Seçimlerden Sonra Siyasi Durum ve Devrimci Mücadele

DY, Sayı: 32, 1 Kasım 1979

14 EKİM sonuçlarının belirlenmesinin hemen arkasından, düşeceği çok daha öncelerden ortaya çıkmış olan Ecevit Hükümeti’nin, ayakta kalmak için direnme gücü bile bulamayarak çekilmesinden sonra, yeni hükümetin kurulması sorunu ortaya çıktı. Yeni hükümeti kurmakla görevlendirilen Demirel’in MSP ve MHP’nin desteği ile yeni tür bir MC denemesine mi gireceği, yoksa koşulları, yeni bir erken seçime doğru mu zorlayacağı daha bugünden açıklığa kavuşmuş

  değil. Bugünden görülebilen Demirel’in bir erken seçimi hedefleyen bir hükümet kurmaya çalıştığıdır. Bunun anlamı herhalükarda burjuvazinin siyasal plandaki bunalımının süreceğidir.

1. Öncelikle belirlenmelidir ki, kurulacak yeni hükümetin şekli, 14 Ekim seçimlerinin sonucuna göre belirlenmeyecektir: Zaten Ecevit hükümeti, seçimlerden çok önce düşme noktasına gelmişti. Ecevit hükümeti tekelci burjuvazinin sorunlarını çözme özelliğini yitirdiği için, altına konulan payandalar teker teker çekiliyordu ve bu yüzden kendisine yeni destekler oluşturamazsa, seçimlerden sonra düşmesi kesinleşmiş durumdaydı. Seçimlerde yeni olarak gerçekleşen şey, hükümetin sağ politikalarına karşı ortaya çıkan büyük ve beklenmedik tepkinin bir sonucu olarak CHP’nin yeni bir bunalımın içine girmesidir. Bu bunalımın kaynağı CHP’nin temeldeki çelişkisinde yatmaktadır. Bu, onun tabanını oluşturan geniş emekçi kesimlerin istemleri ile, merkez yönetiminde ifadesini bulan, tekelci burjuvazinin çıkarları doğrultusundaki temel politikaları (ki bu onun egemen karakterini belirler) arasındaki çelişkidir. CHP’nin “vaat ettikleri” ile “yaptıkları” arasındaki çarpıcı zıtlıklar bu çelişkinin açığa vurmasından başka bir şey değildir. Bunalımlı bir döneme rastlayan hükümet dönemi, muhalefetteki vaatler ve demagojiler yığınağı arkasında gizlenebilen bu çelişkinin keskin bir şekilde açığa çıktığı bir süreç olmuştur.

Sözde devleti kurtarma adına, ısrarla sürdürülen, halkın değil, tekelci burjuvazinin sorunlarını çözmeye yönelik sağ politikalar, sonuçta geniş emekçi halk kitlelerinin kuşkusuz devrimci bir doğrultuya kanalize edilmesi gereken büyük tepkisini ortaya çıkarmıştır.

Ecevit hükümetinin sağ politikalarına karşı 14 Ekim seçimlerinde patlayan bu tepki, bir bakıma, Ecevit hükümetinin kurulmasından önceki günlerde (Devrimci Yol, Sayı 4’te) ortaya konulan “hayatla ölümü, özgürlük talebiyle baskı ve zulümü, insanca yaşama özlemiyle daha çok sömürme hırsını uzlaştırmak mümkün müdür?” şeklinde ortaya koyduğumuz bir sorunun cevabının, kitleler tarafından açıklıkla ortaya konulmasından başka bir şey sayılmamalıdır.

Şimdi, alelacele toplanan CHP kurultayı neyi halledecektir? Diyelim ki şu veya bu şekilde bir yönetim değişikliği gerçekleşti. Bu şekilde CHP, tekelci burjuvazinin bir partisi olma niteliğini değiştirerek küçük ve orta burjuvazinin “devrimci-demokrat” bir hareketi haline mi gelecektir? Şüphesiz, CHP’nin bugünkü yaşadığı bunalımın kökünde yatan temel çelişkisi çözülemedikten sonra, CHP kurultayı, dramatik tabloların canlandırılacağı bir tiyatro sahnesi olmaktan öte bir anlam taşımayacaktır.

2. Evet, yeni hükümet şekli, seçim sonuçlarına göre belirlenmeyecektir. Şimdi “AP seçimi kazandı, millet Demirel’in yeni hükümeti kurmasını istedi. Millet demek istedi ki...” gibi burjuva safsatalarından geçilmiyor. Sadece seçim yapılan 29 ilde burjuva yasalarının “seçmen” saydığı (ki 21 yaşından küçük milyonlarca genç seçmen sayılmıyor!) 6 milyon civarındaki kişiden çeşitli aşiret, tarikat ve çıkar ilişkileri içinde tutsak edilmiş 2 milyon dolayındaki bir kesimi, eskiden olduğu gibi gene AP’ye oy vermiş! Bir yığın düzenbaz ortaya çıkıyor, “millet şunu demek istedi(!); o gitsin, şu gelsin dedi (!)” diyerek kendi kafalarındakini halka maletmeye, gerçekleri çarpıtarak halkı bir kere daha şartlandırıp, kandırmaya ve de büyük çıkar çevrelerinin istemlerini halka maletmeye çalışıyorlar.

Seçimlerden önce de söylediğimiz gibi yeni bir hükümetin ne şekilde biçimleneceği, bu düzenin efendilerinin, büyük tekellerin, ABD emperyalistlerinin, kısacası iç ve dış çıkar çevrelerinin istemleri doğrultusunda belirlenecektir. Burjuvazinin siyaset sahnesinde oynanan oyununun değişmeyen patronları onlardır.

Elbetteki, bu sahnede oynanan oyundaki her şey önceden belli değildir. Oyuncuların da belirli ve sınırlı bir serbestiyeti vardır. Bu anlamda, S. Demirel yeni tür bir MC mi kuracak? Yoksa koşulları yeni bir erken seçime zorlamak için hükümet kurmaktan kaçacak mı? Şimdiden belli olan birşey değildir.

Ama işin bu yanı, oyunun özüyle ilgili değildir zaten. Düzen ve efendileri açısından (dekor, vs. gibi) biçimsel farklılıklardır.
Bu düzenin efendileri, şimdi buhranın getireceği yeni sıkıntıları halkın sırtına yıkabilecek yeni siyasal çözümler oluşturmaya çalışıyorlar. Yeni bir devalüasyon, yenizıamlar gereklidir. Yeni bir toplu sözleşme dönemi içine girilmektedir, vb. vb... Bu gibi durumlarda ise daima emekçi halk yığınları üzerindeki baskıların -tabii ki “terörizmi” önlemek maksadıyla(!)- bir kat daha yoğunlaştırılması gündeme getirilmektedir. Özetle, bir kat daha yoksulluk, bir kat daha pahalılık, bir kat daha zulüm. Yani, gene “alavere - dalavere, Kürt Memet nöbete!”

Elbetteki bu oyun hep böyle sürüp gitmeyecektir. Bu oyunun temel açmazı halkın, bu oyunun değişmez seyrrcisi olarak görülmesindedir. Ama daha şimdiden, “seyirciler” bazı “taşkınlıklar” yapmaya başlamıştır. (Son seçimlerde bazı seyircilerin sahneye “çürük yumurta ve domates atarak” bu oyunu “sabote” etmeleri, oyuncuları ve oyunun patronlarını fena halde rahatsız etmiştir.)

3. Seçimler, ülkemizdeki devrimci mücadelenin geleceği açısından büyük potansiyellerin varlığını ortaya koymuştur. Bütün oportünistler, kendilerini burjuvazinin demagoji ve safsatatarının rüzgarlarına kaptırıyorlar. Biraz da boykotun iflas ettiğini kanıtlama kaygusuyla, AP’nin ve gerici partilerin güçlendiği, CHP’ye oy vermeyenlerin çoğunun sağ partilere oy verdiği, kitlelerin gericileştiği, sahtekarlıklarına başvuruyorlar. Bu şekilde gericileşenler, sandığa gitmeyen yüzbinieri karalamaya çalışan oportünistlerden başkası değildir.

Bütün gerici-faşist güçler de seçimlere katılmayan büyük devrimci potansiyeli örtbas etmeye çalışarak; seçimlere katılan “solcu” partilerin aldığı oyların azlığını, “solun güçsüzlüğü” şeklinde göstermeye çalışmaktadırlar.
Oysa gerçek şudur ki; halkımız içindeki devrimci fikirler bir çığ gibi büyüyüp gelişmektedir. Seçimlerde de bu bir kere daha doğrulanmıştır. Hiçbir sahtekarlık bu gerçeğin üstünü örtemeyecektir. Hiçbir zorbalık halkın durdurulmaz gücünün önüne geçemeyecektir.

Önümüzde gene yeni ve zor mücadele günleri vardır. Devrimci mücadele bu çetin mücadele günlerinde daha da büyüyüp gelişecek, halkımızın zaferine giden Devrimci Yol’unda faşizmi ezip geçecektir.


Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org