|
|
|
|
I. KÜRT ULUSU Tartışma, Kürtlerin "dağ Türkleri" mi oldukları, yoksa kendi ayrı dilleri,
kültürleri, tarihleri, ayrı coğrafyaları, manevi değerleri ve iktisadi
yaşantı birlikleri olan farklı bir ulus mu oldukları noktasında odaklaşmaktadır.
"Ulus, dil, toprak, iktisadi yaşantı birliğinin ve ortak kültür şeklinde
beliren ruhi şekillenme birliğinin hüküm sürdüğü, tarihi olarak oluşmuş
istikrarlı bir topluluktur.
Kürtlerin Kökeni Bugüne kadar resmi tarih tarafından yok sayılan Kürt tarihi ve Kürtlerin kökeni, artık günlük basında bile ele alınabilmektedir. Basındaki Kürt sorunu üzerine; Kürtlerin ulusal özellikleri, Kürt tarihi, dili, kültürü, ekonomik ve diğer durumları üzerine geniş olarak yer |
![]() |
|
almaya başlamış yazılardan bir iki örnek verelim: Eski Başbakan yardımcılarından Sadi Koçaş, "Kürtlerin Kökeni ve Anadolu
Kürtleri " adlı kitabı üzerine kendisiyle konuşan Nokta dergisi muhabirine
şu cevabı vermiştir:
Ord. Prof. Ekrem Akurgal da Cumhuriyet gazetesinde "Kürtlerin Kökeni" hakkında yazdığı makalede şöyle demektedir:
Gölge Adam gazetesinde de Kürt tarihi (bazı yanlışlar içerse de ayrıntılı olarak) anlatılmaya çalışılmıştır. Bu yazıda:
denilerek Kürtlerin kökeni ve tarihi üzerine açıklamalarda bulunduktan sonra, Kürt yakın tarihi üzerine de çeşitli belirlemeler yapılmaktadır. (Bkz: Gölge Adam, 21.7.1987) Metin Toker de yukarıda sözünü ettiğimiz yazısında:
Osmanlı döneminde, Kurtuluş savaşı sırasında ve Cumhuriyet'in ilk yıllarında Kürt halkının yaşadığı topraklara devlet tarafından da(resmi statüde) Kürdistan denirdi(2) Daha sonraları, (yani Kürtleri zorla asimile etme politikalarının ortaya çıkmasından sonra), bu isimlendirmeden ve Kürtlerle ilgili herhangi bir sözün telaffuz edilmesinden vazgeçildi. Kürtlerle ilgili bütün gerçekler yok sayıldı, inkar edildi. Kürtlerin zorla asimilasyonundan yana olan şoven milliyetçiler ve devlet, bu sözcükleri kullanmamakta ısrar etse de; herkes artık basında, kitaplarda, konuşmalarında bunları kullanıyor. Türkiye'nin "dost ve müttefıkleri" de Kürt halkının yaşadığı bölgelere "Kürdistan" diyorlar. Örneğin, 1987 yılında Federal Almanya Savunma Bakanlığı tarafından yayınlanan Kara, Hava ve Deniz Kuvvetleri dergilerinin Kasım sayılarında "Kürdistan" başlıklı bir makale yer aldı. Türkiye, İran, Irak üzerinde bir Kürdistan haritasının da yer aldığı bu yayınlarda, Kürtlerin kökeni ve tarihi gelişimlerine ilişkin bilgiler verildikten sonra şöyle deniliyordu:
"American Helsinki Watch Committee (Helsinki Gözlem Komitesi) tarafından hazırlanan raporda da şunlar yazmaktadır:
Kürt gerçeğinin telaffuz edilmeye başlandığının örneklerini çoğaltabiliriz. Hüsamettin Cindoruk, DYP genel başkanıyken verdiği demeçte, "Türkiye'de Kürtçe konuşan vatandaşların bulunduğundan" söz ederken; SHP Genel Başkanı Erdal İnönü de "Kürtçe konuşan suçlanamaz" (21.7.1987) diye demeç veriyordu. Şimdi Meclis Başkanı olan Yıldırım Akbulut bile, İçişleri Bakanlığı yaptığı sırada, "Kürtçe konuşan vatandaşa farklı bakmak yanlış" diyordu. (26.7.1987). M.Ali Birand şu soruyu soruyor: "Kendi dillerini konuşmalarını (zaten başka bir dil bilmediklerinden aralarında sürekli kullanıyorlar), kültürlerini almalarını neden cezalandırıyoruz? Neden korkuyoruz?" (21.7.1987) Yurdakul Fincancı: "Dil ve kültür farkını sorun yapmayan daha liberal bir yaklaşım gerekli gözüküyor" diyor (31.7.1987). 2000'e Doğru Dergisi yaptığı bir soruşturmada, TBMM'deki 30 millletvekilinin ana dillerinin Kürtçe olduğunu belirttiklerini açıklıyor (Sayı: 19, l988). Özal Hükümeti, Diyarbakır Askeri Cezaevindeki tutukluların yakınlarıyla ve avukatlarıyla Kürtçe konuşmalarına "izin" veriyor. Diyarbakır'da Kürtçe bir "arabesk müzik" kasetinin dağıtılmasına ve satılmasına "izin" verildiği haberi gazetelerde yer alıyordu. Kürt dili üzerine bilim adamlarının çok sayıda bilimsel incelemeleri olduğu da biliniyor. Son zamanlarda bunlardan basına yansımış olan birine işaret edelim:
Ord.Prof.Ekrem Akurgal, yazısının başında "Kürt sorunu tabu olmaktan çıkarılırsa daha kolay çözülür" demekte ve "Yanlış tarih tezimiz Kürtleri Türk saymaktadır. Bunun sonucu kendi kazdığımız kuyuya düşüyoruz. Bu insanlara sen Türksün demekle Türk olunmaz" diyen Aziz Nesin'e hak vermektedir. Ama, Kürt sorununun "ekonomik" nedenlerden kaynaklandığını söyleyerek, "Zaten Özal Hükümeti de GAP ile bu yörelerde geciken kalkınmayı gerçekleştirmektedir" gibi kolay bir çözüme ulaşmaktadır. Böylece sorunun bütününü görmesi ve bütünsel bir çözüme ulaşabilmesi mümkün olamamaktadır. Ord. Prof. Akurgal, yazısının başlığından da anlaşılacağı gibi, "Kürtlerin ayrı dilden, ayrı cinsten bir topluluk olmalarına karşın, kültür bakımından Türkiye'nin ayrılmaz bir parçası" olduğunu, çünkü Kürtlerin kesin anlamı ile bütün Anadolu'ya öz olan kültürün içinde yer aldığını, bu kültürle kaynaştığını savunmaktadır. Kültürlerin kaynaşması ve bunun savunulması güzel bir şeydir, ama Akurgal
bu noktada doğal kaynaşma ve özellikle günümüzde sürdürülen zorla asimilasyon
arasında açık bir ayrım yapmamakta ve bu tür baskılara açıkça tavır almamaktadır.
Kültürlerin birbirini zenginleştirerek kaynaşması için, her kültürün kendi
doğal gelişimi içinde özgürce gelişip serpilmesini, hiç bir dilin, kültürün
zor kullanılarak, yasaklanarak engellenmemesini savunmak da gerekmektedir.
Aksi bir tutum, kültürlerin kaynaşmasını değil, imhasını gerektirecektir.
Sosyo-ekonomik Durum Devlet İstatistik Enstitüsü'nün (DİE) araştırmaları, Kürt halkının üzerinde yaşadığı bölgelerin geri kalmışlığını çarpıcı bir şekilde ortaya sermektedir. DİE'nin verileri bu bölgelerde sanayileşmeden söz etmenin mümkün olmadığını ortaya koyuyor. Basında pek çok kereler bir çok vesileyle yer verilmiş olan bu verilerden bir kesitini 12.7.1987 tarihli Milliyet gazetesinden aktaralım:
Yine bu haberde, hemen hemen aynı nüfusa sahip Eskişehir ve Siirt karşılaştırıldığında, Eskişehir'de 57 matbaa bulunmasına karşılık, Siirt'te 4 matbaa olduğu ve Eskişehir'de toplam 7600 traktöre karşılık Siirt'te 1100 traktör bulunduğu da görülüyor.
Kaynak: Türkiye Ansiklopedisi Cilt VII, s 1796 Bugün çeşitli çevreler Kürt sorununun bir parçasını oluşturan ekonomik temelin bölgede kapitalizmin gelişmesiyle yok olacağııi ileri sürüyorlar. Özellikle GAP sayesinde üretici güçlerde meydana gelecek olan değişme ve gelişmelerle bölgenin şimdiki geri kalmışlıktan kurtulacağını ve Kürt ulusal sorununun da eriyip söneceğini ileri sürüyorlar. Kapitalizmin gelişmesinin ulus sorunu üzerindeki etkileri bilim tarafından ortaya konmuştur. Ulusallaşmayla kapitalizm birbiriyle kopmaz bağlarla bağlanmış paralel süreçlerdir. Bu bakımdan, bölgede kapitalizmin gelişmesinin, Kürt ulusal sorununu kendiliğinden söndürüp çözeceğini zannetmek bilime karşın boş hayallere bel bağlamaya devam etmek anlamına gelir. Kapitalizmin gelişmesi, uluslaşma sürecini hızlandırıyor, ulusal özellikleri yaygınlaştırıyor ve ulusal özlemleri artırıyorsa, o halde Kürt halkının yaşadığı bölgelerde kapitalizm gelişince, Kürtlerin Kürt olmaktan vazgeçip, ulusal dilleri ve özelliklerini yitirerek, ulusal özlem ve taleplerinden uzaklaşacakları nasıl beklenebilir? Bunun boş bir beklenti olacağını bilimin göstermesi yanında, tarihin önümüze serdiği deneyler de tekrar tekrar kanıtlıyor. Tatmin edilmemiş, eşit ve özgür bir ortamda doğal gelişmelerinin (ve de doğal kaynaşmaların) önü tıkanmış, bastırılmış ulusal özlemler öylesine derin ve kalıcı komplikasyonlara yol açmaktadır ki, ekonomik ortam ne kadar gelişkin olursa olsun, bunlar şu veya bu şekilde patlayarak, derin toplumsal yaralar açabilmektedirler. Kapitalizm ne denli gelişirse gelişsin, yine de Kürt ulusal sorunu olacaktır. Burada, ulusal sorun kapitalizm (ya da emperyalizm) koşullarında çözülemez mi, sorusu akla gelebilir. Hemen cevap verelim: Çözülebilir. Ulusların eşitliği ve özgürlüğü kabul edilerek; ulusal kültürlerin özgür ve eşit gelişmelerine olanak sağlayarak, yani doğal, kendiliğinden bir gelişme içinde kaynaşma koşullarını sağlayarak ve hiçbir baskı altına almayarak kapitalizm koşullarında da uluslar birarada kardeşce yaşayıp kaynaşabilirler. Bunun için vasat, ulusal baskının olmayacağı bir demokrasidir. Ekonomik ortam ve düzen ne kadar ileri olursa olsun; hatta bırakalım kapitalist düzeni, isterse "sosyalist" bir ekonomik düzende bulunsunlar ve milliyetçiliğe karşı sosyalizmin ideolojik ve insanlık değerlerinin üstünlüğü ile techiz olduklarını ileriye sürsünler, yine de tatmin edilmemiş ulusal özlemler nedeniyle bir ülkede ulusal sorun varlığını sürdürebilir. Bugün de bastırılmış, tatmin edilmemiş ulusal özlemlerin ulusların bilinçlerinde ve psikolojilerinde derin izler bırakacağı ve bunun ulusların davranışlarına yansıyacağının çeşitli örnekleri çeşitli ülkelerde sergilenmektedir. Ulusal özlemlerin özgür ve doğal gelişmeleri saptırılırsa, saptırma ister başka bir ulusun baskısı, isterse dayanıksız bir milliyetçiliğin ulusu peşine takarak sürüklediği serüvenler ve felaketler olsun, bu bastırma ve saptırmaların ulusların bilinçlerinde ve psikolojilerinde derin ve olumsuz izler bırakacağı ve bunun ulusun gelecekteki davranışlarına da uzun süre yansıyacağı bilinmelidir. Öte yandan Kürdistan açısından kapitalizmin bölgedeki gelişmesinin bilinen geriliğinin Kürt halkı üzerinde çağdışı bir sömürünün sürdürülmesinin temelini oluşturduğu konusu tartışma dışı bir gerçektir. Bölgede gelişebilmiş kapitalist ilişkiler, feodal ilişkileri ve aşiret ilişkilerini bütünüyle çözüp etkisizleştirmekten çok uzaktır. Bugün bölgede 200'den fazla aşiret bulunmaktadır. Ve toplumsal-ekonomik örgütlenme belli ölçülerde bu aşiretler bünyesinde gerçekleşmektedir. Toprak ağaları çoğunlukla bu aşiretlerin reisi durumundadır. Böylece ağalar, köylüler üzerindeki sömürülerinin yanı sıra siyasal denetim, baskı ve yönlendirmeyi de aşiret örgütlenmesi sayesinde gerçekleştirebiliyorlar. Kürt halkının yaşadığı bölgelerin bu geri sosyo-ekonomik yapısı, buradaki sınıfların mevzilenmesini doğrudan etkileyen tarihsel temel olmaktadır: Bu açıdan, Kürt ulusunun sınıfsal bileşimi ve Kürtler üzerinde uygulanan milli baskının niteliği, özellikle büyük bir çoğunluğunu yoksul köylülerin oluşturduğu bu bölgede, kırsal kesimde sürdrülen sömürünün muhtevası tarafından belirlenınektedir. (Bkz: Devrimci Yol, sayı:9) Kapitalizmin yukardan aşağıya sınırlı ölçüde de olsa geliştirilmesi nedeniyle bölgenin sosyo-ekonomik yapısı Türkiye genelindeki yapıya entegre olmakta, bir yandan sınıfsal ve ulusal baskıdan çıkarları olan kesimler aynılaşırken, diğer yandan kapitalizmin bu şekilde de olsa gelişmesi ekonomik bakımdan Kürtlerin uluslaşması sürecine katkıda bulunmaktadır. Ulus-öncesi konumlarındaki otarşik yapılar çözülmeye yönelmekte, bugün hâlâ etkisini sürdüren aşiret ilişkilerinin yanı sıra ve bunlardaki hızlı çözülmelerle birlikte, kapitalizmin yarattığı maddi ortamın ve şiddetli milli baskı politikalarının sonucu olarak Kürtler arasında ulusal bilinç de gelişmektedir. Böyle bir maddi ortam üzerinde hergün Kürt olduklarını inkar etmeleri "dağ Türkleri" olduklarını kabul etmeleri için zulüm gören Kürtler açısından bu şoven uygulamalar geri tepen bir silah olmakta ve Kürtlük bilinci kökleşmektedir. Paradoksal görünse bile şurası bir gerçektir ki, Türk şovenizminin yıllardır eksilmeyen saldırısı, Kürtlerin ulusal değerlerine daha çok sarılmaları, ulusal bilinçlerini geliştirmeleri ile sonuçlanmıştır. Kürt ulusal varlığının bir gerçek olması kadar bugün onlar üzerindeki ulusal baskı da bir gerçektir. Eğer bugün, 1988 Türkiye'sinde bir Kürt sorunu herkes tarafından kabul ediliyorsa ve bu sorun siyasal gündemin en önemli başlıkları arasında yer alıyorsa, bunun nedeni, Türkiye'de burjuva demokratik devrimin tamamlanmamış olmasında, demokrasinin kurulmamış olmasında, tarih içinde ve günümüzde Kürtlere özgürlük ve eşitlik verilmemiş olmasında, onların her ulusal talebinin kanla bastırılmış olmasında aranmaladır. (1) Örneğin, Ekrat beylikleri; "Ekrat" Kürtler anlamına gelmektedir. (2) Türklerle (Osmanlılar ile), Kürtler arasındaki ilk ilişki, Kürt Beyi İdrisi Bitlisi ile başlıyor. Yavuz Sultan dönemine kadar Osmanlı devleti Bitlis yöresine girmemiş. İdrisli Bitlisi gelmiş, Yavuz Sultan Selim'e, 'Biz böyle bir halkız' demiş, o da aşiret reislerini çağırarak, 'Biz Kürdüz diyorsanız, buraya Kürdistan diyorum, size de Kürt beyliği veriyorum' demiş" (Sadi Koçaş. Nokta Dergisi, 25 Haziran 1987) |
|
|
Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org