Sosyalist Sistemin Parçalanması ve Sovyet-Çin Kutuplaşmasında Tavır (2)

DY, Sayı:7, 1 Ağustos 1977

II. BÖLÜM
MARKSİST-LENİNİST GEÇİŞ DÖNEMİ VE GERİYE DÖNÜŞ SORUNLARI

BUGÜN dünya sosyalist sistemi (kelimenin dar anlamıyla) siyasi ve ideolojik olarak parçalanmış durumdadır. Bu ifade sadece dünya komünist

  hareketinin tüm güçlerinin bir enternasyonalin çatısı altında toplanmayışının bir ifadesi değildir. Bugün, dünya komünist hareketleri bir enternasyonalin çatısı altındaki (ideolojik-politik ve örgütsel anlamdaki) kapsamlı bir bütünsellikten yoksun olmalarından da öte, siyasi ve ideolojik bir parçalanma içindedir. Devrimci Hareket içinde ortaya çıkabilecek ve her zaman olağan sayılması gereken ayrılık ve bölünmelerin çok ilerisindeki, ("sosyalist sistem" içindeki ülkelerin birbirine karşı savaş hazırlıklarından söz edilebildiği, bir örneğini 1 Mayıs katliamında yaşadığımız, emperyalizmin devrimci güçleri parçalamada ve gerici güçlerin faşist demagoji ve terörlerini sürdürmede sınırsız imkanlar elde ettikleri) bu parçalanmanın en önemli halkasını kuşkusuz ki Çin - Sovyet kutuplaşması oluşturmaktadır.

Bu parçalanma olgusu içinde, her şeyden önce iki tarafın da ideolojik-siyasi bakımlardan Marksizm - Leninizme taban tabana zıt tezler ileri sürdüklerini tespit ediyoruz. Bu, söz konusu kutuplaşmanın ideolojik ve siyasi veçhesi ile ilgilidir. Konunun tarihsel ve derinliğine bir ele alınışıyla ilgili yönleri ise bu yazı için tali kalan, ayrı bir araştırma ve tartışma konusudur.
Kutuplaşmanın incelenmesinde ve ÇKP tezlerinin tartışmasında "sosyal eniperyalizm" teorilerinin ve "ünlü" üç dünya teorisinin incelenmesi önemli bir yer tutmaktadır. ÇKP’nin son 7-8 yıl içinde geliştirip uygulaya geldiği "üç dünya" teorisi "Sovyet sosyal emperyalizmi" tahlillerine dayanıyor. "Üç dünya teorisi" sonuçtur. Bu bakımdan, üç dünya teorisini ele almak için onunla birlikte sosyal emperyalizm tahlillerini de ele almak zorunludur .(*)

ÇKP (ve takipçileri) aşağı yukarı on yıldır Sovyetler Birliğinde revizyonizmin iktidara gelmesiyle (onun aracılığıyla) kapitalizmin geri getirildiğini (restore edildiğini) ve Sovyetler Birliğinin (herhalde büyük ve gelişmiş bir ülke de olması sonucu!) sosyal emperyalist bir ülke haline geldiğini ileri sürüyor ve tüm politikalarını buna dayandırıyor. ÇKP’nin tüm gerici görüş ve tutumları Sovyetler Birliğini baş tehlike sayan bir anlayıştan kaynaklanıyor.

Biz bu türden görüşleri reddediyor ve Marksizm-Leninizm açısından temelden sakat görüşler olarak değerlendiriyoruz. "Sosyal emperyalizm" teorileri anti-Marksist bir dünya görüşünün ürünüdür. Marksizmi bir çok önemli noktasından revize eden, onun en önemli tezlerinin inkarına dayanan bir teoridir.

Bu konu, Marksist - Leninist geçiş dönemi teorisi ve geriye dönüş (restorasyon) sorunlarıyla ilgilidir.

MARKSİST-LENİNİST GEÇİŞ DÖNEMİ TEORİSİ VE GERİYE DÖNÜŞ KONUSU

Bazıları Marksizm-Leninizmde bir "geçiş dönemi" teorisinin olmadığını ileri sürerler. Özellikle Marks’ın geçiş dönemi konusunu ayrıntılı olarak ele almamış olmasına bakarak ileri sürülen bu görüş doğru değildir. Marksist - Leninist teorinin en özlü noktalarından bir tanesi -ilkeleri ayrıntılı olarak ortaya konulmamış olsa bile- kapitalizmden sosyalizme (komünizme) geçiş konusuna ilişkindir.
Konu Marks’ın "Gotha Programının Eleştirisi"ndeki çok başvurulan şu paragrafında özlü bir biçimde ortaya konmuştur. Burada Marks, "Kapitalist toplum ile komünist toplum arasında birinden ötekine devrim yoluyla geçiş dönemi yer alır. Buna bir siyasal geçiş dönemi tekabül eder ki burada devlet proletaryanın devrimci diktatörlüğünden başka bir şey değildir" derken geçiş dönemini tanımlamış ve onun "siyasal bir geçiş dönemi" olma özelliğini vurgulamıştır. Kapitalizmden komünizme geçiş (sınıfsız toplumun inşasının tamamlanması) proletaryanın yukardan aşağı eylemi demek olan bir "siyasal geçiş süreci" olmaksızın olanaksızdır. Bu ifadeler Marksist devrim teorisinin (daima Marksizmin ekonomist yorumcuları tarafından inkar edilen) en özgün yanını ortaya koyan bir nitelik taşımaktadır.

Proletarya devrimleri, bütün eski devrimlerde olduğu gibi, var olan ekonomik gelişmeye uygun bir politik üst yapının örgütlendirilmesini değil, burjuva devlet mekanizmasının (aşağıdan yukarıya) parçalanarak proletarya diktatörlüğünün kurulmasını ve bunun aracılığıyla (yukardan aşağı) önce hiç var olmamış olan ve Marksist düşüncenin gerçekleşmesinin kaçınılmazlığını öngördüğü yeni bir ekonomik ve sosyal ilişkiler sisteminin inşasını gerçekleştirmeyi (sınıfsız topluma götürecek bir süreci örgütlendirmeyi) içeren bir nitelik gösterirler. İktidarın ele geçirilmesi bu sürecin sadece başlangıcıdır.

"...Eşit miktarda çalışmaya eşit miktarda ürün bu... sosyalist ilke şimdiden gerçekleşmiştir." (Devlet ve İhtilal, sh.122) Üretim araçlarının ortak mülkiyeti, eşitsizlikleri ortadan kaldırmamaktadır. Bu kusurlar, komünist toplumun birinci evresi olan bu sosyalist geçiş döneminde (sosyalizmde) kaçınılmazdır ve toplumun daha ileri bir aşamasına (komünizmin üst aşamasına) olan evriminde ortadan kalkacaktır.

Lenin’de, sosyalizm, (ekonomik olarak) üretim araçlarının sosyalizasyonunu sağlayarak, üretim güçlerinin hızlı bir gelişimini gerçekleştirerek; işbölümünün, kafa emeğiyle kol emeği arasındaki farkın ortadan kalkacağı, çalışmanın "bir ilk hayati ihtiyaç" haline gelip, "herkesin ihtiyacına göre alabileceği" komünist toplumun üst evresine geçişi olanaklı kılan: "Böylesine bir değişikliğin ekonomik öncüllerini" hazırlayan politik bir geçiş dönemi olarak ortaya konulmaktadır. Bundan sonrası ile ilgili olarak Lenin, "ama bu gelişmenin hızı ne olacak, işbölümünün son bulmasına, kafa ve kol emeği arasındaki karşıtlığın ortadan kalkmasına, çalışmanın ‘ilk hayati ihtiyaç haline’ dönüşümüne ne zaman ulaşacak, işte bunu bilmiyoruz; ayrıca bilemeyiz de," demekteydi.

Sosyalist geçiş döneminde üretim araçlarının bireysel mülkiyeti ortadan kaldırılmıştır. Buna karşılık insanlar arasındaki farklılıklar, köyle şehir, kafa emeği ile kol emeği vb. arasındaki farklılıklar sürmektedir. Burjuva hukuku tamamen değil sadece kısmen, sadece ekonomik devrimin yapılmış olduğu ölçüde ortadan kaldırılmıştır. Burjuva hukuku bireylerin üretim araçları üzerindeki özel mülkiyetini tanıyordu. Sosyalizm bunu ortak mülkiyet haline getirir. İşte bu ölçüde, ama sadece bu ölçüde "burjuva hukuku" yürürlükten kaldırılmış olur. Ama bunun dışında ürünlerin üleşimi ve çalışmanın toplum üyeleri arasındaki dağılımının düzenleyicisi olmak bakımından (burjuva hukuku) yürürlükte kalır.

Bu, "siyasal geçiş süreci -ki komünizmin birinci aşaması ya da sosyalizm deniyor (Lenin)- bütün bir tarihi dönemi kapsar." Bu dönemin özelliklerini Lenin ilkin genişçe bir şekilde, "Gotha" programının eleştirisindeki Marks’ın yaklaşımını açımladığı Devlet ve İhtilal’in V. bölümünde inceler. Burada bu dönemin özelliklerini Lenin’den yararlanarak kısaca özetlemeye çalışalım: "Çoğunlukla sosyalizm denilen ve Marks’ın komünizmin ilk evresi adını verdiği bu toplumsal düzen" (Lenin) "ekonomik, ahlaki, entellektüel, bütün ilişkilerinde, henüz bağrından çıktığı eski toplumun izlerini taşıyan bir toplum"dur. (Marks)

Marks, geçiş dönemi sorununu, belli başlı ileri kapitalist ülkelerin bütününde gerçekleşecek, zamandaş bir dünya devrimi anlayışı perspektifiyle inceledi. Böylesi bir ele alışta kapitalizmin ileri bir düzeyinde üretici güçlerin gelişkinliği ve büyük çaplı endüstri yoluyla üretimin sosyalizasyonu veri olarak kabul edilmektedir. Ancak sonraki gelişmeler, emperyalist dönemde devrimlerin merkezinin doğuya doğru kayması, emperyalist zincirin en zayıf halkasından parçalanması yönünde, tek tek ülkelerde devrimlerin olanaklı hale gelmesi yönünde olmuştur. Giderek geri ülkelerde, sömürge ve yarı sömürge ülkelerdeki devrimlerin gündeme gelmesi geçiş dönemi teorisinin derinleştirilmesini zorunlu hale getirmiştir.

Kapitalizmin gelişmesinin nispeten zayıf olduğu Rusya’da üretim araçlarının kollektifleştirilmesi, büyük çaplı endüstrinin kuruluşu (yani komünizmin birinci aşaması; sosyalizm aşamasına geçiş) oldukça uzun bir dönemi kapsamıştır. Yarı feodal, yarı-sömürge ülkelerdeki demokratik halk devrimleri çerçevesinde sorun kuşkusuz ki çok daha karmaşık bir hal almaktadır. Bu ülkelerde geçiş aşaması çok daha uzun ve farklı olmaktadır. Büyük çaplı endüstrinin ve makinalaşmanın sağlanması oldukça uzun bir zaman almaktadır. Oysa sosyalizm için büyük çaplı endüstri zorunludur. Marks, Alman ideolojisinde "Özel mülkiyetin ortadan kaldırılması ancak büyük endüstri ile mümkündür" diyor. Bu ülkelerde sosyalizmin kurulmasından önce uzunca bir geçiş sürecinden geçilmesi bu nedenle zorunlu hale gelmektedir.

Bu tür geçiş süreçleri, konunun başında yaptığımız alıntıda Marks tarafından "siyasal geçiş dönemi" olarak ifade edilen geçiş süreci ile karıştırılmamalıdır. Bu ikisinin birbirine karıştırılması ve geçiş dönemine ait ilkelerin bu ikinci, "sosyalizme geçiş" döneminde sınırlandırılması sıkça rastlanılan bir hatadır.

Sosyalizm, kendisi, siyasal bir geçiş dönemidir. Marksist-Leninist geçiş dönemi teorisi, sınıfsız topluma kadar olan bu sürecin bütününü kapsar.

Geçiş dönemine ilişkin sorunların bir kısmını geriye dönüş sorununu tartışırken ele alacağız.

GERİYE DÖNÜŞ (RESTORASYON) SORUNU

Marksizm - Leninizm, sosyalizmden kapitalizme geriye dönüşün mümkün olduğunu kabul eder. "Kapitalizmden komünizme geçiş tüm bir tarihi dönemi kapsar. Bu geçiş tamamlanmadığı sürece sömürücüler bir restorasyona olan umutlarını mutlak olarak sürdürürler ve bu umut restorasyon girişimlerine dönüşür." (Lenin, Ploretarya ihtilali ve Dönek Kautsky) Bu cümlelerin devamında, Lenin devrimin hemen sonrasındaki bir durumda ortaya çıkan geri dönüş eğilimini incelemektedir. Buradan kalkarak geri dönüşü "devrimin hemen sonrasındaki kısa bir dönem"le sınırlamamalıdır. Paragrafın başındaki ifade açıktır: Bütün bir tarihi dönemi kapsayan geçiş tamamlanmadığı sürece denilmektedir ki, bunun Marks’ın sözünü ettiği, "kapitalizmle komünizm arasındaki siyasal geçiş süreci" olduğu açıktır.

Sosyalizme gelinceye kadar, tarihte bir ekonomik toplumsal sistemden daha geri bir sisteme dönüş görülmez. Kimileri, politik yapıdaki bazı iniş - çıkışları geri dönüş örneği olarak ileri sürerlerse de bunun tutarsızlığı ortadadır. Tüm eski devrimler, toplumda yeni ekonomik ilişkilerin bir dereceye kadar yerleşmesinden sonra; ve toplumun hukuki yapısını ekonomik yapısına uyumlulaştırmaya yönelik bir içerik taşırlar. Bu olay düz bir şekilde gerçekleşmez. Üst yapıda eski düzenin güçleri ile yeni toplumsal güçler arasındaki mücadele inişli çıkışlı, ileri doğru gelişmeler ve gerilemeleri içeren bir şekilde sürer. Ama toplumda belirli bir seviyeye kadar gelmiş bulunan yeni ekonomik ilişkilerin gerektirdiği toplumsal sistem artık geri çevrilemez. Şu veya bu şekilde iktidarı yeniden ele geçiren eski toplumsal güçler, artık eski düzeni geri getiremezler, geriye dönüş mümkün değildir.
Bu durum sosyalizmde farklıdır. Bu farklılık, Marksist-Leninist devrim anlayışının en özgün yarılarından birisine ilişkindir. Başta da kısaca değindiğimiz gibi sosyalist devrimler (tüm eski devrimlerin aksine) önceden gerçekleşmiş bir ekonomik ilişkiler üzerinde yükselmezler. Marksist - Leninist devrim anlayışı, politik iktidarın ele geçirilişinden sonra Marksizm tarafından üretici güçlerin gelişmesinin sonucu olarak gerçekleşmesi olanaklı görülen bir yeni düzene "siyasal bir geçiş dönemi" öngörür. Bu siyasal geçiş süreci, içinden çıktığı kapitalizmin hukukunu, ahlak, görenek ve alışkanlıklarını devam ettirir. Burjuva hukukunun eşitsizliğini sürdürür. Lenin’in ifadesiyle "yalnız burjuva hukukunu da değil burjuvasız burjuva devletini de devam ettiren komünizmin" birinci aşamasında , sınıf mücadelesi farklı biçimlerde devam eder.

Ama bu "siyasal geçiş sürecinde" üretim araçlarının özel mülkiyeti kaldırılmıştır. Proletarya diktatörlüğü altında bu olay üretici güçlerin sınırsız bir gelişmesine olanak tanımaktadır. Bu gelişmeye paralel olarak toplumdaki sınıf farklılıkları ortadan kalkacak, burjuva hukuku, alışkanlıkları, gelenekleri ortadan kalkacak, herkesin gücü kadar çalışacağı, ihtiyacı (istediği) kadar alacağı yeni bir düzen gerçekleşecektir. M-L devrim anlayışı bu doğrultudaki bilinçli, iradi bir süreci, "siyasal bir geçiş dönemini" gerekli görmektedir.

Sosyalizmden kapitalizme geri dönüşü, kapitalizmin restorasyonunu olanaklı kılan şey budur. Bu, siyasal geçiş döneminde politikanın belirleyici olmaya devam etmesidir.

Mahir Çayan Aydınlık (SD)’nin 20. sayısındaki "Yeni Oportünizmin Niteliği Üzerine" isimli yazısında bu konuya ilişkin olarak şöyle diyor:

"... Burjuva ekonomik düzeni az çok olgunlaşınca devrim olmuştur. Bu nedenle burjuva devriminin ana görevi iktidarı ele alıp, onu varolan burjuva ekonomisiyle birleştirmek olmuştur. Oysa sosyalist devrimde iktidarı ele geçirmek yalnızca başlangıçtır. Büyük çapta üretimi geliştirmek, sosyalist ekonomiyi yaratmak, o güne değinki sınıflı toplumun ‘yabancılaştırmasına’ maruz kalmış insan ‘doğasını’ değiştirmek gibi görevleri vardır.

Bu nedenle sosyalist devrim yalnızca mülkiyet biçimini değiştirmek, yalnızca sosyalist ekonomiyi yaratmakla sona ermez. Proletaryanın sınıf olarak ortadan kalkmasına değin, üst yapıda siyasal bir devrim olarak sürmek zorundadır. Bu savsaklanır ya da önemsenmezse, yani ideolojik ve kültürel savaş üretici güçlerin geliştirilmesi ile birlikte yürütülmezse kapitalizmin RESTORE edildiği görülür."(abç)

DİPNOT

(*) Bağımsız Türkiye dergisinde bizim geçen sayımızda ortaya koyduğumuz tutumumuzla ilgili olarak yazılan bir yazıda şöyle ifadeler var: "Bu tutum devrimin pratik sorunlarıyla karşı karşıya bulunmayan ve siyasi polemiği bir zihin sporu olarak değerlendiren sorumsuz aydın tutumudur. Eğer bu tutum içinde olanlar, kendilerinin de örnek olarak kabul ettikleri devrimci hareketlerin sorumlu önderlerinin koşulları içinde bulunsalardı her halde tutumları başka olurdu. O koşullar içinde bulunmayışlarından ötürü sadece onlar değil hepimiz sorumluyuz." (BT bizi bağışlasın ama) bu yaman demagoji karşısında ne söyleyebiliriz? BT yazarlarının hangi "koşullar" da olduklarını ve başkaca ne yaptıklarını bilmiyoruz ama, biz kendi adımıza "devrimin pratik sorunları ile karşı karşıya olmayan bir ortam" içinde değiliz. Tam tersine yaşadığımız ortam, her gün bir devrimcinin şehit olduğu, ileri bir aşamada olmasa bile önder kabul ettiğimiz muzaffer proleter devrimcilerin zaferi yolunda ilerleyen bir mücadele ortamıdır. Devrimin pratik sorunlarına gelince; "BT" yazarlarına iyi bir DY okuyucusu olmadıklarını söylersek, bize darılmasınlar. Zaten "BT", "şablonculuk" konusundaki eleştirimizi de anlamamış. Eleştirdiğimiz tavrı "Sovyetler kendi koşullarına göre doğru söyleyebilir ama biz onu aynen kopya edersek hata ederiz" gibisinden tekrar ediyorlar ki bizim de hatalı bulduğumuz, bu görüştür.


Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org