Yeni Bir Dönem Yeni Mücadele Günleri...

DY, Sayı: 33, 3 Aralık 1979

EVET, Demirel’in yeni tür bir MC biçiminde oluşturduğu hükümetin güvenoyu da almasıyla, ülkede, sınıflar mücadelesinin gelişmesi bakımından önceki dönemlerden görece farklı yeni bir dönemin başladığı söylenebilir.

Ve daha şimdiden yoğunlaşan faşist saldırılar sonucu meydana gelen çatışmalarda, bir günde ölen insan sayısının onun üzerine çıktığı gözönüne alınacak olursa, kısaca, önümüzde halkımız için zorluklarla, acılarla dolu bir dönemin bulunduğu söylenmelidir.

  Devrimciler için de, yeni mücadele günleri...

1. Bu hükümet yeni tür bir MC hükümetidir. Bu nokta öncelikle ve açıklıkla ortaya konulmalı ve birçoklarında varolan ve oportünist akımlar tarafından beslenen, yeni hükümetin MC hükümetlerinden daha iyi ve “yumuşak” politikalar izleyeceğine ilişkin şaşkınlıklara meydan verilmemelidir.

Demirel’in, MHP ve MSP’nin “dıştan” desteğiyle kurduğu hükümeti kendi asıl hedefi olan bir erken seçim koşullarının bugün için mevcut olmaması nedeniyle ve ilerde bu koşulları yaratabileceği umuduyla oluşturduğunu söylemek mümkündür. Bu yüzden bu hükümetin “geçici” bir nitelik taşıdığı da söylenebilir. Ama bütün bunlar, bu hükümetin, ‘“MC uygulamaları” diyebileceğimiz temel politikalar yürüteceği gerçeğini ortadan kaldırmaz.

Herşeyden önce bu hükümet halkımızın değil büyük -tekelci- sermaye gruplarının ve onların uşaklarının istekteriyte kurdurulmuştur.

Tekelci burjuvazi ise bu hükümetten neler beklediğini (ya da onu nelere memur ettiğini!) tekrar tekrar kamuoyuna duyurmaktan bile çekinmiyor. DGM’lerin çıkarılmasını, 141, 142’nin (daha çok) işletilmesini, demokratik hakların, grevlerin ve sendikal mücadelenin (daha da) kısıtlanmasını istiyorlar. Yeni zamlar, ihracat ve ithalata yeni kolaylıklar sağlanmasını talep ediyorlar. Açıkça ortaya koymaktadırlar ki özellikle yeni bir toplu sözleşme döneminde emekçi kitleler üzerinde, onların tepkilerini bastırmaya yarayacak yoğun-faşist baskı uygulamalarına ihtiyaç duymaktadırlar. Bu hükümet döneminde yapılacak olanlar kesinlikle bu doğrultuda olacaktır. Faşist köpekleri halkın üzerine salacaklar; yeni katliamlar-yeni cinayetler işletecekler; onların yetmediği yerlerde resmi devlet güçlerinin baskı ve zorbalığını artıracaklar, “anarşi ve bölücülük” naralarıyla, halkın direnme gücünü bütünüyle yok etmeye yönelik olarak devlet terörünü alabildiğine yoğunlaştırmaya çalışacaklardır.

Bu noktada Demirel’in kendi niyetleri bile fazla bir şey ifade etmez. Bir başka ifadeyle emekçi halk üzerindeki baskı politikalarının MC uygulamaları biçiminde yoğunlaştırılması, Demirel’in erken seçim hesaplarıyla kaçınabileceği bir şey değildir. (Ayrıca Demirel’in erken seçime yönelik politikasının esası da tekelci burjuvazinin taleplerini yerine getirme sağ-gerici güçleri kendi arkasına toplama yönünde olacaktır. Bugün için bir erken seçim ihtimali olmadığı için, bunu bir yana bırakıyoruz.)

2. Elbetteki, yeni hükümet döneminde her şeyin MC dönemlerindekinin aynısı olması beklenemez. Bu, yeni tür bir MC olacaktır. MSP ve MHP ile llişkilerde, onların elde edecekleri olanaklarda ve nihayet onların bu hükümete karşı tavırlarında belirli farklılıklar olacaktır ve bu farklar nedeniyle MSP ve MHP’nin tutumları hükümetin geleceğini etkileyen önemli faktörler olarak ortaya çıkacaktır.

Birinci olarak, MSP’nin hükümeti dışardan (ve “kerhen”) desteklemekte olması sonucu, hükümet IMF ve ABD ile olan ilişkilerinde eskiye oranla daha serbest (yani IMF’ye ve ABD’ye daha çok bağımlı!) davranabilecektir. Ortadoğu’daki kriz şiddetlendikçe ve gelişmeler Türkiye’yi daha açık tavır alışlara zorladıkça MSP’nin "kerhenliğinin" de şiddetlenmesi beklenebilir.

İkincisi, MHP’nin AP ile ve yeni hükümet politikaları ile olan ilişkisi açısından da yeni durumlar sözkonusudur. Bilindiği gibi AP ile MHP, egemen sınıfların içinde bulunduğu krizin çözümü konusunda farklı iki siyaseti temsil etmektedirler. MHP bir açık faşist diktatörlük tercihini AP ise gizli faşizm dediğimiz parlamentonun bütünüyle ortadan kaldırılmadığı çözümleri esas almaktadır. MHP, askeri müdahalelerin zorlanmasından geçen bir iktidar stratejisini esas almakta ve bu arada faşist katliamların desteğiyle hakimiyeti altındaki bölgeleri genişletmeye (ve korumaya) çalışmaktadır.

Bu çelişki ya da farklılık, CHP hükümeti döneminde MHP'nin bir askeri darbeyi zorlama yönünde çabalamasına karşılık AP’nin Ecevit’i ve CHP’yi yıpratarak bir erken seçimi zorlamak yoluyla kendisine yeniden bir iktidar yolu açmayı esas alması şeklinde biçimlenmiştir.

MHP ile AP arasındaki, faşizmin gizli ve açık uygulamaları arasındaki bir çeşitlenme olarak ortaya çıkan bu ayrılık, CHP hükümeti döneminde CHP’nin ve hükümetin yıpratılmasına yönelik faşist saldırı ve katliamlar temelindeki bir uzlaşmaya bağlanmış durumdaydı. Şimdi, yeni hükümet döneminde Demirel’in ilerde erken seçimi hedefleyen uygulamalara yönelmesi halinde bu çelişki giderek keskinleşebilecektir.

3. Ancak bu hükümetle daha önceki MC’ler arasındaki bu ve benzeri farklılıklar, yukarıda söylediğimiz gibi, bu hükümet dönemindeki kısa vadedeki gelişmeler açısından bir değişiklik yaratmamaktadrr.

Aslında Demirel kendisi bile bazı şaşkınların boş hayallere kapılmalarını önlemek istercesine “isterlerse faşiım desinler” diyerek neler yapacaklarını ortaya sermektedir. Bunu uygulama düzeyinde de kanıtlamaktadır. Buna rağmen ilerici demokrat güçler arasında özellikle oportünistler ve reformistler aracılığıyla yeni hükümet konusunda tehlikeli bir iyimserliğin yaygınlaştırıldığı görülmektedir. Geçen seçimlerin tadına doyamamış (!) olmalıdır ki, bir çokları gözlerini yeni bir seçim hayaline dikmiştir. Ve bu hükümete yeni bir MC demeye bile dilleri varmamaktadır. Bu şaşkınlıklar süratle giderilmeli ve yeni hükümetle birlikte yükselen faşist saldırılara karşı, yeni MC eliyle gündeme getirilecek tüm saldırı politikalarına karşı en geniş halk kesimlerinin direniş mücadelesi yükseltilmelidir. Hükümetin ömrünün ne ol abileceği konusu şimdi önemli bir nokta değildir. Bugün için önemli olan, güncel olan şey, şimdi egemen sınıfların istemleri doğrultusunda bütün yoksul halk kesimlerinin üzerine yöneltilecek yoğun baskılara karşı her alanda yaygın bir direnişin ortaya konulmasıdır.

Kıyımlara, sürgünlere, zulümlere uğratılacak, demokratik hak ve özgürlüklerine, grev hakkına, yaşama hakkına saldırılacak, elindeki son lokması da alınmak istenecek en geniş halk kesimlerini faşizme karşı devrimci direniş mücadelemizin saflarına kazanabilmemiz ve direniş mücadelemizi yükseltebilmemiz için, koşullar son derece elverişlidir. Mevcut somut durumun öne çıkardığı güncel sorunları kavrayarak faşist güçlerin satdırılarını geri püskürtmek için ülkenin her yerinde ve hayatın her alanında yaygın direniş mücadeleleri örgütlemek için ileri atılınmalıdır.

Resmi-sivil tüm faşist saldırılara kararlılıkla karşı koymalıyız. Her faşist saldırı hakettiği karşılığı görmelidir.

Faşist güçlerin saldırılarına uğrayan herkesle, bütün demokrat-yurtsever unsurlarla birleşmeye çalışmalıyız. Faşist güçlerin saldırdığı herkese sahip çıkmalıyız. Haksızlığa, sürgüne, zulme uğratılan herkesin yardımına koşmalıyız.

Ve faşizmin saldırı ve tehtidi karşısında herkesin yüreğindeki korku ve yılgınlıkları yok etmeli, yerine devrimci direniş mücadelemizin korkusuzluğunu ve zafere olan inancını doldurmalıyız.


Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org