|
|
|
|
V. KÜRT SORUNU Bilindiği gibi ülkemizde devrimcilere,"anarşist"lik , "terörist"lik suçlamalarının yanında, "bölücülük" suçlamaları da yöneltilmektedir. Gerici, aşırı sağcı, faşist çevrelerce devrimcilere yöneltilen "bölücülük" suçlamalarının dayanağı, devrimcilerin, Kürtler üzerine uygulanan milli baskı ve zulme karşı çıkmalarıdır. Kürtlere zorla, dayakla, işkenceyle Kürt değil, Türk olduklarını kabul ettirmeye çalışanların uyguladıkları milli baskı ve zorla asimilasyon politikalarına karşı çıkan devrimciler, Kürtlerin de Türkler gibi eşit ulusal haklara ve özgürlüklere sahip olmalarını, kendi ulusal kültürleri ve özellikleriyle Türklerle eşit ve hiç bir ulusal baskıya maruz kalmadan özgürce yaşayabilmelerini istemişler ve kendi kaderlerini özgürce tayin etme haklarını savunmuşlardır. İşte bundan dolayı |
![]() |
|
devrimciler, malum çevrelerce "bölücü" diye suçlanmışlardır. Bu yüzden ardı arkası kesilmeyen baskılara, kovuşturmalara maruz kalmışlar, ağır cezalara çarptırılmışlardır. Uzun yıllar Türkiye'de Kürt ve Kürt sorunu olduğundan bahsetmek şiddetle cezalandırılan ve "bölücülük" olarak görülen bir davranıştı. Ama artık bugün çeşitli çevreler Kürt sorununu tartışır hale gelmişlerdir. Bunun nedeni, bugüne kadar Kürt sorunu konusunda izlenmiş olan resmi politikaların tıkanması ve Kürdü, dayak zoruyla "Türk" yapmanın hiçbir zaman çözüm olmadığının anlaşılmaya başlanması mıdır? Bugün bu denli iyimser olmak için yeterli neden yoktur. Ama bu konuda yeni bir "durum"un ortaya çıktığı da herkes tarafından görülmektedir. Kürt sorununun çeşitli çevrelerce tartışılmaya başlanmasının ardında iç ve dış dinamikler ve köklü toplumsal dönüşümler yatmaktadır. İşte bu nedenle, yurtsever, ilerici, solcu, devrimci pek çok insanın cezaevlerine doldurulmasına gerekçe gösterilen kavramlar-düşünceler, artık "kürtçü, bölücü" falan denilemeyecek kişiler tarafından kamuoyu önünde ele alınmakta, bunların bir kısmı daha rasyonel bir asimilasyon politikası önermekte, bir kısmı ise, sorunun çözümü olarak "demokrasi kurallarını" göstermektedir. Ama ne olursa olsun, bugün ortada duran gerçek, Kürt sorununun yavaş yavaş bir "tabu" olmaktan çıkmaya başlamasıdır. "Kürt sorunu", "Kürdistan", "Kürt gerçeği", "Kürtçe", "Kürtçe'nin serbest bırakılması" vb. konular, günlük basında sıradan haber-yorumlarda yer almaktadır. Örneğin M.Ali Birand 3.3.1987 günü Milliyet gazetesinde yayınlanan yazısında şöyle diyor.
Metin Toker, 15.3.1987 günü Milliyet gazetesindeki makalesinde:
diyor. Yurdakul Fincancı, 31.7.1987 günkü Milliyet'teki yazısında şöyle diyor:
Kürt sorunu artık gerek iç kamuoyu gerek dış dünya karşısında basit bir eşkiyalık sorunu olarak geçiştirilemeyecek bir boyuta ulaşınca; mızrak çuvala sığmayınca, resmi ideoloji yetersiz kalmış ve bu ideolojinin tabuları fiilen yıkılmıştır. Ve sonuçta Kürt sorunu herkesçe tartışılır olmuştur. |
|
|
Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org