|
|
|
|
"SOSYAL EMPERYALİZM" TARTIŞMALARINA İLİŞKİN BAZI "ELEŞTİRİLER" ÜZERİNE... Dünya sosyalist hareketi içindeki parçalanma ve dağılma ile ve bu bağlamda süren tartışmalarla ilgili olarak teorik görüşlerimizi Devrimci Gençlik dergisinin 3, 8, 9, 10. sayılarında ve Devrimci Yolun 6, 7, 8. sayılarında ortaya koyduk. Bu konudaki görüşlerimizle ilgili olarak, bugüne değin çeşitli kesimler tarafından epeyce eleştiri yöneltilmiştir. Bu eleştirilerin bir kısmını ele alarak bu konuya ilişkin görüşlerimizin eleştirilen yanlarını tartışmak, birçok bakımdan yararlı olacaktır. Zaten, taraftarlarımızdan aldığımız birçok mektupta da, |
![]() |
|
bu konuda bize yöneltilen eleştirilere "en geniş bir
şekilde cevap verilerek konulara açıklık kazandırılması" istenmektedir.
Aslıda bize yönelen eleştirilerde görebildiğimiz en belirgin özellik, eleştirdiğimiz hatalı ve anti-Marksist düşüncelere çok iyi örneklerin sergilenmiş olmasıdır. Kitle, HB vb. yayınlarda bu konuda yazılanlar birer yanlış düşünce örnekleri olarak ele alınabilirler ki, bu durumun bir eğitim unsuru yarattığı kuşku götürmez. Özellikle üzerinde tartışılan konu, kapitalizmden sosyalizme geçiş dönemi bağlamında "Sovyetler Birliğinde geriye dönüş" sorunudur. Böyle bir tartışma ilk önce geçiş dönemi tartışmasında odaklaşmaktadır.
Uluslararası sosyalist harekette ekonomist sapmanın
başını çeken SBKP revizyonizminin ülkemizdeki uzantıları "Geriye dönüşün
olanaksızlığı"nı ileri sürerken volantarist sapmanın başını çeken ÇKP
revizyonizmi ve onun ülkemizdeki uzantıları geriye dönüşü düz bir çizgiye
indirerek mutlaklaştırmaktadırlar. Bunlar bize yönelttikleri
"eleştiriler"de (aslında bunlara itirazlar demek daha doğru olur) birçok
önemli noktalarda çakışmaktadırlar. Bu "eleştiriler"e tipik örnek geçiş
dönemi ve geriye dönüş sorununa ilişkin görüşlerimize Kitle (sayı 181)
Halkın Birliği (sayı 19-20) dergilerinde yöneltilen itirazlar ve
saldırılardır. Kitle "Eleştiriler" Kitlenin "geçiş dönemi ve geriye dönüş" sorununa ilişkin ekonomist tezleri, onun tarihsel gelişimi anti-Marksist bir anlayışla üretim ilişkileri ile üretici güçler arasında kurduğu mekanik bir bağlantı ile açıklamasından kaynaklanmaktadır. Kitlenin mekanik anlayışına göre; birincisi, üretici güçlerin gelişimi tarihsel gelişimin mutlak belirleyicisidir. (Üretici güçler de, çoğu kez üretim araçlarına indirgenmektedir) ikincisi, üretim ilişkileri ile üretici güçler arasında tarihsel gelişimin her somut durumunda bire-bir bir uygunluk ilişkisi vardır, yani üretim ilişkileri her somut durumda üretici güçlerin pasif bir yansısıdır. Bu anlayışa göre sosyalizm genel olarak üretici güçlerdeki (özel olarak da üretim araçlarındaki) gelişmenin otomatik bir sonucu olmaktadır. Ve bu mantık yürütme çizgisinin "geriye dönüş"e ilişkin sonucu ise "geriye dönüşün olanaksızlığı"dır. Bu tez M. Çayanın ASDnin (Aydınlık Sosyalist Dergi) 20. sayısında eleştirdiği Liu Şiao-Chinin "Sosyalist ekonomi geliştikçe, üretici güçler geliştikçe, artık geriye dönüş mümkün olmaz" revizyonist tezinin aynısıdır. (Emeğin Birliği, KSD, Devrimci Derleniş vb. bazı önemsiz, görüntüsel ayrılıklar dışında, bu konuda aynı düşüncededirler.) Oysa "geriye dönüş" sosyalist devrim diğer devrimlerden farklı bir özellikte olduğu için sosyalizme (sınıfsız topluma) ulaşılana kadar olanaklıdır. Diğer bütün devrimlerin aksine, sosyalist devrim bir başlangıçtır, aşağıdan yukarıya doğru devlet mekanizmasının parçalanarak iktidarın ele geçirilmesi ve yukarıdan aşağıya sosyalist üretim ilişkilerinin inşasıdır. Sosyalist üretim ilişkilerinin yukarıdan aşağıya örgütlenmesi işçi sınıfı iktidarının bilinçli iradi eylemi ile olmaktadır. Bu iradenin sakatlanması ileriye doğru -sosyalizme doğru- gelişmeyi engeller ve bu durumda geriye dönüş sürecinin koşulları ortaya çıkar. Üstyapının, politikanın belirleyiciliği kabul edilmeden geçiş döneminin Marksist teorisi kavranılamaz. İşte Kitle, bu temel Marksist önermeyi gözü kapalı reddetmektedir. Üstelik bu konuya ilişkin ayrıntılı görüşlerimiz konusunda ajitatif sloganlar söylemekten öteye gitmeyen Kitle "bu anti-Markist idealist yaklaşımı eleştirmeye gerek görmüyoruz" (Kitle, s. 181 ) diyerek bu konuda bizimle tartışmaya yanaşamaz. Bu tez niçin anti-Markist ve idealisttir? Bu sorunun cevabı Kitlede verilmez. Bu görüşün yanlışlığı işçi sınıfı bilimince kanıtlanmış! Bunu yaparken Kitle malûm Sovyet bilim işçilerinin piyasada bolca bulunan kitaplarına utangaç bir "atıf"ta bulunmakla yetinir. Kitle, geriye dönüşün mümkün olmadığını, bu şekilde (iman gücüne dayanarak) reddettikten sonra, bizim geriye dönüşe direnen unsurlar tezimizin eleştirilerine girişerek, bu görüşlerimizi çürütmeye çalışmaktadır. Bilindiği gibi, biz bu konuda sosyalizmin inşasının ileri bir aşamasında revizyonizmin partiye (bu suretle yönetime ve devlete) egemen olması durumunda geriye dönüşün (kapitaiizmin restorasyonunun) gerçekleştirilmesinin basitçe olamayacağını vurgulamış, altyapıda ve üstyapıda ortaya çıkan sosyalizm unsurlarının, toplumun kapitalist-emperyalist bir niteliğe dönüştürülmesine direnen bir güç olarak ortaya çıkacağını ve bu yüzden revizyonizmin ortaya çıkışının kapitalizmi mutlaka geri getireceğinin söylenemeyeceğini ileri sürmüştük. Bu durumda inişli çıkışlı düz olmayan, bir geriye dönüş sürecinden söz etmenin doğru olacağını ortaya koymuştuk. Kitle bizim görüşlerimizin bu noktasını çürütmeye çalışırken, aklınca bizi SSCBde ya sosyalizm var ya da sosyal-emperyalizm tezi doğrudur ikilemiyle karşı karşıya bırakmaya uğraşmaktadır. Ona göre eğer parti revizyonist_olmuşsa geriye dönüşe "direnen" diğer tüm faktörler hiç kalır. SBKPye revizyonist diyorsan, Sovyetlerin sosyal emperyalist olduğunu da kabul etmek zorundasın. (Bu tezin ÇKPnin sosyal emperyalizm teorilerindeki tanıdığımız "Ünlü"(!) mantığının aynısı olması ilginçtir.) Geriye dönüşün olanaksızlığını savunan Kitle bizim "geriye dönüşe direnen faktörler" üzerine olan görüşlerimizi şöyle tartışıyor:
Sakın burada söylenmek istenen şeyin ne olduğunu
anlamaya uğraşmayın! Öyle bir paragraf ki, bizim işimizi "hallettiğini"
sanan Kitle yazarı, aslında burada Marksizmi "halletmekten" başka bir şey
yapmamış. Bu kadarcık yere sığdırılan saçmalıklarla uğraşmaya kalksak,
"Üretim ilişkilerinin hukuki düzeydeki bir ifadesi" (Marx) olan mülkiyet
ilişkilerinin bir altyapı değil bir üstyapı kurumu olduğundan başlamak
üzere, Marksizme ait ne varsa yeniden aktarmak gerekecektir. Bu yüzden,
"işçi sınıfı bilimi" adına(!) sergilenen bu saçmalıklarla ve bu
saçmalıklar arasında bile farkedilebilen kaba-materyalist-ekonomist
mantığın Marksizme yabancılığını da kanıtlamaya uğraşmakla okuyucuları
meşgul etmemeyi tercih ediyoruz.
Kitle bu görüşlerimize karşılık kapitalist özel mülkiyetin aşılıp "sosyalist mülkiyetin" gerçekleşmesinden sonra geriye dönüşün olanaksızlığını savunmaktadır. (Burada "sosyalist mülkiyet" devlet mülkiyeti ile özdeş tutulmaktadır) "Çünkü üretici güçler gelişmektedir." Buna karşılık eğer geriye dönüş mümkündür denirse, direnen faktörlerden söz edilemez. Parti revizyonist olduktan sonra devlet kapitalizminden (ya da sosyal emperyalizmden) söz edilebilir. Bu durumda artık sosyalist üretim ilişkilerinin inşa edildiği bir ülkede revizyonizmin hiçbir zaman ortaya çıkamayacağını kabul etmekten başka çıkar yol kalmamaktadır. Revizyonizm olduğunda geriye dönüş mutlak olduğuna göre, geriye dönüş de "bilimsel olarak" olanaksız olduğuna göre artık geriye SBKPnin revizyonist olamayacağını "bilimsel olarak" kabul etmekten başka bir şey kalmıyor. (Keşke bunu -yani "bilimsel olarak" revizyonist olamayacaklarını Brejnev ve SBKP ideologları da "bilebilselerdi.") Kitlede yazılanlar bir bütün olarak Marksizmin nasıl anlaşılmaması gerektiği konusunda iyi bir örnek olabilirler yalnızca, başka bir şey değil. Öte yandan "altyapıda ve üstyapıda direnen faktörler" konusunu tartışırken yaptığı akıl almaz saçmalıkları geride bırakarak,.bu kez sosyalizmden de, Marksizmden de ne anladığını, geçiş döneminin Marksist teorisinden ne anladığını (ya da hiçbir şey anlamadığını) da sergilemektedir. Bu noktada biz Kitle ile SBinde geriye dönüş konusunu bir yana bırakarak Kitlenin sosyalizm ve SB konusundaki görüşlerini tartışacağız. Kitle Sovyetlerde üstyapıdaki "direnen faktörler" konusunda şunları yaziyor:
Bu görüşlerin ne anlama geldiğini tartışmaya geçmeden önce bu konuda daha önce yazdıklarımızı kısaca hatırlatmakta yarar vardır. Devrimci Gençlik 3. sayı ve 9-10. sayıda şöyle söyleniyordu:
Yine 3. sayıda şöyle deniyordu:
Bizim görüşlerimizi "idealist" ve "anti-Marksist" bulan Kitle ise bu konuda, hem de sınıfsız toplumun birinci aşamasına -sosyalizme- geçtiğini kabul ettiği Sovyetlerde bugün en önemli sosyalizm unsurunun parti olduğunu, bunun dışındaki (bütün toplum içindeki insan illşkileri, ideolojik, kütürel alışkanlık ve gelenekler gibi) üstyapı unsurlarının hiç kaldığını söylemektedir. Hem sınıfsız toplum aşamasına geçildiğini kabul etmek, hem de partiden başka üstyapı unsurlarının rolünü reddetmek ne anlama gelebilir? Bilindiği gibi Marksit geçiş dönemi teorisi sınıfsız toplumun inşasında öncelikle onun maddi koşullarının oluşturulmasını öngörmekle birlikte, sınıfsız toplumu bu şekilde bir ekonomik gelişmenin otomatik sonucu olarak görmez. Eski topıumun bağrındaki yeni toplumun bir hücresi niteliğindeki parti, iktidarın ele geçirilmesinden sonra, sosyalist üretim ilişkilerinin inşasına girişmekle birlikte, toplumun üstyapısındaki ideolojik-kültürel ahlaki alanlarda da yeni insan ilişkilerinin inşası doğrultusunda mücadele verir. Bu bağlam içinde parti giderek toplumun bütününü içine almaya çalışan partili-partisiz ayrımını ortadan kaldırmaya yönelik bir anlayışla mücadele verir. Devrim, iktidarın ele geçirilmesiyle sona ermez, sosyalist üretim ilişkilerinin inşası ile birlikte üstyapıda bir kültür devrimi olarak sürmek zorundadır. Üstyapıda, ideolojik-ahlaki, kültürel vb. alanlardaki eski toplumun kalıntıları ile yeni toplumun unsurları arasındaki mücadele sürdürülerek ve ancak bu mücadelenin de kazanılmasıyla sosyalizm mücadelesi nihai zafere ulaşabilir; onun maddi koşulları ile birlikte, komünist toplumun birinci aşamasına, sosyalizme geçilebilir. Bu doğrultuda, iktidarı ele geçiren partinin amacı ideolojik ve kültürel düzeydeki mücadelesinin bir sonucu olarak toplumun içinde yayılmak ve bütün toplumu kucaklamak yolundadır. Bu şekilde üstyapıda proletaryanın varlığı yayıldıkça partinin rolü daralır. Bu partinin kendini yok ediş sürecidir. Komünizmin sınıfsız toplumun birinci aşamasına geçilmesiyle partinin toplumla bütünleşmesi esas olarak tamamlanmış; parti, fonksiyonlarını büyük ölçüde tamamlamış demektir. Marksist devrim teorisi, Marksist devlet ve parti teorisi, devletin ve partinin bu şekilde bir sönüşünü öngörür. Peki, Sovyetler Birliğinde sosyalizmin inşasının tamamlandığını (bu nedenle geri dönülemeyeceğini) savunan Kitle, BUGÜN Sovyetlerde partiden başka üstyapı unsurlarının HİÇ KALDIĞINI söylerken ne dediğini biliyor mu? Bu anlayışa göre ya Sovyetler Birliğinde yüz milyonlarca halk Marksizmden komünizmden bihaberdir. Halkın yaşam tarzındaki ideolojik-kültürel yapısındaki sosyalizm ögeleri önemsizdir. Bu durumda bu ne biçim "inşası tamamlanmış sosyalizm"dir diye sormak gerekir. Ya da üstyapıda parti dışındaki yüz milyonlarca halkın ideolojik ve kültürel yapısında sosyalizm unsurları egemendir de bu parti karşısında bir şey ifade etmez, her şeyi parti istediği gibi belirleyebilir, istediği zaman kapitalist ilişkileri bile yeniden getirebilir, halkın buna "gık"ı bile çıkmaz demektir. Bu durumda da, bu ne biçim Marksist parti anlayışı, ne biçim sınıfsız toplum demek gerekir. Her hal-ü karda ortada Marksizm-Leninizme ait kuru-parlak laflardan başka hiçbir şey kalmamaktadır. Ama, belki de Kitle Sovyetlerde iktidarın henüz yeni ele geçirildiği, üstyapıda yeni toplumun unsurlarının hiç yerleşmediği ülkelerdeki gibi partinin tek başına belirleyici olduğunu savunuyordur! Biz böyle bir görüşü elli yıllık bir sosyalist geçmişe sahip, büyük mücadeleler içinden geçmiş Sovyet halkına karşı yöneltilmiş haksız bir suçlama sayıyoruz! Gerçi bugün Sovyetlerde, sınıfsız toplumun birinci aşamasına geçilmeyen bütün toplumlarda olduğu gibi parti en önemli -belirleyici- bir role sahiptir. Üstelik revizyonistler proletarya diktatörlüğünü bir parti diktatörlüğü olarak uygulamakta ve sınıfsız toplumun inşası hedeflerinden vazgeçen, yığınların depolitizasyonuna dayanan ve kapitalizm unsurlarını canlandırıp güçlendiren politikalar uygulamaktadırlar. Buna rağmen üstyapıdaki işçi sınıfı ve emekçi halkların bilincinde kültüründe ve insan ilişkilerinde yer eden proleter mevziler yok sayılamaz ve proletaryanın kapitalist sömürüden kurtulma gibi kazanılmış hakları kolayca ellerinden alınamaz. Bu nedenle, revizyonizmin yönetimi ele geçirmesi doğrudan ve basit bir restorasyona değil, bir geri dönüş sürecine yol açabilir. Kitle, bize karşı sosyalist mülkiyet ilişkileri gerçekleştikten sonra geriye dönüş imkansızdır, fikrini savunurken de, SBKP ideologlarına bir kere daha -istemeyerek de olsa- ters düşmektedir. Zira bilindiği gibi Çekoslovakyaya Sovyetlerce yapılan müdahalenin gerekçesi, Çekoslovakyada kapitalizmin geri getirilme tehlikesi olmuştur. (Oysa, Zaradov, "Leninizm ve Kapitalizmden Sosyalizme Geçiş" kitabında Çekoslovakyada sosyalizmin inşasının 1950lerde tamamlandığını ileri sürüyordu.) Emeğin Birliği, KSD, Devrimci Derleniş ve VPnin bu konulardaki görüşleri ve bize yönelttikleri eleştiriler üç aşağı beş yukarı aynıdır. En çok rastlanan suçlama "Maoculara fazla prim verdiğimiz(!)" vb.dir. Kitle bu konuda şöyle diyor:
KSD her konuda olduğu gibi bu konuda da Kitlenin
sıkı bir takipçisidir. KSD de bize, yazılarında, "utangaç PDAcı" gibi
ifadelerle sataşır durur. İçimizden bir grubun PDAya gideceği
spekülasyonlarına epey bel bağlar. Bu yolla ne kazanacağı ise bilinmez!
"Gelişimi hızlandırmak isteyenlerin mutlak surette çıkacağı"nı kuvvetle tekrarlamanın herhalde özel bir spekülasyon değeri olmalıdır. KSD, iki yıldır bu tür yollarla epey pratik yarar elde etmiş olmalıdır ki (ucuz-kasaba politikacılığının bir takım yararları olduğu tartışalamaz) bu yol inatla sürdürülmektedir. Öte yandan KSD açısından Kitleden "farklı" olan bir
başka durum da söz konusudur. KSD (Kitleden farklı olarak) son zamanlarda
SBKP "yönetici kliği"nin revizyonistliğinden de söz eder olmuştur. Ama KSD
Sovyetlerde proletarya diktatörlüğünün varlığından (SBKP yöneticilerine
rağmen) söz ediyor. Şimdi KSD, 20 yıldır partiye-devlete egemen olan
revizyonist kliğe rağmen nasıl olup da Sovyetler Birliginde proletarya
diktatörlüğünün sosyalizmin inşası doğrultusunda sürdürüldüğünü {herhalde)
açıklayacaktır. Bu yolla da biz, parti olmadan da (revizyonist partiye
rağmen) sosyalizmin nasıl gerçekleşebileceği konusundaki KSDnin Marksizme
naçizane katkılarını(!) öğrenebileceğiz demektir. Halkın Birliği "Eleştirileri" Diğer yandarı, Halkın Birliği (HB) bizim "geçiş dönemi" ile ilgili görüşlerimizi 19. ve 20. sayılarında eleştiriyor. Bir yığın teorik gaf taşıyan bu yazılar ÇKPnin idealist mantığını yansıtan bir "belge"dir. Sosyal emperyalizm teoricileri geriye dönüş süreci konusunda olağanüstü basitliktebir mantığa sahiptirler. Bu basit mantığın sosyal emperyalizmi ispatlamak için başlangıç noktası "revizyonizm eşittir burjuva ideolojisi", "revizyonistler eşittir burjuvalar" önermeleridir. HB bizimle bu başlangıç noktasını pek de dürüst olmayan bir yöntemle tartışmaya giriyor. Önce bize kendi hayal dünyasında "revizyonizm burjuva ideolojisi değildir" dedirtiyor; ardından da bu "görüşümüzle(!)" uğraşarak "muzaffer" bir eda ile tartışmayı "galip" bitiriyor. Oysa tartışılan konu revizyonizmin burjuva ideolojisi olup olmadığı değildir. Sorun, revizyonizmin doğrudan burjuva ideolojisi sayılarak revizyonistleri burjuvazi ile, egemen sınıfla özdeş tutan mantığın anti-Marksist özünün kavranılmasıdır. Birbirine yakın ve birbirine dönüşen şeyler (ve olgular) arasındaki ayırım çizgilerini yok saymak, son tahlilde aynı olan şeyleri basitçe ve doğrudan özdeşleyerek küçük gibi görünen farklılıkları görmezden gelmek sofizme has bir özelliktir. (Lenin, diyalektiğin her şeyin birbirine dönüşebileceğini kabul etmesi nedeniyle -eskiden- çoğu kere sofizme geçiş için bir köprü oluşturduğunu yazıyordu.) Bu tartışmada bizi (revizyonistlerle burjuvaziye aynı fonksiyonları yüklemiyoruz diye) revizyonistlerin savunuculuğunu yapmakla suçlamak kadar saçma bir şey olamaz. Halkın Birliğinin yaptığı ise bundan başka bir şey değildir. O, apaçık saçma fikirleri bize yüklemekte, sonra da göğe hücuma kalkar gibi saldırarak bağırıp çağırmakta, bizim ne anti-Leninistliğimizi bırakmakta, ne de "sosyal emperyalistler"in savunuculuğunu yaptığımızı... Önce bu tür yöntemleri bir tarafa bırakmak gerekir. Genel olarak tüm ÇKP yanlıları Özel olarak da HB, revizyonizmi öylesine şekilsizleştirmekte öylesine burjuva ideolojileriyle özdeş görebilmektedir ki, hiddeti ona şöyle yazdırıyor:
Marksizmin ortaya çıkışı revizyonizme ve oportünizme karşı mücadele ederek olmuş(!). HB revizyonizmi, Marksizm ve işçi sınıfı hareketi içinde çıkan bir olgu olarak değil, eskiden beri (Marksizmden önce de) varolan (ve herhalde 10 bin sene daha var olacak olan!) bir şeytan olarak görüyor olmalı. (Bu hata, revizyonizmle her türlü burjuva ideolojisini özdeş görmenin yarattığı bir dikkatsizlik olarak görülebilir.) Marksizmle revizyonizm arasındaki mücadele, Marksizm, işçi sınıfı ideolojisi olarak ortaya çıktığından beri süre gelmiştir ve (10 bin sene değilse bile) sınıflı toplumlar tümüyle yok olana kadar devam edecektir. Ama bu mücadeleyi, "sosyal emperyalizm" teorilerinde olduğu gibi, burjuvazi ile işçi sınıfı arasındaki mücadeleye basit bir biçimde indirgemek, Marksizmin sınıflar mücadelesinin anlamsızlaştırılmasından ve tüm bilimsel derinliğinden uzaklaştırmaktan başka bir şey değildir. Böyle bir anlayış proletarya partileri içindeki ideolojik mücadelede ve sol içindeki tartışma ve mücadelelerde burjuvaziye karşı kullanılan mücadele yöntemlerini kullanmaya -kaçınılmaz olarak- götürecek olan bir sakatlığı da beraberinde getirmektedir ki, bu bizim için bugün sadece bir tehlike değil, artık 1 Mayısta korkunç bir provakasyon temelini hazırlamasıyla, acı bir şekilde gözlediğimiz bir gerçektir. İşçi sınıfı partilerindeki mücadeleleri, proletarya-burjuvazi mücadelesiyle özdeşleştiren bu düşüncenin, sosyalist ülkeler proleterya partileri içindeki görüş ayrılıklarının sonucu olarak doğan yönetim değişikliklerini barjuvazinin iktidara gelmesi olarak görmeye varması kaçınılmaz bir şeydir. Burjuvazi iktidara geldikten sonra ise kapitalizme, emperyalizme dönüş gerçekleşmiş sayılmaktadır. Toplumun niteliğini iktidardaki sınıfın niteliği tayin ettiğine göre, burjuvazirıin iktidara gelmesiye birlikte; ülke (ve toplum) kapitalistleşmektedir. (Burıdan sonra, kapitalizmin geri geldiğinin kanıtı olarak, çoğu kez bütün geçiş döneminde varlığını sürdürecek olan -meta, para, teşvik, pazar, kar gibi- kategorilerin varlığının ileri sürülmesi tamamen gereksizdir. Bu konuya biraz sonra değineceğiz.) Bundan bir adım sonrası ise devrim mücadelesini bir tarafa bırakıp her türden gerici ve emperyalist ülkelerle kol kola baş tehlike olan "sosyal emperyalizme" karşı cihad ilan etmekten başka bir şey değildir. * * * Bizim Sovyetler Birliğinde revizyonizmin iktidara gelmesini kapitalizmin basit bir restorasyonunu gerçekleştirmeyip düz olmayan bir geriye dönüş süreci başlattığı, sınıfsız toplum hedeflerinden vazgeçme anlamına gelen uygulamaların kapitalizmi canlandırdığı ve kapitalizmin restorasyonu olanaklarını çoğalttığı ama bu gelişmenin proletaryanın alt ve üstyapıdaki kazanılmış mevzilerinin önemi nedeniyle ve direnen unsurların varlığı sonucu geriye dönüşün basit ve düz olmayacağı şeklindeki görüşlerimize Kitlenin aynısı bir mantıkla saldırıyor HB. "Birincisi" diyor Halkın Birliği geçiş sürecinde maddi teşvikler yoktur. Bir tek NEP döneminde vardır, onda da proletarya diktatorlüğü vardır. İkincisi de, kapitalizm güçleniyor ama yine de kapitalizm olmuyor! " HB, geçiş dönemini anlamıyor. Bir kere geçiş dönemi kapitalist toplum ile komünist topluma ait unsurların yan yana ve iç içe yaşadıklari ve birbirleriyle mücadele ettikleri bir özellik taşıyor ve bu özellikler onun temel özelliğidir. Sadece teşvik primi değil, bütün kapitalist kategoriler (plan, pazar, piyasa, kar vb.) geçiş dönemi boyunca sınıflar ortadan kalkıncaya kadar varlıklarını sürdürürler. Oysa "SSE" görüşleri savuncularınca, yanlış olarak, bu unsurların varlığı otomatik olarak kapitalizmin varlığının kanıtı şeklinde kabul edilir. Bu meta ekonomisi kategorileri kapitalizmin restorasyonunun kanıtı olarak ileri sürülür. Kapitalizmin varlığı ise, bu kategorilerin varlığından öteye üretilen her şeyin meta olmasını ve bu yolla kapitalist artık-değer sömürüsünün gerçekleşmesini gerektirir. Bugün SSCBde böyle bir durumun söz konusu olmadığı ortadadır. Buradan HB bizim bu kategorilerin varlığının sürdürülmesine yol açan revizyonist uygulamaların savunculuğunu yaptığımız sonucunu çıkararak, yine yel değirmenlerine saldırır gibi bize küfürler yağdırmaya kalkmamalıdır. Bizim bu kateorilerin varlığının kapitalizmin egemenliğinin kanıtı olamayacağını söylemekle birlikte, bu burjuva kalıntılarını güçlendiren revizyonist uygulamaları savunduğumuzu söylemekte tamamen saçma bir şeydir ki, burada HBnin yaptığı budur. Sınıf farklılıklarının, sosyal eşitsizliklerin yaşamasının temeli olan teşvik, kar, pazar vb. kapitalist kategorileri Marx eski toplumun burjuva alışkanlıklarına verilmiş bir taviz olarak görmüştü. Sosyalizme, (sınıfsız topluma) giden bir geçiş toplumunda bunların kademe kademe ortadan kaldırılması ve sınıf farklılıklarının azaltılması doğrultusunda olması gerektiği ortadadır. Oysa Sovyetlerde önce Kruchev daha sona Brejnev teşvik primi, karlılık gibi kapitalist yöntemlerin gittikçe artan bir uygulamasını getirerek sınıf ayrılıklarının (azalacağına) derinleşmesine ve kapitalizmin canlanmasına, kapitalist unsurların güçlenmesine yol açmaktadırlar. Revizyonizmin bu uygulamaları kuşkusuz onun (işletme yöneticileri, bürokratik ve teknokratlardan oluşan) sosyal temelini güçlendirmeye yönelik olduğu kuşkusuz doğrudur. Ve yine kuşkusuz ki, revizyonizm sadece ekonomik alandaki bu gibi uygulamalarla kalmamakta ve üstyapıda da sosyalizme geçişin can alıcı sorunu olan kültür devrimini ortadan kaldırmakta, bunun yerine kitleleri politikadan uzaklaştıran uygulamalarla kendi yönetimini pekiştirme yolunu tutmaktadır. Bütün bunları sosyalizm hedeflerinden çok yönlü sapmaları ve toplumun her alanda yozlaşarak gittikçe bir tüketim toplumuna daha çok benzeyen bir görünüme bürünmesini getirdiği ortadadır. Ancak revizyonizmin kapitalizm unsurlarının güçlenmesine yol açan uygulamaları sonucu, bu unsurların nicel olarak güçlenmesi ve artması ile kapitalizm otomatik olarak gerçekleşemez. Bu gelişimin toplumun kapitalist bir niteliğe bürünmesini gündeme getirmesi halinde bu ancak büyük çalkantılarla gerçekleşebilir. Bizim gibi kapitalist ülkelerde bile işçilerin basit ücret artışları şeklindeki kazanılmış haklarının bir kısmının geri alınabilmesi dahi kolay kolay gerçekleşemez. (Bu, dolaylı yollarla sağlanmaya çalışılır) Ağır kapitalist sömürüden büyük ölçüde kurtulmuş olan ve bunu üstelik uzun yıllar sürdürmüş olan bir toplumda on milyonlarca halkın bu kazanılmış haklarından ağır kapitalist sömürü koşullarına geri dönmeye sessizce razı olacaklar (ya da oldukları) kabul edilemez. Halkın aldatılıp kandırıldığı yollu "hikaye"ler ise bilimsel bir tahlil içinde değil, daha ziyade çocuk masalları içinde yer almalıdır. HB kapitalizm unsurlarının güçlenmesini kabul etmemize rağmen Sovyetlerde kapitalizmin varlığını reddetmemize şaşıyor ve "kapitalizm güçleniyor ama yine de kapitalizm olmuyor" diyor. Bu, gerçekte, onların kapitalizm unsurlarının varlığı ile kapitalizmin aynı şey olmadığını anlayamamalarından ileri gelmektedir. Kapitalizmin gelişmesi ile kapitalizm aynı şey değildir. Sovyetlerde sağ tehlikenin partiye hakim olması karşısında ortaya çıkabilecek değişiklikleri Stalin şöyle anlatıyor:
Onlar "hem kapitalizm unsurları olur da hem kapitalizm olmaz mı, bu nasıl şey?" diye şaşırıyorlar. Onların geçiş toplumlarının özelliklerini hiç bilmediklerini ortaya koyan bu şaşkınlıkları,"sosyal emperyalizm" safsatalarının teorik sefaletinin de bir göstergesi sayılmalıdır. *** Ülkemizdeki TSİP, EB, TİP, TKP, KSD gibi grupların görüşlerini Kitlenin eleştirilerini temel alarak, diğer tarafta da HK(lar), HY, HB gruplarının görüşlerini de HB eieştirilerini ele alarak incelemeye çalıştık. Bunların birçok noktada da benzer eleştiriler yönelttikleri ve daha ötesi benzer mantıklar kullandıkları da görülüyor. Bu gruplar, geçiş ve geriye dönüş sürecini döşenmiş, dümdüz bir hat biçiminde algılamak, başka bir deyişle direnen faktörler nedeniyle, inişli çıkışlı ve karmaşık olan bu süreci kavrayamamak sonucunda buluşmaktadırlar. Taraflardan birisi Devrimci Yolu "Maoculuğa" kaymakla (kimileri, "utangaç PDAcılar" diyerek) suçlayıp ve sitem edip ("Devrimci Yolun bu gidişi hiç de iç açıcı değil! Kendilerini uzunca bir süreden beri uyarıyoruz. Ama onların dediklerimize pek kulak verdikleri yok" Kitle, s.181 ) aslında Maoculuğa hizmet ettiğimizi ("Maoculuğa olanca kızgınlığına rağmen Devrimci Yolun bu konuda yaptıkları bir nevi Maoculuktan başka birşey değildir" Kitle s. 181 ) iddia ederken, diğeri ise "Sovyet modern revizyonizminin sosyal emperyalizme dönüştüğü ve Rus sosyal empeıyalizminin dünya halklarının baş düşmanlarından birisi haline geldiği günümüzde, Devrimci Yolun tavrı sosyal emperyalistleri güçlendirmekte, onlara dolaylı destekte bulunmaktadır" (Yani, "modern revizyonizme bütün karşı çıkışına rağmen, Devrimci Yolun yaptığı ona hizmet etmektir") diyerek, ters yönden aynı noktaya ulaşmaktadır: Devrimci Yolu, yanlış olarak gördükleri tarafın saflarında görmek ve "doğru" görüşlerin yer aldığı kendi yönlerine çağırmak. Buna "ters görünümlü özdeş mantık" denir. Kendilerine, son bir kez şunu söylüyoruz: Doğrunun her karşıtı yanlıştır. Ama yanlışın her karşıtı doğru değildir. (Örneğin, modern revizyonizmin tepkici bir karşıtı olan ÇKP ideolojisi doğru değildir.) Dolayısıyla "kimse bize revizyonistlerin bağışlanmaz günahlarını kendi oportünistliğinin mazereti olarak sunmaya kalkmasın!" Yanlışlığın karşıtlarından sadece birisi doğrudur. Biz iki taraftan birini tamamen doğru bulan anlayışın sonucu olan bir "taraflılık" içinde değiliz. Çünkü Marksizm-Leninizme birçok temel noktada ters düştükleri için her iki taraf da yanlıştır. Uluslararası düzeyde doğru çözüm bu ikilemin dışındadır. |
|
|
Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org