|
|
|
|
FAŞİZME KARŞI MÜCADELE KONUSUNDAKİ TESLİMİYETÇİ VE OPORTÜNİST GÖRÜŞLER İFLAS EDİYOR
Devrimci Yol, Sayı 5, 1
Temmuz 1977
|
![]() |
ÜLKEMİZDE geçtiğimiz 2.5 yıl içinde 12 Mart döneminden geri kalmayan bir faşist baskı ve terör dönemi yaşandı. Bu dönem çoğunu gençler, öğretmenler ve işçilerin oluşturduğu 250yi aşkın devrimci ve yurtseverin faşist katiller tarafından öldürüldüğü, binlercesinin yaralandığı, devrimcilerin, ilericilerin ve tüm emekçi halkın ağır bir zulüm, baskı ve işkence altında tutulduğu ve şüphesiz buna uyumlu olarak olağanüstü bir seviyeye ulaşan pahalılık altındaki halkın insafsız bir sömürüye uğratıldığı bir dönem oldu. Buna karşılık, bir bakıma bu durumun bir sonucu olarak geniş toplum kesimlerinde anti-faşist duyarlılık artmış, büyük bir anti-faşist halk potansiyeli oluşmuştur. Geçtiğimiz dönem, bu şekildeki bir görüntü içinde, bir iç savaş görüntüsü içinde geçti. Devrimci mücadele anti-faşist bir doğrultuda gelişti. Yapılan seçimler sonrasında, devrimci hareketin taşıdığı önemli zaaflar, örgütlenme seviyesinin düşüklüğü, 12 Mart dönemi sonrası gibi yılgınlığın yıkıcı etkilerinin güçlü olduğu bir dönemde bulunulması, faşizme karşı aktif ve etkili bir mücadele siyasetinin yeterince hayata geçirilememesi gibi bazı nedenlerden ötürü faşizmin belirli bir kitle temeli sağlayabildiğini de ortaya çıkardı. Devrimci mücadelenin anti-faşist bir doğrultuya esas olarak yükseldiği geçen 2.5 yıllık dönem, özellikle faşizme karşı mücadele konusunda önemli dersler sergilemiştir. Sınıflar mücadelesi oportünist hatalı görüşleri iflas ettiren, Devrimci görüşlerin doğruluğunu kanıtlayan dersler yaratmıştır. Hayat "parlak" "bilimsel" bir cila altındaki her türlü teslimiyetçi ve sınıf uzlaşmacısı tavrı mahkum etmiştir. MHPnin aldığı oylar, faşizmin belirli bir kitle temeli yaratabildiğini ortaya koyuyor. Faşist hareket bu sonuca iki temel taktiği ile ulaşmıştır: Faşist terör ve demagoji. Birbirini tamamlayan bu iki temel taktik devrimci hareket tarafından-özellikle oportünist ve teslimiyetçi görüşlerin bozgunculuğu ve devrimci hareketin örgütlenmesindeki eksiklikler nedeniyle- yeterince deşifre edilememiş; etkisizleştirilememiştir. Faşist terör egemen sınıflar iktidarının cılızlığının bir sonucu olarak özellikle yığınları baskı ve terör altında tutma, pasifize etme amacına yönelik olarak gündeme getirilmektedir. Geniş emekçi halk yığınlarını sömüren bir azınlığın egemenliği altındaki toplumlarda egemen sınıflar genel olarak iki temel yönteme başvururlar. Halk yığınları ya kendilerine tanınan tavizler yoluyla "barışçıl" bir yönetime "razı" edilir, ya da baskı ve terör altında tutularak doğrudan bir diktatörlük altında tutulur. Ülkemizde egemen sınıflar iktidarı zayıf bir ekonomik temel üzerinde yükselmektedir. Yönetimi toprak ağaları ve tefeci bezirganların en irileri ile birlikte bu şekildeki çelişkili bir ittifaka dayanarak elinde tutan, emperyalizmin bir uzantısı biçimindeki cılız tekelci burjuvazi, geniş yığınlara ekonomik tavizler tanıyabilecek bir özelliğe sahip değildir. Ülkemiz ekonomisi, dışa bağlı, çarpık yapısıyla sürekli bir kriz içindedir. Bu yapının zorunlu bir sonucu, egemen sınıfların geniş emekçi halk yığınları üzerinde sürekli bir baskı ve terör politikasına dayanmak durumunda olmasıdır. Sıkıyönetim terörü de, polis-jandarma terörü de MHPli komandoların terörü de bu aynı egemen güç politikasının parçalarıdır. Hepsi de egemen sınıftarın yönetiminin birer araçları olarak gündeme getirilmektedir. MHPli komandoların sürdürdüğü faşist terörün ayırdedici yanı, onun faşizme belirli bir kitle temeli oluşturma amacına da hizmet etmesidir. Bir yandan faşist terör aracılığı ile toplumsal muhalefet bastırılmakta, diğer yandan yine bu yolla yaratılan ortam içinde faşist ideolojinin yaygınlaştırılması olanakları elde edilmektedir. Faşist terör bu noktada bir tehdit ve korkutma aracı olarak kullanılmaktadır; "haraç" alma yoluyla beslenerek, gittikçe yaygınlaşan işsizliğin ortaya çıkardığı lumpen unsurların örgütlendirilmesini hızlandıran bir rol oynamaktadır. İşte, geçilen dönem içinde faşist yayılma aracı olarak yaygın bir şekilde gündeme getirilen ve oligarşik diktatörlüğün faşist karakterinden kaynaklanan "faşist terör" karşısında aktif bir anti-faşist mücadele anlayışı zorunlu idi. Ancak bu şekildeki bir aktif-savunma anlayışı faşist sürülerin saldırılarını bir çapulcu bozgununa dönüştürebilirdi. Faşizmin oyununu bozacak olan, devrimci taktik, aktif bir savunma anlayışı temeli üzerinde yükselmek zorundaydı. Tüm oportünist fraksiyonlar bu anlayışın karşısına durmada birleştiler. Faşist terör ve saldınlar karşısında, faşizme karşı mücadele konusunda somut program ve taktikler oluşturma yerine faşizm konusundaki kavram tartışmalarını ısrarla ön planda tutarlarken, pratikte faşizme karşı teslimiyetten başka birşey savunmadılar ve yapmadılar. Faşistler okulları işgal edip, faşistleştirmek için saldırıyor; oportünistler bunun bir "oyun" olduğunu, maksatlarının sıkıyönetim ilan etmek için gerekçe oluşturmak olduğunu, saldır· ganları polisle karşı karşıya bırakmak gerektiğini ileri sürüyor, devrimcilere goşist, vb. diye küfrediyorlardı. Oligarşi köpeklerini saldırtıyor, oportünistler, devrimcilerin ve halkın ellerini bağlamaya çalışıyorlar, Seydişehiri, Tarişi faşistlere terkediyorlardı. "Kitle"si, "Yürüyüş"ü vb. ile tüm oportünist-revizyonist yayınlar, "provokasyona, oyuna gelmemeli" diye diye, (olay çıkmasın diye okulların kapatılmasını bile savunarak) faşizmin ekmeğine yağ süren bir teslimiyet politikasını gütmüşlerdir. Faşizme karşı mücadele bir sıkıyönetim (ya da askeri darbeyi) önleme sorunu olarak konulmuş, sürekli olarak ileriye sürülen "demokrasiyi koruma" safsataları devrimci saflarda hava bulandırmaya yarayan bir bozgunculuktan başka bir işe yaramamıştır. Kimileri de bu işi, "önce faşizmi doğru tanımlamak lazım, bu işi benden başka kimse bilemiyor" diyerek soyut tanımlamalar üzerine abuk sabuk gevezeliklerle uğraşarak yerine getirmiştir. Marksizmin genel doğruları (çoğu kere çarpıtılarak) tekrarlanıp durulmuş; (alıntılar "teorisyen" bayların "derin" bilgilerine tanıklık ederken) ülke çapında sürüp giden faşist teröre karşılık, faşizme karşı mücadele konusunda somut bir şey söyleyemezken, oligarşi, devlet, demokrasi ve faşizm konularına getirdikleri netleşmenin(!) `Türkiye solundaki ayrışmaların temeli haline geldiğini söyleyebilecek bir böbürlenme hummasına tutulmuşlardır. "Sosyal faşizme" ve "sosyal emperyalizme" karşı mücadeleyi esas alanlarıyla birlikte sol hareketin içinde bulunduğu bu durum faşizme karşı mücadelenin tutarlı ve etkin bir şekilde sürdürülmesini önlemiştir. Gerçekte faşist terör ve sindirme taktiği devrimci bir mücadele anlayışı ile bertaraf edilebilir. Faşist çetelerin saldırgan karakteri arkasında gerçekte inançsız, korkak ve tabansız bir çapulcu sürüsü yer alır. Bu çapulcu sürülerini örgütlendiren şey, kabadayılık özlemi ve intikam duygularıdır. Bu çapulcu saldırıları aktif bir direnmeyle karşılaştığında kolayca bir çapulcu bozgununa dönüşür. Teslimiyet ise ancak ve ancak faşizme kan verir. Korku çare değildir. Faşizme karşı devrimci bir mücadele anlayışının karşısına dikilen oportünist-teslimiyetçi görüşler mahkum edilmelidir. Faşizme karşı mücadele oportünizme karşı mücadele ile birlikte yürütülmelidir. Faşizmin "faşist terör"den sonra dayandığı ikinci temel taktiği de "faşist demagoji"dir. Faşizm yığınların ezilmişliğini ve yoksulluğunu ifade eden sol sloganlara sahip çıkarak kitleleri etkilemeye çalışmaktadır. Ü1kemizde kapitalizm, yukardan aşağı bir şekilde, çarpık ve dengesiz bir şekilde gelişmekte olması sonucu sürekli bir kriz içindedir. Ekonomik dengesizlik, egemen sınıf klikleri arasındaki (oligarşi içi) çatışmaların doğurduğu siyasi istikrarsızlık, pahalılığın ve işsizliğin alabildiğine artması, yığınların yoksulluğunun katmerleşmesi, vb. nedenlerle halkın düzene olan tepkilerinin yoğunlaşması ve sosyal uyanışın hızlanması, bütün bunlar sürekli bir kriz yaratmaktadır. Faşizm, klasik örneklerinde hep buhran dönemlerinde ortaya çıkar ve gelişme gösterir. Buhranların yarattığı yıkıntı içinde düzene olan tepkileri faşist demagojilerinin de yardımıyla örgütleyerek kitle tabanı elde eder. Ülkemizde eksik ve olgunlaşmamış bir şekilde de olsa sürekli olarak var olan buhranın yarattığı düzene karşı olan tepkiler Devrimci Hareketin örgütlenmesindeki yetersizlik nedeniyle devrimci bir bilinçlenme doğrultusunda kanalize edilememektedir. Faşistler bu yüzden sol sloganlara sahip çıkarak yığınları kendi doğrultularına kanalize etmeye çalışmakta ve bunun için uygun bir ortam bulmaktadırlar. Faşizme karşı mücadelenin başarıya ulaştırılabilmesi için faşist demagoji açığa çıkarılmalı, faşistlerin yaksul halk yığınlarının düzene karşı olan duygularını istismar etmelerine olanak tanınmamalı, onların tekelci buıjuvazinin ve emperyalizmin uşakları olduğu teşhir edilmelidir. Faşizmin terör ve demagoji üzerine kurulu taktikleri açığa çıkarılmalı; aktif bir mücadele anlayışı ve faşist demagojiyi teşhir ederek geçersiz hale getirebilme doğrultusundaki mücadele yoğunlaştırılmalıdır. Bu nokta, faşizme karşı mücadele konusunun devrim sorunu ile birlikte ele alınması gereğinin yeniden vurgulanması gerektiği bir noktadır. Faşist demagojileri açığa çıkararak geçersiz kılabilmek için, devrimci düşüncelerin geniş emekçi halk yığınları içinde yayılmasına ve emekçi halkın faşizme karşı mücadelesini örgütlendirmeye yönelik devrimci mücadelemiz hızlandırılmalıdır. Faşizme karşı mücadelenin saptırılışının ve onun bir demokrasiyi koruma" safsatasıyla sunuluşunun varıp dayandıği nokta bir CHP iktidarına beI bağlama ve bu yolla faşizmin (Geçici de olsa!) .bir tehlike olmaktan çıkması umududur. Faşizm konusundaki tumturaklı tartışmaların arkasına gizlenen ham hayaller yıkılmalıdır. Faşizm üIkemizde yukardan aşağıya bir gelişme özelliği göstermektedir. Faşizm mevcut devlet cihazı içinden(ona sahip olan oligarşinin bir özelliği olarak) kaynaklanmakta ve kendisine yığınsal bir temel oluşturmaya çalışarak güçlenme yolları aramaktadır. Faşizm oligarşinin yönetim (egemenlik) zaafının bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır: Oligarşik diktatörlük ülkemizin somut koşulları sonucu olarak faşist bir karakter taşımaktadır. Devlet aygıtı içindeki faşist kurumlar yok edilmeden, CIA, MİT, Kontr-gerilla, vb. gibi faşist yuvaların faaliyetleri sona erdirilmeden, faşizm "bir tehlike olmaktan" çıkamaz. CHP kendi sınıfsal karakteri ve "reformcu" yapısı gereği bunları yapamaz. CHP kuyrukçuluğu faşizme karşı mücadeleyi kaçınılmaz bir başarısızlığa sürükler. Faşizme karşı mücadele uzun dönemli bir mücadele olarak kavranılmalıdır. Faşizme karşı mücadele, bağımsız Devrimci bir hareketin tüm emekçi halkın faşizme karşı mücadelesini örgütlendirmesiyle, devrimcilerin aktif bir anti-faşist direnme anlayışını bu doğrultuyu esas olarak hayata geçirmeleriyle ve oligarşik diktatörlüğün yıkılarak yerine tüm emekçi halkın demokratik iktidarının kurulmasıyla zafere ulaşacaktır. Faşizme karşı mücadele, Devrimci mücadeleyi ilerletecek, Devrim faşizme karşı mücadeleyi zafere ulaştıracaktır. |
|
|
Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org