EMEKÇİ HALKIN FAŞİZME KARŞI SAVUNMA HAKKI ASLA ELİNDEN ALINAMAZ

Faşizm, bütün ezilenlerin can düşmanıdır. On milyonlarca emekçinin ekmeğine, özgürlüğüne ve canına yönelik kudurgan bir gericiliktir.

Faşizm, bütün emekçi-yoksul halklara karşı ilan edilmiş acımasız bir savaştır. Ve bütün devrimci halk güçleri, bütün-yoksul halklar bu azgın gericilik karşısında tam bir MEŞRU SAVUNMA durumundadırlar.

Malatya’dan İstanbul’a, Erzurum’dan Ankara’ya ülkemizin her tarafında, her gün yaşadıklarımız, bütün

  bunları tartışılmaz bir gerçek haline getirmiştir. Ve bugün tüm sorun, bu olgu karşısında, her gün yaşadığımız bu kudurmuş saldırganlık karşısında nasıl mücadele edilmesi gerektiğidir, ve hatta denebilir ki, bundan da öteye, bu sorunun çoktan belirginleşen doğru çizgideki pratik adımlarının nasıl atılacağıdır.

Her savaş gibi, halka karşı ilan edilmiş olan ve yürütülmekte olan bu savaşın da kendine özgü kuralları vardır ve eğer bir avuç halk düşmanına milyonlarca halkın teslim olması istenmiyorsa, bu savaşm kurallarını bilmek, bunun gereklerine uymak, ve bu uğurda mücadele etmek gereklidir.

Ve bilinmelidir ki, halka karşı ilan edilen bu savaşın kurallarını, bugün, bu savaşı ilan etmiş olan faşist güçler tayin ediyor. Faşist güçler karşısında tutarlı bir mücadele çizgisinin sürdürülebilmesi için, düşmanın nasıl ve nereden saldırdığının, hangi araçlarla saldırdığının, hangi tür silahlar kullandığının ve ne yapmak istediğinin, yani bütünüyle onun stratejisinin ve taktiklerinin bilinmesi, yakından gözlenmesi gereklidir.

Faşistler devrimci güçleri yoketmek için saldırıyor. Aydınları, dürüst ve yurtsever unsurları yıldırmak-sindirmek için öldürüyor. Bir korku ve dehşet ortamı yaratmak için, bu yolla halkı sindirip teslim almak için, tertip ve saldırılar düzenliyor. Halk güçlerini bölüp parçalayarak kendisine, hakimiyet kurabilmesi için yol açmaya yönelik kışkırtmalar tertipliyor.

Bunların yanısıra, bir başka temel nokta da şudur ki; yaşanılan faşist saldırılar, ancak doğrudan doğruya ABD emperyalizmi ile ilişki halinde ele alınmalıdır. Ülkemizdeki hiçbir temel siyasi gelişme ABD’den bağımsız olarak düşünülemez. Ülkemizde faşizm olgusu da ABD emperyalizminin doğrudan denetimi altında olan, ABD emperyalizminin ülkemizdeki gizli işgali çerçevesinde kavranabilecek olan bir olgudur. Devlet içinde yerleşik faşist güçlerden söz edildiği zaman anlaşılması gereken şey de, doğıudan CIA denetimi altındaki provokasyon, saldırı ve tedhiş mekanizmalarıdır.

CIA’nın uygulayagelmekte olduğu kontr-gerilla stratejisi bilinmektedir. Bunun temel öğelerinden biri, psikolojik savaştır. Geniş yığınların şaşırtma yoluyla, bir korku ve dehşet ortamı yaratılarak yönlendirilmesi, toplumun bilincinin köreltilmesi, kitlelerin devrimci unsurlardan uzaklaştırılıp tecrit edilmesi (balığın sudan çıkarılması) ve genel kitle pasifıkasyonu. ABD emperyalizminin kontrolündeki tüm karanlık güçler, sivil-resmi, gizli-açık tüm terör ve saldırı örgütleri, Türkeş’i, Hürriyet’i, MİT’i, kontr-gerillası ile, bu amaçlarla, devrimci güçleri ve halkın devrimci uyanışını yoketmek için sahnededirler; tam kapasiteyle icra-ı sanat eylemektedirler.

Bunun yanında, yine ABD emperyalizminin, dünya egemenliği sistemi içinde halkların kurtuluş mücadelelerini boğmak için, siyasal gelişmeleri kendisinin izlediği genel siyaset doğrultusunda etkilemek için çok daha karmaşık yöntemler kullandığı; kendi kontrolü altında "ayaklanmalar" tertiplediği ve karışıklıklar düzenlediği, askeri darbeler yaptırdığı da artık herkesin bildiği gerçeklerdir...

Oligarşinin çıkmazlar içinde kaldığı bir dönemde, emperyalist güçlerin onayını ve desteğini alarak iş başma gelen Ecevit hükümeti, büyük ölçüde, egemen güçlerin, emperyalist mihrakların istekleri doğrultusunda bir siyasi hat izliyor. Bu, bugünkü hükümetin, egemen güçler açısından kalıcı bir çözüm olduğu anlamına gelmiyor. Tam tersine, bu hükümete, düzenin onarılması doğrultusunda alınması gerekli bir kısım önlemler aldırılırken, faşist bir iktidar alternatifi ve faşist bir darbe ortamı sürekli canlı tutuluyor. Çok hareketli ve kaygan bir siyasal zemin söz konusudur. Ülkemizde, emperyalizmin saldırı siyasetlerine payandalık eden faşist mihrakların, bu gelişmeler içinde, egemen güçlerin politikalarından (sahip olduğu göreli bağımsız hareket yeteneği çerçevesinde) bir adım ileri bir konumda bulunabilecekleri ve ortamı hızla bir askeri darbe veya sıkıyönetime zorlama yönünde hareket ettikleri de eklenmelidir.

Ülkemizdeki gelişmeler ve karşı-devrim güçleri ile Devrimci halk güçleri arasındaki kıyasıya savaş bu siyasal zemin üzerinde sürmektedir.

Faşist güçlerin de büyük ölçüde hükümete karşı bir mücadele içinde oldukları bir ortamda; ve emekçi halkın kendi bağımsız iktidar alternatifinin bulunmadığı bugünkü durumda; öncelikle, devrimcilerin, bu hükümeti savunma durumunda olmadığı belirtilmelidir. Bu, elbetteki, faşist güçlerle bu hükümet arasındaki mücadelede bizim tarafsız olmamız demek değildir. Devrimciler her durumda olduğu gibi bu konumda da, faşist güçlere karşı en kararlı bir şekilde ve sonuna kadar mücadele edeceklerdir. Bunun yanında mevcut krizin derinleştirilmesi doğrultusundaki devrimci mücadelelerini sürdüreceklerdir. Burada şu ayrıma dikkat çekilmelidir: Mevcut krizin devrimci bir anlayışla derinleştirilmesi ile faşist güçlerin yaratmaya çalıştıkları şekilsiz bir kargaşa ortamı, aynı şeyler değildir. Bu ikisinin karıştınlması, bir yandan faşistlerle yanyana bir konuma, bir başka yandan da oportünizme ve pasifizme yol açma tehlikesini doğurur. Mevcut krizin devrimci bir doğrultuda derinleştirilmesi; şekilsiz bir siyasal kargaşanın tam tersine, emekçi ve ezilen sınıfların tercihlerinin farklılığının berraklaştırılmasını, ideolojik-siyasal-örgütsel alanlarda bu ayrım çizgilerinin netleştirilmesini, bağımsız ve devrimci bir iktidar alternatifi hareketinin yaratılmasını, devrimci güçlerle emekçi sınıflar arasındaki bağların kuvvetlendirilmesini, vb. içerir.

Bu ayrım çizgileri, faşizme karşı aktif ve tutarlı bir devrimci savunma çizgisinin de belirleyici öğelerini vermektedir. Bütün eylemlerin; halkın faşizme karşı savunma güçlerini pekiştirecek, faşist güçlerin aleyhine, devrimci halk güçleri lehine siyasal sonuçlar yaratacak, faşizmin demagojilerini açığa çıkaracak, siyasal bulanıklık değil siyasal netleşme yaratacak, halkın panik ve yılgınlığını değil faşizme karşı mücadele azmini pekiştirecek, vb. niteliklere sahip olması gereği bu doğrultuda derinliğine kavranmalıdır.

Ülkemizde hergün yaşadığımız gerçekler, halkın faşizme karşı savunma hakkının, direnme hakkının hiçbir gerekçeyle elinden alınamayacağının, faşizme karşı DEVIRİMCİ bir mücadele anlayışının gerekliliğinin ve Devrimci düşüncelerimizin doğruluğunun, yeniden yeniden kanıtlanmasından başka bir anlama gelmiyor. Buradan ötesi, mücadelenin pratik sorunlarına ilişkindir.


Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org