Faşizme Karşı Mücadelede Birlik Sorunu

DY, Sayı: 29 18 Temmuz 1979

FAŞİST terör şiddetinden hiçbir şey kaybetmeden ve yaygınlaşarak sürüyor. Ve bu saldırılar iç savaşı derinleştiren bir doğrultuda gelişiyor. Hergün beş-altı kişinin öldüğü bu savaşın derinleşerek devam edeceğine kuşku yoktur. Çünkü faşizmin saldırıları gelip geçici bir olay değildir.

Bu durumda, anti-faşist mücadelenin, güncelliğini

  koruyacağı gibi, uzun süreli bir mücadele olarak ele alınması gerektiği de açıktır. Eğer anti-faşist mücadele uzun süreli bir direniş mücadelesi olarak ele alınmazsa bu mücadelede hiçbir zaman kalıcı başarı sağlanamaz.

Anti-faşist mücadelede en geniş anti-faşist güçlerin ortak eylemini örgütleyerek; bu ortak eylemi, demokratik halk iktidarını hedefleyen bir örgütlenmeyle yürüterek, kalıcı başarılar elde edilebilir.

Bu ise faşizme karşı mücadelenin bir Direniş Cephesinde örgütlenmesini zorunlu hale getirmektedir.

Bugün faşizmin saldırıları karşısında halkın, anti-faşist güçlerin örgütsüz ve bölük pörçük direnişlerini örgütlemek ve bu direnişleri kalıcı ve bilinçli bir anti-faşist direniş mücadelesine dönüştürmek devrimcilerin önünde duran çok önemli bir görevdir. Bu görevin ve çok yönlü bir mücadele olan faşizme karşı mücadelenin diğer görevlerinin yerine getirilebilmesinde kavranacak olan temel halka bir anti-faşist direniş cephesinin oluşturulmasıdır.

ANTİ - FAŞİST MÜCADELENİN BUGÜN BU EN ÖNEMLİ SORUNU KARŞISINDA ANTİ-FAŞİST GÜÇLERİN DURUMU NEDİR?

İlk bakışta solda, faşizme karşı birlik çağrısı yapmayan yoktur. Bu çağrıların çokluğuna bakıp hala faşizme karşı birlik sorununun çözümlenmemiş olması anlaşılmaz bir durum gibi görünebilir. Bu, faşizme karşı birlik çağrılarının çokluğuna rağmen faşizme karşı birlik sorununun çözümlenmesi doğrultusunda önemli adımların atılamamış olması nasıl açıklanabilir?

Her şeyden önce faşizme karşı birlik, somut bir mücadele için birlik olarak anlaşılmak gerekir. Somut bir mücadele içermeyen, somut bir eylemi, yapılacak somut bir işi kendine konu etmemiş olan faşizme karşı soyut birlik çağrıları, içi boş laf tekerlemeleri olmaktan öte bir sonuç doğuramaz.

Faşizme karşı birlik, doğru bir mücadele anlayışını içermelidir. Bu öncelikle ülkemizde faşizmin doğru bir tahlilinden kaynaklanabilir. Faşizme karşı mücadeleyi çoğu açık faşizmi engelleme mücadelesi olarak kısıtlıyorlar. Bu, ülkemizde burjuva demokrasisi olduğu şeklindeki yanlış tespitlerden kaynaklanmaktadır. Böyle olunca faşizm tehlikesini engelleme, faşizmin tırmanmasını durdurma, "burjuva demokrasisi"ni faşist harekete karşı koruma şeklinde bir mücadele anlayışına yol açmaktadır. Bu yanlış anlayışlar kaçınılmaz olarak, Türkiye'de faşizmi, MHP ile kısıtlı bir olgu olarak. kavramaktadırlar. Bu yanlış kavrayışın anti-faşist mücadelenin kapsamını ve muhtevasını daraltması yanında, faşizme karşı doğru bir mücadele çizgisi önerememesini anlamak kolaydır.

Bütün sakat kavrayışların, anti-faşist mücadelede doğru dürüst birşey yapamayacakları pratikte her gün tekrar tekrar ispatlanmasına rağmen yine de "hafız ezberlediğini okur" misali faşizmi yanlış kavrayışta ısrar ettiklerini, bu yanlış görüşleri tekrar ettiklerini görmekteyiz.

Ülkemizde siyasal rejim, burjuva demokrasisi değildir; sömürge tipi faşizmdir. Faşizmin saldırılarının esas kaynağı buradadır. Batı Avrupa'da aşağıdan yukarıya, kitle temeline dayanarak gelişen faşizme karşı burjuva demokrasisini savunmak şeklindeki o tarihi koşullarda doğru olan görev bugün Türkiye için doğru değildir. Mevcut, sözde "özgürlükçü demokratik rejimi" veya "burjuva demokrasisini" koruma adına sömürge tipi faşizmi koruma diye anti-faşist mücadele görevi olamaz. Tersine, anti-faşist mücadele sömürge tipi faşizmi yıkmayı hedeflemek zorundadır. Bu ise anti-faşist mücadeleyi uzun süreli bir devrim mücadelesi olarak kavramayı gerektirir. Anti-faşist mücadeleyi böyle bir perspektiften kavramazsak bu mücadelede kalıcı başarılar elde edilemez.

Sömürge tipi faşizm yukarıdan aşağıya doğru bir saldırı stratejisi izlemektedir. Ve bu yolla kitle tabanına kavuşmak istemektedir. Faşizmin bu yöndeki saldırısı şüphesiz ki mevcut devlet iktidarının bütün kurumlarını klasik bir faşist devlet iktidarı kurumlaşmasına dönüştürmek amacını taşır. Sivil faşist hareket böyle bir işleyişin ürünüdür. Ve daha şimdiden önemli sayılacak bir kitle tabanına dayanmaktadır.

Sömürge tipi faşizmin halka saldırısı da çok yönlü bir saldırıdır. Faşist yasaların ve yasakların baskıları, MİT, CIA, KontrGerilla ve sivil faşist çetelerin saldırıları, yetmezse sıkıyönetim vb. araçlarla yürüttüğü saldırıları halkı sömürü ve baskıya boyun eğdirmeye yetmezse, o zaman zaten son derece kısıtlı olan burjuva hak ve özgürlüklerin tamamen bir kenara itileceği sömürge tipi faşizmin açık icrasına geçilmektedir. Bu, yukarıdan aşağıya doğru, asker ve sivil karması veya doğrudan,askeri bir faşist yönetim oluşturulması yollarıyla olur. Bu konuda 12 Mart dönemi bir örnek oluşturmaktadır.

Burada şunu tekrar belirtelim: Ülkemizin özelliklerinden dolayı açık faşist bir rejim Batı Avrupa'da olduğu gibi faşist hareketin aşağıdan yukarıya devleti ele geçirmesi, burjuva demokrasisini yıkıp faşist devleti örgütlemesi şeklinde olmamaktadır. Bu, devlet içinde zaten kurumlaşmış olan ve asli bir unsur halinde mevcut devletin niteliğini belirleyen baskı ve terör yöntemlerinin, tali ve son derece kısıtlı olan burjuva hak ve özgürlüklerini bir kenara itmesi yoluyla, yani yukarıdan aşağıya doğru bir yolla olmaktadır.

Belki söylemeye bile gerek yok, ama ezberlediğini okumaya alışmış olan hafızları düşünerek söyleyelim, anti-faşist mücadelenin esas olarak sömürge tipi faşizmi yıkmayı hedeflemesi, bu mücadelenin sömürge tipi faşizmi yıkıp halkın demokratik iktidarını hedefleyen uzun süreli bir devrimci mücadele olması, faşist güçlerin bir açık faşizme geçmek için yürüttükleri mücadeleye seyirci kalınması anlamına gelmez.

Anti-faşist mücadele açık faşizme geçiş çabalarına karşı mücadeleyi de içerir. Böyle bir tahlille bizim anlatmak istediğimiz, anti-faşist mücadeleyi sadece açık faşizme geçişi engelleme mücadelesi olarak anlamanın yanlışlığıdır; eğer böyle bir yanlış anlayışta ısrar edilirse açık faşizme geçme çabalarına de engel olunamaz.

 Faşizmi yanlış kavrayış kaçınılmaz olarak ona karşı neyirı nasıl yapılması gerektiği konularında belirsizliğe ve faşizmin saldırıları karşısında şaşkınlığa yol açmaktadır. Bu şaşkınlıklar son zamanlarda tehlikeli boyutlara yükselmektedir.
 


 

HAKİM SINIFLARIN DEMAGOJİLERİNİN ANTİ-FAŞİST  GÜÇLER ÜZERİNDEKİ OLUMSUZ ETKİLERİ

Faşizmin saldırılarına göğüs germeye çalışan halkın eylemleri yükseldikçe faşizmin hırçınlığı artmaktadır; baskı ve terör eylemleri çoğalmaktadır. Bu çatışma her gün keskinleşerek iç savaşı derinleştiriyor. Oligarşi bir yandan halkı tamamen almaya yönelen faşist saldırılarını sürdürürken, diğer yandan halkın direnişi karşısında telaşlanıyor ve iç savaşın tehlikeli bir seyir izlemesinin yarattığı korkuyla ulusal birlik demogojisine  sarılıyor. Emperyalistler ve yerli tekeller ve onların faşist uşaklarının "ulusal birlik" demagojileri ne anlama gelmektedir? Onlar nasıl bir birlik istiyorlar? Oligarşinin halka saldırıyla başlattığı ve beslediği iç savaşın direnişle beraber derinleşip "ulusal birliği' (veya hakim sınıfların sosyal varlığını) tehdit etme yönünde geliştiğini görüyor ve şimdi de iç savaşın engellenmesi ve "ulusal birliğin" sağlanması demagojilerine sarılıyor. Peki, iç savaşa son verilsin! Bu nasıl olabilir? Oligarşi iç savaş politikasını terk etsin! Terkedebilir mi? Halka saldırmaktan vazgeçsin! Vazgeçebilir mi? Faşist saldırı örgütleri dağıtılsın ve faşistler cezalandırılsın! Sıkıyönetimlerle halka baskı ve terör uygulamaktan vazgeçilsin Halka işkence etmekten, halkın demokratik haklarını gasbetmekten vazgeçilsin! İlerici, devrimci, yurtsever ve anti-faşistleri takip etmekten, hapse atmaktan ve pusular kurup öldürmekten, evlerini bombalamaktan, işkence etmekten, sokak ortalarında panzerlerle ezmek ve kurşunlayıp katletmekten vazgeçilsin! Demokratik derneklere baskı yapmaktan, bu dernekleri kapatmaktan, yönetici ve üyelerini hapse atmaktan vazgeçilsin! Halkın örgütlenme özgürlüğü gasbedilmesin; söz ve düşünce özgürlükleri gasbedilmesin! Emperyalizmin ajanları ülkeden kovulsun ve onlarla halka karşı işbirliği yapılmasın. CIA kovulsun, Kontr - Gerilla dağıtılsın; Kürt halkı üzerindeki şoven baskılar kaldırılsın, Kürt halkının örgütlenme özgürlüğü ve kendi kaderini tayin hakkı gasbedilmesin, emperyalizmle imzalanmış olan bütün kölelik anlaşmaları yırtılsın, ABD'nin Orta Doğu halkları üzerindeki emperyalist emellerine ve saldırı politikalarına alet olunmasın! Bütün yabancı üsler sökülüp atılsın, empeıyalizmin ileri karakolu olmaktan çıkılsın!

İşte "ulusal birliği" tehdit eden iç savaşın kaynakları ve sebepleri. Bu sebepler kaldırılırsa iç savaş sona erer. Peki bunları oligarşi yapabilir mi? Aksine oligarşi bunlar için savaşmıyor mu?!

O halde oligarşi iç savaşa son verebilir mi? Ulusal birlik demagojileri ne anlama geliyor? Onlar bütün halkın esir olacağı, halktan yana tek bir sesin bile çıkmayacağı, halkın üzerinde istedikleri gibi saltanat sürebilecekleri bir "ulusal birlik"ten bahsediyorlar. Onlar böyle bir "ulusal birliği" sağlamanın tek yolunun faşizm olduğunu biliyorlar. Ve zaten böyle bir ulusal birlik sağlamak için savaşıyorlar, saldırıyorlar. İç savaşın doğup beslendiği yer burasıdır. Oligarşi bu "ulusal birliği" iç savaşla sağlamayı temel bir politika olarak gütmektedir; bu politikalarının araçları ise faşizmdir; faşist saldırılar, katliamlar, sıkıyönetim, vb.'dir. Bütün bu araçları kullanarak halkı "barışa" ikna etmeye çalışıyorlar. Bir başka açıdan, onların "ulusal birliği" faşizm altında mümkündür.

Diğer yandan oligarşi "ulusal birlik" demagojileriyle barıştan yanaymış gibi bir görüntü yaratmaya ve halk kitlelerinin gözünü boyamaya büyük bir. özen gösteriyor. Oligarşinin bu çabalarının etkisiz olduğu da söylenemez. Bu çabalar anti-faşist saflarda tereddütler ve şaşkınlıklar yaratmaktadır. Öyle ki "sol" da birçok şaşkın iç savaşı engelleme görevini kendilerine iş edinebilmektedirler. Bunun en sivri örneği TİKP'in "milli birlik hükümeti" önerileriyle sergilenmektedir. Burjuvazinin, iç savaşın engellenmesi ve "ulusal birlik" önerilerinin, halkın faşizme karşı direnişinin yok edilmesiyle, faşizm altında birlik demek olduğunun anlaşılamaması için insanın ya aptal veya hain olması gerekir.

TKP, TİKP gibi hainleri bir tarafa bırakalım ama solda bir sürü şaşkının hala iç savaş konusunda en küçük bir laf etmemelerine ne demeli? Faşizmin halka karşı yürüttüğü saldırı savaşı bir Kahramanmaraş katliamından geçtikten ve halktan yüzlerce kişi katledildikten sonra her gün 5-6 kişinin öldüğü, faşist çetelerin saldırılarının aralıksız sürdüğü, faşist çetelerin terör ve katliamlarının yetmediği yerde sıkıyönetim güçlerinin bu boşluğu doldurdukları (1 Mayıs'ta açıktan açığa tanklarla, tüfeklerle İstanbul'u işgal edip Taksim'e de savaş sancağı dikmelerinden; Ankara'da halka ateş etmelerinden sonra) sivil faşist çetelerinin halkın direnişiyle kovuldukları mahallelere sıkıyönetim güçlerinin açıktan saldırılarının (Gaziosmanpaşa, Gültepe, v.b.) sürüp gittiği bugünkü koşullarda; yani özetle burjuvazinin iç savaş saldırılarının sürüp gittiği bir ortamda hala iç savaş konusunda tek bir fikir ileri sürmeyen (hatta "bize iç savaş vardır" dedirtemezseniz diyebilen) şaşkınlara ne demeli? İç savaş içinde, iç savaş hakkında bu şaşkınlık artık tehlikeli değil midir? Faşizme karşı görevlerini birkaç laf tekerlemesiyle yerlerine getirdiklerini mi zannediyorlar?

Faşizme karşı birlik laflarını (bir süs olarak; ne manaya geldiğini, ne gibi işleri yapmak için "birlik" gerektiğini düşünmeden) ağzından hiç düşürmez; modaya uymak, kimseden geri kalmamış olmak için birlik lafını bol bol kullanırlar. Faşizmin saldırı politikalarına karşı nasıl bir mücadele ve örgütlenme gereklidir; bu konuda ise tam bir sessizlik içindedirler.
 


 

DEVRİMCİ HAREKETİN FAŞİZME KARŞI BİRLİK SORUNU KARŞISINDAKİ DURUMU

Faşizmin ülkemiz somutunda doğru bir çözümlemesi temelinde anti-faşist mücadelenin doğru taktiklerinin geliştirilebileceğinin bilincinde olarak Devrimci Hareket bu sorun üzerine eğilmiş ve ülkemiz somutunda faşizmin çözümlemesini, faşizme karşı mücadele taktiklerini ve sorunlarını enine boyuna ele almıştır. Uzunca bir zamandan beri de bu çözümlemeler temelinde faşizme karşı birlik sorununa somut cevaplar vermeye çalışmıştır.

Devrimci Hareket faşizme karşı birlik sorununu özetle;

  • Faşizme karşı mücadeleyi bir devrim mücadelesi olarak (bu, ülkemizde mevcut sömürge tipi faşizmi yıkma, yerine halkın demokratik iktidarını kurma mücadelesidir), sömürge tipi faşizmi yıkma mücadelesini esas, sömürge tipi faşizmin açık uygulamalarına laçık faşizm) geçişi engelleme mücadelesini buna bağlı (tali) olarak ele alan (ülkemizde sömürge tipi faşizmi "burjuva demokrasisi" diye gören bütün revizyonist akımlardan farklı olarak);
  • Böyle olunca, faşizmi yenmenin uzun süreli bir direniş mücadelesinden geçilerek mümkün olacağı tespiti yapan; bu aşamada (uzunca bir süre) anti-faşist mücadelenin faşizmin saldırılarına karşı koyma; toparlanma, örgütlenme ve güçlenme döneminde bulunduğu ve dolayısıyla bir direniş mücadelesi karakterinde olduğunu saptayan;
  • Faşizmin saldırı politikalarını karşılayacak, somut karşı politikaları geliştirip uygulamaya koyabilecek; bunu en geniş anti-faşist güçlerin ortak eylemini örgütleyerek en iyi şekilde yapabileceğinin bilincinde olarak, ele alacak olan;
  • Faşizme karşı mücadeleye halkı seferber etmeyi bir an bile unutmayacak, halkı faşizme karşı mücadelede siyasi olarak ve araç gereç olarak donatabilmek için elinden gelen bütün çabayı sarfedecek olan;
  • Bu aşamada anti-faşist mücadelenin, faşizmin saldırılarına karşılık bir savunma çizgisi izlemek zorunda olacağını bilen;
  • Bu savunmayı aktif bir savunma olarak kavrayan;
  • Bu aktif savunmayı; faşist güçleri yıpratarak gerileten, faşist güçlerin moralini bozan, saflarını dağıtan; anti - faşist güçlerin ise moralini yükselten ve halk kitlelerini mücadele etrafında örgütleyen ve giderek devrimci güçleri geliştiren bir eylem çizgisiyle sürdürecek olan;
  • Bünyesinde bu aktif savunmayı, doğru eylem çizgisini hayata geçirecek, gerçekleştirecek araçları lörgütleri) bulunduracak ve geliştirecek olan;
  • Yine bünyesinde faşizme alternatif bir haIk demokrasisini besleyip büyütecek olan; faşizme alternatif halkın iktidar organlarını geliştirebilecek olan;
  • Ve giderek kendini geliştirip demokratik halk iktidarının temel aracı haline gelmeyi, buna uygun bir yapılanışa doğru yükselmeyi hedefleyecek olan; bir DİRENİŞ CEPHESİ olarak ele almaktadır.

Biz faşizme karşı birliğin böyle bir direniş cephesi olarak bugünden yarına kolayca oluşturulamayacağını ve bu iş için çok yoğun çaba sart etmek gerektiğini biliyoruz. Bu yolda aşılması gereken birçok güçlük vardır. Anti-faşist saflarda etkisini sürdüren yanlış faşizm tahlillerinden kaynaklanan yanlış mücadele anlayışlarına karşı burjuvazinin demagojilerine ve revizyonizmin anti-faşist saflardaki bölücü etkilerine karşı kararlı ve etkili bir mücadele gerekmektedir. Bugün bütün anti-faşist güçleri böyle bir Direniş Cephesinde toplamanın zorlukları ortadadır. Ancak bu zorluklar devrimcilerin bu yoldaki çabalarının azalmasına sebep olmamalı aksine çabalar daha da yoğunlaştırılıp artırılmalıdır.

Devrimci Hareketimizin faşizme karşı birliği, bir Direniş Cephesinde oluşturmak için sarfettiği çabalarını, iki başlık altında toplamak mümkündür:

1. Direniş Komiteleri,
2. Böyle bir direniş cephesi içinde yer alabilecek olan; faşizme karşı aktif bir mücadeleye katılabilecek olan en geniş anti-faşist güçlerin ortak eylemlerini örgütleme çabaları.

DİRENİŞ KOMİTELERİ böylesi bir Birleşik Direniş Cephesinin en temel unsurlarından biridir.

Direniş komiteleri önerileri, halkın faşizme karşı her türlü direnişinin örgütlenmesi; faşizmin saldırıları karşısında halk yığınlarında ortaya çıkan direnme eğilimlerinin devrimci bir doğrultuya kanalize edilmesi ve kalıcı bir anti-faşist mücadeleye dönüştürülmesi gereğinin sonucu olarak ve faşizme karşı birlik sorununa tabanda karşılık olarak ileri sürülmüştür.

Direniş Komiteleri, yukarıda özetlediğimiz DİRENİŞ CEPHESİ'nin alt birimleri, tabandaki örgütleri olarak ele alınmış, faşizme karşı mücadelenin tabandaki organizasyonu olarak direniş cephesinin bütün özelliklerini içerecek tarzda önerilmiştir.

Pratikte de bu önerileri hayata geçirmek için çalışılmış; bugüne kadar olumlu ve olumsuz bir çok deney yaşanmıştır. Faşizme karşı mücadelede birliğin tabanda en doğru karşılığının Direniş Komiteleri olabileceği, hayatın dayattığı zorunluluklarla ve Direniş Komitelerinin pratikteki deneylerinden elde edilen derslerle anlaşılmaktadır.

Bu konuda anlaşılmaz olan bir şey, faşizme karşı birlik laflarını ağızlarından eksik etmeyen bir sürü grup ve kişinin Direniş Komiteleri karşısında tam bir sessizlik içinde olmalarıdır. Direniş Komiteleri önerileri ve deneyleri karşısında hiçbir ciddi tartışmaya yanaşmayanların bu tavırları, etkiledikleri anti-faşist kişileri pasifize etmek ve mücadeleden uzaklaştırmaktan başka bir sonuç doğurmaz.

Hele Devrimci Hareketten gelmiş her öneriye karşı çıkma hastalığına yakalanmış olanların, Devrimci Harekete ve devrimci görüşlere karşı çıkmayı ve bunlara karşı mücadeleyi kendi varlık sebepleri olarak görenlerin Direniş Komiteleri karşısındaki tavırları çok acıklıdır. Bunlar Direniş Komitelerine abuk sabuk gerekçelerle karşı durmaya çalışırlarken zaman zaman, pratikte gerçekleşmesin, ne pahasına olursa olsun gerçekleşmesin saplantısına varabiliyorlar ve bu saplantıyla Direniş Komitelerine karşı mücadeleye kalkışabiliyorlar. Bu durumda onlar daha bir acınacak hale düşmekle kalmıyor, sık sık faşizme karşı mücadelede bölücülük rolü oynuyorlar.

Devrimci Hareketin, faşizme karşı birliğin bir DİRENİŞ CEPHESİ'nde sağlanması çalışmalarının diğer bir bölümünü ise böyle bir cephede yer alabilecek olan, faşizme karşı aktif bir mücadeleye atılabilecek olan en geniş anti-faşist güçlerin genelde ortak eylemlerini örgütleme çabaları oluşturmaktadır.

Devrimci Hareketin bu yönde birçok çabaları olmuştur ve olacaktır. Buna en son örnek 1 Mayıs'da düzenlenen ortak mitinglerdir.1 Mayıs'a gelinirken ülkedeki siyasal koşulların doğru bir değerlendirilmesini yapabilen herkes anti-faşist güçlerin ülke çapında ortak eylemlerle bu siyasal gelişmelerin karşısına dikilmesi gereğini kavrayabiliyordu. Bu dönem,
sıkıyönetim terörünün halk üzerinde yoğunlaştığı ve bütün ülkenin aşamalı olarak sıkıyönetimle yönetilmesine doğru önemli adımların atıldığı bir dönemdi.1 Mayıs'a doğru gelinirken oligarşinin faşist baskı ve saldırıları ilericilerin, devrimcilerin ve tüm anti-faşist halk yığınlarının üzerinde yoğunlaşarak artarken, sıkıyönetim terörü de hiçbir gizlenme ihtiyacı duymadan; hatta "sağ ve sol silahlı eylemcilere karşı olma" demagojilerini dahi bir yana iterek en geniş emekçi yığınları yıldırma ve tüm anti-faşist güçleri yok etme amacına yöneliyordu.

Bu koşullarda, faşizmin bu saldırı politikalarına karşılık somut bir karşı politikanın en geniş halk güçlerinin direnişini ve ortak eylemini örgütlemek olacağından kimsenin kuşkusu olamaz.

Böyle bir değerlendirmeden hareketle 1 Mayıs'da faşizme karşı savaş hattında birleşebilecek bütün güçlerin ortak eylemlerle faşizmin karşısına dikilmesinin, faşizmin saldırı politikalarına ve sıkıyönetim terörüne karşı mücadeleye atılmasının bir biçimi olarak bütün ülkede ortak 1 Mayıs mitingleri düzenlenmesi kararlaştırıldı. Bu doğrultuda diğer gruplarla ilişkiler kuruldu. Sonuçta bilinen 1 Mayıs ortak mitingleri düzenlendi. Burjuvazinin bunalımdan çıkış politikalarının gönüllü destekçiliği"ni yapan revizyonist mihraklar dışında diğer grupların (ki bunların hemen hepsi revizyonizmin derece derece etkisi altındaki gruplardır) bu mitinglere katılmalarını sağlamaya çalıştık.

Ancak bu çabalarımızdan tam bir sonuç alamadık. En geniş katılımı sağlayamadık. Bu başarısızlığımızın hemen akla gelen sebeplerinden birinin, bazılarını bu ortak mitinglere katılmaya ikna etmek için sarfettiğimiz çabaların eksikliği olduğu söylenebilir. Örneğin; KSD'nin bu ortak mitinglere sudan bahanelerle katılmaması tabanını karıştırırken, KSD tabanını bu ortak eylemlere katma yönünde yeterli bir gayret gösteri lememiştir.

Burada yine, kendilerine "proletarya sosyalistleri" gibi isimler yakıştıranların gösterdiği şaşkınlıklar aklı başında herkesi hayretler içine düşürecek ölçülere yükseliyordu.·

FAŞİZME KARŞI BİRLİK İÇİN SABIRLI VE KARARLI BİR MÜCADELE GEREKLİDİR

Bugün faşizme karşı birlik sorunu anti-faşist mücadelede boş laf etmenin ötesinde bir şeyler yapmak isteyen herkesin ciddi olarak üzerinde düşünmesi gereken bir sorun haline gelmiştir.

Faşizme karşı birlik laflarını ağızlarından düşürmeyenler bu sorun üzerinde ciddi ve somut görüşler ileri sürmek zorundadırlar.

Faşizme karşı mücadelenin bu en önemli sorununu sessizlikle geçiştirme veya varlıklarını sürdürebilme kaygularıyla devrimci görüşlere karşı saçma-sapan itirazlarla mücadele etme saçmalıklarının varıp dayanacağı yer: Ya faşizme karşı mücadelede saf dışı olmak ve anti-faşist mücadeleye katılabilecek olan iyi niyetli bir kısım unsuru pasifize etmek; ya da burjuvazinin bunalımdan çıkış politikalarının bir uzantısı olan revizyonist politikaların kuyruğuna takılıp faşizme karşı mücadelede bölücü bir rol oynamaktır.

Faşizme karşı birliğin Direniş Cephesinde sağlanabilmesi için zorlu, sabırlı ve kararlı bir mücadele verilmesi gerektiği ortadadır. Bugün ana revizyonist mihrakların anti-faşist saflar üzerindeki zararlı ve bölücü etkilerinin önüne geçmek için sürdürülecek mücadele, faşizme karşı savaşabilecek olan güçleri bir direniş cephesinde toplamak için verilecek mücadelenin önemli bir parçasını meydana getirmektedir.

Devrimci Hareketin bu doğrultudaki çalışmalarının önemli bir bölümü somutta: Revizyonist görüşlerin derece derece etkisi altında olan; ancak burjuvazinin, sınıf mücadelesini baştırmak, anti-faşist safları dağıtmak ve bunalımdan çıkmak için öne sürdüğü ve uyguladığı politikaların sol içindeki araçları işlevini gören ana revizyonist mihraklardan farklı olarak, düzenin korunması, bunalımın giderilmesi ve istikrarın sağlanması görevlerini kendileri için açıkça formüle etmemiş olan; ve saflarında faşizme karşı mücadelede harekate geçirilebilecek potansiyeller bulunan grupların revizyonist kesimlere doğru kaymasını engellemek ve bu grupları aktif anti-faşist mücadeleye çekmek için çalışmak görevi olarak biçimlenmektedir.

Bu doğrultudaki çalışmalarda şüphesiz ki en büyük sorumluluk devrimci harekete düşmektedir. Ancak bu, diğerlerinin hiçbir sorumluluğu olmadığı anlamına gelemez. Anti-faşist mücadelede birşeyler yapmak isteyen herkesin üzerine bu doğrultuda birtakım görev ve sorumluluklar düşmektedir.

Örneğin anti-faşist mücadelenin en acil sorunu hakkında bugüne kadar hiçbir ciddi fikir ileri sürmemiş olan; iç savaş konusunda, direniş komiteleri konusunda akıl almaz bir vurdumduymazlık içinde olan grupların militan ve sempatizanlarına da sorumluluklar düşmektedir. Şöyle ki:  Önderlerinin anti-faşist mücadelenin en önemli sorunu olan Direniş Cephesi, Direniş Komiteleri ve iç savaş gibi konulardaki suskunluklarına ve sorumsuzluklarına ortak olmamalıdırlar. Bu konularda önderleri sessiz olsa da, kendilerine de sorumluluklar düştüğü bilinciyle davranmalı; uyarı, eleştiri ve görüşler ileri sürmelidirler.

Anti-faşist mücadele pratiğinde önderlerinin şaşkınlığına ortak olmamalı; zaman zaman önderlerinin kendilerine yüklediği bölücülük rolünü oynamayı reddetmelidirler.

Bu grupların sempatizan ve militanlarının bu konular hakkında gösterecekleri duyarlılık şüphesiz ki faşizme karşı birlik yolunda ileri adımlar atılmasında çok önemli katkılar sağlayacaktır.


Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org