilde tesis edilmiş olduğunu kabul etmemiz gerekir. Çünkü bu mülkiyet ilişkisi ancak kendine uygun düşecek üretici güçler manzumesi üzerinde şekillendirilebilir. Ve sosyalist mülkiyet ilişkileri kapitalist mülkiyet ilişkilerinden daha ileri bir aşamaya tekabül ettiğine göre, Sovyetler Birliği’ndeki üretici güçlerin gelişkinlik seviyesinin sosyalist mülkiyet ilişkileriyle bağdaşacak bir seviyeye hiçbir zaman ulaşmadığını ya da 50’lerden conra üretici güçlerin gelişmediğini, aksine gerilediğini söylemekten başka çare kalmaz. Bunun da (anlamı-DY) Sovyetler’de devlet kapitalizminin egemen olduğundan başka bir şey değil." (Kitle, s.181 )

Sakın burada söylenmek istenen şeyin ne olduğunu anlamaya uğraşmayın! Öyle bir paragraf ki, bizim işimizi "hallettiğini" sanan Kitle yazarı, aslında burada Marksizmi "halletmekten" başka bir şey yapmamış. Bu kadarcık yere sığdırılan saçmalıklarla uğraşmaya kalksak, "Üretim ilişkilerinin hukuki düzeydeki bir ifadesi" (Marx) olan mülkiyet ilişkilerinin bir altyapı değil bir üstyapı kurumu olduğundan başlamak üzere, Marksizme ait ne varsa yeniden aktarmak gerekecektir. Bu yüzden, "işçi sınıfı bilimi" adına(!) sergilenen bu saçmalıklarla ve bu saçmalıklar arasında bile farkedilebilen kaba-materyalist-ekonomist mantığın Marksizme yabancılığını da kanıtlamaya uğraşmakla okuyucuları meşgul etmemeyi tercih ediyoruz.
Bizim bu konuda söylediklerimiz ise şöyledir:

"Sosyalist üretim ilişkilerinin belirli bir seviyeye kadar örgütlendirilmiş olması geriye dönüşe direnen bir unsur olarak ele alınmalı ve mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır. Bu direnen faktör, sonucu, kendi gücü oranında şu veya bu şekilde etkileyecektir. Sovyetler Birliği’nde bu faktör verilebilecek diğer bütün örneklerde olduğundan çok daha güçlüdür." (Devrimci Gençlik, s. 3)
"Bundan da proletaryanın kapitalist sömürüden kurtulmuş olması gibi bir kazanılmış hak özellikle anılmaya değer bir noktadır. Bunun yanında üretim araçlarının özel mülkiyetinin . kaldırılmış olması yine önemli bir noktadır. İşletme yöneticilerinin üretim araçları üzerindeki sınırlı tasarruf yetkisi, sınırsız tasarruf yetkisi sağlayan kapitalist mülkiyet ile özdeşleştirilemez." (Devrimci Gençlik, sayı 9,10)

Kitle bu görüşlerimize karşılık kapitalist özel mülkiyetin aşılıp "sosyalist mülkiyetin" gerçekleşmesinden sonra geriye dönüşün olanaksızlığını savunmaktadır. (Burada "sosyalist mülkiyet" devlet mülkiyeti ile özdeş tutulmaktadır) "Çünkü üretici güçler gelişmektedir." Buna karşılık eğer geriye dönüş mümkündür denirse, direnen faktörlerden söz edilemez. Parti revizyonist olduktan sonra devlet kapitalizminden (ya da sosyal emperyalizmden) söz edilebilir. Bu durumda artık sosyalist üretim ilişkilerinin inşa edildiği bir ülkede revizyonizmin hiçbir zaman ortaya çıkamayacağını kabul etmekten başka çıkar yol kalmamaktadır. Revizyonizm olduğunda geriye dönüş mutlak olduğuna göre, geriye dönüş de "bilimsel olarak" olanaksız olduğuna göre artık geriye SBKP’nin revizyonist olamayacağını "bilimsel olarak" kabul etmekten başka bir şey kalmıyor. (Keşke bunu -yani "bilimsel olarak" revizyonist olamayacaklarını Brejnev ve SBKP ideologları da "bilebilselerdi.")

Kitle’de yazılanlar bir bütün olarak Marksizmin nasıl anlaşılmaması gerektiği konusunda iyi bir örnek olabilirler yalnızca, başka bir şey değil.

Öte yandan "altyapıda ve üstyapıda direnen faktörler" konusunu tartışırken yaptığı akıl almaz saçmalıkları geride bırakarak,.bu kez sosyalizmden de, Marksizmden de ne anladığını, geçiş döneminin Marksist teorisinden ne anladığını (ya da hiçbir şey anlamadığını) da sergilemektedir. Bu noktada biz Kitle ile SB’inde geriye dönüş konusunu bir yana bırakarak Kitle’nin sosyalizm ve SB konusundaki görüşlerini tartışacağız. Kitle Sovyetler’de üstyapıdaki "direnen faktörler" konusunda şunları yaziyor:

"Direnen üstyapı etmenleri neler olabilir. Pek çok üstyapı unsuru vardır ve bunların hepsi derece derece ‘direnebilir’ler: Bizce bugün (abç) Sovyetlerdeki en önemli üstyapı unsuru SBKP’dir. D. Yol’a göre Sovyetler Birliği’nde ‘Kapitalizme geri dönüş’ün baş müsebbibi revizyonistleşerı SBKP’dir. Şayet geri dönüşe üstyapıda parti direnmiyorsa aksine dönüşü o yönlendiriyorsa, başka üstyapı unsurlarının direnmeleri hiç kalır. (Kitle, s.181 )

Bu görüşlerin ne anlama geldiğini tartışmaya geçmeden önce bu konuda daha önce yazdıklarımızı kısaca hatırlatmakta yarar vardır. Devrimci Gençlik 3. sayı ve 9-10. sayıda şöyle söyleniyordu:

"Politika geçiş dönemi için belirleyicidir. Ancak bu etki de geçiş döneminin başından sonuna kadar aynı düzeyde kalmaz. Sosyalizmin inşasının ileri dönemlerinde politika karşısırıda ekonomik etkenler giderek artan bir etki gösterirler. Başlangıçta toplumun sosyalizme doğru gelişmesini Ekonomik faktörlere rağmen politik üstyapı tayin eder. İleri aşamalarda ise sosyalist ekonomi ile birlikte fakat yine politik etkenler tayin eder." (Devrimci Gençlik, s. 9-10)

Yine 3. sayıda şöyle deniyordu:

"Politik etken sadece iktidar ya da parti değildir. Proletarya, parti aracılığıyla iktidarı ele geçirir ve yukarıdan aşağı üretim ilişkilerinin inşasıyla birlikte yeni insan ilişkilerinin de inşasına girişir. Bir yandan proletarya iktidarı bütün devlet aygıtında orduda, polis ve gizli teşkilata varıncaya kadar bütün politik üstyapı alanlarında kurumlaşır. Diğer yandan ideolojik, ahlaki, kültürel, bilimsel alanlarda da aynı gelişme söz konusudur. İşte başlangıçta, sadece parti, ordu ve iktidar olan politik üstyapıdaki proletarya varlığı, devrimin ileri gelişme dönemlerinde bütün üstyapıda genişleyip derinleşir. Geçiş aşamasının ileri dönemlerinde revizyonizmin iktidara gelmesiyle beraber başlayan geriye dönüşe maddi altyapı ile beraber üstyapıdaki, politik alandaki, ahlaki, ideolojik, kültürel ve geleneksel bütün proleter mevziler direnen unsurları oluştururlar." (Devrimci Gençlik, s. 3)

Bizim görüşlerimizi "idealist" ve "anti-Marksist" bulan Kitle ise bu konuda, hem de sınıfsız toplumun birinci aşamasına -sosyalizme- geçtiğini kabul ettiği Sovyetler’de bugün en önemli sosyalizm unsurunun parti olduğunu, bunun dışındaki (bütün toplum içindeki insan illşkileri, ideolojik, kütürel alışkanlık ve gelenekler gibi) üstyapı unsurlarının hiç kaldığını söylemektedir. Hem sınıfsız toplum aşamasına geçildiğini kabul etmek, hem de partiden başka üstyapı unsurlarının rolünü reddetmek ne anlama gelebilir?

Bilindiği gibi Marksit geçiş dönemi teorisi sınıfsız toplumun inşasında öncelikle onun maddi koşullarının oluşturulmasını öngörmekle birlikte, sınıfsız toplumu bu şekilde bir ekonomik gelişmenin otomatik sonucu olarak görmez. Eski topıumun bağrındaki yeni toplumun bir hücresi niteliğindeki parti, iktidarın ele geçirilmesinden sonra, sosyalist üretim ilişkilerinin inşasına girişmekle birlikte, toplumun üstyapısındaki ideolojik-kültürel ahlaki alanlarda da yeni insan ilişkilerinin inşası doğrultusunda mücadele verir. Bu bağlam içinde parti giderek toplumun bütününü içine almaya çalışan partili-partisiz ayrımını ortadan kaldırmaya yönelik bir anlayışla mücadele verir. Devrim, iktidarın ele geçirilmesiyle sona ermez, sosyalist üretim ilişkilerinin inşası ile birlikte üstyapıda bir kültür devrimi olarak sürmek zorundadır. Üstyapıda, ideolojik-ahlaki, kültürel vb. alanlardaki eski toplumun kalıntıları ile yeni toplumun unsurları arasındaki mücadele sürdürülerek ve ancak bu mücadelenin de kazanılmasıyla sosyalizm mücadelesi nihai zafere ulaşabilir; onun maddi koşulları ile birlikte, komünist toplumun birinci aşamasına, sosyalizme geçilebilir. Bu doğrultuda, iktidarı ele geçiren partinin amacı ideolojik ve kültürel düzeydeki mücadelesinin bir sonucu olarak toplumun içinde yayılmak ve bütün toplumu kucaklamak yolundadır. Bu şekilde üstyapıda proletaryanın varlığı yayıldıkça partinin rolü daralır. Bu partinin kendini yok ediş sürecidir. Komünizmin sınıfsız toplumun birinci aşamasına geçilmesiyle partinin toplumla bütünleşmesi esas olarak tamamlanmış; parti, fonksiyonlarını büyük ölçüde tamamlamış demektir. Marksist devrim teorisi, Marksist devlet ve parti teorisi, devletin ve partinin bu şekilde bir sönüşünü öngörür.

Peki, Sovyetler Birliği’nde sosyalizmin inşasının tamamlandığını (bu nedenle geri dönülemeyeceğini) savunan Kitle, BUGÜN Sovyetler’de partiden başka üstyapı unsurlarının HİÇ KALDIĞINI söylerken ne dediğini biliyor mu? Bu anlayışa göre ya Sovyetler Birliği’nde yüz milyonlarca halk Marksizmden komünizmden bihaberdir. Halkın yaşam tarzındaki ideolojik-kültürel yapısındaki sosyalizm ögeleri önemsizdir. Bu durumda bu ne biçim "inşası tamamlanmış sosyalizm"dir diye sormak gerekir. Ya da üstyapıda parti dışındaki yüz milyonlarca halkın ideolojik ve kültürel yapısında sosyalizm unsurları egemendir de bu parti karşısında bir şey ifade etmez, her şeyi parti istediği gibi belirleyebilir, istediği zaman kapitalist ilişkileri bile yeniden getirebilir, halkın buna "gık"ı bile çıkmaz demektir. Bu durumda da, bu ne biçim Marksist parti anlayışı, ne biçim sınıfsız toplum demek gerekir. Her hal-ü karda ortada Marksizm-Leninizme ait kuru-parlak laflardan başka hiçbir şey kalmamaktadır.

Ama, belki de Kitle Sovyetler’de iktidarın henüz yeni ele geçirildiği, üstyapıda yeni toplumun unsurlarının hiç yerleşmediği ülkelerdeki gibi partinin tek başına belirleyici olduğunu savunuyordur! Biz böyle bir görüşü elli yıllık bir sosyalist geçmişe sahip, büyük mücadeleler içinden geçmiş Sovyet halkına karşı yöneltilmiş haksız bir suçlama sayıyoruz! Gerçi bugün Sovyetler’de, sınıfsız toplumun birinci aşamasına geçilmeyen bütün toplumlarda olduğu gibi parti en önemli -belirleyici- bir role sahiptir. Üstelik revizyonistler proletarya diktatörlüğünü bir parti diktatörlüğü olarak uygulamakta ve sınıfsız toplumun inşası hedeflerinden vazgeçen, yığınların depolitizasyonuna dayanan ve kapitalizm unsurlarını canlandırıp güçlendiren politikalar uygulamaktadırlar. Buna rağmen üstyapıdaki işçi sınıfı ve emekçi halkların bilincinde kültüründe ve insan ilişkilerinde yer eden proleter mevziler yok sayılamaz ve proletaryanın kapitalist sömürüden kurtulma gibi kazanılmış hakları kolayca ellerinden alınamaz. Bu nedenle, revizyonizmin yönetimi ele geçirmesi doğrudan ve basit bir restorasyona değil, bir geri dönüş sürecine yol açabilir.

Kitle, bize karşı sosyalist mülkiyet ilişkileri gerçekleştikten sonra geriye dönüş imkansızdır, fikrini savunurken de, SBKP ideologlarına bir kere daha -istemeyerek de olsa- ters düşmektedir. Zira bilindiği gibi Çekoslovakya’ya Sovyetler’ce yapılan müdahalenin gerekçesi, Çekoslovakya’da kapitalizmin geri getirilme tehlikesi olmuştur. (Oysa, Zaradov, "Leninizm ve Kapitalizmden Sosyalizme Geçiş" kitabında Çekoslovakya’da sosyalizmin inşasının 1950’lerde tamamlandığını ileri sürüyordu.)

Emeğin Birliği, KSD, Devrimci Derleniş ve VP’nin bu konulardaki görüşleri ve bize yönelttikleri eleştiriler üç aşağı beş yukarı aynıdır. En çok rastlanan suçlama "Maoculara fazla prim verdiğimiz(!)" vb.dir. Kitle bu konuda şöyle diyor:

"SBKP’nin revizyonist olduğundan hareket edildi miydi ilk durak ‘Sovyetler’de kapitalizmin geri getirilmekte olduğu’ tezidir son durak ise ‘kapitalizmin yeniden tesis edildiği ve Sovyetler’in artık kapitalist bir ülke olduğu’ iddiasıdır."

KSD her konuda olduğu gibi bu konuda da Kitle’nin sıkı bir takipçisidir. KSD de bize, yazılarında, "utangaç PDA’cı" gibi ifadelerle sataşır durur. İçimizden bir grubun PDA’ya gideceği spekülasyonlarına epey bel bağlar. Bu yolla ne kazanacağı ise bilinmez!
Daha önceleri, bizim görüşlerimizle ilgili olarak, yazdıklarımızın politikanın belirleyiciliğinde düğümlendiğini, bu konuda ustalardan tek bir alıntı yapamayacağımızı(!) bu görüşün Marksizme aykırı(!) olduğunu vb. söyleyip-yazıp duruyorlardı. Sonraları herhalde bizim Marksist teorik eğitim konusunda yazdıklarımız faydalı olmuş olacak ki, bu konudaki eleştirilerini sürdürmüyorlar. (Tabii yanılmıyorsak) Şimdilerde bizi şöyle eleştiriyorlar:

"Bu arkadaşların (Devrimci Yol kastediliyor) ortaya koydukları ile SSE revizyonist teorisi arasında temelde bir farklılık yoktur. Kapitalizmden komünizme geçiş, revizyonizm ve geri dönüş SSCB’de sosyalizmin kurulması vb. konularda ‘SSE’ teorileriyle temelde aynı görüşleri paylaşmaktadırlar. Onlardan ayrıldıkları noktalar ise ‘sosyalizmden kapitalizme doğru geçiş sürecinin yaşanmakta olduğu...’ yani kapitalizme henüz tam olarak dönülmediği ve herkesten farklı olabilmek ve ‘en doğru’yu(!) söyleyebilmek için keşfettikleri, Marksizme naçizane ‘katkı’ları revizyonist diktatörlüktür: Bütün farklılık birilerinin gelişimi daha hızlı kabul edip, diğerlerinin daha yavaş görmelerindendir. Yani ikinciler, birincileri yalnızca geriden,izlemektedirler. Bunun tehlikesi, ikinciler içinden dayanamayıp gelişimi hızlandırmak isteyenler mutlak surette çıkacağıdır." (KSD, sayı 20)

"Gelişimi hızlandırmak isteyenlerin mutlak surette çıkacağı"nı kuvvetle tekrarlamanın herhalde özel bir spekülasyon değeri olmalıdır. KSD, iki yıldır bu tür yollarla epey pratik yarar elde etmiş olmalıdır ki (ucuz-kasaba politikacılığının bir takım yararları olduğu tartışalamaz) bu yol inatla sürdürülmektedir.

Öte yandan KSD açısından Kitle’den "farklı" olan bir başka durum da söz konusudur. KSD (Kitle’den farklı olarak) son zamanlarda SBKP "yönetici kliği"nin revizyonistliğinden de söz eder olmuştur. Ama KSD Sovyetler’de proletarya diktatörlüğünün varlığından (SBKP yöneticilerine rağmen) söz ediyor. Şimdi KSD, 20 yıldır partiye-devlete egemen olan revizyonist kliğe rağmen nasıl olup da Sovyetler Birligi’nde proletarya diktatörlüğünün sosyalizmin inşası doğrultusunda sürdürüldüğünü {herhalde) açıklayacaktır. Bu yolla da biz, parti olmadan da (revizyonist partiye rağmen) sosyalizmin nasıl gerçekleşebileceği konusundaki KSD’nin Marksizme naçizane katkılarını(!) öğrenebileceğiz demektir.
 

Halkın Birliği "Eleştirileri"

Diğer yandarı, Halkın Birliği (HB) bizim "geçiş dönemi" ile ilgili görüşlerimizi 19. ve 20. sayılarında eleştiriyor. Bir yığın teorik gaf taşıyan bu yazılar ÇKP’nin idealist mantığını yansıtan bir "belge"dir. Sosyal emperyalizm teoricileri geriye dönüş süreci konusunda olağanüstü basitlikte’bir mantığa sahiptirler. Bu basit mantığın sosyal emperyalizmi ispatlamak için başlangıç noktası "revizyonizm eşittir burjuva ideolojisi", "revizyonistler eşittir burjuvalar" önermeleridir. HB bizimle bu başlangıç noktasını pek de dürüst olmayan bir yöntemle tartışmaya giriyor. Önce bize kendi hayal dünyasında "revizyonizm burjuva ideolojisi değildir" dedirtiyor; ardından da bu "görüşümüzle(!)" uğraşarak "muzaffer" bir eda ile tartışmayı "galip" bitiriyor.

Oysa tartışılan konu revizyonizmin burjuva ideolojisi olup olmadığı değildir. Sorun, revizyonizmin doğrudan burjuva ideolojisi sayılarak revizyonistleri burjuvazi ile, egemen sınıfla özdeş tutan mantığın anti-Marksist özünün kavranılmasıdır. Birbirine yakın ve birbirine dönüşen şeyler (ve olgular) arasındaki ayırım çizgilerini yok saymak, son tahlilde aynı olan şeyleri basitçe ve doğrudan özdeşleyerek küçük gibi görünen farklılıkları görmezden gelmek sofizme has bir özelliktir. (Lenin, diyalektiğin her şeyin birbirine dönüşebileceğini kabul etmesi nedeniyle -eskiden- çoğu kere sofizme geçiş için bir köprü oluşturduğunu yazıyordu.) Bu tartışmada bizi (revizyonistlerle burjuvaziye aynı fonksiyonları yüklemiyoruz diye) revizyonistlerin savunuculuğunu yapmakla suçlamak kadar saçma bir şey olamaz. Halkın Birliği’nin yaptığı ise bundan başka bir şey değildir. O, apaçık saçma fikirleri bize yüklemekte, sonra da göğe hücuma kalkar gibi saldırarak bağırıp çağırmakta, bizim ne anti-Leninistliğimizi bırakmakta, ne de "sosyal emperyalistler"in savunuculuğunu yaptığımızı... Önce bu tür yöntemleri bir tarafa bırakmak gerekir.

Genel olarak tüm ÇKP yanlıları Özel olarak da HB, revizyonizmi öylesine şekilsizleştirmekte öylesine burjuva ideolojileriyle özdeş görebilmektedir ki, hiddeti ona şöyle yazdırıyor:

Marksizmin ortaya çıkışı (abç) gelişimi ve bugüne kadar ulaşması revizyonizme, oportünizme karşı mücadele ederek olmuştur." (HB, s.19)

Marksizmin ortaya çıkışı revizyonizme ve oportünizme karşı mücadele ederek olmuş(!). HB revizyonizmi, Marksizm ve işçi sınıfı hareketi içinde çıkan bir olgu olarak değil, eskiden beri (Marksizmden önce de) varolan (ve herhalde 10 bin sene daha var olacak olan!) bir şeytan olarak görüyor olmalı. (Bu hata, revizyonizmle her türlü burjuva ideolojisini özdeş görmenin yarattığı bir dikkatsizlik olarak görülebilir.)

Marksizmle revizyonizm arasındaki mücadele, Marksizm, işçi sınıfı ideolojisi olarak ortaya çıktığından beri süre gelmiştir ve (10 bin sene değilse bile) sınıflı toplumlar tümüyle yok olana kadar devam edecektir. Ama bu mücadeleyi, "sosyal emperyalizm" teorilerinde olduğu gibi, burjuvazi ile işçi sınıfı arasındaki mücadeleye basit bir biçimde indirgemek, Marksizmin sınıflar mücadelesinin anlamsızlaştırılmasından ve tüm bilimsel derinliğinden uzaklaştırmaktan başka bir şey değildir. Böyle bir anlayış proletarya partileri içindeki ideolojik mücadelede ve sol içindeki tartışma ve mücadelelerde burjuvaziye karşı kullanılan mücadele yöntemlerini kullanmaya -kaçınılmaz olarak- götürecek olan bir sakatlığı da beraberinde getirmektedir ki, bu bizim için bugün sadece bir tehlike değil, artık 1 Mayısta korkunç bir provakasyon temelini hazırlamasıyla, acı bir şekilde gözlediğimiz bir gerçektir.

İşçi sınıfı partilerindeki mücadeleleri, proletarya-burjuvazi mücadelesiyle özdeşleştiren bu düşüncenin, sosyalist ülkeler proleterya partileri içindeki görüş ayrılıklarının sonucu olarak doğan yönetim değişikliklerini barjuvazinin iktidara gelmesi olarak görmeye varması kaçınılmaz bir şeydir. Burjuvazi iktidara geldikten sonra ise kapitalizme, emperyalizme dönüş gerçekleşmiş sayılmaktadır. Toplumun niteliğini iktidardaki sınıfın niteliği tayin ettiğine göre, burjuvazirıin iktidara gelmesiye birlikte; ülke (ve toplum) kapitalistleşmektedir. (Burıdan sonra, kapitalizmin geri geldiğinin kanıtı olarak, çoğu kez bütün geçiş döneminde varlığını sürdürecek olan -meta, para, teşvik, pazar, kar gibi- kategorilerin varlığının ileri sürülmesi tamamen gereksizdir. Bu konuya biraz sonra değineceğiz.) Bundan bir adım sonrası ise devrim mücadelesini bir tarafa bırakıp her türden gerici ve emperyalist ülkelerle kol kola baş tehlike olan "sosyal emperyalizme" karşı cihad ilan etmekten başka bir şey değildir.

* * *

Bizim Sovyetler Birliği’nde revizyonizmin iktidara gelmesini kapitalizmin basit bir restorasyonunu gerçekleştirmeyip düz olmayan bir geriye dönüş süreci başlattığı, sınıfsız toplum hedeflerinden vazgeçme anlamına gelen uygulamaların kapitalizmi canlandırdığı ve kapitalizmin restorasyonu olanaklarını çoğalttığı ama bu gelişmenin proletaryanın alt ve üstyapıdaki kazanılmış mevzilerinin önemi nedeniyle ve direnen unsurların varlığı sonucu geriye dönüşün basit ve düz olmayacağı şeklindeki görüşlerimize Kitle’nin aynısı bir mantıkla saldırıyor HB.

"Birincisi" diyor Halkın Birliği geçiş sürecinde maddi teşvikler yoktur. Bir tek NEP döneminde vardır, onda da proletarya diktatorlüğü vardır. İkincisi de, kapitalizm güçleniyor ama yine de kapitalizm olmuyor! "

HB, geçiş dönemini anlamıyor. Bir kere geçiş dönemi kapitalist toplum ile komünist topluma ait unsurların yan yana ve iç içe yaşadıklari ve birbirleriyle mücadele ettikleri bir özellik taşıyor ve bu özellikler onun temel özelliğidir. Sadece teşvik primi değil, bütün kapitalist kategoriler (plan, pazar, piyasa, kar vb.) geçiş dönemi boyunca sınıflar ortadan kalkıncaya kadar varlıklarını sürdürürler. Oysa "SSE" görüşleri savuncularınca, yanlış olarak, bu unsurların varlığı otomatik olarak kapitalizmin varlığının kanıtı şeklinde kabul edilir. Bu meta ekonomisi kategorileri kapitalizmin restorasyonunun kanıtı olarak ileri sürülür. Kapitalizmin varlığı ise, bu kategorilerin varlığından öteye üretilen her şeyin meta olmasını ve bu yolla kapitalist artık-değer sömürüsünün gerçekleşmesini gerektirir. Bugün SSCB’de böyle bir durumun söz konusu olmadığı ortadadır.

Buradan HB bizim bu kategorilerin varlığının sürdürülmesine yol açan revizyonist uygulamaların savunculuğunu yaptığımız sonucunu çıkararak, yine yel değirmenlerine saldırır gibi bize küfürler yağdırmaya kalkmamalıdır. Bizim bu kateorilerin varlığının kapitalizmin egemenliğinin kanıtı olamayacağını söylemekle birlikte, bu burjuva kalıntılarını güçlendiren revizyonist uygulamaları savunduğumuzu söylemekte tamamen saçma bir şeydir ki, burada HB’nin yaptığı budur.

Sınıf farklılıklarının, sosyal eşitsizliklerin yaşamasının temeli olan teşvik, kar, pazar vb. kapitalist kategorileri Marx eski toplumun burjuva alışkanlıklarına verilmiş bir taviz olarak görmüştü. Sosyalizme, (sınıfsız topluma) giden bir geçiş toplumunda bunların kademe kademe ortadan kaldırılması ve sınıf farklılıklarının azaltılması doğrultusunda olması gerektiği ortadadır. Oysa Sovyetler’de önce Kruchev daha sona Brejnev teşvik primi, karlılık gibi kapitalist yöntemlerin gittikçe artan bir uygulamasını getirerek sınıf ayrılıklarının (azalacağına) derinleşmesine ve kapitalizmin canlanmasına, kapitalist unsurların güçlenmesine yol açmaktadırlar. Revizyonizmin bu uygulamaları kuşkusuz onun (işletme yöneticileri, bürokratik ve teknokratlardan oluşan) sosyal temelini güçlendirmeye yönelik olduğu kuşkusuz doğrudur.

Ve yine kuşkusuz ki, revizyonizm sadece ekonomik alandaki bu gibi uygulamalarla kalmamakta ve üstyapıda da sosyalizme geçişin can alıcı sorunu olan kültür devrimini ortadan kaldırmakta, bunun yerine kitleleri politikadan uzaklaştıran uygulamalarla kendi yönetimini pekiştirme yolunu tutmaktadır. Bütün bunları sosyalizm hedeflerinden çok yönlü sapmaları ve toplumun her alanda yozlaşarak gittikçe bir tüketim toplumuna daha çok benzeyen bir görünüme bürünmesini getirdiği ortadadır. Ancak revizyonizmin kapitalizm unsurlarının güçlenmesine yol açan uygulamaları sonucu, bu unsurların nicel olarak güçlenmesi ve artması ile kapitalizm otomatik olarak gerçekleşemez. Bu gelişimin toplumun kapitalist bir niteliğe bürünmesini gündeme getirmesi halinde bu ancak büyük çalkantılarla gerçekleşebilir. Bizim gibi kapitalist ülkelerde bile işçilerin basit ücret artışları şeklindeki kazanılmış haklarının bir kısmının geri alınabilmesi dahi kolay kolay gerçekleşemez. (Bu, dolaylı yollarla sağlanmaya çalışılır) Ağır kapitalist sömürüden büyük ölçüde kurtulmuş olan ve bunu üstelik uzun yıllar sürdürmüş olan bir toplumda on milyonlarca halkın bu kazanılmış haklarından ağır kapitalist sömürü koşullarına geri dönmeye sessizce razı olacaklar (ya da oldukları) kabul edilemez. Halkın aldatılıp kandırıldığı yollu "hikaye"ler ise bilimsel bir tahlil içinde değil, daha ziyade çocuk masalları içinde yer almalıdır.

HB kapitalizm unsurlarının güçlenmesini kabul etmemize rağmen Sovyetler’de kapitalizmin varlığını reddetmemize şaşıyor ve "kapitalizm güçleniyor ama yine de kapitalizm olmuyor" diyor. Bu, gerçekte, onların kapitalizm unsurlarının varlığı ile kapitalizmin aynı şey olmadığını anlayamamalarından ileri gelmektedir.

Kapitalizmin gelişmesi ile kapitalizm aynı şey değildir. Sovyetler’de sağ tehlikenin partiye hakim olması karşısında ortaya çıkabilecek değişiklikleri Stalin şöyle anlatıyor:

"...Sovyetik gelişme çerçevesi içinde her ne kadar kökleri henüz sökülmemiş olsa da, kapitalizm daha önceden devrilmiş olduğu halde komünizm sağ sapma komünistlerin bir bölümünde meydana gelen -gerçi belirsiz ve belki henüz bilincinde olmadıkları ama gene de bir eğilim olan partimizin genel çizgisinden burjuva ideolojisine doğru bir sapmadır. (...) PARTİMİZDE SAĞ SAPMANIN ZAFERİ ÜLKEMİZDE KAPİTALİST UNSURLARIN SON DERECE GÜÇLENMESİ ANLAMINA GELİR. Peki ülkemizde kapitalist unsurların güçlenmesi ne anlama gelir? PD’nün zayıflaması kapitalizmin yeniden dirilme şanslarının artması anlamına gelir. Demek ki böylece partimizde sağ sapmanın zaferi, ülkemizde kapitalizmin yeniden dirilmesi egemen olması için, zorunlu koşulların çoğalması anlamına gelir. (Leninizmin Sorunları, s. 258)

Onlar "hem kapitalizm unsurları olur da hem kapitalizm olmaz mı, bu nasıl şey?" diye şaşırıyorlar. Onların geçiş toplumlarının özelliklerini hiç bilmediklerini ortaya koyan bu şaşkınlıkları,"sosyal emperyalizm" safsatalarının teorik sefaletinin de bir göstergesi sayılmalıdır.

***

Ülkemizdeki TSİP, EB, TİP, TKP, KSD gibi grupların görüşlerini Kitle’nin eleştirilerini temel alarak, diğer tarafta da HK(lar), HY, HB gruplarının görüşlerini de HB eieştirilerini ele alarak incelemeye çalıştık.

Bunların birçok noktada da benzer eleştiriler yönelttikleri ve daha ötesi benzer mantıklar kullandıkları da görülüyor. Bu gruplar, geçiş ve geriye dönüş sürecini döşenmiş, dümdüz bir hat biçiminde algılamak, başka bir deyişle direnen faktörler nedeniyle, inişli çıkışlı ve karmaşık olan bu süreci kavrayamamak sonucunda buluşmaktadırlar. Taraflardan birisi Devrimci Yol’u "Maoculuğa" kaymakla (kimileri, "utangaç PDA’cılar" diyerek) suçlayıp ve sitem edip ("Devrimci Yol’un bu gidişi hiç de iç açıcı değil! Kendilerini uzunca bir süreden beri uyarıyoruz. Ama onların dediklerimize pek kulak verdikleri yok" Kitle, s.181 ) aslında Maoculuğa hizmet ettiğimizi ("Maoculuğa olanca kızgınlığına rağmen Devrimci Yol’un bu konuda yaptıkları bir nevi Maoculuktan başka birşey değildir" Kitle s. 181 ) iddia ederken, diğeri ise "Sovyet modern revizyonizminin sosyal emperyalizme dönüştüğü ve Rus sosyal empeıyalizminin dünya halklarının baş düşmanlarından birisi haline geldiği günümüzde, Devrimci Yol’un tavrı sosyal emperyalistleri güçlendirmekte, onlara dolaylı destekte bulunmaktadır" (Yani, "modern revizyonizme bütün karşı çıkışına rağmen, Devrimci Yolun yaptığı ona hizmet etmektir") diyerek, ters yönden aynı noktaya ulaşmaktadır: Devrimci Yol’u, yanlış olarak gördükleri tarafın saflarında görmek ve "doğru" görüşlerin yer aldığı kendi yönlerine çağırmak. Buna "ters görünümlü özdeş mantık" denir. Kendilerine, son bir kez şunu söylüyoruz: Doğrunun her karşıtı yanlıştır. Ama yanlışın her karşıtı doğru değildir. (Örneğin, modern revizyonizmin tepkici bir karşıtı olan ÇKP ideolojisi doğru değildir.) Dolayısıyla "kimse bize revizyonistlerin bağışlanmaz günahlarını kendi oportünistliğinin mazereti olarak sunmaya kalkmasın!" Yanlışlığın karşıtlarından sadece birisi doğrudur. Biz iki taraftan birini tamamen doğru bulan anlayışın sonucu olan bir "taraflılık" içinde değiliz. Çünkü Marksizm-Leninizme birçok temel noktada ters düştükleri için her iki taraf da yanlıştır. Uluslararası düzeyde doğru çözüm bu ikilemin dışındadır.


Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org