|
|
|
|
Faşizm Emekçi Halka Karşı Bir Savaş İlanıdır...
DY, ODTÜ Özel Sayısı: 7
8 Aralık 1977 ODTÜde meydana gelen olaylar bütün çıplaklığıyla ortada. Herşey milyonlarca insanın gözleri önünde oluyor. ODTÜnün binlerce öğrencisi, binlerce öğretim üyesi, idari personeli ve işçisi, yani on binin üzerindeki insan bu olayların içinde yaşıyor. Oradaki jandarma ve polisler herşeyi görüp seyrediyorlar. Ve yine tüm bu olaylar bütün bir kamuoyunun, milyonlarca insanın gözleri önünde oluyor. Koca bir demokrat kamuoyunun, CHP Genel Başkanı Ecevitin ve CHPnin diğer |
![]() |
|
saygıdeğer üyelerinin, "özgür basın"ın, başta "koca"
DİSK olmak üzere işçi sınıfının sendikal örgütlerinin, memurların,
öğretmenlerin, üniversitelerimizdeki binlerce profesör ve asistanımızın
gözleri önünde. Herşey bu denli açık. Gün gibi ortada! Buna rağmen bu
olayların özünü gerçekten görebiliyor muyuz? Anlamını kavrayabiliyor
muyuz? Ve de bu durum karşısında ne yapıyoruz? Devrimci işçi sendikaları,
ilerici kuruluşlar (arada bir demeç verip protesto etmekten başka) ne
yapıyorlar? Öğretmeni, memuru, işçisi, köylüsü, aydını, askeri ne yapıyor?
Aslında ODTÜdeki olayların gelişimi bugün ülkenin içinde bulunduğu durumu çok iyi bir şekilde ortaya serecek niteliktedir. İktidar ve faşist güçler onbinlerce ODTÜlü kitleye yıllardır "musallat" olmuşlardır. Zorla, baskıyla, hileyle, tehditle, korkutmayla, ölümle yıldırmaya çalışmaktadırlar. Eğitim yaptırmamaya çalışmaktadırlar. Böylece binlerce genci ve öğretim üyesini teslim almaya, faşistleştirmeye çalışmaktadırlar. Bunun için yapmadıklarını bırakmamışlardır. En son Hasan Tan diye bir alçak eliyle bir - iki yüz serseriyi paralı asker misali ODTÜye sokmuşlar ve sözüm ona jandarma ve polisin gözetimindeki saldırılarla olaylar çıkartıp okulu kapalı tutacak ve binlerce yurtsever öğrenciyi atıp idareye hakim olarak faşist serserileri içeri dolduracaklar ve ODTÜyü de faşistleştireceklerdir. ODTÜ olayları, tümüyle halk düşmanlarının bu alçakça saldırılarına karşı onurlu bir direnişin öyküsüdür. Bu olaylar sadece ODTÜye, sadece üniversitelere has olaylar da değildir. Bugün ülkemizin her tarafında durum üç aşağı beş yukarı aynıdır. Ve bütün halkımız işçisiyle, köylüsüyle, memuruyla böyle bir saldırıyla karşı karşıyadırlar. Bu çatışmalar ülkemizde bir baştan bir başa hergün yaşanıyor. İçten içe yanan bir ateş ülkemizi sarıyor: Olaylar böylece içterı içe gelişmekte, zaman. zaman, belirli yerlerde patlama noktasına ulaşmakta; böyleçe "ortaya çıkan" olay gelişigüzel ve çarpıtılmış bir şekilde "kamuoyuna" yansıtılmaktadır. Böyle durumlarda ise hep aynı şeyler olur: Birçok kuruluş protesto demeçleri verir. Bazı "sosyalist partilerin" o gün "uyanık" olanları hakim sınıfların "oyunlarına" dikkat çekerler,..Ecevit "haşin" bir demeçle iktidarı uyarır, vs... Sonra olay unutulur ve arşivdeki yerine, Seydişehir, Tariş, Elazığ, Aşkale, Divriği, Uşak, 1 Mayıs vb. dosyaların yanına bırakılır... Ama hayat durmuyor. Toplumsal yaşantımızın önüne geçilmez yasaları işlemeye devam ediyor. Karşı devrim güçlerinin faşist saldırıları ve ona karşı milyonlarca insanın yaşam kavgası; bu amansız mücadele kızışarak, derinleşerek, keskinleşerek sürüp gitmektedir. .Her gün ülkemizin bir tarafında bir ODTÜ, bir Aşkale, bir Elazığ, bir Tariş yeniden yaşanıyor. Şimdi Aşkale işçileri ne yapıyor? Yarın ne olacak? Elazığda faşist saldırılar bitti mi? Seydişehirde, Emekte, Aliağada, Yükselişte neler oluyor? Bütün bu olaylar karşısında, saldırılardan yakınmak, güvenlik kuvvetlerinden, hükümetten, devletten yakınmak saçmadır. Bugün birçok yazar, bir çok yurtsever insan bu saldırılardaki gaddarlığı, alçaklığı, acımasızlığı görüyor ve hükümetten, polisten, devletten yakınıp duruyor. Eğitim Enstitülerinde olanları anlatıp, "ne yapalım?" deyip duruyorlar. "Devlet nerede?" diye feryat ediyorlar. Bu, gelişen olayların en özlü noktasını anlamamaktır. Bir savaşta düşmanın tarafsız olmadığını bağırıp durmak, düşmanın kötülüğü üzerine nutuklar atmak ahmaklıktan başka bir şey değildir. Bugün ODTÜden Aşkaleye, Elazığ"dan Ümraniyeye, "1 Mayıs"tan Seydişehire, Tarişe vb. tüm gelişen olaylar tek bir can alıcı noktada birleşirler. Doğuda yaşadıklarımız, zamlar, lokavtlar ve bunun gibi her gün yaşadığımız bütün bu olaylar egemen sınıfların emekçi halkımıza karşı bir açık savaş ilanıdır. Bunu görmek, kavramak gerekir. Anlamak ve de gereğini yerine getirmek gerekir. Bize karşı ilan edilen bir savaşı kabul etmekten başka bir yolumuz yoktur. Evet, bu bir savaştır ve bu savaşın gereği neyse o yapılmalıdır. Bağırıp - çağırıp, yakınıp durmak değil. Bu savaşta "sağ teröristler", "sol teröristler" gibi ahmakça lafazanlıklara, safsatalara da yer yoktur. ODTÜde 4 bin kişinin üstüne atılan bomba ve kurşunlarla, o insanların kendilerini savunmaları aynı şey değildir. Yalnızca alçaklar ya da iflah olmaz bir şaşkınlığın içindekiler, bu ikisini bir tutabilir; yalnızca onlar halka saldırana "sağ terörist", kendini koruyan halka da "sol terörist" diyerek tarafsızlık taslayabilir. Devlet üzerine boş hayaller yayan nutuklar atabilir. Bir savaşta böylesi aptallıklar ve şaşkınlıklar ancak ve ancak milyonlarca emekçinin bir avuç zorbaya teslim olmasına yol açabilir. ODTÜ olayı, tıpkı Elazığ, Ümraniye, Aşkale gibi emekçi halklarımızın kurtuluş. yolunu gösteren böylesi özlü derslerle doludur. Bütün bunları görebiliyor muyuz? Anlayabiliyor muyuz? Eğer görebiliyorsak ve kavrayabiliyorsak, milyonlarca emekçinin özgürlüğüne - ekmeğine ve tüm insanca yaşama hakkına karşı ilan edilmiş bu savaşı kabul etmekten başka bir yolumuz olmadığını da artık anlamalıyız. Çünkü bir avuç sömürücü zorbanın zulmü altında inlemekten, bir avuç zalime esir olmaktan kurtulmanın ve insanca yaşama hakkı elde etmenin başka bir yolu yoktur. Bunu anlayacağız, savaşacağız ve kazanacağız. |
|
|
Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org