Örgütlenme Sorunu ve Devrimci Bir Kitle Partisi (Tartışmalardan)

Yasal açık bir parti ya da benzeri bir araç arkadaşlarımızın öz örgüt olarak ifade ettikleri şeye bağlı olarak gündeme gelmelidir. Önce yasal parti denilip öz örgütün oluşması ileriye bırakılacak olursa, yanlış yapılmış olur. Toparlanma veya örgütlenmenin bir aracı olarak yasal partiye karşı çıkıyorum. İdeolojik ve siyasal netlik yakalanmadan (ki bu kolay bir iş değil) böyle bir projeye girişilemez. Öncelikle ideolojik bir netlik gerekiyor. İdeolojik ve siyasal netliğimizi yaşama uyarlayacak asgari bir örgütlenmeye ihtiyaç var. Bu

  anlamda fazla bir şey yapılmadan adım atılırsa başarısız olur.
******
Toplumsal süreç kendimizin örgütlenmesini beklemiyor. Biz kendimizi örgütleyelim, kitle partisini veya cephesel emek partisini daha sonra yaratırız anlayışı bana doğru gelmiyor. Kendi özgül çıkarlarımızı emekçilerin çıkarlarının önüne koymuş oluruz. Devrimci Yol'cularla sınırlı veya sosyalistlerin biraraya gelip kurduğu bir partiyi doğru bulmuyorum. Demokratik bir kitle partisine ihtiyaç var.
*****
Geldiğimiz noktada bizi ileriye götürecek şeyin yasal bir parti olduğu iddia ediliyor. Varsayalım ki öyle. Partiyi neyle donatacaksmız? Topluma hangi düşünceleri götüreceksiniz? Uğruna ölünebilir bir sosyalizın anlayışını yerine koyamadığınız eski sosyalizm anlayışını mı? Eğer onu ortaya koyduysanız o zaman siyasal örgüt olmanın da çözüm noktalarından biri buydu. Yasal partiyi kurduğunuzda insanların uğruna ölebilecekleri birşeyleri gösterecekseniz siyasal hareket ohııak için uğrunda ölünecek bir şeyleri göstermeye hazırsınız demektir. Eğer insanları kendi sorunları etrafında örgütleyebilecek bir ilişki ağını yaratacak insanlar topluluğuna sahipseniz o zaman siyasal bir hareket olma ilişkisine de sahipsiniz demektir. Eğer yasal parti kurma aşamasındaysak siyasal hareket olma aşamasındayız demektir. Eğer yasal örgütlülüğü, partiyi cephenin bir aracı olarak görüyorsanız o cephenin içinde mücadeleyi yürütecek örgütlülüğe sahip olmanız gerekir.
******
Parti fıkrini aklım almıyor, hakikaten şüpheye düşüyorum(...).
******
Tek tek projeler topluluğumuzu kollektif bir çalışmaya yöneltemediği gibi var olan aralıklarıda arttırmaktadır. Genel bir duruş olmaksızın tek tek projelerin tartışılması sağlıksız sonuçlar vermektedir.Bugünün Türkiyesinde her türlü faaliyet gereklidir. '

Faşist yöntemlerle, demokratik usullerin yanyana, içiçe geçtiği bir tarzla yönetiliyoruz. Bu yönetim şekli altında bir ile gittiğinizde kanlı bir faşizmden bir başka ile gittiğinizde berbat, 2. sınıf bir demokrasiden sözedebilirsiniz.Bu durumda, örgütlenme ve çalışma tarzı konusunda genel bir duruş belirlenmeden tek tek proje önerileri ve girişimleri soru işareti yaratmaktadır. Topluluğumuzun, muhalefet alanlarında yürütülen faaliyetlere, kollektif bir tarzda yönelemeyişinin önünde ki en önemli engel işte bu soru işaretleridir.

Muhalefet yapmak için muhalefet yapmaya çalışmadığımıza göre; amacımız devrimci bir muhalefet yaratmaktır. Hayatın içinde durduğu yer devrimci olan bir muhalefet çalışması; bir devrimciler örgütünü gerektirir. Bir devrimciler örgütü yaratmak; hayatın içersinde durduğu yer devrimci olan bir muhalefet çalışması yapmakla mümkündür. Şu halde vakit kaybetmden, bir devrimciler örgütünü açık bir biçimde tanımlayalım. Ve yapalım.Bunu yapmadan ilerlememiz, kollektif bir biçimde ilerlememiz çok zor olacaktır. Bir devrimciler örgütünün açıkça tanımlanmasından kastedilen, elbette bir hiyerarşi ve örgüt şeması tarif etmek değil. Devrimciler örgütünü, hayatın tüm alanlarında sürdürülen devrimci çalışmaların bizatihi kendisi tanımlayabilir.

Şu halde devrimciler örgütü yaşamın tüm alanlarında oluşturduğumuz örgütlerin diyalektik bir toplamından oluşur. Yaşama müdahale ediş tarzımız ya da tarzlarımız, bugünden yarına devrimciler örgütünü şekillendirecektir. Bugüne kadar sürdürülen çalışmaların, birbirinden kopuk ya da diyalektik bir toplama dönüşememesinde, bir devrimciler örgütünün nasıl kavranması gerektiği konusunda bir kafa berraklığının olmaması en önemli nedendir.Bu kafa berraklığının sağlanmasına katkıda bulunabileceği umuduyla şunlar önerilebilir. Devrimciler örgütü, bizzat çalışmanın kendisi tarafmdan tanımlanabilir. Bu nedenlede kimsenin "tamam kurduk ya da bitti" diyebileceği birşey değildir. Çalışmanın gelişmesine, değişmesine, gerilemesine göre biçimler alır. Devrimci çalışmanın hayatın tüm alanlarında yarattığı örgütlerin diyalektik bir toplamıdır. Bu çalışmaların taşıyıcısı-sürükleyicisi insanların kendi aralarında kurdukları özel ilişki olarak tanımlanamaz. Ancak bu özel ilişki devrimciler örgütünün sigortasıdır. Ama kendisi değildir. Şu halde devrimciler örgütünün inşa edilmesi meselesi; hayatın içersinde konumlanmış bir grup profesyonel devrimcinin kendi aralarında oluşturacakları hiyararşi sorunu değildir.Devrimciler örgütünü; sınıfsız toplum oluşturuluncaya kadar sürecek bir örgütlenme süreci olarak algılamak gerekir.

En geniş kitle içinde en dar kadro çalışması anlayışı, yaşamın tüm alanlarına müdahale ediş tarzımızın temel duruş noktası olmalıdır.Başarılı bir devrimci faaliyetin nesnel gerçekler üzerinden yapılabildiğini bildiğimize göre; son tahlilde en genişin en darın karakterini belirleyeceğini unutmamalıyız. Ancak en darında en genişi biçimlendirebilme yeteneğine sahip olduğunu bilmeliyiz.Örgüt ve çalışma konusunda bundan sonrası, konumlanma meselesidir.

Sosyalizmin kendisini yeniden üretemediği bir ortamda, politik aidiyet duygusunun yokluğu olarak tanımlanan veya parçalı muhalefet akımlarının varlığı ya da üst kimliğin yokluğu (ki bu üst kimlik sosyalist ideolojinin birleştiriciliğidir) ile yasallık ve yasadışılık ikileminin birbiriyle mantıksal bir ilişkisi yoktur. İdeolojik sorun ya da aidiyet duygusunun yokluğu devam ediyorsa bir üst kimliğin yerine bir program ikame ederek işin içinden çıkmak olanaklı değildir. Politika yapabilmek için yasallığı kullanmaktan başka hareket alanının kalmadığı, mekanın örgütleyiciliği düşüncesi ile (ideolojik soruna bağlı olarak) sosyalizmin inandırıcılığını yitirdiği ve bu inandırıcılığını kazanılmasının zaman alacağı, Emek Sermaye çelişkisi dışındaki çelişkilerinin temel alan diğer muhalefet odaklarıyla birlikte toplumun ihtiyacı olan Demokratik bir kitle partisinin konjoktür gereği ihtiyaç olduğu önerileri birbirinden farklıdır.

Merkezi örgütcülük fikrini reddeden, makro politikalar yerine sadece alanlardan doğru politikalar yapmayı öneren anlayışın bugünkü Türkiye'nin ihtiyacına, Türkiye gerçeğine uymadığını dolayısıyla bizim içimizde süren tartışmalar açısından kendi bakımından böyle bir duruşla aramızda önemli bir mesafe olduğunu söylemek istiyorum. Burdan şuraya varmak istiyorum; sözettiğimiz üçüncü bir yolun ancak merkezi bir örgüt fıkriyle merkezi bir siyaset yapmayla açılabileceğini düşünüyorum. (....)
Yasal parti önerisinin (benim anladığım biçimiyle) kabul edilebilecek ve sempatiyle baktığım bir düşünce olduğunu söylemek istiyorum. Ben öneriyi şöyle anladım; bütün muhaliflerin içerisinde yer alabileceği kendisini ifade edebileceği bir Parti yani, sadece D.Y.'lerin olmadığı D.Y'lerin partisi olmayan D.Y.'lerin belki de başı çekmediği düzendeki düzenin muhalif güçlerinin bir arada olduğu bir parti. Böyle bir parti düşüncesine sıcak bakmakla birlikte bunun ötesinde şöyle bir yasal parti fıkrini doğru bulmuyorum:O da şu; örneğin bugünki siyasal sürecimizin tartışma sürecimizi bir yasal parti formuna büründürerek bu süreci bir yasal partiye dönüştürme düşüncesinin yanlış olacağını düşünüyorum. Aynı şekilde D.Y'lerin bundan sonraki Türkiye'deki siyaset arenasına sadece bir yasal parti ile çıkmasının yanlış olacağını düşünüyorum. Türkiye'de aynı şekilde devrimcilerin siyaset yapmasının tek ve temel aracının bir yasal parti olması fikrini doğru bulmadığımı söylemek istiyorum.Yasal parti Türkiye'deki sınıflar mücadelesinin ihtiyaç duyduğu örgütlenme biçimlerinden ihtiyaç duyduğu araçlardan bir tanesi olabilir ancak diyorum ve böyle bir yasal partinin kesin ve kesin olarak bir D.Yol partisi D. Yolcuların toplandığı ve siyaset yaptıkları esas araç olarak ele alınmaması gerektiğini düşünüyorum.
****
Arkadaşlar şimdi ben dönemin bir arayış dönemi olduğunu söylemekle başlamak istiyorum, bir tür deneme dönemidir, çok çeşitli formlar önerilebilir hayata geçirilmeye çalışılabilir başanlı ya da başarısız olunabilir Bununla birlikte şu an emekçilerin özgürlükçü, eşitlikçi, dayanışmacı bir kimliğe, bir hedefe bir muhalefete ve bu nitelikte bir harekete ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Kendi adıma önümüzdeki dönemin emekçiler açısından gerektirdiği, muhalefet hareket ekseninin bu olduğunu düşünüyorum. Bu hedeflerle yapılacak bir çalışmanın kendi biçimlerini ve kadrolarını yaratarak şu an daha önceki dönemin koşullarında şekillenmiş olan bizlerin yapısıni aşacağını düşünüyorum bundan dolayı biraz çelişik çatışmalı bir süreç yaşıyacağız. (......)

Bu noktada parti konusunda arkadaşların önermelerinde kitleye dönük bir siyasal çalışmanın yegane mümkün aracı sadece parti olabilirmiş gibi sunuldu. Ben buna pek katılmıyorum. Bir yasal partinin gerekliliğini söyleyen arkadaşların somut dayanakları, partinin olmaması gerektiğini söyleyen arkadaşların somut dayanaklarından daha fazla değil. Yani sonuçta somut bir dayanağı toplumda cisimleşmiş ortaya çıkmış veya belli bir çalışma sonucunda kendini dayatmış değil. Böyle somut dayanaklara dayanmadığı için havada kaldığını düşünüyorum. Partiye yapılan itirazlarda aynı nedenle havada kalıyor.
****
Her şeyden önce devrimcilerin örgütüyle birlikte yasal bir partinin oluşumu kabul gören bir düşünce. Ama eğer bu yasal parti, devrimciler örgütünün yerini alacaksa onun alanını dolduracaksa bu düşünce kabul görmüyor.
*****
Bir yasal parti birde öz örgüt diye iki farklı oluşumdan söz ediliyor ve yine görebildiğim kadarıyla tartışmalar içerisinde kimi konuşmacılar açısından çok belirgin bir şekilde olmak koşuluyla bu iiki anlayış yani öz örgütlenme ve yasal parti fikri karşı karşıya getirildi. Bu aslında başka bir karşı karşıya getirmenin sonucu olarak ortaya çıktı bana kalırsa. Bu toplum ve biz diye iki kategorinin karşı karşıya getirilmesi şeklinde idi. Yasal parti ihtiyacından söz edilirken aslında bizi bir ölçüde ilgilendiren ama esas olarak toplumun ihtiyacı olan bir örgütlenme diye söz edildi. Ben buradaki insanların toplumun bir parçası olduğunu düşünüyorum. En azından kendimin öyle olduğunu düşünüyorum.

Dolayısıyla toplumun ihtiyacından sözederken otomatikman kendi ihtiyacımızdan söz ettiğimiz kanaatindeyim. Dolayısıyla toplum ve biz şeklindeki bir ayrımı reddetmemiz gerektiğini düşünüyorum. Toplumun ihtiyacı olan şey aynı zamanda bizimde ihtiyacımızdır. Kaldıki bir yasal parti ihtiyacını tamamen toplumun ihtiyacı olarak tanımlamak bizi toplumun dışında yani onlara ihtiyaçlarını onların ihtiyaçlarını tespit eden onlara söyleyen hatta yapmaları için teşvik eden toplumun dışında garip bir oluşum olarak tanımlar diye düşünüyorum. Bizim içinden geldiğimiz siyasal geleneği, diğer farklı sol anlayışlardan ayıran çok temel bir çizgiyi ihmal etmemiz anlamına gelir. Benim bugüne kadar anlayabildiğim içinden geldiğim siyasi gelenek yani D. Yol geleneği, toplumun ihtiyaçları ile devrimcilerin ihtiyaçlarını ortak bir zemin içerisinde birleştiren, devrimcilerin öznel konumundan değil bir bütün halinde toplumun içinde bulunduğu somut durumdan hareket eden ve önüne bu somut durumu değiştirmeyi, dönüştürmeyi koyan bir siyasi gelenektir. Dolayısıyla bugün toplumun içinde bulunduğu bu somut dunımu dönüştürme fikri hedef ve bu hedefin aracı olarak yasal partiyi koyuyorsak kendimizi bu yasal partinin dışında tanımlamamız söz konusu olamaz. Şimdi öz örgüt meselesine gelince, bana kalırsa bu sözü edilen yasal parti bir kere devrimcilerinde öz örgütüdür. Türkiye'de emekten, özgürlükten, eşitlikten yana olan herkesin öz örgütüdür. Ama bu yasal partinin farklı sol anlayışların bir araya geldiği bir çatı olacağı varsayılırsa kuşkusuz bunun doğruluğu da tartışılacaktır. Ha bizler de kendimizi bir siyasi gelenek içerisinde bir siyasi gelenek olarak bu parti içerisinde bir eğilim olarak örgütleyebiliriz. Ama herkese eşit şartlar altında ve eşit bir hukuka tabi olarak.
******
Hiç kimse şunu beklemesin bir Demokratik devrimci kitle partisi kurulduğunda hemen yarm sabahleyin kapısında üye ohnak için binlerce insanm sıraya gireceğini düşünmeyin..
******
Yani eğer bir siyasal örgütlenme olacaksa bu siyasal örgütlenme örgütün kendisi ideolojik birlik ve netlik esasına göre kurulamaz diyor. Şimdi ideolojik birlik ve netlik esasına göre kurulamayan bir örgüt nasıl uzun dönemli bir stratejik geliştirecektir. Uzun dönemli bir stratejiyi nasıl önüne koyacaktır. Yani biz sadece bir konjonktürde mücadele edecek olan insanlarmıyız ve öylesi bir mücadele perspektifıne sahip bir düşünce miyiz, bir gelenek miyiz? Marksizm bu mu demek gereğini duyuyor insan. Hayır, bunu bu şekilden ayırmak lazım bir yasal parti düşüncesini bu tarzda koyan bir mantığın kendisi kesinlikle yanlıştır. Öz örgütlenmeyi ideolojik netlik esasına göre önüne koymayan bir siyasal hareketliliğin hiçbir şansı yoktur. Bunun dışında oluşacak hareketlilikler genel geçer konjonktürel hareketlilikler olacaktır. Bir adım ötesine geçemiyecektir.

Bir yandan öz örgütlenmenin kendisini ideolojik netlik esasına göre bugünden yarına kurmayı önüne koymayan veya bu tarzda  koyan bir mantıkla ayn düşündüğümü ifade etmek istiyorum.
******
Örgüt mü yasal parti mi diye bir tartışma tamamen saçma birşey olur. Örgüt mü gerekir bize yasal parti mi? Marksist örgüt kavramını bilenler için böyle bir şey tamamen yanlış birşeydir. Örgüt, işçi sınıfı örgütü bütün en geniş anlamıyla bütün işçi sınıfı örgütleri, bütün devrimci örgütleri, partileri yasal parti varsa yasal partiyi, sendikaları, gençlik örgütlerini kadın örgütlerini, en kitlesel örgütleri içinde barındıran bir örgütler toplamıdır. Örgüt bir tane örgüt değildir. Örgüt deyince kastedilen şey dar bir devrimciler örgütünden ibaret değildir. Yalnızca kastedilen şey. Çok geniş bir örgütler toplamıdır. Sovyetler Birliğinde siyasal alanın Türkiye gibi geniş olmadığı Çarlk Rusyası döneminde bile, durmadan mücadele eden zaman zaman onu boykot eden zaman zaınan oraya giden millet vekili temsilcileri olan bir mücadele anlayışı yüıütmüşlerdir ki çok dar çok sınırlı bir yasal parlamenter mücadele alanı vardır.Lenin'in o dönemlerde ileri kapitalist ülkeleri ömek gösteren ve orada daha farklı olmak zorunda olduğunu ifade ettiği çok açık yazıları vardır. Bugün Türkiye'de belki 50 yıllık uzun bir siyasal yaşam vardır, bu yasal siyasal mücadele alanının istisnai, istikrarsız ihmal edilebilir bir alan olmadığının kanıtıdır, yerleşmiş bir alandır. Bunu hepimiz kendi yaşamımızdan biliyoruz. Bir seçim olduğu zaman ya bağımsız aday görünümü içine giriyoruz. Ya başka bir biçimde seçimdeyse ittifak edebilecek, birlikte seçime girebilecek partiler arayabiliyoruz. Veya birileri gidip onun içerisine, seçim alanının dışında hissedemiyor. Hiçbirşey yapmasa akşamleyin oturup televizyon karşısına şu şu almış, bu almış, şurada MHP almış. Falan yerde SHP ileri gitmiş diyoruz, kopamıyoruz bu şeyin içerisinden. Bu bakımdan yeniden alanının yasal mücadele alanının Türkiye'nin bugünkü koşullarına göre yeniden tanımlanması ve örgüt kavramının bunun zıttı birşey ohnadığının kabul edilmesi gerekir.

Pekçok arkadaş öz örgütümüzü kurmalıyız, ondan sonra işte böyle birşey lazımsa onu yapalım diyor. Öz örgüt öncülerin örgütlenınesi demektir, çok dar bir çekirdek örgütlenmesidir. Önce bunu kuralım diyen arkadaşlar çok yanılıyorlar. Çünkü onu bu insanların içinde yeraldığı kitlesel örgütlenme alanı olmadan onu kurmak olanaksızdır. Çünkü öncüleri toplayıp örgüt yapıp, ondan sonra kitleleri örgütlemeye gidemezsiniz, öyle birşey yapamazsınız. Bu bakımdan yasal partiyle ilgili bizim tanımımız tarif edilirken söylenen sözlerin bu hataya düştüğü kanısındayım. Biz örgüt kuracağız kendi örgütümüzü kuracağız. Ondan sonra bir takım adamları memur edeceğiz, gidin yasal parti kurun yada başka birşey kurun.Hayır, bu şekilde gerçekleşmesi mümkün değil. Onun kitlesel bir örgüt ohnasıda mümkün değil. Benim inancıma göre bir yasal parti geniş bir örgütlenme biçimidir.Eski direniş komiteleri örneği var. Örneği veren güzel bir benzetme yaptı esasında. Ne çok fazla anlam yüklenmelidir, Türkiyedeki bütün meseleleri çözecek, her türlü örgüt sorunlarını çözecek birşey gibi görülmelidir. Ne de anlamsız birşey olarak görülmelidir. Direniş komiteleri o dönemde nasıl bizim kendi örgütlülüğümüzün kendi mücadele örgütlerimizin yeterli gelmediği ve nasıl kendi dışımızdaki bu anti-faşist potansiyel örgütleyerek ilerlememizin doğru olduğunu kabul etmekle gelişmişse ve biz kendimizi örgütlerken aynı zamanda direniş komitelerini de örgütlemişsek. Okuyacaksınız yazıları bu tartışmalar o zamanlar da vardı. Yani önce biz kendimizi örgütleyelim, ondan sonra direniş komitelerini örgütleyelim.

Kurtuluşcular önce parti kuralım, direniş komitesi cephedir sonra onu yapalım diyorlardı. Açıp okuyun parti cephe tartışmasını direniş komiteleri tartışmalarını öncüyle kitle ilişkisi arasında öncünün örgütlenınesiyle kitle örgütlenmesi arasındaki tartışmayı. Bunlar birbirinden tren vagonları gibi kopuk şeyler değildir. Biri önce gelir sonra öbürü arkasından gider denemez. Öncü kitleyi örgütlediği zaman öncüdür. Ben o kitleyi örgütlemeyen birşeyin öncü olduğunu nerden bileceğim. Kitleyi, o kitlesel örgütlenmeyi gerçekleştirme mücadelesi içindedir. Öncülük hakkı orda elde edilir. O mücadele içerisinde elde edilir. Öncü kendisini tanımlarken geniş kitlenin örgütlenmesini de gerçekleştirir. Onu da tanımlar.

Ben kitleyle öncü ilişkisini bir geniş kütle içerisinde daha yoğunlaşmış bir kütle olarak alıyorum. Ama bu kütle beraber oluşurken onun içerisinde bir kısım kendisini ayırmaksızın yoğunlaşır, kendini tanımlar. Ayırmaz, ki o bütün kütlenin vasıfsız birşey haline gelmesini önler. Ama baştan sen kendini sımsıkı bir yumruk haline getireceksin bunu hiçbir kütleyle bütünleştiremezsin. Bu sıkılmıştır bir başka kitlenin içerisine soksanda o kitle onu kabul etmez. şimdi hemen yapılması gereken nasıl bir sosyalizm tartışmasının çok kesin köşe taşlarını belirlemek değildir.Bence bir yasal parti kurmaya girişirkende, bir sendika kurmaya girişirkende, tabiki bu konudaki anlayışımızı tarif etmeye çalışmalıyız. Yepyeni birşey çıkmayacak, sosyalizm anlayışı konusundada yepyeni şeyler ortaya çıkmayacak, Yeni eskinin içinde vardır. Onu bulmalıyız ve geliştirmeliyiz.Adım adım geliştirmeye çalışmalıyız. Eskinin içinde o şimdi gelişme durumunda olan şeyleri bulup çıkarmalıyız. Eskinin içinde kalması gereken, eskimiş olanı ayırt etmeye çalışmalıyız. Şimdi bu bizim her dönem içerisinde birşeyler yapmamız için yetecek kadar vardır. Eğer yoksa bir sendika kurmak daha az ciddi bir iş değildir. Sendikada çalışmak bir Eğit-Sen'de çalışmak bir parti kurmaktan daha az ciddi birşey değildir. O işide yapmamız gerekir. O zaman yani biz kendimizi tarif edemedik, sosyalizm anlayışımızı belirleyemedik. O zaman sendikalarıda yapmayalım, olmaz böyle şey. Belki bir partinin elverişli aynı zamanda farklı yanı bir genel programı olarak birşeyi ortaya koymaya zorlamasıdır, bizi bu konuda daha çok motive edebilir. Yani biz Türkiye'ye ne öneriyoruz, nasıl bir hayat öneriyoruz. İşte belki insanların tartışmaya daha yoğun katılabileceği yer burasıdır. Sonuç olarak mücerret olarak bir planlama anlayışını tartışmca belki ilgi olmuyor ama bir özelleştirme tartışması olunca Türkiye'de ilgi çekiyor. Peki Türkiye'de sanayi, ticaret nasıl olacak, tarım nasıl örgütlenecek bu konularda belki genel hatlarıyla, çok katı olmayan, esnek ama bir yanı şu serbest piyasacı, sosyalizmden vazgeçmiş, sosyal demokrasiyle içiçe geçmiş devrimci olmayan bir anlayış. Diğer yanı katı merkeziyetçi -devletçi bürokratik bir sosyalizm anlayışı. Bu ikisiyle arasına kalınca bir çizgi çeken, kesin bir çizgi çeken ama onun içinde geliştirilebilecek noktaları yakalayarak demokratik-özgürlükçü-ilerletici-katılımcı- tabanın insiyatifine, yerel insiyatife ağırlık tanıyan bir anlayışın belki başlangıç noktalarını ortaya koyarak bunu geliştirebilecek bir esneklik içinde tarif etmek pekçok şeye olduğu gibi bir siyasal mücadeIe içinde yeterlidir.
*****
Bir üst aidiyet duygusunun oluşturulması olayından ağırlıkla sözedebiliriz. Yasal parti bunun üzerinde bir gerekçe olarak kondu. Ya da örgütlenmeler böylesine bir işlevin üzerine biçim olarak kondu. Bir üst aidiyet duygusunun oluşmadığı parçalı muhalefetin parçalarının birbirinden bağımsız alt aidiyetlerde oluştuğu bir Türkiye tablosunu görüyoruz.

Bu Türkiyede'de önce ortak bir aidiyet duygusunu oluşturacak, hareket, politik hareket yaratmak lazım. Ben kitlelerin üst aidiyet duygusuna ortak hareket biçimlerin yaşamadan yoğun ihtiyaç duyacağına inanmıyorum. Bu tür kitlelerde bir eylem çizgisini tutturmak gerekiyor, bir üst aidiyet duygusunu yaratmak için. Geçmişin örneği veriliyor doğru bir örnek. Yani bu noktada direniş komiteleri örneğinin içerisindeki ağırlıkla dar kadro çalışması yapılması hedeflenmişti. O partileşme süreci öyle tanımlannııştı. Geçmişte şimdide yine geniş kitleler içinde örgütlenmek gerekiyor. Bizim örgütlenmemiz onlardan ayrı bir öz örgüt olmamalı, onların da bizden ayrı bir örgütü olmamalı.

Kitlelerin kimi faşistleşirken kimi dincileşirken gerici hareketler olurken biz bunlarla beraber değiliz, biz bunlarla beraber olmanın araçlarını değil, işte bunlar şu anda beraberlik duygusuna henüz yakalamadığı halde bunların üstünden bir örgütü bir partiyi tartışıyoruz. Bunların üstünden bir parti bunları biraraya getirmez. Bilemediniz birkaç sendika, birkaç demokratik kitle örgütünün birbiriyle ekletik bir birliğini yakalayabiliriz. O da çok işleyen bir birlik olmaz. Tabansız bir birlik olur. Ya da ateş düştüğü yeri yakar misali o kadar bir birlik olur. Yapamayız böyle birşey eylem çiıgisinden de kastettiğim şurayı burayı böyle yapalım değil, arkadaşlar. Yani kampanyalar örgütleyelim, gece örgütleyelim. Hiçbirşey değil ama bunu iş üzerinden örgütleyelim. Bir duruş noktasından örgütleyelim, bu duruş islami hareketten olsun şurdan olsun o tartışmayı yapalım, şu anda kitlelerin ihtiyacı olan ortak duruş noktasını hedefleyen bir eylem hangisidir tartışalım, bu tartışmanın araçlarını yaratalım. Bu tartışmanın araçlarından biri bir yayın olabilir, iç yayın olabilir bunu tartışalım ama. Ortak aidiyet duygusunu oluşturacak eylem çizgisi üzerinden, ortak aidiyet duygusunu kendimizde de yakaladığınızı hissettiğimiz oranda onun örgütünü ondan sonra zaten şurasını burasını kurarız bugün. En yasal partilerin bile düzen içi partilerin bile hepsinin hem yasal hem yasadışı birçok yönü vardır. Yani yasalara sığmayan SHP'nin mesela mali kaynaklar vardır, destekleri vardır. Bunlar yasalara sığmaz. TÜSİYAD şeye karışamaz denir ama TÜSİYAD karışır. Bunlar yasalara sığmaz, yasa değil mesele. Mesele örgütlenme, ve halkın ortak bir noktada harekete geçirilme meselesi, kendimizinde onun içinde yer alması meselesi. Ve bunu ancak böyle bir mantığa sahip olan, hedefi sosyalizm olan insanlar topluluğu olarak bunu yapmak zorundayız. Kitlelerden kopuk insanlar değiliz, kitlelerle bağı olması gereken o bağı o hareketin içinde yakalaması gereken insanlarız.
******
Öncelikle şunu söyleyeyim. Direniş komiteleri olgusuyla bugün oluşturulmaya çalışılan parti anlayışının arasındaki ilişkiyi sadece ikisininde cephe örgütlenmesi olması ötesinde, ben denk bulmadım. Yani direniş komitelerini doğuran, yaşatan, yaratan koşullarla, ilişkileriyle bugün ifade edilmeye çalışılan, yaratılmaya, kurulmaya çalışılan parti arasındaki ilişkinin benzerliğinin ne olduğunu çözmüş değilim. Çözebilenler bana anlatırsa iyi olur. Ben sokakta gezerken bir bacağı bir kolu olmayan insan görüyorum. Ama bana hiçbiriniz kalbi olmayan, kafası kesik sokakta geçen bir insan gösteremezsiniz. Politika siyaset, hareket beyni, kafası ve kalbi olan bütünlüklü bir insana benzer. Bir bacağı bir kolu kopuksa belki yardımla yürütebilirsiniz ama başı yoksa kolu yoksa onu yürütmek müınkün değildir. Benim tartışmaya çalıştığım belki de insanların tartışmaya çalıştığı olgu bu. Ama ne hikmetse anlaşılamıyoruz

Bugün olayı sadece partiyi kurunca kitleselleşeceğiz diye almanında eksik olduğunu düşünüyorum. Biz kitleselleştiremeyen, bizi sürekli bir hareket haline getiremeyen şeyin sürekli politikalar üretememek olduğunu düşünüyorum. Eğer sürekli politikalar üretmenin aracı olarak yasal parti konuluyorsa net ifade edilsin.(...)


Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org