|
|
|
|
Burjuva Liberalleri ve İç Savaş (1 )
DY, Sayı: 23, 24 Ekim 1978
Faşist güçlerin emekçi halklarımıza karşı yürüttüğü acımasız bir yok etme ve tahakküm altına alma savaşı karşışında "biz kardeş kavgasına karşıyız", "barıştan ve kardeşlikten yanayız" şeklindeki şamataların artık sadece burjuva liberallerine has bir ahmaklık gösterisi değil, daha ötesi, emekçi halklarımızın mücadelesinde kararsızlık, yılgınlık ve tereddüt yaratmaya yönelik bir ihanet olduğu her geçen gün daha açık bir şekilde görülebiliyor. Burjuva liberallerinin sınıflı toplumların tartışılmaz gerçeği o/an sınıf mücadelesinin keskinleştiği her dönemde tekrar edip durmayı bir gelenek haline getirdikleri, şu kör gözlerin bile gördüğü gerçeklere sırt dönen, barış havariliğini bir tarafa brrakalım. Sözde işçi sınıfı adına bu kardeş kavgasının burjuvazi tarafından önlenmesini |
![]() |
|
bekleyenler devrimci değil demokrat
adına bile layık değildirler. Ve onlar bugün köklü ekonomik ve sosyal
temelleri olan çatışmaya bir burjuva liberali gibi boşuna karşı çıkmaya ve
onu durdurmaya ıığraşırlarken ve onun durdurulmasını burjuvaziden yalvar
yakar beklerlerken ülkemiz gerçeklerinin ve proletaryanın sınıf bakış
açısının ne kadar uzağında olduklarını sergilemektedirler. Hükümetten bu
"kardeş kavgası"nı önlemesini bekleyen, bu savaşta proletaryanın ve emekçi
halkların yanında saf tutan Devrimcilere küfretmeyi kendilerine başlıca iş
edinen TKP, TKİP ve TİP gibileri emekçi halklarımıza karşı ihanet içinde
olanlardır. Bu revizyonistler, halk saflarında kararsızlık ve tereddüt
yaratmaya çalışarak emekçi halklarımızı arkadan hançerlemektedirler.
(20 Eylül 1978, Devrimci Yol, sayı 22) ÜLKEMİZİN ekonomik-sosyal yapısından kaynaklanan kriz, oligarşinin Ecevit umuduna rağmen, derinleşiyor. Emperyalizme bağımlılığın belirleyici olduğu bir ekonomik- sosyal sistem, baştanberi, sürekli yeni sorunlar üreterek bugünkü dengesiz ve çarpık bünyeyi ve onun bütün uzuvlarına yayılmış yaygın hastalıklarını ve çürümüşlüklerini meydana getirdi. Ekonomik ve mali sorunlar, içine girdiği çözümsüzlüklerden kurtarılamıyor. Yıllarca süren ağır sömürü, sürekli enflasyon, geniş yığınların büyük bir sefalet ve yokluk çemberi içine itilmesini, köylerden şehirlere büyük göçleri, geniş bir işsizler ordusunu ve çelişkilerin keskinleşmesini de birlikte getirmiştir. Ekonomik ve sosyal alandaki sorunlar, siyasal bunalımı da kaçınılmaz olarak derinleştirdi. Bilindiği gibi, bu şekildeki köklü nedenlere dayanan buhranın siyasal planda giderek bir iç savaş doğrultusunda derinleşmesi ve mevcut MC hükümeti yoluyla sorunların çözülmesinden oligarşinin umudu kesmesi üzerine, Ecevit hükümeti işbaşına getirilmişti. Bir bakıma gelişen iç savaşa karşı oligarşinin bir müdahalesi olarak görülmesi gereken Ecevit hükümetine rağmen, düzenin sorunlarına köklü çözümler getirilememekte, Ecevit hükümetinin getirdiği önlemler, her alanda buhrandan çıkışı sağlamaya ve nispi bir istikrara ulaşılmasına yetmemektedir. Şimdi buhranın giderek bir iç savaş doğrultusunda derinleştiği, çatışmaların yaygın bir biçimde şiddetlendiği gözleniyor. Buhranın derinleşmesinin bir sonucu olarak çatışmaların yaygınlaşması karşısında, bu hükümetin işbaşında kalmasını, belirli bir siyasi istikrara ulaşılmasına bağlı olarak gören burjuva çevrelerde, çatışmanın "taraflarını" ortadan kaldırmak suretiyle çatışmayı durdurma ve bu yolla siyasi istikrara ulaşma eğilimleri belirmektedir. "Terörizm"e karşı herkes birleşsin! "Şiddet eylemcilerine" karşı tedbirler getirilsin! Böylece istikrar gelecek! Çatışmanın köklü ekonomik ve sosyal nedenlerini kavrayamayan bu geleneksel burjuva liberal bakış açıları, sol içindeki (şiddet eylemlerine, bireysel terörizme ve maceracılığa karşı!) çeşitli eğilimler tarafından sergilenen küçük burjuva dar kafalılıklarında da yansımaktadır. İç savaş karşısındaki bu burjuva liberal-oportünist tavırlar Ecevit hükümetinin işbaşına getirilmesinden sonra sürekli ve sistemli bir şekilde işlenilmektedir. En son faşist saldırıların sempatizan düzeyindeki unsurlara, ılımlı kesimlere (ve bu arada TİP üyelerine de) yönelmesi karşısında sözkonusu burjuva liberal düşüncelerin pompalanması çabası en yüksek düzeye ulaşmıştır. Böylece ilginç bir tarzda TİKPden TKPye, TİPden HKye kadar, assolistliğini Cumhuriyet Gazetesinde U. Mumcunun yaptığı bir koro tarafından şu sınıf mücadelesinin (ve de onun şiddetli biçimlerinin) durdurulup toplumumuzun istikrara kavuşturulabilmesi için, "terörizme" ve "şiddet eylemcilerine" karşı kutsal bir "cihad" ilan edilmiştir. Şu bireysel teröristler olmasa, toplumumuz ne güzel bir huzura kavuşacak! O halde, sağda da olsa, solda da olsa şu şiddet eylemcilerine karşı çıkılmalıdır. Üstelik Marksizm ve de işçi sınıfı adına! "Terörizme" karşı yükselen bu savaş çağrılarının, burjuvazinin emekçi halkımıza ve devrimci halk güçlerine karşı yönelteceği "şiddet eylemlerinin" bir ön çalışması olduğuna da, hiç kuşku yoktur! Bugün yaşanan olayların içeriği nedir? Bu olaylar
karşısında her yurtsever insanın takınması gereken dürüst tavır ne
olmalıdır? iç savaş sorununda Devrimcilerin izlemeleri gereken politika ne
olmalıdır?
BEHİCE BORANIN "İŞÇİ" PARTİSİ SON haftalarda faşistlerin eylemleri alabildiğine yoğunlaşarak akıl almaz boyutlara ulaştı. Daha önce Devrimci Yoldaki birçok yazıda açıklandığı gibi, faşist güçler bizim gibi ülkelerde birçok kere sahnelenmiş, "Kontr-Gerilla" taktiklerine uygun bir savaş yürütüyorlar. Bu, "cüretli" cinayet ve katliamları, gerici ayaklanmaları, aldatıcı - hedef şaşırtıcı aldatma eylem ve taktikleri, yıldırıcı-panik yaratıcı pasifikasyon yöntemlerini içeren bir psikolojik savaş yöntemidir. Ülkemizdeki faşistler, bu konuda eğitilmiş uzmanlarca yönetilen bir karşı - devrimci savaş yürütüyorlar. Faşist güçlerin ülkemizde sürdürdükleri savaş çoktan beri sıradan kitleleri hedefleyen toplu katliamlar ve saldırılar niteliğine bürünmüştür. Kahveleri, belediye otobüslerini otomatik silahlarla tarıyor, bombalıyorlar. Bu yolla, bir yıldan bu yana siyasal eğilimlerini dikkate almaksızın yüzlerce yurttaşı öldürüp, yaraladılar. Son olarak, bu katliamlara, Bahçelievler katliamının da eklenmesi ve TİP üyesi gençlerin tamamen savunmasız bir durumdayken kaldıkları evde hunharca katledilmeleri üzerine, TİP ve genel başkanı Behice Boran, saldırıyı, olaylara karışmayan (!) İşçi Partilileri de oyuna getirerek sokağa çekmek için düzenlenmiş bir tertip olarak değerlendirdi ve oyuna gelmeyeceklerini ve de "silahlı çatışmaların işçi sınıfının politik hareketine yararı olmadığı için mücadeleyi bu yöntemlerle sürdürmeyi reddettiklerini" açıkladı! Behice Boran ve "Parti"si, faşist saldırılar karşısında olaydan "parti hareketlerinin" reklamını yapmak için yararlanmaya çabalarken, olay karşısındaki takındıkları tavırlarla utanç verici bir duruma düşmüşlerdir. Olaydan sonra TVye çıkan Behice Boran şunları söyleyebilmiştir. "Hedef doğrudan doğruya partimizin kendisidir. Bir takım kuvvetler diyebileceğimiz kuvvetler (!) işçi sınıfının gerçek ciddi partisi olarak TİPi görmektedirler.(!) İşçi sınıfının politik hareketini sindirmek ve dağıtmak için partimizi hedef almaktadırlar." Behice Boran nerde yaşadığını ve ne söylediğini büiyor mu? Yıllardır her siyasi eğilimden yüzlerce yurtseverin katledildiği bir ülkede nihayet, kendi üyelerinin de katledilmesi karşısında, "bir takım kuvvetler diyebileceğimiz kuvvetler" dediği faşist güçlerin, kendilerine, işçi sınıfının "gerçek, ciddi partisi olarak gördükleri" için saldırdıklarını ileri sürebiliyor. Kendi üyelerine en basit bir savunma anlayışı vermemiş olmanın hesabını vereceğine, TVde faşistlerin "TİPi işçi sınıfının gerçek ciddi partisi olarak gördüğünü" açıklayarak, bir "siyasi mevta" haline gelmiş TİPe reklam yoluyla azıcık da olsa can verebileceğini sanıyor. Yine sözkonusu olay üzerine yaptığı açıklamaların birinde Behice Boran şöyle diyordu: "Tahrik edip bize aynı biçimde cevap verdirmeyi başaramayacaklardır. Biz, Türkiye İşçi Partisi, işçi sınıfımızın politik hareketinin temsilcisi ve öncüsüyüz. Bunun sorumluluğunun bilincindeyiz. Silahlı çıkış ve çatışmaların işçi sınıfının politik hareketine yararı olmadığı için biz mücadeleyi bu yöntemlerle yürütmeyi reddediyoruz." (abç) Faşist güçler ülkemizin her tarafında tam bir yıldırma ve yoketme savaşı sürdürüyorlar. Öğretmenlere, işçilere, memurlara, gençlere, köylülere, aydınlara herkese karşı alçakça saldırılar düzenliyorlar. Tekelci burjuvazinin, geniş emekçi kitlelere karşı bir sindirme savaşı demek olan faşizmin saldırıları ve ona karşı emekçi halklarımızın devrimci bir direniş mücadelesinden oluşan çatışmalar tam bir ölüm kalım savaşı şeklinde ülkemizin her tarafını bir ağ gibi sarmıştır. Bu çatışmalar, ülkemizdeki sınıf mücadelesinin kazandığı en yüksek biçimlerden biridir. Faşist güçler tarafından "işçi sınıfının gerçek ciddi partisi" olarak görülen (!) TİP ise bu çatışmaları işçi sınıfının politik hareketi (yani TİP!) için yararsız bularak hükümet tarafından önlenmesini talebediyor: "İç politikada, ekonomik sorunların yanı sıra en başta gelen sorun terörizmin önlenmesi, can güvenliğinin sağlanmasıdır. Sekiz ayı geçen iktidar süresinde ortalık birden bire güllük gülistanlık olmaz mazereti geçerliliğini yitirmektedir. Asayiş konusunda daha iyi sonuçlar alınmaya başlandığı iddiası da Başbakanın bir kavli mücerreti olarak kalmaktadır. Terörün önlenmesinin, asayişin sağlanmasının yolu (...) etkin istihbarat, iz sürmektir (...) Hükümet mutlaka bu işi başarmalı, anarşiyi kontrol altına alabilmelidir." (abç) (Yürüyüş, sayı 181) Bu, katıksız bir burjuva liberalizminden başka hiçbir şey değildir. Mevcut düzenin tekelci patronları gibi, ekonomik sorunların yanısıra terörizmin de önlenerek asayişin sağlanması işini hükümetin mutlaka başarmasını dileyen birisinin, bu düzende ekonomik ve siyasal istikrar arayan burjuvalardan hiçbir farkı yoktur. İşçi sınıfı adına ekonomik ve siyasal krizin giderilmesini ve bu krizden kaynaklanan çalkantıların ("anarşinin"!) önlenmesini burjuvaziden talebetmek gerçekte işçi sınıfı adına utanılacak bir şeydir. Üstelik, burjuvazinin sözcüleri gibi "terörizme" ve "anarşiye" karşı mücadeleden sözetmekle, günümüzdeki olayların içeriği çarpıtılmakta ve hükümetin "terörizmi ve şiddet eylemlerini önleme" adına getirmekte olduğu baskı politikalarına soldan destek olmaya çalışılmaktadır. Zaten, son olaylardan sonra da, silahlı saldırılara karşı asla oyuna gelmeyeceklerini ilan edip durmaları ve burjuvazi karşısındaki meşruiyetlerini tazelemeleri, "meşru olmayan sol"dan ayrı tutulma talebinden başka bir şey değildir. Son olaylar karşısındaki tavrıyla Behice Boran ve
partisi, gerçekte bir burjuva aydınlar kulübünden başka birşey olmadığını
bir kez daha kanıtlamıştır. Yoksa, TİPin ve Behice Boranın olaydan sonra
ortaya koyduğu sosyalizm adına yüz kızartıcı tavırlar herhangi bir gerçek
- ciddi işçi partisi içindeki bir yönetici tarafından artaya koyulmuş
olsaydı, onların gerçek işçiler tarafindan evlerine, evdeki işlerinin
başına çoktan gönderilmiş olmaları gerekirdi. UĞUR MUMCUNUN TABANCALARI FAŞiST terörün her namuslu insan hayatını tehdit altına alan bir azgınlığa ulaştığı bir dönemde, Cumhuriyet Gazetesi ve Uğur Mumcu, faşizme karşı miicadele saflarında yer almaları gerekirken ne idüğü ve kime hizmet ettiği betirsiz (daha doğrusu belli!) bir "terörizme karşı mücadele" kampanyası yürütüyorlar. Marksizm - Leninizmin bireysel terörizme ne kadar zıt olduğunu ispatlamaya çalışıyorlar; Bu yolla, faşist saldırılar karşısında tam bir meşru ve haklı bir savunma durumunda bulunan devrimcilerin her türlü anti - faşist direniş eylemini mahkum etmeye çalışıyorlar. Bu tutumun, faşist saldırganları aklamaya, onların halk düşmanlıklarının üstünü küllemeye, yaşanılan gerçekleri bulandırmaya çalışan Hürriyet Gazetesinin tavrından hiçbir farkı olmayan bir tavır olduğu iyi bilinmelidir. Ortada bir takım teröristler var. Hem sağda, hem solda. "Anarşi"yi bunlar yaratıyorlar. Bunlar temizlenirse, bunların elindeki silahlar alınırsa herşey düzelecek. U. Mumcunun sahip olduğu bakış açısı olayların nedenini nerdeyse tabancaların varlığına bağlıyor. (En mühim mesele şu silah kaçakçılığının önlenmesi meselesi!) Televizyondaki "ünlü konuşmasında da herkesi silaha karşı çıkmaya çağrıyordu. U. Mumcu, halkımızın, Bahçelievlerde katiedilen TİP üyeleri gibi tamamen savunmasız bir durumda kalmasını mı istiyor? (Faşistler nasıl olsa onun lafını dinlemez. Oysa halkımızın içinde - hala - U. Mumcunun çağrısına uyacak bazı saf kişiler bulunabilir!) Eğer bir avuç faşist köpeğin koca bir halkı teslim alması istenmiyorsa bu türlü darkafalılıklardan kurtulunmalıdır. Ülkemizdeki yaşanan gerçekleri, "bireysel terörizm", "şiddet eylemcileri", "terörizme karşı mücadele" gibi burjuva safsataları ile çarpıtmaktan vazgeçilmelidir. Çünkü sorun, silahlar değil, silahların arkasındaki siyasettir. Bütün bir emekçi halkı teslim almaya yönelen silahlı zorbalarla, eline ne geçirebilirse onunla, dişiyle tırnağıyla zalimlere karşı direnen halk güçleri bir tutulabilir mi? Daha ötesi, "bireysel terörizm"den sözettin mi, faşist saldırıların arkasındaki sömürücü sınıfları ve onların siyasetlerini gözardı ediyorsun demektir. Herşeyden önce, faşist saldırı ve katliamlar bireysel teröristlik olarak gösterilemez. Faşist güçler örgütlü ve sistemli bir hareketin bir parçası olarak saldırıyorlar. Bombayı atan, silahın tetiğini çekenler tek tek kişiler olabilirler. Ama onlar örgütlüdürler. Resmi-sivil, gizli-açık, örgütleri ve partileri vardır. Örgütlü ve sistemli, bir siyasi hareketin bir parçası olarak teröre başvuruyorlar. Mücadele edilmesi, yıkılması gereken şey bu faşist terör hareketidir. Yoksa, sorunu "bireysel terörizme ve şiddet eylemcilerine karşı mücadele" olarak göstermeye kalkarsan, karşısında sadece (zaman zaman faşist hareketin kendisinin de öldürmekten çekinmediği) Cengiz Ayhan gibi 5-10 dengesiz serseriden başka kimseyi bulamazsın ve bunların bir kısmının yakalanıp hapsedilmesiyle de işlerin halledildiğini sanırsın. Oysa faşist hareket, bunların yerine yenilerini bulmakta hiçbir güçlük çekmez. Oysa Uğur Mumcu, birçok yazısında, bu olayların sınıf mücadelesi ile, faşizmle, proletarya - burjuvazi mücadelesi ile ilgisi olmadığını ileri sürmektedir. Faşistleriıı işledikleri cinayetlerin ve katliamların bir takım sapık kişilerin işi olduğunu iddia etmektedir. Faşist güçlerin, faşizmin çirkin ve insanlık dışı çehresini gizlemekten başka bir şeye yaramayan böyle bir tutumun amacını anlamak mümkün değildir. Otobüsdeki, kahvehanedeki, vapurdaki insanlar, öğrenciler, işçiler ve profesörler vurulup öldürülüyor: Bu işin faşizmle bile ilgisi olmayan insanlık dışı bir şey olduğunu söylemekle, belki "eylemi" lanetlerıiğini sanırsın, ama onu arkasındaki siyasetten soyutlarsan, sanki faşist hareketlerin insanlık dışı bir karakteri yokmuş gibi; gerçekten lanetlenmesi gerekeni korumuş olursun. O eylemlerin, geniş yığınlarda panik yaratmaya yönelik amacını deşifre edip ona karşı yürekli bir şekilde direnilmesi gerektiği ortaya konulmazsa, o insanlık dışı eylemleri örgütleyenler amaçlarına ulaşır; insanları dehşet içinde sokağa çıkaramaz hale getirebilirler, istedikleri dehşet ortamını yaratabilirler. Demek ki sorun, asla bir "şiddet eylemciliği" ve "terörizm" sorunu olarak ele alınmamalıdır. Şiddet, her zaman, sınıflar arasındaki mücadelenin belirli -tarihsel ve toplumsal koşullarda kazandığı bir biçimdir. Bu nedenle, her şiddet eylemi, ait olduğu sınıf siyasetinin bir parçası olarak değerlendirilebilir. Bu antifaşist direniş eylemleri açısından da aynen geçerlidir. Herhangi bir eylem, eğer emekçi halklarımızın direniş mücadelesini güçlendiriyorsa, faşist demagojileri dağıtıp, halk güçlerine moral veriyorsa, faşistlerin taktiklerini boşa çıkarıp halkın direniş azmini güçlendiriyorsa, hangi araçla - kaç kişiyle gerçekleştirilirse gerçekleştirilsin, halkımızın direniş mücadelesinin bir parçasıdır; bireysel terörizm değil! Önemli olan araç ve eylemin biçimi değil, eylemin siyasal içeriğidir. Günümüzde, ülkemizde süregiden olaylar da köklü ekonomik-sosyal ve siyasal nedenİere dayalıdır. "Şiddeti" hergün yüz kere lanetlemekle ve toplumsal barışa methiyeler düzmekle, barış hayalleri yaymakla hiçbir şey elde edilemeyeceği gün gibi ortadadır. Olayları bazı esrarengiz güçlerin tertiplediği bir oyun olarak görmek ve göstermek burjuva liberallerinin en çok sevdikleri şeylerden biridir. Bu gibi yöntemler, yaşanılan katı gerçekler karşısında artık hiçbir geçerliliği olmayan yüzeysel yaklaşımlar olmaktan öteye gidememektedir. Marksistler ise mücadelelerini böyle yüzeysel yaklaşımlar ve "toplumsal barış" hayalleri üzerine değil sınıf mücadelesine dayanan sınıf bakış açısına göre yönlendirirler. Ülkemizde faşist güçlerin bütün bir emekçi halkı yıldırıp-teslim almaya yönelik saldırıları ve bütün emekçi halk güçlerinin buna karşı direnişlerinden oluşan çatışmaların, ülkemizde bir iç savaş doğrultusunda derinleştiği herkesin görebildiği, bir şeydir. İktidarı alacak bir durumda bulunmamalarına rağmen, devrimcilerin bu çatışmalara karşı çıkması ve hükümetten bu "anarşiyi" önlemesini beklemesi düşünülemez. Aslında, şiddet konusunu Marksizm açısından tartışma konusu etmek anlamsız bir şeydir. Kimse de U. Mumcudan Marksizmin neye karşı olduğunu neye karşı olmadığını açıklamasını beklemiyor. Bugün ülkemizde son derece önemli günler yaşandığı bir gerçektir. Sadece Marksistlerin değil, bütün yurtsever - aydın kişilerin tutarlı bir anti - faşist tutum içinde bulunması gerekiyor. Kimse, Marksizmin, "bireysel terörizme" ve "şiddet eylemciliğine" ne kadar karşı olduğu üzerine konferanslar vererek kendi evinin kapısının çalınmasını bekleme hakkına sahip olmamalıdır. Her dürüst ve yurtsever insan, gerçekten boş lafları bir yana bırakarak, bütün halkımızın faşist terör hareketi karşısındaki direnme hakkını en yürekli bir şekilde savunmalıdır. Barış hayalleri yaymaktan vazgeçmelidir. Faşist güçler bütün bir halka karşı acımasız bir yok etme ve yıldırma savaşı yürütüyorlar. Bu savaşı ya onlar kazanacak, ya da halk kazanacak. Bu gerçeği anlamak için, Doğan Özleri, Bedrettin Cömertleri ve daha dün Karafakioğlunu öldüren silahın namlusunu alnımıza doğrultulmuş olarak görmek mi gerekiyor? |
|
|
Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org