|
|
|
|
Devrimci Hareketin Bugünkü Görevleri ve Mücadele Biçimleri Sorunu I EKONOMİK-DEMOKRATİK MÜCADELE GÖREVLERİ POLITİK MÜCADELE BİÇİMLERİNİN YERİNİ ALAMAZ |
![]() |
ACELECİ yazar bu şekilde, Mahir Çayan'dan bizim açıklamamıza "uymayan" bir cümle aktararak, bizim M. Çayan'a ne kadar ters düştüğümüzü ispatladığı kanısındadır. Son zamanlarda aynı iddia ve "görüş" askıcılar tarafından da tekrarlanıp durmaktadır.(1) İtiraz ettikleri, ya da, Mahir Çayan'a ters düştüğünü söyledikleri yazıda mücadele biçimleri arasındaki ilişki ve temel mücadele biçimi kavramları üzerinde duruyor ve KSD'nin silahlı propaganda yerine sürekli bir ideolojik eğitimi önermesinin sakatlığını sergiliyorduk. KSD'nin 2. sayısındaki evrim ve devrim aşamaları
üzerine yazılmış ünlü(!) yazıda kitlelerin silahlı propaganda ile
eğitilemeyeceği, bunun ancak burjuva ideolojisine karşı sürdürülecek
sürekli bir ideolojik mücadele ile olabileceği fikri ileri sürülüyordu.
Bu, sözkonusu yazıdaki sınırsız kavram karışıklıklarından sadece bir
tanesi idi ve Devrimci Gençlik 16'da bu konu üzerinde duruluyor, siyasal
mücadelenin görevlerinden biri yerine ekonomik - demokratik veya ideolojik
mücadele görevlerinden birinin önerilmesinin saçmalığına değiniliyordu. Bu
saçmalık, hem mücadele biçimleri ve temel mücadele biçimi kavramlarının,
hem de çeşitli alanlardaki mücadeleler arasındaki ilişkilerin doğru
kavranamamasından ileri gelen bir şaşkınlıktan ve kavram karışıklığından
başka bir şey değildi. Hatırlanacağı üzere bu türden bir karışıklık üzerinde, TDAS broşürü ile ilgili olarak daha öncede durmuştuk2 ve Lenin tarafından konunun nasıl ele alındığını göstermeye çalışmıştık. Sendikalar üzerine yazdığı bir yazısında Lenin konuya ilişkin olarak şunları söylüyordu:
Gerçi, yoruma ya da açıklamaya hiç gerek olmayacak kadar açık ama, ülkemizde oportünistlerin okuduklarını bile anlamayacak kadar kör cahil olmaları gibi "üstünlüğe" (veya imtiyaza) sahip olmalarından dolayı tekrarlayalım. Açıkça görüldüğü gibi Lenin konuyu teorik açıdan tartışmaya yer bırakmayacak şekilde ortaya koyuyor, siyasal mücadelenin bir biçimi (veya görevi)nin yanına ekonomik mücadelenin bir görevini koymanın farklı düzeydeki şeylerin birbiri ile karıştırılması demek olduğunu söylüyor ve bu temel mücadele biçimlerinden birisi (sendika biçimi) belirli bir zamandaki başka bir temel mücadele biçiminin yöntemi (örneğin siyasal mücadelenin bir özel biçimi olan silahlı propaganda, veya gerilla mücadelesinin başka bir biçimi veya silahlı ayaklanma) ile aynı düzeyde konamayacağını vurguluyor. Aynı düzeyde konamaması demek bunlardan birinin yerine, (örneğin siyasal mücadelenin bir biçimi olan silahlı mücadele veya silahlı mücadelenin, belirli bir zamandaki - öncü savaşı aşamasında- özel bir biçimi olan silahlı propaganda yerine) diğer bir temel mücadele biçiminin (ideolojik mücadele veya sendikal mücadele) geçirilmemesi demektir. "Ayrı düzeyler" kavramı, farklı kategorilere ait olan şeylerin aynı düzeyde ele alınması, elma ile armutların toplanması diye ifade edilen türden (veya elma ile ekmeğin kıyaslanması gibi) bir karışıklıktır. Bizim tartışma konusu yazıda yaptığımız şey, bunları Lenin'den aktarma yapmaksızın anlatmaktan başka bir şey değildi. Şimdi burada, birileri kalkıp; "işte gördünüz mü silahlı mücadelenin temel olduğunu reddediyorlar, bunu da açıkça değil de dolaylı olarak yapıyorlar" diye avaz avaz bağırmaya başlayabilir: Ne alakası var da diyemezsiniz! Zira, onlar (dedik ya.) okuduğunu anlayamayacak kadar kör cahil olma gibi bir imtiyaz sahibidirler. Aslında onların okuduğunu anlamak gibi bir derdi de yok. Bütün mesele bizim yazdıklarımızda M. Çayan'a ters düşen bir cümle veya ifade bulabilmek. Böylece, KSD'nin iki yıldır yapageldiği gibi bizim cümlemizle M. Çayan'ın cümlesini yanyana koyup, M. Çayan'a ne kadar ters düştüğümüzü kanıtlayacaklar. Bunun için de yaptıkları şey tashih memurları gibi "yanlış" aramaktan başka bir şey değil. Bu şekilde M. Çayan'dan buldukları - bizim yazdıklarımıza ters düşen(!)- cümleden, Lenin'e ters düşen ve silahlı mücadelenin bir biçimi yerine örneğin ideolojik mücadele veya sendikal mücadelenin geçebileceği anlamına gelen bir sonuç çıkartılabilir mi? Böyle bir şey yapmaya kalkmak M. Çayan'ı da kendileri gibi Marksizmin ABC'sinden habersiz bir kör cahil olarak tanıtmaya kalkışmak demektir. M. Çayan, adı geçen paragrafta, silahlı propagandanın temel, öteki politik ve ekonomik-demokratik mücadele biçimlerin de ona tabi olduğunu (tali olduğunu) belirtiyor. Kötü niyetli bir yaklaşımla bu ifadeden silahlı propaganda ile ekonomik - demokratik mücadelenin aynı düzeyde ele alındığı sonucunu çıkarmak kolay. Ama, eğer derdin Devrimci Gençlik'te yazılanlara ters düşen bir ifade bulmak değilse, sorunun tamamen farklı olduğu ortadadır. Politik mücadelenin biçimleri arasında temel - tali ilişkileri farklıdır. Politik mücadelenin temel biçimi ile ekonomik - demokratik mücadele arasındaki ilişki farklıdır. Ekonomik - demokratik mücadele hiçbir zamarı temel alınamaz. Aksi (DG.16'da dediğimiz gibi) katıksız bir ekonomizm ve reformizmi gündeme getirir. Ekonomik-demokratik mücadele daima politik mücadeleye bağımlıdır ve dolayısıyla daima politik mücadelenin temel biçimine tabi olur; ama bu daima tek yönlü bir bağımlılık ilişkisidir; politik mücadelenin herhangi bir biçiminin yerini (ister silahlı ayaklanma ister silahlı propaganda isterse barışçı biçimlerde olsun) hiçbir zaman alamaz.. Politik mücadelenin biçimleri ise ülkelerin özelliklerinden ileri gelen nedenlerle veya içinde bulunulan aşamalara göre biri diğerinin yerini alabilir, biri temel diğer biçimleri tali olur. Örneğin metropollerdeki mücadelelerde evrim aşamasında barışçı biçimler temel, devrim aşamasında ise silahlı ayaklanma temeldir. Bizim gibi ülkelerde ise silahlı biçimler temel olup, barışçı biçimler tali olurken, içinde bulunulan aşamalara göre silahlı mücadelenin değişik biçimleri, duruma göre öne çıkar veya yardımcı (tali) olur. (Örneğin, halk savaşının ilk aşamalarında temel olan gerilla savaşı, düzenli ordular aşamasında yardımcı bir biçim haline dönüşür) vb... Tekrar söyleyelim ki, ekonomik-demokratik mücadele biçimleri daima politik mücadeleye ve dolayısıyla da politik mücadelenin temel biçimine tabidir; ama onun yerine hiçbir zaman geçirilemez. Onunla yer değiştiremez. Zamana ve koşullara göre önde veya arkada olamaz. Bu ilişki politik mücadelenin biçimleri arasındaki temel - tali ilişkilerinden temelden farklıdır. M. Çayan'ın yaptığı, sözkonusu edilen paragrafta, bu iki ilişkiyi birden, aynı cümle içinde ifade etmekten başka bir şey değildir. Buradan kalkarak mücadele biçimlerinin Marksist kavranılışına ters sonuçlar çıkartmak, bizim "şaşkın ördeklerimizin" sık sık yaptığı türden bir şaşkınlıktan başka bir anlam taşımaz.4 Peki ama, böyle bir şaşkınlığın ve gayretkeşliğin
amacı nedir? Onlar bizim bu yaklaşımımıza, "mücadele biçimleri arasındaki
ilişki bundan daha berbat bir şekilde karıştırılamaz"(!) diyorlardı. Amaç,
herhalde (olsa olsa) mücadele biçimleri sorununu bizden daha güzel bir
biçimde karıştırmak olmalı. Bunu temel mücadele biçimi konusunda pek güzel
başarıyorlar. TEMEL MÜCADELE BİÇİMİ KAVRAMI TEMEL mücadele biçimi deyince, proletaryanın siyasi iktidar mücadelesinin yürütülüşündeki temel yöntem (biçim) sözkonusu edilir. Siyasi iktidar mücadelesi, bilindiği gibi sınıflar mücadelesinin üç temel biçiminden biridir ve egemen sınıflara karşı (proletaryanın) siyasi iktidar düzeyindeki mücadelesini içerir. Leninist Kesintisiz Devrim teorisi herşeyden önce proletaryanın (müttefikleriyle birlikte) siyasi iktidarı ele geçirmesini öngörür. Bu nedenle, proletaryanın mücadelesi üç temel cephede birden sürmekle birlikte siyasi mücadele daima esastır. Siyasi (veya politik) mücadele de çeşitli biçimlerde gelişir. Devrim ve karşı devrim güçleri arasındaki mücadelenin durumuna, tarihsel - toplumsal koşullara, sınıfların içinde bulunduğu sosyal - psikolojik ortama göre belirlenen çeşitli biçimler alır. Mücadelenin bu şekilde zengin, çeşitli ve değişken biçimler göstermesi ve Marksizmin kural olarak bunlardan hiçbirisini önceden reddetmemesi ve hiçbirini tek başına seçmemesi, Marksizmin mücadele biçimleri sorununu belirsizliğe ve karışıklığa terketmesi anlamına gelmez. Bu ise, ülkenin objektif özelliklerine ve tarihsel gelişime bağlı olan sınıf ilişki ve çelişkilerinin bilimsel bir değerlendirmesi sonucu belirlenmesi gereken devrimin temel yoluna (devrim stratejisi) bağımlı olarak mücadele biçimlerinin de belirli bir tasnife tabi tutulması ve her dönemde temel olarak kavranması gereken biçimin saptanması demektir. Mücadele biçimleri en genelde "şiddete dayanan" (silahlı) ve "barışçı" (silahsız) biçimler olarak iki başlık altında tasnif edilebilir. Proletarya partisi, siyasi iktidarı ele geçirme mücadelesini, sınıf mücadelesinin objektif gelişiminin bilimsel somut bir değerlendirmesi yoluyla bu iki biçimden; silahlı mücadele veya barışçı mücadele biçimlerinden birini temel alarak mücadelesini yürütür. (Kuşkusuz örgütlenmesinin biçimide buna uyumlu olmak zorundadır.) Devrimin genel yoluna bağımlı olarak temel mücadele biçiminin (silahlı veya silahsız) belirlenmesi de yeterli değildir. Yine sınıf mücadelesinin objektif ve sübjektif koşullarına, karşı devrim güçleri ile halk güçleri arasındaki mücadelenin durumuna uyumlu olarak mücadelenin değişik biçimlerinin gündeme gelmesi ve başka zamanlarda ikinci planda kalan biçimlerin öne çıkması da kaçınılmazdır. Halk savaşının ilk dönemlerinde gerilla savaşının değişik biçimlerinin ve silahlı propagandanın temel olmasına karşılık, ileri aşamalarda bunların tali hale gelmeleri gibi.. Sorunun teorik olarak kavranılışında, buraya kadar
soylenenlere şunu da eklemek gerekir. İster barışçı, isfer silahlı
biçimler temel alınmış olsun, proletaryanın iktidar mücadelesinin
vazgeçilmez önkoşulu proletarya partisidir: Proletarya partisinin olmadığı
bütün durumlarda temel siyasi görev Marksist - Leninist nitelikteki
proletarya partisinin örgütlenmesi uğrunda mücadele etmektir: M. Çayan
şöyle yazıyordu: "Eğer proletarya partisi henüz kurulmamışsa, ana görev,
proletaryanın öncü müfrezesini oluşturmaktır. Proletaryanın sınıf
partisinin olmadığı bir evrede, devrimci durumun olması halinde bile
devrimci dil Fransızca olamaz." (Kesintisiz II-IIII, Toplu Yazılar s. 337)
Sorun halk savaşı açısından da ve özel olarak gerilla savaşı açısından da
subjektif koşulların elverişli olması açısından kesinlikle, geçerlidir.
ister silahlı ayaklanma olsun, ister gerilla savaşı, proletaryanın iktidar
mücadelesinin bir biçimi olarak silahlı mücadelenin bütün biçimlerinin
başarıya ulaşabilmesi için proletarya partisi tarafından yönetilmesi
kesinlikle zorunludur. Bunun reddi, kaçınılmaz olarak Marksizmden bir
sapmaya, revizyonizme tekabül eder. TEMEL MÜCADELE BİÇİMİ VE DEVRİMCİ THKP-C Hareketinin dağılması ve örgütsel - siyasi varlığını kaybetmesinden sonra;1975'ler sonrasında yukardaki devrimci teorik görüşler doğrultusunda proletaryanın savaşçı partisinin yaratılmasını temel siyasi görev olarak tespit eden Devrimci Hareketimize karşı oportünist gruplar tarafından, partinin olmadığı bahanesiyle silahlı propagandayı temel almadığı, öncü savaşını yürütmediği gerekçesi ile suçlamalar yöneltildiği bilinmektedir. Bunlara göre; "Proletarya partisi silahlı propagandayı hayata geçiren asgari örgüt yapıları tarafından oluşturulacaktır vb. Silahlı mücadeleyi temel alarak politikleşmiş askeri savaş stratejisini hayata geçiren 'bolşevik nüveler' veya asgari örgüt yapıları THKP-C'yi reorganize edeceklerdir. Bugün proletarya partisinin bulunmadığı, bahanesiyle silahlı propagandayı temel almamak pasifizmdir, pasifist mücadele metotlarını temel almaktır, vs.vs..." Silahlı propagandanın temel olduğu bir öncü savaşı
ve politikleşmiş askeri savaş stratejisinin hayata geçirilebilmesi için
roletarya partisinin önderliğini zorunlu gören bir anlayışa "pasifizm -
inkarcılık" vb. suçlamaları, gerçekte, doğrudan doğruya yanlış bir devrim
anlayışı ve ona uygun yanlış mücadele ve örgütlenme anlayışlarına tekabül
etmektedir. Yukarda sözü edilen metinde de Devrimci Hareketimize karşı
yöneltilen haddini bilmez küfürler yakıştırılmasının yanısıra, sıradan
fokocu teoriler, Debray'ın kötü bir kopyası şeklinde savunulmaya
çalışılmaktadır. "THKP-C temel ve tali mücadele biçimleri arasındaki ilişkiyi ülkemiz somutunun incelenmesi sonucu tespit etmiştir. Bu bakımdan temel mücadele biçiminin tespitine neden olan şartlar değişmediği sürece bu mücadele anlayışı da değişmeyecektir. Varolan grupların temel görevi devrimci hareketi ikinci aşamadan (şehir gerillasının yaygınlaştırılması ve kır gerillasının başlatılması) omuzlayabilecek ve mücadelenin devamlılığını sağlayabilecek örgütsel birliği oluşturmak ve THKP-C'yi toparlamaktır. ..görevimizin yeniden toparlanmayı sağlamak oluşu temel çalışma tarzında bir değişiklik getirmez. DG-DY oportünizmi ise içinde bulunduğumuz dönemin özelliğinden (örgütsel seviyenin farklılığı) hareketle temel mücadele biçimi (silahlı propaganda) yerine tali mücadele biçimlerini koymaktadır." (MLSPB'nin metninden) Öncelikle mücadele biçimleri ve temel mücadele
biçimi kavramı konusunda çarpık fikirler sözkonusu. Temel mücadele biçimi
kavramı, proletarya partisi tarafından sürdürülen siyasi iktidar
mücadelesinin temel yürıütülüş biçimini ifade eder. Şu veya bu kişi ve
gruplar tarafından silahlı hareketlere başvurulması ise (proletaryanın üç
temel cephede birden süren sınıf mücadelesinin ve özel olarak da siyasi
iktidar mücadelesinin bir parçası olmadıktan sonra) başka bir şeydir ve
bunlar daha ziyade kendiliğinden nitelikli mücadeleler kategorisine girer.
"Görevimizin yeniden toparlanmayı sağlamak olması (partinin oluşturulması
denemiyor) temel çalışma tarzında bir değişiklik getirmez" denirken "temel
çalışma tarzı" ifadesinde sözkonusu olan şeyin proletarya partisinin
çalışma tarzı olduğu bilinmemektedir. Elbette kişiler ve grupların da
birer "çalışma tarzları" vardır! Ama herhalde bu, proletarya partisinin
iktidar mücadelesi için yürüttüğü çalışma tarzından ve bunun biçimlerinden
farklı bir şeydir! "Silahlı mücadele nedir? Nasıl verilir? Örgütlenmemiş THKP-C unsurları (!) (MLSPB ve Eylem Birliği saflarında) ne yapmalıdırlar? Şimdi bu ve buna benzer sorular soruluyor, THKP-C sempatizanları tarafından. Gerçekten çizgimizi savunan unsurlar kimsenin kendilerini gelip bulmasını beklememelidirler. Bolşevik nüvelerin eylemleri böyle unsurlar için birer parola olmalı ve somut şartları değerlendirerek güçleriyle orantılı olarak mücadeleye atılmalıdırlar. Savaşabilmek için kuracağımız asgari örgüt yapılarının bileşimini kendi şartlarımız tayin edecektir." (aynı metinden) Bu tür görüşlerin (görüş demek mümkünse tabii) yanlışlığını kanıtlamak için herhangi bir çaba sarfetmeye gerek olmadığı söylenebilir. Lenin'in ifadesiyle, sadece bir kere tekrarlamak yanlışlığını kanıtlamak için yeterlidir. Bu mücadele anlayışının, gene çarpık bir devrim ve örgütlenme anlayışına tekabül ettiğine kuşku yoktur. "75'lerde yeniden başlatılan savaş, mücadelenin kaldığı yerdeki düzeyinin çok daha alt seviyesinden başlatılmıştır. Bunun nedenleri THKP-C'nin hiyerarşik seviyesinin dağılmasına, bizim örgütlenme ve bilinç seviyemizin düşüklüğüne (bak bu doğru işte) bağlıdır... Halbuki objektif olarak bulunmamız gereken asama II. taktik aşamadır. Çünkü THKP-C'nin sürdürdüğü. savaş II. taktik aşamanın başlangıcında kesintiye uğramıştır. Bazı yoldaşlar bunu kavramakta zorluk çekiyorlar. ( Biz de bu mantığı kavramakta zorluk çekiyoruz, aynen...) Halbuki durum gayet açıktır. 3 İngiliz teknisyeninin kaçırılması, kır gerillasının yaratılması doğrultusunda bir eylemdir.5 Ve bizde savaşın kaldığı yerden kucaklandığını değil yeniden başlatıldığını söylüyoruz. THKP-C'nin reorganizasyonunun tamamlanması ile bizlerin (THKP-C birimlerinin) II. taktik aşamanın mücadele biçimlerini sürdürebilecek bilinç ve örgütlenme seviyesine gelmemiz arasında tam bir uygunluk sözkonusudur. Yani şehir gerillasını geliştirip kır gerillasını yaratmış bir örgütlenmenin adına THKP-C diyebileceğiz... Bolşevik nüveler (MLSPB, EYLEM BIRLIĞİ) var olan subjektif şartlardan hareketle politikleşmiş askeri savaş stratejisine uygun olarak verecekleri ideolojik pratik mücadele ile THKP-C'nin merkezi yapısını yeniden oluşturacaklardır." (aynı metinden) "Silahlı mücadele nedir? Nasıl verilir?" diye sorular soran "örgütlenmemiş THKP-C unsurları" (!) bolşevik nüvelerin eylemlerini parola olarak kabul ederek (!) harekete geçecekler, politikleşmiş askeri savaş stratejisini hayata geçirecekler (!) ve de II. aşamaya kadar bilinçlenip(!) örgütlenecekler, böylece THKP-C'nin reorganizasyonunu tamamlayacaklar! Birileri, bu genç arkadaşlara bu kafayla Hürriyet gazetesine maskara olmaktan bir adım öteye gidilemeyeceğini anlatmalıdır. Zira bizim buradan yapacağımız tartışmalara ve söyleceklerimize karşı kulaklarını tıkayarak, Kesintisizlerden ezberleyebildikleri 3 - 5 cümleye bildikleri bütün küfürleri de karıştırarak avaz avaz bağırmaya koyulacaklarından kuşkumuz yoktur. Gene de konuyu doğru kavrayabilmek için tartışmak gerekli. "Temel mücadele biçiminin tespitine neden olan şartlar değişmediği sürece bu mücadele anlayışı da değişmeyecektir deniyor. Doğrudur. İktidar mücadelesini yürüten bir PARTİ, sorunu aynen böyle koyar. Ama bunun arkasına "parti için geçerli temel mücadele biçiminin kişi ve gruplar içinde AYNEN geçerli olduğu"nu söylersen herşeyi tersyüz etmiş olursun. Teme1 mücadele biçimi kavramının herşeyden önce proletarya partisinin mücadele biçimi olduğu bir kere unutuldu mu, artık her konuda her türlü çarpıtmaya kapı açılmaktadır. Temel mücadele biçiminin tespitine neden olan şartlar derken silahlı mücadelenin objektif ve subjektif koşulları sözkonusu edilir. Emperyalizmin hegemonyası altında ki sömürge ve yarı sömürge - yeni sömürge ülkelerdeki devrimler, uzun süreli bir silahlı savaştan; halk savaşından geçmek zorundadır. "Karşı devrimin bizzat zora - şiddete başvurduğu" bu ülkelerde, proletarya partilerinin devrimci mücadelenin gereklerini yerine getirebilmeleri, iktidar mücadelesini verebilmeleri için silahlı bir mücadele anlayışını temel almaları zorunludur. Aksi halde değil iktidarı alacak bir duruma gelmeleri, kendi siyasi varlıklarını dahi koruyamayarak (şu TİP'in kaderi cinsinden bir sonuçla!) tam bir siyasi mevta haline dönüşmeleri kaçınılmaz bir şeydir. Emperyalizmin işgali ve karşı devrimin bizzat zora ve şiddete başvurması nedeniyle, ülkedeki milli krizin tam anlamıyla olgunlaşmamış olmasına rağmen, silahlı mücadelenin objektif koşulları vardır. Silahlı mücadelenin temel alınması gereğini ortaya koyan objektif nedenler bunlardır. Ama sorun subjektif koşullar açısından da e1e alınmalıdır. Tek başına objektif koşulların varlığı yeterli değildir. Subjektif koşullar deyince ise herşeyden önce proletarya partisi sözkonusudur. Silahlı mücadelenin objektif koşullarının varlığı mücadeleye başlamak için yeterli olamaz. Objektif ve subjektif koşullar ancak birarada değerlendirildiği taktirde doğru sonuca ulaşılabilir. Sovyetik ayaklanmada, ayaklanmanın objektif koşullarının varlığı nasıl yeterli değilse ve ayaklanmaya başvurmak için subjektif şartların (parti, yığınların bilinç, kararlılık ve örgütlülük durumları) varlığı da gerekliyse; halk savaşları çerçevesindeki silahlı mücadeleye başlamak için de objektif koşulların (olgunlaşmamış milli krizin) varlığı yeterli değildir. Ayrıca subjektif unsurların da var olması gereklidir. Elbette objektif koşullar açısından olduğu gibi, subjektif koşullar açısından da ' sovyetik ayaklanmaya göre farklı bir durum sözkonusudur. Burada örneğin kitlelerin ülke çapında bir ayaklanmayı kısa sürede başarıya ulaştıracak bir bilinç ve örgütlülük durumu şart koşulamaz. Ama proletarya partisinin gerekliliği konusunda hiçbir farklılık sözk onusu edilemez. Halk savaşlarının başarıya ulaşabilmesi için de kesinlikle bir M-L parti tarafından yönetilip - yürütülüyor olması zorunludur. Marksist - Leninist nitelikteki bir proletarya partisinin önderliğinde yürütülmeyen silahlı mücadelelerin başarıya ulaşma şansları yoktur. Küba devriminden kalkarak Debray bu Leninist evrensel ilkeyi tersine çevirmeye kalkmış, proletarya partisinin fonksiyonlarını bir "gerilla çekirdeği'ne yüklemiş, bu çekirdeğinin yürüteceği gerilla mücadelesinin sonucunda proletarya partisini oluşturacağını iddia etmiştir. " Gerilla kuvveti çekirdek halinde politik öncüdür. Bu çekirdeğin gelişmesiyle gerçek parti meydana gelir." (Devrimde Devrim, sh.115) Debray'ın gerilla çekirdeğine (foko) yüklediği fonksiyonlar "Bolşevik nüveler"in yerine getirmesi mümkün müdür? Sözkonusu metinde; "Bolşevik nüveler.... politikleşmiş askeri savaş stratejisine uygun olarak (silahlı propagandayı temel alarak) verecekleri ideolojik - pratik mücadele ile THKP-C nin merkezi yapısını yeniden oluşturacaklardır" denirken söylenen, Debray'ın söylediklerinden farklı bir şey değildir. İşte bize yöneltilen partinin yokluğunu bahane ederek silahlı propagandaya ve öncü savaşına yan çizme yakıştırmacası da arkasını bu aynu çarpık mantığa dayamaktadır. Debray'ın fokosunun kötü bir kopyası olan bu "proje"nin, sadece gelişigüzel bir şekilde uydurulmuş başka bir şey olmadığı bellidir. Debray'ın teorisi, (genel olarak geçersizliği bir yana) bizzat Küba devriminin sol (fokocu)bir yorumuna dayanmıştır ve gene bizzat Küba Devrimini yönetenlerce de reddedilmiştir. Debray'ın teorisinin devrim çalışma tarzı ve örgüt anlayışı konusunda, tamamen anti-leninist karakteri ortada iken, THKP-C hareketinin ve M. Çayan'ın görüşleri tam bir dejenerasyona tabi tutularak, şekilsizleştirilerek geçersizliği çoktan kanıtlanmış bir fokocu teoriye tekabül ettirilmeye uğraşılmaktadır. Her ne kadar bu metinlerde fokoculuğa yöneltilen
bazı (eksik - gedik) yer almaktaysa da, silahlı eylemin eleştiriler
subjektif unsurları tartışılırken söylenenler söz götürmez ekilde
kendisini ortaya koymaktadır. "Objektif şartları varolan mücadele biçiminin (silahlı eylemin) uygulanabilmesi için asgari subjektif birikim yeterlidir. İçinde bulunduğumuz dönem ve sonrasında uygulanabıleceğini sağlayan subjektif şartlar içinde asgarı asgari örgüt yapıları (MLSBP ve Eylem Birliği) oluşturmaktadır."(Aynı metinden) Evet, politikleşmiş askeri savaş stratejisinin ve silahlı propagandanın hayata geçirilebilmesi için gerekli subjektif koşulları, (hem de tayin edici bir şekilde) bu asgari örgüt yapıları gerçekleştiriyormuş! Politikleşmiş askeri savaş stratejisini hayata geçirerek, THKP-C'yi reorganize edecek asgari örgüt yapıları Bu garip ' bolşevik nüvelerin' yürüteceği silahlı mücadelenin siyasi anlamda hiçbir gerçek başarı şansı olmadığı, siyasi mücadele arenasında da bazen olumlu ( bazen de olumsuz) etkiler yaratan kendiliğinden nitelikli hareketler olmaktan üteye gidemeyeceği ortada durmaktadır. Politikleşmiş askeri savaş stratejisi ancak ve ancak gerçek bir Marksist - Leninist parti tarafından hayata geçirilebilir. Aksi halde silahlı mücadelenin (objektif koşulları var olsa bile ) başarı şansı yoktur. Bu THKP-C tezlerinin en can alıcı noktasıdır ki, gerçekte burası 1971'lerde THKP-C ile THKO arasındaki tartışmaya tekabül etmektedir. THKO bilindiği gibi, partinin gerilla savaşını sürdüren çekirdeğin içinden çıkacağı şeklinde (şimdiki şu "bolşevik nüveler" teorisine benzeyen) bir çizgi savunmaktaydı. Genel olarak 1971 yenilgisi, THKP-C tezlerinin geçerliliğini ortadan kaldırmamış, tersine kanıtlayıcı yönde olmuştur. Bu arada bir noktaya daha işaret edelim: Bilindiği gibi silahlı propagandanın temel görevlerinden biri, "vurduğu yerden ses çıkaran güçlü bir örgütün varlığını" göstermektir. (THKP-C bütün eksikliklerine rağmen böyle bir örgüttü.) Şimdi, "örgütlenmemiş unsurlarına eylem parolası" ile işaret veren bunu da Hürriyet gazetesi aracılığı ile yapan "bilinç düzeyi düşük", "parti olmayan" bu "asgari örgüt yapıları", "bolşevik nüveler" halka neyi kanıtlayacak? Olmayan bir şeyin varlığı kanıtlanabilir mi? Diyelim ki Hürriyet gazetesinin aracılığıyla bunu temin ettiniz, yani olmayan bir şeyin varlığını gösterdiniz; "güçlü, vurduğu yerden ses çıkaran bir örgüt" gerçekten olmadıktan sonra kimi kandıracaksınız? Devrimcilere ağıza alınmaz küfürler savurarak kendinizi avutup tatmin edebilirsiniz. Kendi kendinizi aldatabilir, hayaller kurabilirsiniz. Bunlar hiç önemli değildir. Ama hiçbir devrimci halkı aldatmaya, olmayan şeyleri onlara varmış gibi göstermeye cüret bile edememelidir. Bugün, hangi açıdan bakılirsa bakılsın, herşeyden önce Marksist - Leninist nitelikteki proletaryanın öncü savaşçı partisine sahip olmanın, buna uygun örgütlenme ve önderliğe sahip olmanın ve devrimci mücadeleyi böyle bir seviyeye yükseltmenin en temel meselemiz olduğu ortada olan birşeydir. Bunu söylerken, "pasifist mücadele metotlarının temel alınmasını" mı öneriyoruz? Kimse böyle şarlatanlıklara başvurmaya kalkmasın! Kimse kendi kafasında uydurduğu ve ne Devrimci Yol'da ne de başka bir yerde bir tek kere bile ifade edilmeyen yakıştırmalarla Devrimci Hareketimize kara çalmaya yeltenmesin! Hiç şüphe yoktur ki, bütün emekçi halkın silahlı savaşına önderlik edebilecek nitelikteki bir savaşçı partinin yaratılması da, emekçi halklarımıza karşı ilan edilmiş olan bir savaşın gereklerini; sınıf mücadelesinin bu canlı-sıcak pratiğinin bize yüklediği görevleri yerine getirmeye çalışan devrimci bir mücadele anlayışı ile mumkundur. Bu şekilde savaşçı bir partinin yaratılmasını (ya da kendisini böyle bir siyasi hareket seviyesine yükseltmeyi) hedefleyen bir hareketin mücadele anlayışının da buna ters düşmemesi ve ona uygun olarak biçimlenmesi gerektiği, bu anlamda bugünün, geleceği (onun nüvelerini) kendi içinde taşıması gerektiği söz götürmez biçimde ortada olan bir şeydir. Bu ise bu anlayışa uygun kadro çalışmalarını, kadro mücadelesini ve o uygun örgütlenme anlayışını içeren bir partileşme sürecine tekabül eder. Bizim bu şekilde bir devrimci mücadele anlayışının üzerinde yükselen partileşme süreci fikrimize karşılık, çoğunlukla pratikteki eksikliklerimizin, hatalarımızın gösterilmesi de sıkça karşılaştığımız bir başka durumdur. Gerçekten de bugün Hareketimizin, içinde bulunduğu aşamada, bir çok konuda yığınla hata ve eksikliği, zaafı ve kendi bünyesinde taşımakta olduğu ve ülkemizde hızla şiddetlenen ve gittikçe artan bir şekilde silahlı biçimler alan mücadelelerin gereklerini yerine getirmede birçok bakımlardan geride kaldığı ve yine bu şekilde bugün yapılması gerekenlerin ve yapmaya çalıştıklarımızın ancak bir kısmını yapabildiğimiz tartışmasız gerçek olan birşeydir. Bütün bunlar olmasaydı zaten ayrıca bir partileşme sürecinden de sözetmek gereksiz olurdu. Hareketin bütün bu eksikliklerinin ve hataların giderilmesi ve bu yolla onun proletaryanın öncü - savaşçı partisi seviyesine yükseltilmesi için mücadele edilmesi ve bunun önündeki güçlüklerin ortadan kaldırılmasına çalışılması yerine; "örgütlenmemiş THKP-C unsurları"nın radyo ve gazete haberlerinden öğrenecekleri "parolalarla" yürütecekleri sözüm ona öncü savaşı ve silahlı propaganda yoluyla6 "THKP-C nin reorganizasyonu"nu gerçekleştirecekleri cinsinden "kestirme ve kolay' çözümlerle uğraşmak fantaziden başka bir şey sayılmasa gerekir.
DİPNOTLAR
|
|
|
Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org