|
|
|
|
BAZI TEORİK SORUNLAR:
|
![]() |
1974 sonrasında sürdürülen ideolojik plandaki tartışmaların en büyük özelliği, Devrimci Hareketin teorik tespitlerinin çarpıtılmasına karşı mücadele şeklinde geçmesi olmuştur. Yenilgi sonrası ortamda, böylesi bir dönemin doğal bir özelliği olarak ülkemiz solunun eskimiş oportünist tezleri dağarcıklarından çıkartılarak yeniden yeniden piyasaya sürülür ve oportünizmin kırk çeşidi icadedilirken, bir yandan da bütün oportünist grupların ortak özelliği Devrimci Harekete karşı topyekün bir saldırıya geçmeleri ve Devrimci Hareketimizin görüşlerine çarpıtma temelinde saldırılar düzenledikleri gözlenmiştir. Bu saldırıların kaba çarpıtmalara dayanması son derece doğaldır. Marksizmin düşmanları nasıl marksizme saldırırken onu, daima çarpık bir biçime sokarak onun geçersizliğini kanıtlamaya uğraşmışlarsa, oportünistler de devrimci düşünceleri çarpık ve şekilsiz bir hale getirerek çürütmeye uğraşmışlardır. Geçen sayılarımızda bunun bir çok örneğini göstermiştik. (Örneğin bkz: Geçen sayıdaki "Emperyalizm" konusundaki eğitim yazısı.) Çarpıtma ve şekilsizleştirmenin en önemli olduğu noktalardan bir tanesi de öncü savaşı ve "suni denge" konusu olmuştur. Devrimci Hareketin çizgisi bu yolla, bir "şehir gerillacılığı"na indirgenmiş, öncü savaşı ile devrim yapılacağının ileri sürüldüğü, Devrimci Hareketin devrim stratejisinin, öncü savaşı stratejisi olduğu şeklinde bir çarpıtma sergilenmiştir. Bu çarpıtmanın karşısında da (bütün oportünistler PDA'dan TİP'e, TSİP'den KSD'ye) bu görüşlerin yanlış olduğunu sanki aksi savunuluyormuş gibi, devrimin kitlelerin eseri olacağını (devrimci düşüncelerin yanlışlığının bir kanıtı olarak!) papağan gibi tekrarlayıp durmuşlardır. Öncü savaşı devrim stratejisi değildir. Devrim stratejisi, devrimin temel ve genel yolunu belirler. Ülkemizde devrim uzun dönemli bir silahlı savaş yolundan, ülkemize özgü bir halk savaşından geçerek zafere ulaşacaktır. Öncü savaşı, ülkemizde halk savaşının geçmek zorunda olduğu; halk savaşının ilk evresinde geçilecek olan bir "ara aşama" veya "taktik evre"dir. Emperyalizmin 3. bunalım dönemine has gelişmelerin bir sonucu olarak halk savaşının başlangıç aşaması proletarya partisinin örgütleyip yürüteceği öncü-gerilla mücadelesi ile karakterize olacaktır. Emperyalist işgalin biçiminin değişmesi (gizli işgal), kapitalizmin yukardan aşağıya gelişmesi, şehirleşmenin, haberleşmenin ve ulaşımın artmasının sonucunda halk savaşı, daha başlangıçtan itibaren köylü gerilla birliklerinin anti - emperyalist savaşlarının gündeme geldiği klasik halk savaşlarından farklı bir gelişme yolu izleyecektir. Aslında öncü savaşı genel olarak bütün halk savaşlarının ilk evresinde yer alır, ama temel bir öneme sahip değildir. Ülkemizde ise, yukarda kısaca değindiğimiz nedenlerle nispeten uzunca bir dönem devrimci mücadelenin yürütülüşünün karakteristik özelliği olarak, özgül bir önem taşıyacaktır.1972'lerden bu yana süregelmekte olan mücadele ve gelişmeler de bu gerçeği kanıtlayıcı bir içerik taşımaktadır. Devrimci Hareketimizin ülkemizdeki devrimin uzun süreli bir silahlı mücadele yolundan başarıya ulaşacağı, bu mücadelenin de Çin ve Vietnam gibi ülkelerdekinden farklı ara aşamalardan geçeceği, bunun ilk aşamasının ise öncü savaşı aşaması olarak ortaya çıkacağı şeklindeki tespitleri, bütün oportünistlerin çarpıtma temelindeki saldırılarına karşılık, çürütülememiştir. Elbetteki çürütülemediğini söylerken bunu bilimsel anlamında söylüyoruz. Yoksa oportünistler, bu tespitleri, belirli bir devrim stratejisine bağlı olmayan hedefsiz, amaçsız, başıbozuk (örgütsüz) bir eylemciliğe tekabül ettirerek, sözde kitleleri hakir gören ve öncü savaşı ile devrim yapılacağını ileri süren (genel ayaklanmaya alternatif olarak halk savaşının değil öncü savaşının savunulduğu şeklinde) bir anlayışa tekabül ettirerek tamamen şekilsizleştirirler ve kendilerince Marksizm Leninizmi reddeden bir akım olarak sözde "çürütür" dururlar. Eklemeliyiz ki, Devrimci Hareketimizin görüşlerini anlayamadan onun aktif eylem çizgisine özenen, öncü savaşının rolünü abartıp - ifrata vardırarak onu herşeyi çözen bir sihirli formül zanneden ve Devrimci Hareket tarafından ortaya konulmuş bazı eylemleri, biçimsel olarak taklit etmeye kalkan bazı unsurlar da, ortaya koydukları bu dejenerasyonla oportünistlerin bu tarihi misyonlarını yerine getirmede en büyük destekçileri olma rolünü, gönüllü olarak üstlenmişlerdir. Devrim anlayışı çerçevesi içerisinde bu noktanın açığa çıkarılması, temel bir önem taşımaktadır ve üzerinde, ayrıntılı bir biçimde durulacaktır. Peki, öncü savaşının "taktik evre" veya ara aşama olarak belirlenmesi, onun öneminin reddedilmesi ve olsa da olur olmasa da olur kabilinden bir keyfiliğe terkedilmesi olarak değerlendirilemez mi? Hemen ve kısaca yanıtlayalım ki, böyle bir soru, tamamen saçma ve anlamsız bir şeydir. Örneğin, halk savaşının başka nitetikteki "ara aşamaları" içinde, böyle "olsa da olur olmasa da olur mu" diye bir sorun ortaya atılabilir mi? Her devrim. stratejisi belirli taktik evrelerden meydana gelir, ve bu evreler o ülkenin somut tarihsel özellikleri tarafından belirlenir. |
|
|
Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org