Emekçi Halka Kalkan Eller Kırılmalı!

DY, Sayı: 22 20 Eylül 1978

FAŞİST güçlerin emekçi halklarımıza karşı yürüttüğü acımasız bir yok etme ve tahakküm altına alma savaşı karşısında "biz kardeş kavgasına karşıyız", "barıştan ve kardeşlikten yanayız’" şeklindeki şamataların artık sadece burjuva liberallerine has bir ahmaklık gösterisi değil, daha ötesi, emekçi halklarımızın mücadelesinde kararsızlık, yılgınlık ve tereddüt yaratmaya yönelik bir ihanet olduğu her geçen gün daha açık bir şekilde görülebiliyor. Burjuva liberallerinin sınıflı topiumların tartışılmaz gerçeği olan sınıf mücadelesinin keskinleştiği her dönemde tekrar edip durmayı bir

  gelenek haline getirdikleri şu kör gözlerin bile gördüğü gerçeklere sırt dönen barış havariliğini bir tarafa bırakalım. Sözde işçi sınıfı adına bu "kardeş kavgası"nın burjuvazi tarafından önlenmesini bekleyenler devrimci değil demokrat adına bile layık değillerdir. Ve onlar bugün köklü ekonomik ve sosyal temelleri olan çatışmaya bir burjuva liberali gibi boşuna karşı çıkmaya ve onu durdurmaya uğraşırlarken ve onun durdurulmasını burjuvaziden yalvar yakar beklerlerken ülkemiz gerçeklerinin ve proleteryanın sınıf bakış açısının ne kadar uzağında olduklarını sergilemektedirler. Hükümetten bu "kardeş kavgası"nı önlemesini bekleyen, bu savaşta proletaryanın ve emekçi halkların yanında saf tutan Devrimcilere küfretmeyi kendilerine başlıca iş edinen TKP, TİKP ve TİP gibileri emekçi halklarımıza karşı ihanet içinde olanlardır. Bu revizyonistler halk saflarında kararsızlık ve tereddüt yaratmaya çalışarak emekçi halklarımızı arkadan hançerlemektedirler.

Savaşı biz istemiyoruz. Savaşı emekçi halk güçleri başlatmıyor. Bugün her gören göz görüyor ki faşist güçler emekçi halklarımıza karşı acımasız bir yok etme ve tahakküm altına alma savaşı yürütüyorlar. Halkın üzerine kurşun yağdırıyor, otobüsleri, kahveleri otomatik silahlarla tarıyorlar. Kitlelerin toplu olarak bulundukları yerlere bombalar atarak toplu katliamlar tertipliyorlar. Malatya’da, Sivas’ta, Elazığ’da görüldüğü gibi halk içerisinde körüklenen bazı ayrımlardan da yararlanarak gerici ayaklanmalar düzenliyorlar. Yakıyor, yıkıyor, yağmalıyorlar. Ve herşeyi halkın gözü önünde uluorta yapıyorlar. Bütün bunları göz göre göre yapıyorlar. Bütün bunların karşısında emekçi halkın ve devrimcilerin elini kolunu bağlayıp beklemesini istemek düpedüz namussuzluktur. Devrimcilerin, halkın bütün bu saldırılar karşısında kendini meşru bir şekilde savunmasını istemelerine ve bunu yapmalarına karşı onları da anarşinin öteki sorumluları diye ilan etmeye kalkmak da gene namuslu bir insanın yapabileceği bir şey değildir.

Sivas; bütün bu gerçeklerin Malatya, Elazığ ve benzerlerinden sonra yeniden kanıtlanmasıdır sadece.

Sivas’taki olaylar Malatya ve Elazığ’da meydana gelen olaylarla tam bir bütünlük teşkil ediyor: Faşistlerin Erzurum’dan Sivas’a, Tokat’tan Elazığ’a doğru çizilecek bir çember içinde kalan bölgeyi kendileri için stratejik bir hedef ölarak seçtikleri görüiüyor. Bu alan içerisinde toplumun, egemenlik kurmalarına olanak sağlayacak olan kesimleri ile (ağalar ve büyük tüccarlar) ilişkiler kurarak, toplumun emekçi kesimleri üzerindeki baskı ve şiddetlerini arttırarak onları işsizliğe ve yokluğa-açlığa mahkum edip zorla büyük göçlere ya da sinip teslim olmaya zorlayarak bu bölgeyi kontrol altına almak istiyorlar. Yakıp yıkmalar, yağmalar, cinayetler, polis, MİT baskıları ve onlara iş vermeyip ellerinde olanları yağmalamak çabaları hep bunun için. (Alevi - Sünni çatışmaları hikayeleri bütün bunları perdeleme çabasından öte hiçbir şey değil).
Bunu başaramayacaklar. Elazığ’da da başaramayacaklar. Malatya’da da başaramayacaklar. Sivas’da da başaramayacaklar. Saldırdıkları heryerde yüzleri açığa çıkarılacak, gereken dersi alacaklar; emekçi halka kalkan eller kırılacak...

Elbette Devrimciler kendilerine düşen görevlerini gereğince yerine getirebilirlerse...

Bugün, bu konuda birçok eksiğimizin olduğu ortada olan birşeydir. Geniş emekçi yığınlarının bu gerçekleri kavrayabilmesi, bu mücadeleye seferber olabilmesi ve faşist hesapların boşa çıkarılabilmesi, faşist güçlerin saldırılarının püskürtülerek halkın nihai zaferinin gerçekleştirilebilmesi, şüphesiz uzun ve çetin bir mücadelenin işidir. Ve de öncü savaşçı bir proletarya partisinin bu mücadeleye doğru çizgideki önderliğinin gerçekleştirilebilmesi ile mümkündür. Devrimcilere düşen görev bu mücadelede bütün gücüyle, bütün varlığıyla; etiyle, dişiyle, tırnağıyla halkın yanıbaşında yer almak, mücadelenin en ön saflarında kararlılıkla savaşmak ve Devrimci Hareketimizin örgütlü mücadelesini proletaryanın öncü savaşçı partisi seviyesine bu zorlu ve çetin Devrimci Yoldan geçerek yükseltmeklir.


Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org