|
|
|
|
ECEVİT NEREYE GİDİYOR? CHP hükümeti işçi ücretlerinin dondurulması doğrultusunda çabalar sarfediyor. Tekelci burjuvaziye, kendisinin ne büyük hizmetlerde bulunabileceğini ve ekonomiyi nasıl bir "istikrar"a kavuşturabileceğini kanıtlamak istercesine sendika patronları ile "toplumsal sözleşme" imzalıyor... Gene CHP hükümeti, ülkedeki "siyasi istikrarı sağlama", "anarşiyi önleme" adına, sivil sıkıyönetim uygulamaları denilen baskı tedbirleri gündeme getiriyor. Tam kapasite icra-i sanat halinde olan faşist güçlere karşı tam bir hayırhah tutum içine giriyor ve hatta Ümit Erdal gibi işkenceci sapıkları terfi ettiriyor. Buna karşılık, sola karşı ("sol anarşistlere" karşı!) yeni baskı |
![]() |
|
tedbirleri planlamaya uğraşıyor. Sokaklarda modern
silahlarla donatılmış onbinlerce jandarma komandosuna gösteriler
düzenleterek devlet otoritesinin varlığını kanıtlamaya çalışırken,
otoriter devlet özlemleri yayıyor. Kürtler üzerindeki baskı-kontrol ve
pasifikasyon çabalarını yoğunlaştırıyor. Bütün emekçi halk kesimleri
üzerindeki baskıların adım adım artırılmasına yöneliyor.
Bütün bunların anlamı nedir ve bu gelişmelerin sonu nereye varacaktır? Gerçekten dürüst ve emekçi halklarımızdan yana duygular besleyen CHPlilerin kendi kendilerine sordukları, bugünün sorusu budur. Bu hükümetin hangi koşullar altında ve ne şekilde göreve getirildiği biliniyor: MC güçlerinin içinde bulunulan koşullarda, mevcut düzeni sürdüremez hale düşmeleri yüzünden iç ve dış desteklerini yitirmesi karşısında, bilinen biçimde düşürülerek yerine bu hükümet, mevcut sömürü ve zulüm düzeninin devam ettirilebilmesi için gerekli tedbirleri almak, bu düzeni tamir etmek üzere işbaşına getirilmişti. Egemen güçlerce ona verilen görev mevcut sömürü ve zulüm düzeninin işlerliğinin sürdürülebilmesi için, düzenin ayakta tutulabilmesi için alınması gereken asgari tedbirlerin alınması idi. Bu tedbirler de ekonomik yönden: Ücretlerin ve harcamaların kısıtlanması, devalüasyon ve zamlar yoluyla hayatın pahalandırılması, taban fiyatların maliyetlerin üzerine çıkmamasının sağlanması, vb. Siyasal yönden ise, özellikle bu tedbirler karşısında, halk muhalefetinin baskı altında tutulması, pasifize edilmesi... Bunu sağlamak için başlangıçta Ecevitin geniş bir umut kredisi vardı. Bu "kredi" azaldıkça, yerini halk muhalefetini bastırmanın evrensel yöntemi olan baskı tedbirlerinin alması ise kaçınılmaz bir şeydi. Bu açıdan bakıldığında, CHP hükümetinin kendisine verilen görevler açısından geldiği noktada anlaşılmaz bir yan yoktur. *** Ama, bu noktaya gelinceye kadar, gerek Ecevitin gerekse ona umut bağlayanların yapılan bunca "işi" kendi içlerine sindirebilmeleri için epey mesafe katedilmesi, ve epeyce dolap döndürülmesi gerekmiştir. Seçim meydanlarında yıllarca söyledikleri masallara ola ki kendileri de inanmışlardır. Şimdi ise, özgürlük, demokrasi, barış, ucuzluk adına(!) yapılan bunca işin kendi içlerine de sindirebilmelerine uygun bir şekilde, "yapacak başka bir şeyin olmadığını ve bunları yapmaya mecbur olduklarını(!)" hiç değilse kendilerini inandıracak şekilde rasyonalize etmeleri gerekmiştir. Faşist güçlerin tertip ve saldırıları bu dolabın döndürülmesindeki temel etken olmuştur. Ecevit hükümeti kurulduktan sonra faşist güçler yoğun bir saldırı, cinayet ve katliam dönemi başlattılar. Kısa vadede bir faşist darbe olanağının olmamasına rağmen, özellikle büyük basının yardımı ile böyle bir hava yarattılar. Faşistlerin her kanlı saldırısı ve her gerici yaygara hükümet adamlarının biraz daha "geri adım atmalarını" ve biraz daha egemen güçlere yamanmalarını getirmiştir. Ecevitin cüretkar çıkışlarıyla bu hükümetin halkla ve demokratik güçlerle olan pamuk ipliğine bağlı eski bağları bir bir koparılmıştır. Eskiden faşizme karşı mücadele vaadlerini ağzından eksik etmeyen Ecevit, "nereden gelirse gelsin, her türlü anarşiye karşıyız" gibi demagojileri bıkıp usanmadan tekrarlar hale gelmiştir. Bu suretle, faşist güçlerin cinayet ve saldırılarını önleme, can güvenliğini sağlama sorunu, adım adım, egemen sınıfların gündeme getirdiği "anarşiyi önleme", yani halk muhalefetini bastırma sorunu haline dönüştürülmüştür. Ecevitin tutumu, sorunun bu şekilde çarpıtılmasına gönüllü katılmak şeklinde olmuştur. Ecevit bu şekilde gittikçe Demirelleşerek (Ecevit hükümeti kurulduktan sonra hiç değilse "faşizmin tırmanışının duracağını"(!) "önceden gören" baylara bile) kendisinin asıl görevinin sömürü ve zulüm düzeninin sürdürülmesi olduğunu anlatmayı başarabilmiştir. Ve faşist tertip ve katliamlar sayesinde(!) kendisini emperyalizmin ve işbirlikçilerinin güvencesine terketmeyi içine sindire sindire gerçekleştirmiştir. Ama gene de, hiç belli olmaz! Bakarsınız şimdi de şu sivil sıkıyönetim uygulamaları ve sol anarşiye karşı tedbirleri gerçekleştirirken "ilkönce solu temizleyeceğim; faşizm zaten solcuların ve halkın ezilmesi için getirilir. Bu işi biz, onlardan önce yaparsak faşizme gerek kalmayacağı için faşizm tehlikesini önlemiş olacağız" gibi bir masalı anlatmaya kalkabilir. Bu şekilde halkı değil ama, örneğin bazı ilerici-solcu bayları inandıracak olursa, buna şaşmamak lazımdır! Ecevit hükümeti, şimdi, egemen sınıflar ve gerici-faşist güçler tarafından gündeme getirildiği şekilde, "siyasi istikrarı sağlama" ve "anarşiyi önleme" işiyle uğraşıyor. "Anarşiyi önleme" derken ne kastediliyor? Egemen
sınıfların bundan anladıkları şey, sınıf mücadelesinden ve bunun
şiddetlenmesinden başka birşey değildir. Sömürü ve zulmün en yoğun bir
biçimde sürdüğü, sınırsız bir zenginlik ve refah içinde yaşayanlarla,
acımasız bir sömürü ve sefalet içinde kahredilenlerin yan yana yaşadığı
bir toplumda sınıflar savaşının giderek artan bir şekilde şiddetlenmesinin
önüne nasıl geçilebilir? Sınıflar arasındaki ayrılık giderilmeden,
sınıflar çatışması nasıl önlenebilir? Bunun, sınıf mücadelesinin baskı
altına alınması, yani üstünün örtülmesinden (ve de onun üstü
örtülemeyecek kadar sivri olan uçlarının törpülenmesinden) başka bir yolu
yoktur. Ecevit hükümetinin, sorunu egemen sınıfların ortaya koydukları
biçimde "anarşiyi önleme" ve "siyasi istikrarı sağlama" şeklinde
benimsedikten sonra gündeme getirdiği program bundan başka birşey
değildir. Sivil sıkıyönetim uygulamaları, yakın dönem açısından, sol
görünümlü bir hükümet aracılığıyla uygulanılacak bir dizi baskıcı
politikalara doğru atılmış önemli bir adım olma özelliği taşımaktadır. Bu doğrultudaki bütün uygulamalara kesinlikle karşı çıkılmalıdır. Bütün bunlar faşistlerin emekçi halka karşı yürüttükleri savaş karşısında halkın elinin kolunun bağlanması, halkın direniş mevzilerinin dağıtılmaya çalışılmasından başka birşey değildir. Besbelli ki bugün tutulan yolla faşist güçlerle halk güçleri arasında süregelen savaş ortadan kaldırılamayacaktır. Çünkü bu savaş, bu şekilde, faşist güçlere kan vermekten başka bir anlama gelmeyen bu tür önlemlerle, ortadan kaldırılamaz. Bir savaş ya kaybedilir, ya da kazanılır. Yapılacak tek şey bu mücadelede emekçi yoksul halklarımızın safında yer almak, faşizmin azgın saldırılarına karşı bu mücadeleyi emekçi halklarımızın kazanması için savaşmaktır. Bu alınan tedbirler ise tam tersine, faşizme kan vermekten başka bir anlama gelmez! Bu şekilde iç savaşı önleyeceğim diye ordunun devreye sokulması yoluyla, daha ileri bir aşamada ordunun doğrudan bir şekilde aracılık edeceği açık faşist hir rejime geçiş sağlamaktan başka bir anlama gelmez. Halkın direniş mevzilerini elinden alarak, onun direniş güçlerini dağıtarak, faşizme karşı savaş azmini ve kararlılığını pasifize etmek, faşizmin önündeki tüm engelleri temizlemekten başka bir anlama gelmez. Bu yolda atılacak her adıma karşı kesin-kararlı ve tutarlı bir şekilde mücadele etmek ve buna karşı tüm emekçi yoksul halklarımızı uyarmak vazgeçilmez-acil görevimizdir. |
|
|
Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org