Suni Denge - Öncü Savaşı ve İç Savaş Üzerine

1971 Hareketinin teorik çizgisinin oluşumu, 1965-71 dönemi içerisindeki ayrışmalar ve bu ayrışmalar içindeki ideolojik mücadeleler içinde ortaya çıktı. Daha önce çeşitli yazılarda ana hatlarıyla belirlenmiş olan bu teorik tezler, en son 12 Mart dönemi içinde THKP-C Hareketi içinde ortaya çıkan ayrılık sırasında M. Çayan tarafından kaleme alınan ve Kesintisiz Devrim II-III diye tanınan yazıda genişçe bir şekilde toparlanılarak formüle edildi.

Yenilgiden sonra, THKP-C Hareketinin örgütsel yapısının bütünüyle dağılmasından sonra, ülkemiz solundaki diğer bölünme ve gruplaşmaların yanısıra, THKP-C Hareketinin genel kapsamı içinde yer alan

  kesimler içinde de çeşitli ayrışma ve gruplaşmalar ortaya çıktı. Bugün diğerlerinin yanısıra, bu gruplaşmalar arasında da bir ideolojik mücadele ve tartışma sürüyor. Bizim açımızdan (çoğunlukla geçmiş hareketin tezlerinin değişik yorum ve kavranılışları etrafında süren) bu tartışmanın bütün anlamı Devrimci Hareketin teorik gelişiminin bir vasıtası olmasındandır. Böyle bir anlayışla, yanlış görüşlere karşı, bu görüşleri savunan gruplardan herhangi biri tarafından ileri sürülen tezleri ele alarak tartışmaya çalışıyoruz. Bu, bütün önemli tartışma konuları teker teker belirli bir açıklığa ulaşıncaya dek sürecek. Bu, bir yönüyle, Devrimci Hareketin teorik gelişim sürecinin tamamlanması doğrultusundaki bir çalışma sayılmalıdır.

Bizim çoğunlukla 'aceleci gruplar' başlığı altında topladığımız kesimde belli başlı üç ayrı grup var. HDÖ (Acil), MLSPB ve Devrimci Kurtuluş (Eylem Birliği). Bunlardan MLSPB ve Eylem Birliği'nin görüşleri etrafında geçen sayıda, kısaca mücadele biçimleri ve devrim anlayışı üzerinde durmuştuk. Bu sayıda, HDÖ'cüler tarafından savunulan görüşler etrafında, suni denge öncü savaş kavramları ve iç savaş ile ilgileri üzerinde duracağız.

Kendilerini geçmişin ve M. Çayan'ın görüşlerinin "hakiki savunucusu" olarak gören MLSPB ve EB (Eylem Birliği) grupları tarafından "inkarcılık", "pasifistlik" gibi sıfatlarla nitelenen HDÖ'cüler de diğerleri gibi, bizim görüşlerimizde M. Çayan'la çelişen bir şeyler bularak onu nasıl inkar ettiğimizi (!) ispatlamaya özel bir önem verirler. Onlar, bizim direniş komiteleri ve iç savaş tespitlerimizde suni denge ve öncü savaşı kavramlarıyla çelişen bir şeyler bulduklarını düşünüyorlar. "Cephe" isimli legal dergilerinde şöyle yazıyorlar:

"Şimdi D. Yol'un ülkemizdeki durum ve direniş komiteleri üzerine neler getirdiğini görelim:
'Bugün ülkemizdeki silahlı faşist güçlerle devrimci halk güçleri aıasındaki çatışma bir iç savaş sürecini derinleştiren doğrultuda gelişiyor. (....)
Faşist güçlerin halk yığınlarını, yıldırmaya yönelik saldırıları, geniş halk yığınları arasında bir savunma ihtiyacının doğmasına neden olmakta, çatışmanın genişleyip yaygınlaşması anti - faşist bir dayanışma eğiliminin doğmasına ve gelişmesine neden olmaktadır... Direniş komiteleri bu eğilimin devrimci bir doğrultuya kanalize edilmesi, bağımsız bir Devrimci Hareket'in halk iktidarını hedefleyecek şekilde ve tüm anti-faşist halk güçlerinin birleşik devrimci savaşının örgütlendirilmesi doğrultusunda kavranılmasının bir gereği olarak ortaya çıkmıştır (Devrimci Yol, sayı 13, sh.11)
D. Yol burada açıkça suni denge olgusunu inkar etmektedir. Faşist güçlerin halk yığınlarını yıldırmaya yönelik saldırıları oligarşinin kitle pasifikasyonunun bir parçasıdır. Faşist saldırılar; halk kitlelerinin mevcut düzene karşı tepkilerinin pasifize edilmesinde oligarşinin resmi vurucu gücü yerine sivil vurucu gücünü kullanmasıyla tezgahlanır. D. Yol'a göre silahlı faşist güçlerle devrimci halk güçleri arasındaki çatışma bir iç savaş doğrultusunda gelişmektedir. Buradan hemen çıkartılabilecek sonuç; oligarşinin kitlelerin kendiliğinden gelme mücadelesi sonucu artık suni dengeyi koruyamaz hale geldiğidir. Suni denge bozulduğuna, halk kitlelerinin düzene karşı tepkileri de açığa çıktığına göre bu durumda öncü savaşı tüm fonksiyonlarını kaybeder. O zaman devrimcilerin karşısındaki görev suni dengeyi bozmak ve kitlelerin mevcut düzene karşı tepkilerini açığa çıkarmak değildir; kitlelerin zaten açığa çıkmış olan tepkilerini kanalize etmek ve örgütlemektir. Direniş komiteleri de halk kitlelerinin düzene karşı, açığa çıkmış tepkiterini örgütleme araçlarıdır."


Burada, bütünüyle çarpık bir mantığın sözkonusu olduğu ortadadır. Suni denge - öncü savaş konularındaki yanlış görüşlerin sözkonusu olması bir yana dünya görüşü açısından da temelden bir sakatlığı taşıyor.

Bugün, ülkemizde bir iç savaş sürecinin derinleşmekte olduğundan, faşist saldırılara karşı kitlelerin belirli bir direnme ve dayanışma eğilimi içinde olduğundan söz ediyorsun! O bunların gerçek olup olmadığına, yaşanan hayata aldırmıyor bile. Böyle dersen suni dengeyi reddetmiş olursun! Sorun bu! Söylenenlerin gerçek olup olmadığını tartışmıyor bile. Bu artık iyice tanıdığımız dogmatik kafa yapısına (dünya görüşüne) ait bir özellik.

Bu yaşanan gerçeklerin suni dengenin ortadan kalktığı, öncü savaşının da artık gereksiz olduğu anlamına geldiği iddiasına gelince, bu düpedüz saçma bir şeydir. Birbirinden tamamen farklı şeyleri karşı karşıya getirme ve bu yolla bizi çeliştirme sevdasıyla başvurulan bir zorlamadır.

Suni denge kavramı, daha önce de bir çok kere belirttiğimiz gibi, bizim gibi yeni sömürge ülkelerin (üçüncü bunalım döneminin özelliklerinin bir sonucu olarak) eski sömürge ülkelere göre ortaya çıkan değişimlerini ifade etmek üzere formüle edilmiştir. Eski sömürge, yarı - sömürge ülkelerdeki halk savaşları kendiliğinden nitelikli köylü ayaklanmalarının yer aldığı bir zemin üzerinde gelişmiştir. Bunun sonucu olarak, savaş daha başlangıçtan itibaren kitlesel bir savaş niteliğinde gelişmiştir. Gene açık askeri işgal altındaki ülkelerde köylülerin işgalcilere karşı kolayca harekete geçmesi söz konusu olmuştur.

1970'lerde, ülkemizde de halk savaşının bu şekilde gelişeceği gibi düşünceler yaygındı. 12 Mart'ın hemen arkasından, silahlı eylemlerin bu şekilde halk hareketlerine dönüşmemesi, silahlı mücadele ve halk savaşı fikrinin yanlışlığı düşüncelerinin gelişmesine yol açmıştı. Mahir Çayan bu durumu, emperyalizmin 3. bunalım döneminin özelliklerinin bir sonucu olarak yeni sömürge ülkelerde ortaya çıkan değişimleri inceleyerek, suni denge başlığı altında formüle etmiştir: Özetle, merkezi otoritenin güçlenmesi, eski feodal parçalanmanın ve ağır feodal sömürünün bulunmaması gibi nedenlerle, geniş silahlı köylü ayaklanmaları yoktur. Ve mücadelenin hemen başlangıcında savaşın kitlesel bir nitelik kazanması sözkonusu değildir. İşte suni denge kavramının anlattığı şey budur. Yani, ülkemizde geniş köylü (ve halk) kitlelerinin, Çin ve Vietnam gibi ülkelerde olduğu gibi, mevcut düzene karşı kolayca silahlı hareketlere geçirilemeyeceği olgusudur. Bunun için halk savaşının ilk aşaması, eskisi gibi kitlesel bir savaş niteliğinde değil, öncü savaşı niteliğinde olacaktır.
Suni denge kavramı ile bugün sözü edilen iç savaş kavramı çelişmekte midir? Başka bir ifadeyle bugün faşist güçlerle halk güçleri arasındaki çatışmalar sözkonusuysa, suni dengeden sözedilebilir mi?

Burada kısaca açıklanması gerekenler şunlardır. Birincisi: ülkemizde bir iç savaşın gelişmekte olduğu bir gerçektir. Ama bu, bugün geniş kapsamlı bir savaşın varolduğu anlamına gelemez. iç savaş kavramını en gelişkin biçimiyle, ulusun bir kısmının bir tarafa bir kısmının da diğer tarafa ordular şeklinde dizilip birbiriyle vuruştuğu bir durum olarak anlarsak elbetteki bugün böyle bir şey söz konusu değildir. Ama günde ortalama 3-5 (7-8 ayda 500'den fazla) kişinin öldüğü bir ülkede bir iç savaştan sözetmemek için insanın yaşanan gerçeklere sıkı sıkıya gözlerini kapatması gerekir. Böyle bir şeyin devrimcilikle ilgisi olamaz.

İkincisi, bu durumun suni dengeyi ortadan kaldırmadığı da bir gerçektir. Yukarda yaptığımız alıntıda şöyle deniyordu:

"D. Yol'a göre silahlı faşist güçlerle devrimci halk güçleri arasındaki çatışma bir iç savaş doğrultusunda gelişiyor. Bundan hemen çıkarılacak sonuç: oligarşinin suni dengeyi koruyamaz hale geldiğidir. Suni denge bozulduğuna, halk kitlelerinin düzene olan tepkileri açığa çıktığına göre bu durumda öncü savaşı tüm fonksiyonlarını kaybeder."

Faşistler silahlı saldırılar düzenliyorlarsa ve buna karşı halk çeşitli şekillerde direniyorsa ve bunun sonucu olarak ülkede yaygın ve sürekli çatışmalar sözkonusuysa, niçin bundan hemen çıkarılacak sonuç: oligarşinin suni dengeyi koruyamaz hale geldiği" oluyor? Böyle bir sonucun faşistlerin silahlı saldırıları sonucu v.e devrimcilerin önderliğindeki halkın da kendisini savunması sonucu meydana gelen çatışmaların (yani bugün ülkemizde hergün yaşadığımız bu gerçeğin!) suni denge kavramına ters düştüğü yolundaki bir hatalı düşünceden kaynaklandığı ortadadır. Bu, bir yönüyle suni denge kavramı ile ilgili zorlamaların, diğer yönüyle de bizim söylediklerimizde M. Çayan'la çelişen bir şey bulma gayretkeşliğinin sonucu ortaya çıkan bir hatadır. Bu zorlamayı en iyi şekilde şu paragrafta görmek mümkün; M. Çayan'dan silahlı propaganda ile ilgili bir alıntı yaptıktan sonra şöyle deniyor:

"D. Yol'a göre ise bunlara gerek yoktur. Ülkemizdeki faşist güçlerle devrimci halk güçlerinin mevcut düzene karşı tepkileri kendiliğinden mücadele içinde açığa çıkmıştır. (yani memnuniyetsizlik ve kıpırdanmalar eyleme dönüşmüş, suni denge bozulmuştur.) D. Yol a göre yapılması gereken zaten açığa çıkmış olan bu tepkiyi bilinçlendirmek ve örgütlemektir. (Direniş komitelerinin fonksiyonu da budur zaten.)" (Aynı Yerden)

"Ülkemizdeki faşist güçlerle devrimci halk güçlerinin mevcut düzene karşı tepkilerinin kendiliğinden açığa çıktığını" söylüyormuşuz! "Faşist güçlerin... mevcut düzene karşı tepkisinin açığa çıkması"!! işte bu, olağanüstü ve görülmemiş bir şey! onu da biz söylüyor muşuz! Adam, bizi birşeylerle çeliştirme sevdasıyla, olağanüstü bir şekilde saçmalıyor! Ve besbelli, ezberlediği cümleler içinde geçen "halk yığınlarının mevcut düzene karşı tepkilerinin açığa çıkması" ifadesiyle, bizim "faşist güçlerle halk güçleri arasındaki çatışma" ifademizi (herhalde aceleden!) karıştırıyor.

Faşist güçlerle halk güçleri arasındaki çatışmadan bahsettiğimize göre bu faşist güçlerin ve halk güçlerinin düzene  karşı tepkileri de açığa çıkmış demektir! Bu da halkın memnuniyetsizliğinin açığa çıkması için silahlı propagandanın gerekli olmadığı anlamına gelir. işte görüldüğü gibi, suni denge, öncü savaşı ve silahlı propaganda hem de "açıkça" reddediliyor! Şu D. Yol çok kötü bir oportünist! Peki, çıkarılması gereken sonuç: O halde faşist güçlerle halk güçleri çatışmıyor!

İnsanın bu denli saçmalaması için, kafasında zerre kadar fikir kırıntısı bırakmayacak olağanüstü bir yöntem bulması gerekirdi. Şimdi moda olan en iyi yöntem, D. Yol'un bir şeyleri inkar ettiğini ispatlama gayretkeşliği olsa gerek!

Suni denge kavramı, yukarda da değindiğimiz gibi bugün eski sömürge - yarı sömürge ülkelerde olduğu gibi kendiliğinden nitelikli silahlı halk ayaklanmalarının  söz konusu olmadığı ve kitlelerin mevcut düzene karşı ofan tepkilerinin kolayca güçlü silahlı hareketlere ve silahlı köylü ayaklanmalarına dönüştürülemeyeceği olgusunu vurgular. Kitlelerin tepkilerinin ve memnuniyetsizliklerinin, (öncü - savaşçı bir partinin, silahlı propagandayı temel alarak yürüteceği bir mücadele ile geniş yığınlara güven verecek bir önderliği söz konusu olmadan, kendiliğinden bir şekilde) silahlı bir isyana dönüşmesinin (eskiden olduğu gibi) sözkonusu olmadığını açıklar. (Kitlelerin varolan tepkileri, 1. merkezi otoritenin baskısı nedeniyle eskisi gibi feodal parçalanma ve zayıf merkezi otoritenin bulunmayışı 2. eski feodal -sopalı- sömürünün bulunmayışı nedeniyle silahlı isyanlara dönüşmemektedir.) Suni denge kavramı işte bugün ülkemizin içinde bulunulan tarihsel dönem içinde oluşan ve eskinin sömürge ve yarı sömürgeleriyle olan tarihsel farklılaşımını açıklayan bir kavramdır. Bu arada geçen "kitlelerin tepkilerinin silahlı bir isyana dönüşmemesi" ifadesinden ve bu anlamda söylenen sözlerden kalkılarak, bugün kitlelerin mevcut düzene karşı ve hele faşist saldırılara karşı her türlü tepkisinin reddi anlamındaki bir sonuca varılmamalıdır. Tarihsel bir olguyu açıklamak için kullanılan bir kavramı, gerçek geçerlik alanının dışına taşırarak günlük ve sıradan olguların karşısına dikmek, Marksist düşünce açısından, doğru fikirlerin dejenerasyonundan ve saçmalaştırılmasından başka bir anlama gelmez.

Suni denge kavramı ne kitlelerin genel olarak mevcut düzene tepkisizliği (KSD'nin dediği gibi düpedüz bir durgunluk ve pasiflik), ne de mevcut düzenden refah içinde bulunulduğu için bir memnuniyetin varlığı olarak anlaşılamaz. Oysa işte böyle bir anlayışla, örneğin faşistlerin silahlı saldırıları karşısında halkın tepki gösterdiğini ve bunun sonucu çatışmalar çıktığını söylemenin, suni dengenin ortadan kalktığını söylemek anlamına geldiği sonucuna varılabilmektedir. Bugün ülkemizde faşist saldırılar ve ona karşı mücadele gittikçe yaygın silahlı biçimler almaktadır. Faşistler sadece devrimcilere değil, ilericiyurtsever kişilere ve hatta sıradan halk kitlelerine karşı saldırılar düzenliyorlar. Ülkenin çeşitli bölgelerinde, halkın da katıldığı mevzi çatışmalar meydana geliyor. Bu arada yer yer bölgesel ve mezhep farklılıklarından doğan çatışmalar ortaya çıkıyor. Bütün bunlar ancak ülkemizde sıradan bir durgunluk halinin varolduğu fikriyle çelişir. Bu fikri kim savunuyorsa onun kafasıyla çelişir. Bu ve benzeri çatışmaların kendiliğinden ve kısa sürede mevcut düzene karşı bir silahlı halk hareketine dönüşemeyeceği anlamında kavranılması gereken suni denge tahlili ise, bu gerçeklerle çelişmek şöyle dursun, onları devrimci bir tarzda tamamlar, onları daha anlaşılır bir hale getirir ve canlı hayat içindeki gelişen olaylar karşısındaki görevlerimizi doğru kavramamıza yardımcı olur.

Devrimci Yol'un siyasi tahlillerinde sürekli olarak vurgulandığı gibi, gerçek şudur ki, bu çatışmalar, toplumumuzda çok önemli devrimci dinamikler geliştirmektedir. Ne var ki öncü savaşçı bir partinin doğru devrimci çizgideki önderliği olmaksızın bu çatışmalar mevzü olarak kalmaya mahkumdur. Mevcut düzene karşı geniş bir silahlı halk hareketine dönüşemez.

Bu olgu karşısında devrimci görevlerimiz, bu çatışmalar içinde yer almak, halka doğru bir şekilde önderlik etmeye çalışmak, halkın kendisinde varolan direnme ve dayanışma eğilimini güçlendirip örgütlemek ve bütün bunları ve diğer bütün siyasi faaliyeti, bu mücadelenin başarıya ulaşmasının temel gereksinimi olan proletaryanın M-L önderliğini, onun örgütsel ifadesi olan öncü - savaşçı partiyi oluşturma hedefine bağımlı kılmak. Peki, suni denge? O bize bu mücadelede halk kitlelerinin kolayca savaşa sokulabileceğini ve halkın güvenebileceği güçlü - sağlam bir önderlik yaratılmadan ve onun silahlı propagandayı temel alarak yürüteceği bir mücadele süreci yaşanmadan bu savaşın geniş ve kitlesel bir savaş niteliği kazanarak kısa sürede başarıya ulaşabileceği hayallerine kapılmamayı anlatır.

Buna karşılık, bugün ülkemizdeki çatışmaların bir iç savaş doğrultusunda geliştiğini söylemenin suni dengenin kırıldığı anlamına geldiğini söyleyen düşünce tarzı, önce suni denge konusundaki hatalı bir kavrayışı içeriyor. HDÖ'cüler, suni dengeden, tamamen farklı bir şey anlıyorlar. Örneğin "halkın düzene karşı tepkilerinin açığa çıkartılması" gereği ifade edilirken onlar buradan halkın memnuniyetsizliğinin kendi içinde saklı kaldığı, aktif eyleme dönüşmediği, öncü savaşının fonksiyonunun da halkın kendi içindeki tepkiyi açığa çıkartmak olduğu sonucunu çıkarıyorlar. Buradan, tabii ki, halkın faşistlere tepki gösterdiğini, faşistlerle çatıştığını ve bu çatışmaların bir iç savaş doğrultusunda geliştiğini söylemenin "bu halkın düzene otan tepkilerinin açığa çıkmış olması demektir", sonucuna varıyorlar. Suni denge, eğer bu şekilde anlaşılaçak olursa, örneğin 15-16 Haziran olayları, ve yüzlerce köylü hareketleri, Dev-Genç eylemleri gibi olaylar ortada duruyorken, bir suni dengeden bahsedilmesi anlamsız bir hale gelirdi. Oysa tekrar tekrar söylediğimiz gibi, suni dengenin anlattığı halkın düzene olan tepkilerinin, spontane bir şekilde düzene karşı silahlı ayakıanmaya dönüşmemesi ve sayılan tarihsel nedenlerle dönüşememesi olgusudur. Öncü savaşının rolü, halkın mevcut düzene karşı mevcut tepkilerini silahlı devrim hareketine dönüştürmektir.

Buradaki hatalı "suni denge" anlayışının, HDÖ'cülerce, farklı bir öncü savaşı kavramıyla birlikte savunulduğunu belirtmek gerekir. Aynı yerde, öncü savaşı ile ilgili olarak şöyle söyleniyor:

"Öncü savaşının amacı suni dengeyi bozmak ve oligarşiyi siyasal olarak tecrit ederek halk savaşının şartlarını hazırlamaktır."

Öncü savaşı, halk savaşından ayrı bir şey olarak görülmektedir. "Öncü savaşı halk savaşının şartlarını hazırlayacak" Buradaki ifade de bir raslantı ya da dil sürçmesi değil. Daha önce de, bir çok yerde bu görüşlerini uzunca boylu yazıp durdular. Örneğin, bizim KSD ile olan tartışmalarımız sırasında (evrim-devrim aşamaları ile ilgili), emperyalist hegemonyanın halk savaşının objektif koşullarını oluşturduğunu söylememiz üzerine, KSD'den daha hiddetle karşıçıkıp bunu söylemenin öncü savaşını reddetmek olduğunu, halk savaşının objektif şartlarının öncü savaşı tarafından oluşturulduğunu ileri sürdüler. Halk savaşı teorisinin dışında bir "öncü savaşı teorisi"… Uzun bir "öncü savaşı" verilecek. Sonra, uzun bir zaman sonra, güçlü suni denge kırıldıktan sonra halk savaşının objektif şartları oluşacak ve artık halk savaşı başlatılabilecek. Peki,"bu uzun öncü savaşı" bittikten sonra, halk savaşı hangi aşamada başlayacak? Halk savaşı yeni başlayacağına göre stratejik savunma aşaması içinde yeniden uzun bir gerilla savaşı dönemi mi yaşanacak. Herhalde uzun bir öncü savaşından sonra artık yeniden uzun bir gerilla savaşının yaşanması önerilmiyor olmalıdır. Ve besbellidir ki HDÖ kendisi ifade etmese ve belki farkına varmasa da, öncü savaşı+ayaklanma şeklinde bir düşünce yapısına sahiptir. HDÖ'cülerle ayrı dilden konuştuğumuz gerçek. 0nların M. Çayan'a atfettikleri görüş , gerçekten THKP-C Hareketinin tezleriyle ilgisi olmayan, Batı Avrupa ülkelerindeki bazı silahlı hareketlerin (RAF, Kızıl Tugaylar, vb.) çizgilerinden ibarettir.

Diğer aceleci gruplardan MLSPB ve EB, HDÖ'cülerin bu "öncü savaşı" + "halk savaşı" şeklindeki anlayışlarına doğru bir şekilde karşı çıkarken, öte yandan öncü savaş üzerine olan görüşleriyle HDÖ'cülerdeki hatanın özünü tekrarlıyorlar. 0nlara göre de öncü savaşı halk savaşının bir aşaması ama başlangıcından stratejik taarruz dönemine kadar sürecek olan, ( yani stratejik savunma ve stratejik dengeaşamalarını da içeren) bir aşama. Yani netice itibariyle: Öncü savaşı + stratejik saldırı = Halk savaşı. Bizim öncü savaşının halk savaşının bir ara aşaması veya taktik evresi olduğunu belirtmemiz karşısında onların da öncü savaşının reddedildiği üzerine gürültü patırtı etmelerine bakılırsa, öncü savaşı ne kadar uzun tutulursa o kadar iyi öncü savaşı savunucusu olunduğu gibi bir inanca sahip olmalılar.

MLSPB ve EB, HDÖ'cüler gibi suni denge ve suni denge ile iç savaşın çeliştiği gibi konular üzerinde gevezelik etmiyorlar. Gene de, öncü savaşı kavramının suni denge kavramı ile bağlantılı olarak görüp görmediklerini sormak gerekiyor. Ama, eğer öncü savaşı kavramını suni denge kavramı ile birlikte ele alıyorlarsa, o zaman suni dengenin varlığını, stratejik saldırı dönemine kadar sürdüreceği düşünülüyor olmalıdır. Uzun ve yaygın bir gerilla savaşı sürdürülecek, stratejik savunma dönemi geçilecek, düzenli ordular oluşacak, halk orduları ile karşı-devrim orduları arasında bir güç dengesi oluşacak; hala suni denge kırılmamış, hala öncü savaşı aşamasında olunacak; nihayet stratejik denge aşaması da geçilecek, yani halk orduları düşman ordularını altedebilecek bir duruma gelecek, bütün iktidarı fethetmek için stratejik saldırıya geçilecek. İşte artık ondan sonra suni denge kırılmış olacak ve öncü savaşı aşaması sona erecek! Bu ne biçim suni denge, bu ne biçim öncü savaşı! Sakın bu yanlışlığa "suni denge" ile "stratejik denge" kavramlarının karıştırılması neden olmuş olmasın? Zira böyle bir görüşü başka türlü açıklamanın olanağı yok. (Şu öncü savaşının devrim stratejisi mi yoksa halk savaşının ara aşaması mı olduğu tartışmasında hatların neden bu denli karıştığı şimdi daha iyi anlaşılıyor.)

İyi ama, şehirlerin fethedilmesi ve bütün iktidarın ele geçirilmesi için stratejik saldırıya geçilmesine kadar ki süreçte yer alan bütün savaşlar (ki iç savaşın ileri aşamaları içinde yer alan şiddetli çarpışmaları içerir) suni denge ve öncü savaşı ile çelişmiyor da, bizim, bugün ülkemizde bir iç savaşın geliştiğinden, silahlı faşist güçlerle halk arasındaki çatışmalardan bahsetmemiz niçin suni denge ile çelişiyor?! Bunun bir tek açıklaması var: Çocuklar, kendi aralarında D. Yol'u M. Çayan ile çeliştirme oyunu oynuyorlar!

Bu tartışma konusu ile ilgili direniş komiteleri sorununu bir başka yazıda ele almak üzere bu yazıyı bitirmeden önce, kısaca belirtelim ki; öncü savaşı ve suni denge kavramlarının iç savaş kavramlarıyla çelişmesi sözkonusu olamaz. Çünkü stratejik savunma aşamasının içinde telakki edilmesi gereken öncü savaşı, iç savaşın özgül bir biçimidir.

Aslında Devrimci Yol'u alır almaz koca bir orta sayfayı kendilerine ayırdığımız için böbürlenecek olanlarla bu denli uğraşmanın pek de gerekli olmadığını söyleyenler çıkabilir. Gerçekten de doğrudur. Bugün ülkemizdeki devrimci mücadele içerisinde herhangi bir yerleri bulunmayan bu sözde akımlarla uğraşmak gereksiz görülebilir. Ama başta da söylediğimiz gibi, bunu bugün yaygın olarak karşımıza çıkan hatalı düşüncelere karşı mücadele için bir vesile olarak görüyoruz. Büna da devam edeceğiz..


Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org