|
|
|
|
ABD - Türkiye İlişkileri ve Artan Sıkıyönetim Terörü
DY, Sayı: 28, 25 Mayıs 1979
İRANda faşist Şah rejiminin devrimci halk hareketiyte devrilmesiyle beraber ABD, İranı Ortadoğuda çıkarlarını korumakta bir üs olarak kullanma imkanlarını yitirmiş oldu. Bu durum ABD açısından Türkiyenin Ortadoğudaki rolünü ve önemini ön plana çıkartmaktadır. Yaşadığımız dönemde yeni siyasal değişikliklerin ortaya çıkmasında en önemli faktör, ABDnin Türkiyeye |
![]() |
|
Ortadoğuda nasıl bir rol yüklemek istediğine bağımlı
olarak ABD-Türkiye ilişkilerinde meydana gelecek gelişmeler olacaktır.
Yeni dönemde ABD emperyalizminin Türkiyedeki siyasal koşulları Ortadoğudaki politikasına hizmet edecek bir siyasal rejime doğru zorlamaları artarak yoğunlaşacaktır. ABD, İranda meydana gelen boşluğu doldurmak, Ortadoğuda durumunu tahkim etmek üzere Türkiyenin jeopolitik durumunun sunduğu bütün olanakları sonuna kadar kullanmak amacına yönetmiştir. Kısacası ABD Türkiyeyi Ortadoğuda güvenilir, tahkim edilmiş, ileri bir üs; Bölgede Amerikan politikasını gerçekleştirmede doğrudan bir araç haline getirmek için yoğun bir çaba sarfetmektedir. Şu sıralarda ABD ile; Türkiyede yeni üsler açmak, mevcutların kapasitesini ve teknik donanımını artırmak; İrandaki üslerin kapanmasıyla ortaya çıkan boşluğu doldurmak; U-2 casus uçaklarının Türkiyede üslenmesi ve uçmalarının sağlanması konularında görüşmeler sürdürülmektedir. Bu görüşmelerin sürdürüldüğü sırada "bizimkiler" kendi aralarında: ABDnin taleplerine karşı bir miktar askeri "yardım"la mı yetinelim, yoksa hem askeri hem ekonomik yardımı birarada mı isteyelim, diye tartışmaktadırlar. ABDnin yukardaki taleplerine karşı sadece bir miktar askeri malzeme satın almak için mi borç alabileceğiz, yoksa hem askeri malzeme satın almada kullanabileceğimiz hem de ekonominin çok acil hale gelmiş olan döviz ihtiyaçları için gerekli bir kısım borçlar alabilecek miyiz? Bu, önümüzdeki günlerde açığa çıkacaktır. BİR taraftan bu tartışmalar, daha doğrusu pazarlıklar sürerken, diğer taraftan, çıkarları emperyalist sömürücülerin çıkarlarıyla bütünleşmiş, yaşamlarını emperyalizmin halkımız üzerindeki sömürüsünden paylar almaya bağlamış yerli tekeller biraraya gelip bir muhtıra yayınladılar; "Şiddetle ihtiyaç duyduğumuz dış kredilerle, uyguladığımız ekonomik sistem birbirine çok yakından bağlıdır. Pazar ekonomisinden gitgide uzaklaşan bir anlayışla ne batı dünyasında hak ettiğimiz yeri, ne yeterli kredileri, ne de yatırımlara gerekli dış sermayeyi bulabiliriz" diyerek, emperyalizmin her istediğini yapın yoksa biz yaptırırız demek istediler. Ecevit tekellerin muhtırasını eleştirmiş, bunu; "... Ankarada IMF temsilcileri hükümetle görüşürken, Fransada OECD temsilcileri hükümetle görüşürken ve Türkiye kendi gücüne katmak üzere yeterli yardım ve kredi sağlamanın eşiğine gelmişken sırtımızdan bıçaklanıyoruz" diyerek karşılamıştır. Tekeller bu çıkışı, hükümeti kendi istekleri doğrultusunda biraz daha sıkıştırmak ve tehdit etmek amacıyla mı yapmışlardır; yoksa bu hareketleri, hükümetin artık kendi amaçlarına yeterince hizmet edemez bir durumda olduğunun ilanı ve bir kenara itilmesi gerektiğinin işareti mi sayılmalıdır? Bu soruların cevapları önümüzdeki günlerde açıklığa kavuşacaktır. EKONOMiK yardım, askeri yardım, ABDnin Ortadoğuda durumu, üsler, NATO, vb. sorunlar, "işadamları"nın muhtırası, iç politikadaki diğer faktörler bize ABD emperyalizminin Türkiyeye ilişkin düşüncelerinin neler olduğu sorusunu sorduruyor. Emperyalizmin en büyük tekeli, ABD politikalarını tespit eden en etkili bir tekel olan Rockefellerin 1956 Ocakında Başkan Eisenhowere yazdığı mektuptan (direktif demek daha doğru olur) iki paragrafı buraya aktaralım:
Evet, işte Rockefellerin mektubunda, ismiyle söz ettiği Türkiye gibi ülkelere ilişkin politik programından bir pasaj. (Esasında mektubun tümünün okunması faydalıdır.) ABD emperyalizminin Rockefellerin tespit ettiği politik programın dışında davrandığına dair en küçük bir kanıt ileri sürülemez. Aksine bugün Türkiyede gerek iç politikada gerekse dış ilişkilerde ortaya çıkan bütün gelişmeler ABDnin bu program doğrultusunda davrandığına dair sayısız kanıtlarla doludur. Dışa bağımlı ekonominin krizi arttıkça emperyalistlerin "yardımı"na duyulan ihtiyaç artmakta, bu dış "yardım"lar alınamayınca da kriz derinleşmektedir. Bugün emperyalistler bu, kendilerine bağımlı ekonominin çarklarının gacırdayarak da ofsa dönebilmesi için gerekli borcu vermemekte, ekonominin zorluklarını kendi çıkarları gereği olan siyasal ve ekonomik tavizleri koparmakta bir araç olarak kullanmaktadırlar. Ekonominin kilit noktalarını ve hayatiyet kanallarını tamamiyle ellerine geçirmiş bulunan emperyalistler, önce kendilerine mecbur ve muhtaç edip sonra ekonomik yıkım ve açlıkla tehdit ederek sömürüleri ve çıkarları gereğini onur kırıcı bir biçimde dikte ettirmektedirler. HÜKÜMETİN, IMF ve tekellerin istediği bütün önlemleri almasına karşın ekonomik krizin hafiflemek şöyle dursun, yoğunlaşarak artması hâkim sınıfları telaşlandırıyor. Tekeller bir yandan hükümetin emperyalizmin her istediğini yapması gerektiğini, yoksa ekonominin mahvolacağını açıktan açığa haykırırken diğer yandan hükümeti, zulüm halini almış olan ağır sömürüye karşı halkın sesini boğmak, direnişini kırmak hedefine yönelen baskı tedbirlerinin artırılması doğrultusunda sıkıştırmaktadırlar. Emperyalizmin ve tekellerin bu sıkıştırma operasyonları, Başbakanı hükümetin düşürülmesiyle tehditten tutun (bağımsız bakanların hareketi), tekellerin devlet içindeki diğer etkili temsilcilerinin dayatmalarına kadar çeşitli biçimlerde gerçekleşmektedir. ABDnin Ortadoğuda ABD politikası doğrultusunda davranacak bir Türkiyeye duyduğu ihtiyaç açıktır. Türkiyede, ABD politikasını hayata geçirecek bir hükümetin toplumsal ve siyasal bütün muhalefeti bastırması, yok etmesi gereklidir. Bu ise ancak açık faşist bir rejimle mümkün olabilir. ABD, elindeki bütün ekonomik, politik olanaklarıyla, askeri anlaşmalarıyla, yerli işbirlikçileri, açık ve gizli faşist örgütlenmeleriyle ülkemizde açık Amerikancı faşist bir rejimin üzerinde oturacağı siyasal koşulları oluşturmak doğrultusunda mücadele etmektedir. Böyle bir rejimin siyasal koşullarının oluşmasıysa halkımızın faşizme ve emperyalizme karşı direnişinin kırılması ve dağıtılmasıyla mümkündür. ABD emperyalizmi ve yerli işbirlikçileri bu yolda bugünkü hükümetle ne kadar mesafe alınabilecekse o kadar almak; bu hükümet eliyle halka daha çok baskı, daha çok terör uygulatmak; anti-faşist muhalefeti yok etmek; açık faşist bir rejim için engelleri olabildiğince bu hükümete temizletmek, yetmediği yerde ise bu hükümeti de bir kenara itmek şeklindeki bir taktik izlemek tedirler. Ta başından bu yana yerli sömürücü azınlığın her istediğini yerine getiren; iktidarda kalmayı, oligarşinin her dediğini yaparak sağlamaya çalışan; onları kendinden başkasını tercih etmemeleri için mevcut bütün alternatiflerinden daha çok memnun edebi1eceğini gösterme kaygularıyla çırpınan Ecevitle birlikte bakalım nereye kadar yürüyecekler. SON olarak Ecevit, oligarşinin etklli ve yetkili temsilcilerinin her dediğini yerine getirebileceğini bir kez daha kanıtlamak istercesine sıkıyönetimin uzatılması döneminde sıkıyönetimin gerekçelerinin ve kapsamının genişletilmesi ve aşamalı olarak bütün ülke sathına yayılması isteklerirıi en küçük bir itiraz ileri sürmeden benimsemiş ve uygulamaya koymuştur. Bu, sıkıyönetim terörünün halk üzerinde yoğunlaştırılması ve kalıcı kılınması, bütün ülkenin aşamalı olarak sıkıyönetimle yönetilmesine doğru atılmış önemli bir adımdır. 1 Mayısa doğru gelinirken sıkıyönetim terörü ilericilere, demokratlara, devrimcilere ve tüm anti-faşist halk yığınlarına karşı yoğunlaşarak genişliyordu. 1 Mayısla beraber artık hiçbir gizlenme ihtiyacı duyulmadan, artık "sağ ve sol silahlı eylemcilere karşı" olma demagojilerini de bir yana bırakarak en geniş emekçi yığınları yıldırma ve tüm anti-faşist güçleri yok etme amacına yöneliyordu sıkıyönetim. 1 Mayıs törenlerine yönelen saldırılarda bu bütünüyle açığa çıkmıştır. Sıkıyönetim İstanbulda halka karşı terör gösterisine başvuruyor ve sokağa çıkma yasağı koyup halkı 29 saat hapsediyordu. Şehri tanklarla işgal edip, yüzlerce kişiyi toplama kamplarına topluyordu. 1 Mayıstan önceki günlerde de başta DİSK yöneticileri olmak üzere fabrikalardan işçi temsilcilerini gözaltına alıyor, bütün demokratik dernekler basılıyor, kim bulunduysa alınıp götürülüyordu. Ankarada ise sıkıyönetim halka ateş açıyordu. SIKIYONETİM ilanıyla beraber, sıkıyönetim koşullarında faşist güçlerin insiyatifinin artacağını ve siyasal gelişmelerin ordunun doğrudan aracılık edeceği bir açık faşist rejime doğru zorlanacağını belirtmiştik. Sıkıyönetim koşullarında yaşanan 5 ay ve bugünkü siyasal durum bu tespitin doğruluğunu açık seçik bir biçimde ortaya koymaktadır. Sıkıyönetimin son uzatılma kararından önce yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısından sonra Ecevitin, oligarşinin sıkıyönetim gerekçelerinin ve kapsamının genişletilmesi ve aşamalı olarak bütün ülkeye yaygınlaştırılması isteklerine evet demesiyle yeni bir döneme girilmiştir. BU sıkıyönetimli yeni dönem ne getirecektir? Bu dönemde ilerici, demokrat tüm anti - faşist halk güçlerinin karşısında ne gibi görevler olacaktır? Bu dönem oligarşinin içinde bulunduğu ekonomik açmazların artarak devam edeceği ve kendi içindeki çelişkilerin keskinleşeceği bir dönem olacaktır. Oligarşi insafsızca sömürüsünû sürdürebilmek için direnişi kırmaya, emekçi halkı bütünüyle ses çıkartamaz hale getirmeye, teslim almaya, halktan yana olan herşeyi yok edip halkı esir ve köle haline getirmeye yönelik saldırılarını artırmaktadır; Ve daha fazla baskı, daha fazla terör için çığlık çığlığa feryat etmektedir. Ecevit hükümeti, oligarşinin cinnet halini almış olan baskı ve terör isteklerini tatmin etmek için bütün ülkeyi, bütün emekçi halkımızı askeri bir terörün ayakları altına atmaktan çekinmiyor. Bu dönemde emekçi halklarımızı daha zorlu bir mücadele bekliyor. Emperyalizmin ve yerli ortakları bir avuç sömürücü azınlığın cinnet halini almış olan baskı ve terör isteklerine karşı direnmek zorunluluğu açıktır. Faşizme karşı mücadelede, bu yeni girilen dönemde sıkıyönetim terörüne karşı mücadele ön plana geçmektedir. Faşizme teslim olmayacaksak, faşizmin halk güçlerini ezip yok etmesine, halkı köle haline getirmesine sessizce boyun eğmeyeceksek sıkıyönetime karşı etkili ve aktif bir mücadele vermek zorunluluğu kendini bugün daha açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu zorlu ve uzun süreli bir mücadele olarak kavranılmalıdır. Faşizme karşı birleşebilecek bütün güçlerin birleştirilmesi ve ortak eylemin örgütlenebilmesi devrimcilerin önünde duran en acil bir görev olmaktadır. Yeni dönemde sıkıyönetim terörüne karşı direnişi yaygınlaştırmak, yığınların muhalefetini direniş haline dönüştürmek ve bu direnişi devrimci bir yolda halk güçlerinin uzun süreli devrimci direniş savaşına doğru yükseltmek anlayışı ile mücadele etmek gereklidir. Halk güçlerinin birliği ve devrimci yoldaki direnişiyle faşizm mutlaka yenilecektir. Zafer mutlaka emekçi halklarımızın faşizme karşı devrimci savaşının olacaktır. |
|
|
Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org