|
|
|
|
Parti-Cephe İlişkileri Direniş Komiteleri ve Partileşme Süreci
DY, Sayı:16, 20 Mart 1978
PARTİLEŞME süreci kavramı, ülkemizde proletarya partisinin yaratılmasının temel siyasi görev halkası olarak kabul edilmesi; buna karşılık, bu görevin (mevcut grupların birleştirilmesi veya başkaca yollarla) basitçe yerine getirilmesinin olanaksız olduğu tespitlerinin bir sonucu olarak; ve ülkemizde proletaıyanın öncü savaşçı partisinin yaratılabilmesi için bilinçli, örgütlü ve sistemli bir mücadele |
![]() |
|
yürütülmesi zorunluluğunun bir ifadesi olarak ileri
sürülmüştür. Bu bakımdan, partileşme sürecine ilişkin tüm sorunlar,
proletarya partisine ve ülkemiz devrimine yaklaşımlarla sıkı sıkıya
bağlantılıdır. Partileşme sürecine ilişkin sorunların tartışılması, bir
bakıma, ülke devrimine ve proletarya partisine ilişkin sorunların dolaysız
bir tartışması da sayılmalıdır.
Bu yazımızda da, bu konudaki tartışma konusu olan bazı teorik sorunlar üzerinde duracağız. PARTİ-CEPHE İLİŞKİLERİ ÜZERİNE Cephe kavramına daha önce, direniş komitesi sorununu tartışırken değinmiş ve direniş komitelerinin en geniş anlamıyla, halk iktidarının birer nüveleri - çekirdekleri olarak ele alınması gerektiği fikrini ileri sürmüştük. Soruna bu şekildeki bir yaklaşım, beraberinde direniş komitelerinin, halk cephesinin veya cephesel örgütlenmenin birer örgütsel - alt birimi olarak; halk komiteleri olarak ele alınmasını da gerekli kılıyordu. Bugün cephe - parti ilişkileri üzerine yapılan tartışmalar çoğunlukla bu nokta üzerinde toplanıyor. Bu konuya ilişkin sorunları belli başlı noktalarda
tartışmaya geçmeden önce, bu konudaki daha önceki görüşlerimizi
hatırlatmak yararlı olacaktır. Devrimci Yolun 13. sayısında bu konuya
ilişkin olarak şöyle söyleniyordu: Direniş komiteleri mücadelesinin başarıya ulaştırılabilmesi, böyle bir devrimci önderliğin (proletaryanın öncü savaşçi partisinin) varlığına kopmaz bir şekilde bağlıdır. Elbette bu, direniş komitelerini yaratma mücadelesinin ertelenmesi şeklinde anlaşılamaz. Parti ve cephenin yaratılması uğrunda mücadele ikincinin birinciye bağlı olduğu, diyalektik bir bütünlük içinde kavranabilir. Cephenin yaratılması uğrunda mücadele, partinin yaratılması uğrunda mücadeleyi güçlendirir... Direniş komiteleri çerçevesi içerisinde ileri sürülen bu görüşlerin, sorunu kalın hatlarıyla ortaya koyduğu söylenebilir. Buna rağmen bu çerçeve içerisine giren bazı tartışmaları ele alarak, sorunu biraz daha açmak yararlı olacaktır. *** Kuşkusuz ki, anti-faşist, anti-oligarşik halk güçlerinin en geniş anlamdaki halk cephesi proletaryanın doğru bir önderlik çizgisi ile, ideolojik - politik ve örgütsel alandaki doğru bir rehberliğiyle oluşturulabilir. Başta işçi sınıfı ve köylülük olmak üzere tüm anti-faşist ve anti-oligarşik halk sınıflarının birliği ve devrimci bir savaş çizgisindeki ortak eylemi ancak bu koşulda oluşturulabilir. Halk güçlerinin bu birliğini örgütsel alanda gerçekleştirecek (halk cephesini oluşturacak), bu birliğin devrimci bir siyasi çizgi izleyerek zafere ulaşmasını ve halk iktidarını kurmasını sağlayacak, doğru devrimci bir rehberlik ise ancak proletaryanın öncü-savaşçı partisi tarafından gerçekleştirilebilir. Bu koşul olmaksızın gerçek anlamdaki halk cephesinin oluşturulması ve halk iktidarının kurulmasıyla sonuçlanacak bir zafere ulaşması olanaksızdır. Ancak bütün bu doğru tespitlerden hareketle bugün içinde bulunduğumuz koşullarda proletarya partisi bulunmadığına göre, proletaryanın önderliği de bu nedenle gerçekleştirilemeyeceğine göre, anti-faşist halk güçlerinin birliğini sağlamak için mücadele etmenin ve direniş komitelerini de bu doğrultuda kavramanın gereksiz olduğu şeklinde sakat bir sonuca varılamaz. Çeşitli oportünist gruplar tarafından savunulan bu sakat görüşler, örneğin KSD tarafından da şu şekilde savunuluyor: Bu hayattan kopuk arılayışların hayata yönelik önerileri de, bu bakışları kadar anlamsızdır(!)... kendiliğindenci bir anlayışla önerilen direniş komitelerinin de aynı (başarısız) akibete uğrayacağı, gören her gözün saptayabileceği bir gerçektir. Bu iki öneri de gerçeklere ters düşmektedir. Çünkü önerilen cephe ve direniş komitelerinin yöneticisi olabilecek proletaryanın partisi sorunu görmezden gelinmektedir. (KSD, sayı 21, s.10) Biz ne bu alıntıdaki, ne de aynı yazının daha yukarılarındaki görmeyen gözlerin bile saptayabileceği diz boyu sefaletle, tabiatıyla (her zaman olduğu gibi) ilgilenmeyeceğiz. Bizim ilgilendiğimiz şey, sadece buradaki, yukardaki konuyla ilgili olan cephe ve direniş komitelerinin yöneticisi olacak olan proletarya partisi görmezlikten gelinmekte olduğu için direniş komiteleri önerisinin gerçeklere ters düşmekte olduğu saptaması. Bu ve benzeri şekillerde ileri sürülen bu mantığa göre önce cephe veya direniş komitelerinin yöneticisi olacak olan proletarya partisi kurulmalıdır. Cephe vs. ondan sonraki iştir. Düşünen her kafanın kolayca saptayabileceği gibi böyle bir fikre fikir değil ancak metafizik bir kafasızlık denebilir. Bugün, ülkemizde emekçi halk güçlerinin anti-faşist mücadelesine önderlik edebilecek bir proletarya partisinin olmadığı bir gerçektir. Emekçi halk güçlerinin mücadelesini zafere ulaştırabilecek nitelikteki proletaryanın öncü-savaşçı partisinin ise (örneğin KSD, TSİP, TEP vbnin birleşmesiyle bile!) kolayca gerçekleştirilemeyeceği ortadadır. O zaman ne olacaktır? Faşist güçlerin azgın saldırıları karşısında tüm halk güçleri arasında oluşan faşizme karşı birleşme ve dayanışma eğilimleri her geçen gün yükselirken ve ülkemizin birçok bölgesinde, gecekondu bölgelerinde, okullarda, fabrikalarda, kendiliğinden bir şekilde direniş komiteierinin, halk komitelerinin vb. oluşturulmasına doğru bir cepheleşme eğilimi gelişmekte iken, henüz parti yok diye bu gelişmelere seyirci mi kalınacaktır? Kuşku yok ki, gerçeklere ters düşen şey; diyalektiği KABACA kavramış olan bu kafalardan başkası olamazl Bu konuda Devrimci Yolun 4. Özel Sayısındaki şu
yaklaşım, sorunu özet olarak ve açık bir şekilde ortaya koymaktadır: İşte, direniş komitelerinin ele alınışındaki devrimci perspektif bu olmalıdır. Bu, halk yığınları içindeki kendiliğinden oluşan eğilimlerin doğru bir şekilde kavranılarak devrimci bir doğrultuya kanalize edilmesi gereğinin zorunlu bir ifadesidir. Emekçi halk güçlerinin ideolojik - politik - örgütsel alanlardaki önderliğini gerçekleştirebilecek olan proletarya partisini yaratma temel görevi ile yükümlü olan Devrimciler halk yığınları içindeki bu devrimci eğilimlere seyirci kalamazlar. Bu eğilimleri doğru bir şekilde kavramak, devrimci bir siyasi hat doğrultusunda yönlendirmek ve örgütlendirmek için mücadele; etmek zorundadırlar. Aslında bu görev yerine getirilmediği sürece, yani bu doğrultuda bir mücadele sürdürülmedikçe, proletaryanın öncü- savaşçı partisinin ve onun emekçi halk güçlerine önderliğinin gerçekleştirilmesi de olanaksızdır. Proletarya partisi de, onun önderliği de gökten zembille inmeyecektir. Öncülük hakkı, daha doğru bir ifadeyle öncülük rolü, ancak pratikte doğru bir siyasi çizgiyi izlemekle tutarlı ve devrimci bir mücadele anlayışını hayata geçirmekle ve halk güçlerine bu çizgiyi pratik mücadele süreci içinde benimsetmekle, kısacası savaşılarak elde edilebilir. Bu önderlik yeteneğine sahip bir proletarya partisinin yaratılması da hiç kuşku yoktur ki, bugünden bu devrimci anlayış doğrultusunda bir mücadele sürdürülmeden, mümkün olamaz. Halk yığınlarına ideolojik - politik ve örgütsel alanlarda önderlik edebilecek, tüm halk güçlerinin faşizme karşı birleşik devrimci savaşını örgütlendirerek zafere ulaştırabilecek niteliklere sahip bir proletarya partisinin yaratılması; ancak bugünden halk yığınları içinde doğru bir siyasi önderlik çizgisi izleyerek, halk yığınları içinde oluşan devrimci birikimleri örgütlemeye ve yönlendirmeye çalışarak, onun, en önünde faşizme karşı doğru bir mücadele anlayışını hayata geçirerek, bu yolla geniş emekçi halk yığınlarıyla sağlam bağlar kurmaya ve pekiştirmeye çalışarak gerçekleştirilebilir. Bizim savunduğumuz devrim anlayışına uygun bir savaşçı partiyi otuşturacak önderlik ve yönetim yeteneğine sahip kadrolar, dört duvar arasında, ya da cam fanuslar altında yetişemez. Tüm halk sınıflarını bir araya getirerek yönetme yeteneğine sahip bir proletarya partisinin yaratılması da, partinin oluşturulması mücadelesi süresince, bu temel göreve bağımlı olarak, birleşik devrimci cephe siyasetinin izlenmesi ile olanaklı olabilir. Partinin oluşturulması mücadelesi ile halk cephesinin oluşturulması mücadelesi, birbirini tamamlayan, içiçe geçmiş bir görevler bütünlüğü olarak kavranmalıdır. Bu iki görev birbirinden ayrılamaz ve tren vagonları gibi birbirine eklenemez. Parti görevlerinin temel olması, önce onun, sonra da cepheyi oluşturma görevinin yerine getirileceği şekllnde anlaşılamaz. Elbette ki temel görev uğrunda verilecek olan mücadele belirli bir aşama katetmeden, önderlik rolünü yerine getirebilecek, savaşçı bir parti yaratılıp belirli bir siyasi ve örgütsel etkinliğe ulaşmadan, anti-oligarşik, anti - faşist halk cephesinin, ülke düzeyindeki en üst plandaki örgütsel oluşumunu kazanması olanaklı olamaz. Bu, ayrı bir sorundur. Tali ve temel görev arasındaki ilişki, diyalektik bir bütünlük içinde ele alınmalıdır. PARTİ - CEPHE VE DİRENİŞ KOMİTELERİ iLİŞKİLERİ Sorunun bu şekilde kavranmasının önemi, direniş komiteleri özelinde daha da derinliğine bir anlam kazanmaktadır. Öncelikle şunu belirtmeliyiz ki, direniş komiteleri kavramı her hangi bir siyasi amaçla icad edilmiş veya havadan ortaya atılmış bir kavram değildir. Bu kavram tamamen sınıf mücadelesinin ve canlı sosyal pratiğin bir ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Faşist saldırıların giderek şiddetlenen bir doğrultuda artması, çatışmaların bir iç savaş doğrultusunda derinleşmesi, en geniş halk yığınları içinde güçlü bir anti - faşist dayanışma ve direnme eğiliminin doğup gelişmesine neden olmuştur. Son birkaç yıldır bu olayı okullarda, mahallelerde, köylerde ve fabrikalarda, ülkemizin her tarafında derece derece ortaya çıkan bir gelişme, bir sosyal gerçeklik olarak yaşadık. Şehirler, kasabalar, köyler, tümüyle ülkemiz bu gelişmelerin etkisini sokaklarında yansıtacak bir görünüm içindedir. Oligarşinin bu gelişmeleri kendi denetimi altına alma çabaları karşısında devrimcilere düşen şey, hiç kuşku yoktur ki, bu gelişmeleri devrimci bir doğrultuya kanalize etmek için mücadele etmektir. Marksist teori, herşeyden önce canlı hayatın, sosyal pratiğin ortaya attığı soruları çözmekle yükümlüdür. Direniş komiteleri de, (hayattan kopuk görüşlerin değil) hayatın kendisinin ortaya attıği bir öneridir. Bizim yapmaya çalıştiğımız da, bu gelişmelerin ortaya çıkardığı soruntarı doğru otarak çözmeye; bu suretle bu gelişmelerin bize yüklediği devrimci görevleri yerine getirmeye çalışmaktan başka bir şey olmamıştır. Bugün, direniş komitelerini yönetecek olan proletarya partisi yok diyerek, bu gelişmeler karşısında seyirci kalmayı önermek ise, kefareti asla Marksizme ödetilemeyecek olan bir ahmaklıktan başka bir şey olmazdı. Direniş komitelerinin, bütün anti-faşist halk
güçlerini içerecek ve temsil edecek bir şekilde, yani cephesel bir
örgütlenme şekli olarak kavranması doğru mudur? Kuşkusuz ki bu yaklaşım
doğrudur. Faşizme karşı mücadelemizin ancak, bütün halkın demokratik
iktidarınrn gerçekteşmesi ile zafere ulaşabileceğini söylüyoruz. Ülkemizde
demokratik halk devrimi uzun ve dolambaçlı bir halk savaşından geçerek
gerçekleşecektir ve iktidar bütün ülkede, bir anda değil, parça parça elde
edilecektir. Faşizme karşı mücadelenin, halkın demokratik iktidarını
gerçekleştirme doğrultusunda bir devrim sorunu olarak kavranılması, halk
iktidar organlarının yaratılması zorunluluğunu da beraberinde
getirmektedir. İşte, direniş komitelerinin bu şekilde, en geniş anlamıyla
halk iktidar organlarının birer nüvesi olarak kavranılmasının gereği, bu
noktada ortaya çıkmaktadır. Direniş komitelerinin böyle bir anlayışla
kavranılarak, bu doğrultuda mücadele edilmesi; herşeyden önce, devrimci
mücadelenin başarıya ulaşabilmesi için zorunlu olan, demokratik halk
iktidarının asıl anlamını vurgulaması; halkın kendi iktidarı kavramını ve
merkezi otoriteye bir alternatif yaratılması zorunluluğunu somutlaması
açılarından önem taşımaktadır. Tabiatıyla burada söz konusu olan, bugün
için, tamamıyla bir anlayışın ve yönelimin ortaya konulmasıdır. Elbette,
halk iktidarının ülke düzeyinde çiçeklenmeye başlaması, direniş
komitelerinin, halk komiteleri olarak gelişkin ve olgunlaşmış biçimlere
bürünmesi, mücadelenin halk savaşının daha üst aşamalarına geçilmesiyle
gündeme gelebilecektir. Direniş komitelerinin bu şekildeki bir kavranılışı bir başka açıdan, bizim savunduğumuz bir devrim anlayışı, örgütlenme ve mücadele anlayışı ile ilintileriyle de ele alınabilir. Ülkemiz devrimi uzun bir silahlı savaş yolundan geçerek zafere ulaşacaktır. Emperyalizmin 3. bunalım döneminin ayırdedici özellikleri sonucu olarak, Çin ve Vietnam gibi ülkelerdekinden tarklı özellikleri olan bir rota izleyecektir. Halkın savaşa doğrudan katıldığı mücadele aşamalarına, partinin örgütlediği ve yürüttüğü bir silahlı mücadele aşamasından geçilerek ulaşılacaktır. Burada can alıcı nokta, öncünün devrimci eyleminin bütün halkın devrimci eylemine dönüşebilmesi için, proletarya partisinin bu dönüşümü gerçekleştirebilecek bir yapılanışa sahip olması ve böyle bir anlayışla mücadeleyi sürdürmesidir. Öncünün mücadelesinin, kendiliğinden bir şekilde halkın eyleme geçmesini sağlayamayacağı ortadadır. Bu şekildeki bir anlayışla örgütlenmiş bir parti tarafından yürütülmeyen silahlı eylemler sonucu, silahlı devrim mücadelesinin başarıya ulaşması olanaksızdır ki, bu görüş öncü savaşı kavramının fokocu bir yorumunu savunanlar tarafından ileri sürülmektedir. (Devrimci Hareketimizin bu görüşü, fokocu bir devrim, mücadele ve örgütlenme anlayışının da köklü bir reddidir ve ülkemizdeki tüm oportünistlerin hareketimizi eleştirirken çarpıttığı en temel nokta burasıdır.) Silahlı mücadeleyi böyle bir anlayışla başarıya ulaştırabilecek bir öncü-savaşçı partinin inşası sürecinin (partileşme sürecinin), böyle bir örgütlenme ve mücadele anlayışının filizlerini, çekirdeklerini barındırması, bu anlayışın gerektirdiği bir zorunluluk olarak görülmelidir. Bir başka ifadeyle, savaşı zafere ulaştıracak bir yapılanışa sahip olan; öncü savaşını, bütün emekçi halkın silahlı savaşına dönüştürülebilecek niteliklere; öncünün eylemini, yığınların eylemine doğru geliştirilebilecek bağlantı kayışlarına sahip bir savaşçı partinin yaratılabilmesi, partileşme süreci boyunca böyle bir çalışma ve örgütlenme anlayışına uygun bir mücadele pratiği içinde olmakla mümkün olabilir. İşte bu çerçeve içinde ele aldığımızda, direniş komitelerinin, kapsamı içine giren birimlerdeki tüm anti-faşist halk kesimlerini içerecek bir kapsamda kavranması; devrimci eylemin, geniş halk yığınları ile bağların kurulabileceği bir zemin üzerinde yükselmesi gereğinin (ve bu anlayışa uygun bir parti yapılanmasının) gerekli kıldığı platformların yaratılması mücadelesi olarak görülmelidir. Bu, en geniş kitle çalışması içindeki kadro çalışmalarının temel alınması anlayışının direniş komitesi özgülündeki bir somutlanmasından başka bir şey değildir. Evet, faşizme karşı mücadelemiz, azgın faşişt saldırılar karşısındaki emekçi halkın anti-faşist direnişini örgütleme görevimiz, Ecevit hükümetleri döneminde de sürmektedir ve sürecektir. Ecevit hükümetinin kurulması ile hükümetin faşizmi bir tehlike olmaktan çıkaracağı umudunun yayılması, halkın direniş azminin kırılması yolunda ortaya serilen tüm oportünist çabaların yarattığı olumsuz eğilimlerin, halk güçleri içinden sökülüp atılması ve halkın anti-faşist direniş azminin yükseltilmesi doğrultusunda kararlı bir çaba sürdürülmelidir. Mahallelerde, okullarda, işyerlerinde, köylerde; fabrikalarda direniş komitelerini devrimci bir anlayışla örgütleme mücadelesi sürdürülmelidir. KSD, direniş komitelerinin başarısızlığa uğrayacağını ileri sürüyor. Daha doğrusu bunu temenni ediyor. Elbetteki biz bu uğurda geçici başarısızlıklara da uğrayabiliriz. Zaten direniş komiteleri, Türkiyeyi bir anda güllük gülistanlığa çevirecek sihirli bir değnek de değildir. Kısa vadede bu konuda elde edilebilecek olan başarılar belki de son derecede sınırlı olacaktır. Emekçi halk güçlerinin anti-faşist, anti-oligarşik mücadelesi uzun ve çetin bir savaş yolundan geçerek başarıya ulaşacaktır. Kuşku yoktur ki bu savaşın düz bir çizgi izlemeyecek olan, inişli çıkışlı karmaşık yapısına uygun olarak direniş komitelerinin gelişimi de, basitçe bir olay olmayacaktır. Bunun sonucu olarak da direniş komiteleri en gerçek şekliyle, bu karmaşık sınıf mücadelesinin sıcak pratiği içinde ve faşizme karşı mücadelenin yükseldiği alanlarda, emekçi halk iktidarının birer çiçeklenmesi olarak yaratılacak ve geliştirilecektir. Elbetteki, KSDnin, kısa vadede hiç bir parlak ve cazip fayda sağlamayacak olan, böylesi uzun vadeli, çetin bir mücadele alanı olarak direniş komitelerine olumlu yaklaşmasını beklemek boşunadır. Hazır CHP iktidardayken ve üstelik faşizmin tırmanışını durdurarak geriletmişken böylesi bir çabayı lüzumsuz bir gayretkeşlik olarak görmek, ve de anti - faşist mücadelenin yöneticisi olacak olan proletaryanın partisi sorununu çözmek amacıyla (herşeye rağmen ve ille de!) TSİP ile birlik uğrunda azimle savaşım vermek, KSD için daha akıllıca bir iş sayılmalıdır herhalde... |
|
|
Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org