Artan Provokasyon ve Saldırılar Egemen Sınıfların Seçimler Politikasını Açığa Çıkarıyor

DY Sayı:2, 15 Mayıs 1977

ÖNCE, Niksar, Şiran ve Erzincan olayları,

Sonra KANLI BİR MAYIS KATLİAMI...

5 Haziran seçimlerine yaklaşırken ülkemiz hızla ve yeniden tam bir siyasi karışıklıklar ortamına sürükleniyor. Artan tertip ve saldırılar, yoğunlaşan baskılar, artık günlük ve sıradan bir olay haline getirilmeye çalışılan faşist cinayetlerle, tam bir iç savaş ortamı.
Şimdi hemen herkes gerek Ecevit’in mitinglerine karşı arka arkaya Niksar, Şiran ve Erzincan’da düzenlenen saldırıların gerekse Bir Mayıs katliamının arkasında egemen güçlerin yeni bir oyununun bulunduğu kanısını paylaşıyor. Bütün bu tertip ve olayların birbirleriyle ilişkili olduğu ve aynı faşist politikanın bir parçası olduğu genel bir kanı haline geldi:

Peki, bütün bu tertip ve saldırıların amacı nedir? Ne yapılmak isteniyor? Bir faşist darbe mi, yığınların sandık başına gitmelerini engellemek ve CHP’nin iktidara gelmesini önlemek için korku ve yılgınlık havası yaratmak mı?

***

BUGÜN kanlı faşist saldırıları ve gelişen olayları sadece egemen güçlerin, CHP’nin iktidara gelmesini önlemeye çalışmaları şeklinde görmek doğru değildir. Bu, gerçekte olayların ve mücadelenin karmaşıklığını (girift yapısını) değerlendirmeyen yüzeysel ve eksik bir yaklaşım olur.

Herşeyden önce egemen güçler derken, karşımızda homojen ve uyumluluk içinde bir cephenin söz konusu olmadığı gözönünde bulundurulmalıdır. Oligarşi dediğimiz ülkemizdeki iktidarı paylaşan egemen güçler topluluğu, köklü uyuşmazlıklar nedeniyle, tarihi olarak parçalanmış durumdadır. Emperyalizmin gözde müttefiki tekelci burjuvazi siyasi iktidarını kendi gelişmesine ayak bağı olan, toprak ağaları ve tefeci tüccarlara taviz vererek sağlayabiliyor; ama ekonomik ve siyasal sorunların yoğunlaşmasıyla buhranın derinleşmesiyle tavizlere katlanamaz hale geliyor. Buna tekelci gruplararası çatışmaların da keskinleşmesi eklenince oligarşi içi çatışmaların doğurduğu siyasi krizler meydana geliyor. Ülkemiz esas olarak bu nedenle 7-8 yıldır (12 Mart’tan bu yana) siyasi istikrarsızlık ortamı içindedir.

Bunun yanında emperyalist güçleri de tek ve uyumlu bir cephe olarak düşünmemek gerekir. Ülkemizdeki çeşitli burjuva klikleri kendi çıkarları doğrultusunda emperyalist tekel grupları ile ilişkiler içerisindeler. Tabii başta ABD olmak üzere emperyalist güçler de ülkemizdeki siyasal gelişmeler karşısında farklı politik tutum ve ilişkiler içindedirler.

Şimdi, içinde bulunulan ekonomik ve siyasi sorunları çözemeyen egemen güçler bir erken seçimle çare aramaya koyulmuşken, birbirleriyle çatışmalı tüm burjuva klikleri seçim sonuçlarını ve seçim öncesi ve sonrası siyasal gelişmeleri kendi çıkarları doğrultusunda etkileyebilmek için olanca güçlerini ortaya koyuyorlar. Bu amaçla iç ve dış tüm çıkar çevreleri, siyasi mücadele arenasında gizli-açık tüm güçleri (basını, parasal güçleri, ajanları ve gizli örgütleri) ile yerlerini alıyorlar.

İşte, ülkemizdeki siyasal gelişmeleri ve olayları yorumlarken çeşitli faşist saldırı ve tertipleri değerlendirirken, bu durum; yani seçimlerin çeşitli burjuva klikleri arasındaki mücadelenin, çatışmaların bir platformu olduğu unutulmamalıdır. Olaylar emekçi halk yığınlarının egemen güçlere karşı sürdürdüğü kendiliğinden nitelikli çatışma kadar, egemen sınıf klikleri arasındaki çatışmalar da dikkate alınarak değerlendirilmelidir.

GEREK ABD emperyalizmi gerekse onun ülkemizde gözde müttefiki durumundaki yerli tekelci burjuvazi uzun bir süredir istikrarlı bir siyasi iktidar oluşturamamışlardır. l2 Mart hükümetleri biçimindeki çözümleri de kalıcı kılamadılar. CİA’sı, Kontr-Gerillası (onun sivil kolu olan Ülkü Ocakları) ve MİT’i ile bu boşluğun yarattığı sorunları çözmek için sahnededirler. Faşist terör kampanyası onların politikalarının en can alıcı noktasını oluşturur. Ecevit hükümetinin hemen ertesinde başlatılan faşist terör ve cinayetler kampanyası ile bir yandan bir açık faşizme geçiş ortamı sürekli canlı tutulabilmiş, bir yandan da yukarıdan aşağı doğru örgütlendirilen uygulamalarla faşizme daha geniş bir kitle temeli oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu suretle, bir yanda bir faşist darbe ortamı sürekli gündemde tutularak, CHP ve destekcilerini (DİSK, TİP, TSİP vb.) sözde demokrasiyi korumak için pasifize edebilmişler, faşist cinayetlerin bir seyircisi durumuna düşürerek anti-faşist devrimci mücadelenin karşısına bir engel haline getirebilmişler ve geniş emekçi yığınları uygulanılan faşist terör politikası ile baskı altında tutabilmişlerdir. Öte yandan yine bu sayede birbirleriyle çelişmeli egemen sınıf kliklerini bir arada tutarak bu cılız yapı ile siyasi iktidarlarını sürdürebilmişlerdir.
Egemen sınıfların aradığı (iç çelişmelerini, ekonomik ve siyasi sorunları çözebilecek) istikrarlı bir siyasi iktidar, bu gün de olanak dışı görünüyor.

Gerek ABD’nin gerekse yerli tekelci burjuvazinin büyük bölümlerinin tercihi esas olarak tek başına veya MSP’siz bir sağ koalisyonla sağlanacak bir AP iktidarı. MSP’nin parçalanılması, toprak ağaları ve tefeci tüccarların AP’de toplanmaya çalışılması ve ABD’nin ve yerli tekellerin görülür - görülmez destekleri ile sağlanılmaya çalışılmasına rağmen bu sonuç bugün için "elde edilemez" durumda...

CHP bir kısım iç ve dış tekellerin desteğini sağlamasına rağmen, tekelci burjuvazinin geniş kesimleri tarafından "güvenilir" kabul edilmiyor.

Ecevit, Korutürk ile görüştükten sonra, İzmir’deki konuşmasında bir AP-CHP iktidarının gerçekleşmesi imkansız bir hayal olduğunu vurgulamaya özel bir önem verdi. Egemen güçlerin aradığı bir siyasi iktidarı oluşturma açısından salt seçimlerin getirebileceği başka bir alternatif zaten söz konusu değil.

***

EMEKÇİ halk açısından seçimler ne ifade ediyor? Bugün seçimlerin bir bütün olarak burjuvazinin aleyhine ve halkın lehine (halktan yana!) olarak değerlendirilebilecek herhangi bir sonucu söz konusu değil. (Seçimlerin egemen sınıfların bir bölümünün lehine, diğer bölümlerinin aleyhine sonuçlarından söz edilebilir ancak. Bu yüzden gelişen olayları genel olarak salt egemen güçlerin CHP iktidarını önlemeye çalışmaları açısından ele almak ve bu açıdan değerlendirmek hatalıdır.) Ama elbette ki seçim sonuçlarının emekçi halk açısından daha çok kötü ve daha az kötü sonuçlarından söz edilebilir. Örneğin, bir CHP iktidarını sağlayacak veya CHP lehine ve AP, MHP aleyhine sonuçlar, diğer sonuçlara göre, göreli olarak daha iyi, ehven-i şer olarak kabul edilebilir. Devrimciler, gündelik siyaset çerçevesinde bu sonuçlara karşı da ilgisiz değildir. Ama devrimciler tavırlarını bu noktada bir ehven-i şer mantığına dayandırmazlar. Ehven-i şer düşüncesi gündelik siyaset çevresinde sıkışıp kalma, reformist hayalleri göreli olarak destekleme anlamına gelir. Sorun, siyasi gelişmeler karşısında doğru tavır almak ise bugün bu yolda esas sorun faşizme karşı halkın yanıbaşında yer almaktır.

Sınıflar mücadelesinin olanca karmaşıklığı içinde bir şey bugün açık seçik görülebiliyor. İçinde bulunulan buhran derinleşerek devam edecektir. Seçimler platformunda da (seçimler sırasında ve sonrasında) faşist terör ve cirıayet kampanyası, yalan ve demagojinin desteğinde karşı devrim güçlerinin temel politikası olmaya devam edecek. Hem de daha azgınlaşmış ve yaygınlaştırılmış bir biçimde. Niksar, Şiran, Erzincan ve nihayet kanlı Bir Mayıs Katliamı bunu açık bir şekilde ortaya koyuyor.

O halde seçimler platformunda devrimci görev, faşizme karşı mücadeleyi yükseltmektir. Kitleleri yıldırmayı, baskı altında tutarak ezmeyi amaçlayan bütün faşist saldırı ve cinayetlere en aktif bir şekilde karşı konulmalıdır. Kime yönelirse yönelsin bütün faşist saldırılara örgütlü bir şekilde, en geniş emekçi yığınlarla birleşerek karşı çıkılmalıdır. Teslimiyetin çare olmadığı kitlelere kavratılmalı, faşizme karşı savaş bilinci ve kararlılığı geniş kitlelere maledilmelidir.

Bugün bağımsız bir siyasi hareketi yaratma yolundaki güncel siyasi görevlerimiz bunlardır. Örgütlü bir kadro hareketinin, devrimci bir hareketi inşa doğrultusunda ilerletilmesinin yolu budur.

***

BİR Mayıs Katliamı faşist terörün ülkemiz tarihinde görülmemiş bir seviyeye ulaştığı, karşı devrim güçlerinin işçi sınıfı ve emekçi halka ağır bir darbe indirdiği bir provokasyondur. Karşı devrim güçlerinin kazandığı bir başarı, devrimci hareket için acı bir yenilgidir. Bu olayın bugün ortaya çıkardığı en önemli durum, bu katliamı solcular arası bir çatışma olarak göstermeye çalışan faşist demagoji ve bu yenilginin yaratacağı yılgınlık ortamıdır.

Şimdi, Bir Mayıs Katliamının, kanlı faşist terörün ve diğer faşist saldırı ve cinayetlerin yaratabileceği teslimiyet ve yılgınlık eğilimlerine karşı mücadele edilmelidir. Şehitlerimizin mücadele anılarından alacağımız bir taze hınç ve inançla, emekçi yığınlara yeniden faşizme karşı devrimci mücadele azmini taşımalıyız. Bir Mayıs Katliamı üzerine yürütülen faşist demagojiyi kitleler içinde geçersiz hale getirmeliyiz. Provokasyona alet olan Marksizm dışı akımları ağır tarihi sorumlulukları ile teşhir etmeli, olay karşısında oligarşinin dilini kullanan ve onların tavrını takınan sözde solcuları mahkum etmeliyiz.

 

Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org