19. DEMİREL'İN POLİTİKALARINA BİR ÖRNEK: TARİŞ

Demirel, bütün MC hükümetleri sırasında MHP'li faşistleri açıktan destekleyen ve koruyan bir politika yürütmüştür. Faşist saldırılar pek çok yerde AP'li yurttaşları da hedeflemesine ve kendi partilileri de zarara uğramasına rağmen, bu politikasını pervasızca sürdürmekten vazgeçmemiştir.

İzmir'deki TARİŞ işletmelerinde yaşananlar, durumun örneklerinden birini oluşturur.

İlk MC Hükümeti'nin kurulmasından sonra bütün devlet işletmelerinde olduğu gibi TARİŞ'te de yoğun bir faşistleştirme politikası yürütülmüştü. İşletmeye MHP'li militanlar doldurulmuş(*), işçiler faşistlerin baskı ve

  saldırılarıyla sindirilmiş; TARİŞ, faşistlerin arpalığı ve bir saldırı üssü haline getirilmişti.

AP İzmir milletvekili Talat Asal, Başbakan Süleyman Demirel'e yazdığı bir raporda TARİŞ'teki durumu aynen şöyle anlatıyordu:

"İzmir İl Başkanımızın isteği üzerine TARİŞ iplik fabrikası bünyesindeki hadiselerin delillerle sabit fecaatı karşısında durumu zat-ı alilerine arz zarureti hasıl olmuştur.

Bahis konusu gün iplik fabrikasında 500 işçinin işi bırakma zaruretinde kaldığı, bunlardan tamamınm AP'li olduğu ve tamama yakın olanların ÇİĞLİ BELEDİYE binasında toplanmış bulunduğu, durumu görmemiz gerektiği Başkanımız tarafından bildirildi. Şikayetleri dinlemeye başladık, şurasını hemen arz etmek isterim ki, her şikayeti delille tespit ettik.

Ülkücü İşçiler Derneği piyango biletleri, çekiliş zamanı geçmiş olmasına rağmen, AP'li işçilere 50 TL mukabilinde zorla satılmıştı. Almak istemeyenler dövülmüşlerdir; dövülmektedirler. Tarafımızdan bu kişilerin salonda olup olmadığı sorulmuş, bu kişiler huzura alınmış ve yüzdeki darp izleri bizzat müşahade edilmiştir.

Ülkücü İşçiler Derneği nin aidat makbuzları karşılığında AP'li işçilerden para toplanmıştır. MHP Genel Merkezi'nden emir verildiği, seçim için para toplanacağı bildirilerek, her işçiden 100-200 lira talep olunmuştur, talep olunmaktadır. Vermeyen işçiler işkenceye muhatap tutulmuşlardır.

Örnek olarak ilişikte takdim edilen bülten ve benzeri MHP bildirileri, AP'li işçilere zorla dağıttırılmaktadır. İtiraz edenler dayağa maruz kalmaktadırlar.

İki adeti örnek olması için takdim kılınan üye kayıt fişleri ile derneğe zorla üye kayıt ettirilmektedir.

AP'liler zorla partiden istifaya davet olunmaktadır. Bunu yapmayanların cezası işkencedir. Bu da sabittir.

Irza tecavüzle ilgili hususlar tesbit edilmiştir. Bu feci hali burada açıkça izahtan utanç duyuyorum. Aynen arz ediyorum. Elif Türkmen: 'Bana ve arkadaşlarıma söyleyemeyeceğim çirkin tekliflerde bulundular. Makine aralarına sokup sıkıştırmak istediler. Zorla ve para mukabili çirkin tekliflerde bulundular.'

Fatma Zeymek: 'Zorla götürmek istediler, gitmedim. Korkumdan on gün işe gidemedim. İşi bırakmak istedim. Bıraktırmadılar. İsim veriyorum, oba başkanı Mehmet Kandilli.' Bu ifadelerin karşısında diğer kadınların konuşmasına müsaade etmedik.

Maalesef bunların tamamı doğrudur. Hatta daha ilerisi vardır. Öze1 işkence odaları meydana getirilmiştir. Bunların, dövülenlerin sesi duyulmasın diye gürültülü yerlerde yapıldığı bize ifade olunmuştur. Bize mensup ya da bize yakın olanlar, idareciler, hepsini doğrulamışlardır."(*)

İşte Demirel, daima (kendi partililerine bile işkence yapan, haraç vermeye, AP'den ayrılarak MHP'ye geçmeye zorlayan, AP'li kadın işçilerin ırzına tecavüz eden) bu faşistleri destekleyen bir politika yürütmüştür. MC hükümetleri döneminde böyle bir görünüm kazanan TARiŞ işletmeleri de tam bir iflasın eşiğine gelmişti.

Ancak, 1977 yılında MC'nin düşmesinden sonra işçilerin mücadeleleri sonucu TARİŞ yeniden normal bir işletme haline dönüşmüş; üretim en yüksek düzeye ulaşmıştı.

Demirel 1980 yılına girerken, III.MC Hükümeti`ni kurduktan sonra TARİŞ'te (herhalde Talat Asal'ın mektubunda anlatılan eski haline döndürmek için olacak!) hiç vakit kaybetmeden harekete geçti.

TARİŞ Olayları

Şubat ayı içerisinde, TARİŞ işletmelerinde çalışan işçiler -büyük tepkiler yaratacağı biline biline- işletmelerdeki işlerinden atılmak istendi. Binlerce işçi, haklı olarak bu karara karşı çıktı ve direnişe geçti.

Hükümet, orduyu-polisi işçilerin üzerine sevk etti. İzmir'de yayın yapan hükümet yanlısı Yeni Asır gazetesi, Tariş işletmelerinin duvarlarına "Türk askerini arkadan vur, Rus askerine selam dur" yazıları yazıldığı şeklinde, tümüyle yalan haberler yayınladı ve orduyu, askerleri işçilerin üzerine kışkırttı. Olaylar işten çıkarılmak istenen işçilerin oturduğu mahallelere yayıldı. Polis ve askerler işçileri destekleyen halka ve öğrencilere saldırdı. Olaylar TV'de ve bazı gazetelerde daha da büyütülerek, sanki bir savaş haberi gibi yansıtıldı. İşçilerin fabrikaları, işletmeleri tahrip ettiği(!) silahlanıp dağlara çıktıkları(!) yazıldı. Hepsi tümüyle yalandı.

22 Ocak günü "arama yapmak" bahanesiyle, yüzlerce polis ve jandarma panzerlerle, kariyerlerle TARİŞ'e baskın yaptılar. Tüm işletmelerde operasyon düzenlendi. Panzerler kapıları kırıyor, duvarları yıkıyor, işçilerin üzerlerine ateş açıyordu. Yapılan arama falan değil, düpedüz bir saldırı ve işgal operasyonuydu.

İlk önce üzüm işletmeleri ve yağ kombinalarına saldıran polis ve jandarmanın bu tutumunu gören iplik fabrikasındaki işçiler, aynı tür bir uygulamayla karşılaşacaklarını anlayınca, direnişe geçtiler. Polisin silahlı saldırısına karşı kendilerini iğlerle, masuralarla koıumaya çahştılar. Polis bu direniş nedeniyle fabrikaya giremedi.

Olay çok kısa sürede İzmir'de duyuldu. İzmir'in gecekondu mahallerinde özellikle de TARİŞ işçilerinin oturduğu Çimentepe, Gültepe gibi gecekondu bölgelerinde halk sokağa döküldü. Ege Üniversitesi öğrencileri Üniversiteyi işgal ederek, TARİŞ direnişini desteklediler. Polisle öğrenciler arasında çıkan çatışmada 60'tan fazla öğrenci ve 7 polis yaralandı. Çatışmalar gecekondu mahallelerinde de sürdü.

22 Ocak günü sabaha karşı işletme yönetimine haber vermeden "arama" bahanesiyle yapılan baskın üzerine başlayan direnişler, bir süre sonra kendiliğinden kaldırılmış ve tüm işletmelerde üretim yeniden başlamıştı. Ancak hemen arkasından gazetelere verilen paralı ilanlarla, fabrikaların bir hafta süreyle kapatılacağı, işletmenin bütün işçilerin işine son verme hakkının doğduğu, fabrikalar yeniden açıldığında direnişe katılmayanların yeniden işe başlayabileceği açıklandı. Bu bir haftalık süre içinde amaç bütün işçilerin işlerine son vermek, yerlerine kendi adamlarını doldurmaktı.

7 Şubat günü polis tekrar operasyona başladı. İşçiler işletmelerde barikatları yeniden kurdular ve polisi içeri sokmadılar. Generallerin yönetimindeki güvenlik güçleri, kariyerler, tanklar, helikopterlerle hücuma geçtiler ve çatışma başladı. Ateşli silahların kullanılmadığı, ancak panzerlerin devrede olduğu, taş, sopa, molotof kokteyli vb. araçlarla yapılan çatışma 3 saat kadar sürdü. Birçok işçi yaralandı. Fabrikalar boşaltıldı. Yüzlerce işçi gözaltına alınarak, Alsancak'taki stadyuma götürüldü. Diğer fabrikalar boşaltıldıktan sonra, iplik fabrikasına giden güvenlik kuvvetleri, daha fabrikaya varmadan gecekondu halkının barikatlarıyla karşılaştı. Çiğli, Çimentepe, Maraş Mahallesi gecekondu halkının oluşturduğu barikatlar, polis tarafından aşılamadı. Bir gün öncesinden de, diğer üniversitelerdeki operasyonları protesto etmek amacıyla Gültepe ve Alltındağ'da ve diğer semtlerde halk sokağa dökülmüştü. Kentin çeşidi yerlerinde esnaflar dükkanlarının kepenklerini indirdiler. DİSK üyesi işçiler tüm işyerlerinde bir günlük direnişe geçtiler. Gültepe başta olmak üzere diğer bölgelerde gecekondu halkı ile polis arasında çatışmalar çıktı. Gültepe'de 400 işçiyle birlikte, "halkı tahrik ettiği" gerekçesiyle Gültepe Belediye Başkanı da gözaltına alındı.

Bir gün önce polis tarafından boşaltılan Yağ Kombinası, işçiler tarafından bir süre tekrar geri alındı. Fabrikaya girmeyi başaran işçiler, yeniden direnişe geçtiler. Ancak polis hemen müdahale etti. Yağ Kombinasına panzerlerle giren polis ile işçiler arasında çıkan çatışmada 3 kişi polisin açtığı ateş sonucu yaralandı. İşçiler fabrikayı yeniden boşalttılar.

Diğer üniteler boşaltıldıktan sonra, 7-10 Şubat arası Çiğli, Çimentepe, Maraş mahalleleri halkının direnişe verdiği destek de sona erdi. 4 gün süren gösteri ve çatışmalarda bir öğrenci polisin ateşi sonucunda öldü. Birçok insan yaralandı ve gözaltına alındı.

Direnişe devam eden İplik fabrikası işçilerine karşı 10 Şubat'ta bir operasyon başlatıldı. Sabaha karşı onbine yakın 'asker, polis, kariyerlerle, helikopterlerle fabrikaya baskın düzenlediler. Sonunda güvenlik güçleri fabrlkaya girdiler ve kimseye dokunmayacaklarına söz verdikleri halde, işçileri tutukladılar ve işkenceden geçirdiler. Tariş olaylarını Erzurum'dan izleyen Genelkurmay Başkanı K.Evren, "Biz dış düşmanlarla değil, iç düşmanlarla uğraşıyoruz" dedi. Haksız yere işlerinden çıkarılmalarına karşı direnen işçiler "düşman" olarak gösterilmek isteniyordu.

Olaylardan sonra işçilerin çoğunluğunun işlerine son verildi ve yerlerine MHP'li faşist militanlar dolduruldu. İşine geri alınmayarak 4 çocuğu ve ailesiyle birlikte aç bırakılan Nesimi Çınar isimli işçi, kendini asarak intihar etti. İşçiler aleyhine açılan davada 135 işçiye direnişe katıldıkları gerekçesiyle 25'er ay ceza verildi.

Tariş olaylarını yaşayan işçiler olayları şöyle anlattılar:

Tariş Davası Tutanaklarından

Askeri Savcılığın İddianamesinden:

"İçişleri Bakanlığının 14.1.1980 gün ve A-63211 sayılı yayınında TARİŞ ile bağlı kuruluşlarında birliğin karar ve icra organlarında çeşitli siyasi baskılar altında kaldıkları, ayrıca idarece icraata gidilmesi halinde bütün il sınırları içine yapılabilecek ölçüde olayların meydana gelebileceği (...) 22.1.1980 tarihinde, uygulanacak bir planın yapılması gerekli görüldüğü İzmir Valiliği'ne bildirilmiş ve gerekenin yapılması istenmiştir. Bu emir, 22.1.1980 tarihinde İzmir ilinde yürürlüğe konulmuş bu meyanda TARİŞ İplik Fabrikası'nda da güvenlik kuvvetlerince sabah erken saatlerde arama yapılmaya başlanılmış, ancak polisin ani, sabah erken saatlerde ve fabrika yetkililerine haber verilmeden arama faaliyetine girişmesi, işçiler tarafından arama faaliyeti dışında yorumlanmış ve işten atılacakları değerlendirmesi yapılarak, güvenlik kuvvetlerine karşı konulmuş, çatışma çıkmış, bilahare güvenlik kuvveti ile fabrika yetkilileri arasında görüşme yapılarak durum anlatılmış ve güvenlik kuvvetlerinden ayrılan bir kuvvet, fabrika içinde arama yapmış; bu aramada her hangi bir suç unsuruna rastlanmamıştır. Bu aramadan sonra fabrikada güvenlik kuvvetlerinin davranış ve arama faaliyetini protesto maksadıyla işçiler direnişe geçmişler ve çalışmalarını durdurmuşlardır."

"(...) İplik Fabrikası Müdürlüğü, yasadışı örgüt faaliyetine rastlanmadığını, genel müdürlükten arama yapılması konusunda bir talepte bulunmadıklarını, işbaşına geldikleri Temmuz 1979 ayından beri, fabrikada olay çıkmadığını, fabrikanın tatil edilmesine gerekçe olarak gösterilen hususların iplik fabrikasında geçerli olmadığını, fabrikanın normal çalışma düzeninde bulunduğunu Genel Müdürlüğe bildirdiklerini, fabrikanın tatile sokulmasına gerek olup olmadığımn kendilerine hiç sorulmadığını, kendisine aramadan haber verilseydi bu kabil olayların olmayacağını.."

Mahkemenin Gerekçeli Kararından

"(...) 22.1.1980 tarihinde yapılan ve bazı ünitelerde aramaya karşı çıkan bir kısım işçinin yakalanıp göz altına alınması dışında başkaca bir tespit yapılmayan operasyonlara, sonraki tarihlerde devam edilmemiş, işçilerin tekrar çalışmaya başlamaları ile olaylar kapanmıştır.

Ne var ki, 6.2.1980 günü gazetelerde 'Tariş Genel Müdürlüğü ve Yönetim Kurulları kararı olarak 'Tariş İşçilerine Açık Duyuru başlığı altında bir ilan yayınlanmıştır. Bu ilanda üretime ve çalışmaya bugünden itibaren (6.2.1980) bir hafta süreyle ara verilmiştir.

İş Kanunun 17. maddesine ve 274 sayılı yasanın 29. maddesine göre İŞÇİLERİMİZİN TÜMÜNÜN İŞ AKİDLERİN FESHİ ZORUNLULUĞU VE HAKKI DOĞMUŞTUR' ifadeleri kullanılmıştır.Görüldüğü gibi, duyuru hiçbir ayırım yapmaksızın Tariş ünitelerinde çalışan işçilerin tümüne hitap etmektedir. Keza kaleme alınış biçimi itibarıyla, zaten kuşku ve kaygı içinde bulunan işçilerde tam bir panik havası yaratacak anlam taşımaktadır.(...)

Paralı ilan vermek suretiyle kararların ilgililere tebliğ edilmiş olmasını kişisel ya da siyasal nedenler dışında haklı gerekçelerle açıklamak mümkün değildir."

"İçişleri Bakanlığ’nın 14.1.1980 tarihli yazılı emrinde, Tariş işletmelerinde idarece icraate gidilmesi halinde, olayların çok büyük boyutlara ulaşabileceği açıklanmış iken, ilan yolu ile 'işçilerimizin tümünün iş akitlerinin feshi zorunluluğu ve hakkı doğmuştur...' tarzında her türlü yoruma açık ve kesin olmaktan çok uzak açıklamalar yapılmış olması, üzerinde durulması gereken bir tutum olarak değerlendirilmiştir. Ne var ki, Tariş Genel Müdürü bu yolda tevcih edilen sorulara, 'kararımızın bu şekilde istismar edileceğini önceden düşünmedim' tarzında inandırıcılıktan uzak cevaplar vermiştir."(*)

Avukat Fehmi Çam'ın Açıklamasından:

"Tariş İplik Fabrikası’nda meydana geldiği ileri sürülen olaylarla ilgili dava, sıkıyönetim mahkemesinde görüldü. Bu dava ilginç bir seyir izlemiştir, Sıkıyönetim mahkemesi işçilerin suça tahrik ve teşvik edildiğinden bahisle, TCK 51. maddede yazılı ağır tahrik hükümlerinden faydalanması görüşüne varmıştır. Buıada tahrik ve teşvikçi Tariş Genel Müdürü ve yöneticileridir. Bu gerekçeli karara yansımıştır."

Gerekçeli Hükümden:

"(...) Anılan tarihte Emniyet Müdürlüğünce Tariş'in tüm ünitelerine ani baskın yapılarak, genel bir arama yapılması yolu tercih edilmiştir! Neden bu yol tercih edilmiştir? Kimlerin ve hangi nedenlerle yakalanmaları planlanmıştır? Aramadaki genel amaç neydi? gibi sorulara yanıt verilecek bir belge ya da tanık anlatımı dosyada mevcut değildir.

İşçi Yaşar Piliç'in Savunmasından:

"(...) Elbette ki, her yeni iktidar, önce yukarıdan başlayarak,bu işletmelerdeki yöneticilerin görevden alınması ve yerine yandaşlarının yerleştirilmesiyle işe girişiyordu.. Arkasından, tabana inilerek, çalışanların işlerine son verilmesi gündeme geliyordu. Öyle ki, her iktidar değişikliği bu işletmelerde çalışanların hemen hemen tamamına yakın bir bölümünün işten atılmasına neden oluyordu. İktidarın yandaşları ve militanları bu kuruluşlara yerleştiriliyordu. Bu uygulama hep böyle sürüp giderdi ve bu işletmelerde çalışanlar, devamlı bir huzursuzluk ve işten atılma korkusuyla iç içeydiler.

İşte bu işletmelerdeki huzursuzluk ve tedirginliğin baş sorumluları, sözünü ettiğimiz bu iktidarlardır. Yani, diyeceğim şu ki, eğer bu tür işletmelerde bir takım huzursuzluklar ve olaylar olmuşsa, bunun yegane suçluları, o günün iktidarlarıdır. Yani, alın terimizle çalıştığımız Tariş İşletmelerinde bir olay olmuşsa, bu olayların sanıkları bizler değil, bizim yerimize dönemin iktidarları bu sanık sandalyelerinde oturmalı ve hesap vermeliydi.Çünkü sorumlu da onlardır, suçlu da onlardır.(.:.)

(...) Eski Tariş Genel Müdürü Erdinç Gönenç görevden alınıp, yerine faşist Hakkı Gürün atandıktan sonra, sıra işçilere gelmişti. İlk olarak 22 Ocak 1980 tarihinde hiç bir neden yokken, Tariş ünitelerinde arama yapılacak bahanesiyle, binlerce güvenlik görevlisi, tanklar, panzerler ve makinalılar gölgesinde Tariş ünitelerine giriyor, normal aramadan öte bir takım uygulamalarda da bulunuyor, işçiler coplanıyor, kadın işçilerin soyunma odalarına girilerek hakaretlerde bulunuluyor ve kadın işçiler dövülüp coplanıyor. Bu kadarıyla da yetinilmeyerek, tam bir terör havası estirmek için, fabrikanın kapıları ve duvarları panzerlerle kırılarak, yıkılarak işletmenin içine giriliyor. Arkasından hiçbir neden olmadığı halde, bir kısım işçi arkadaş alınarak Emniyete götürülüp, işkenceye tabi tutuluyor.

Amaç bellidir, yapılmak istenen şudur:

İşçileri huzursuz ve tedirgin etmek, böylece sahnelenecek oyuna zemin oluşturmak. Bu gelişmeleri başka türlü yorumlamak olası değildi.

Nitekim, bu uygulamalar karşısında, işçilerin haklı tepkileri gündeme geldi ve Tariş ünitelerinde kademeli olarak, bildiğimiz olaylar gündeme geldi ve gelişti."

Ali Hikmet, 1 No.lu Üzüm İşletmesinde İşçi:

(...) Tariş Işletmeleri I. ve II. MC Hükümetleri döneminde MHP militanları ile dolduruldu. Eli silahlı, coplu, zincirli bu işveren uşakları ve onların sözde sendikaları MİSK, biz işçileri en düşük ücret ve en kötü çalışma koşullarına karşılık işverene sattılar.

1978-1979 yıllarına gelindiğinde Tariş işçilerinin mücadelesi işveren uşaklarını ve onların sözde sendikaları MİSK'i saf dışı etmişti.(...) Üretim ise, görülmemiş bir düzeye çıkıyor, iç ve dış piyasada Tariş'in itibarı artıyor, bütün bunlar 'anarşist ve terörist' olmakla suçlanan bizlerin çalışması ile oluyordu. Bu gelişmelerden rahatsızlık duyan çıkar çevreleri III. MC Hükümeti ve yine onun maşası MHP'yi devreye sokup, Tariş'i yeniden faşist militanların yuvası ve kendileri için dikensiz gül bahçesi haline getirmek istediler. İşte direniş bu noktada başladı."
 

Y.Yıldız, 2 No.lu Üzüm İşletmesinde Temsilci (işçi):

"Ben 1978 yılında, Tariş 2 no.lu Üzüm İşletmesi’nde işe başladım. İşe başladığım günlerde koşullar oldukça zordu. Üretim en alt düzeydeydi. İşletme, daha önceleri MHP'li faşistler tarafından karargah haline getirilmişti. İşletme neredeyse MHP hesabına çalışmaktaydı. Tüm işçi arkadaşlar haraca bağlanmıştı. Faşist militanlar çalışmadan maaş alıyorlardı. 1978 öncesi II.MC iktidarı dönemindeki Genel Müdür Orhan Davut, faşistleri şöyle tanıtmıştı: 'Bunlar milliyetçi mücahitlerdir. Komünistlerin düşmanıdırlar. Onları gözlerini kırpmadan vururlar. Bu milliyetçilerin hakkıdır, çalışmadan para almak.' İşte bu durumda üretimin nasıl olacağını siz düşünün.

Ancak, özellikle de 1978'den sonra üretim giderek yükseldi, rekor bir seviyeye geldi. Bunu, günlük ve aylık olarak tutulan üretim defterinden de öğrenebilirsiniz. Böyle bir tempo ile çalışırken, bizleri ödüllendirdiler. Bir gün sabahın erken saatlerinde, arama bahanesiyle bizlere saldırdılar. Tarih 22 Ocak 1980.

Aslında amaçları arama değildi. Bizleri sokağa atmak, açlığa mahkum etmekti. Kamuoyunda bizleri 'terörist' olarak tanıtmak istediler. Bu politikanın amacı, AP Hükümetinin Tariş'i yeniden MHP'li faşistlerin karargahı haline getirmekti.

Bizler ise, işimizi kaybetmemek ve açlığa mahkum olmamak için meşru tepkimizi gösterdik. Böylece, diğer işletmelerde olduğu gibi, 2.no.lu Üzüm işletmesinde de direniş başlamış oldu.

Taleplerimiz şunlardı: Can güvenliğimizin sağlanması, işten atılmaların önlenmesi. Zaten bizlerin çıkış listeleri,aramadan önce hazırlanmıştı. Ayrıca, başka yerlere sürgün gönderme gibi ceza yöntemleri uygulanıyordu."

Mustafa Karahan, Tariş İplik Fabrikası'nda İşçi:

"(...) Bizler, o fabrikaya köylerinden, kasabalarından kalıcı bir iş sahibi olmak, evlenmek-barklanmak için gelmiş insanlardık. O denilen şey, bizler öncesiydi. Yani işçileri zorla MHP'ye, Ülkü Ocakları’ na nöbet tutmaya ve başta okullar olmak üzere diğer kuruluşlara saldırıya gönderen militanların olduğu dönemdi. Fabrikayı üs olarak kullanan, klimalarda sıradan işçilere bile işkence eden bizler değildik. Onlar 1983'te davası biten ve 15 yıl ceza alan Eyüp Gümüş ve 12 arkadaşıydı. Onlar Duran Ağa’lardı. Onlar MHP'li militanlardı.

İşte yeniden gerçekleştirilmek istenen de buydu. Yani onların tekrar üssü durumuna getirmek. Nitekim, bizden sonra da gerçekleştirildi. İşe alınan 700'ü geçkin sağ görüşlü kişilerin içinde, Hakan Çelebi adlı devrimcinin katili Emin Eyyübü ve ona yataklık eden, silahlarını sağlayan kişiler de vardı. Ege Ordusu Sıkıyönetim Komutanlığı, 2.nolu mahkemesinin Tariş davası Gerekçeli Kararında da bunlar yazılıdır.

Psikolojik olarak gerilim içindeydik. Eski günleri yeniden yaşamak istemiyorduk. Ayrıca eski durumlara düşme korkusunu ençok eski arkadaşlar yaşıyordu.(...)

Ocak ayının son haftalarında izinsiz olarak Tariş'in tüm ünitelerini arama bahanesiyle zor kullanılarak girildi. Vardiya şefleri de dahil, kadın-erkek tüm işçiler tartaklandı. İçeride bir suç unsuru bulunmadı. Bizler, bu durumu protesto etmek, can güvenliklerimizin sağlanması, iş güvenliklerimizin sağlanması ve sesimizi kamuoyuna duyurmak için direnişe geçtik.(...)

Bir haftalık direnişten sonra, kendiliğinden (bunun sebepleri var) direnişi kaldırıp, panzerlerle kırılıp, ezilen kapıları ve kart basma saatlerini onarıp; polis tarafından kurşunlanan camların yerine kontraplaklar kaplayıp, normal olarak üretime aynı kapasiteyle başladık. Makinalarda hasar yoktu.

Aradan birkaç gün geçti. Genel Müdürlük, fabrikaların bir hafta tatil edileceğini, makinaların revizyondan geçirileceğini ve işçilerin tekrar çağırılacağına dair bir duyuru yayınladı. Bu duyuru bardağı taşıran son damla oldu. Çünkü makinaların yıllık bakımları daha yeni yapılmıştı, Amaç, işçileri dışarı çıkartıp, güvenlik güçlerini de içeriye yığarak, bizleri bir daha geri almamaktı. Bu karar bizlerce tanınmayıp, fabrikanın tam kapasiteyle çalıştırılıp, ispat için üretime devam edildi.(...)

Kısa zaman sonra işverence yine gazeteler kanalıyla bir ilan daha: 'Direnişe katılan ve aşağıda adları yazılı olan kişilerin iş akidleri fesh edilmiştir.' (..)

1986'nın Mayıs ayından beri dışardayım. Bu süre içerisinde en son çalışmakta olduğum inşaattan düşünceye kadar, bu gibi yerlerde çalıştım.(...)

İsyan deniliyor. Ayaklanma deniliyor. Anayasal düzeni değiştirmeye kalkıştığımız söyleniyor. Hem de bunları silah zoruyla yaptığımız iddia ediliyor. O, çok üzerinde durdukları Anayasayı kimlerin daha sonra silah zoruyla değiştirdiği ortada değil mi? Bu ülkede bu gibi suçlamalar geçerlidir. İdam cezaları verilir. Yüzlerce değil, binlere yaklaşan örnekleri var. Ülkemizde insan yaşamı her yanıyla sudan ucuz, insana verilen, hele işçilere verilen değer ne yazık ki bu. (..,)

Elleri işçinin, emekçinin cebinde olanlar, ülke ekonomisine ve siyasetine yön verir. Onlara, siz hırsızsınız diyenler en ağır kovuşturmalara uğratılır. Cezaevlerine doldurulur. Ama nereye kadar?

Kendi sorunumuz olarak gördüğümüz ve haklı bulduğumuz bir direnişe katılmakla nerelerden nerelere geldim. Askerliğini bitirip, kasabasından şehire kalıcı bir işte çalışabilmek için gelen, çalıştığı sürece de bir tek satır kitap okumayan, 'feodal' dürüst değer yargılarıyla doğru bulduğu şeyleri destekleyen Mustafa ve yüz binlerce insan sağolsun derim." (12)

İşte 12 Eylül'den bu yana her fırsatta işçileri ve devrimcileri suçlamak için kullanılmak istenen TARİŞ OLAYLARI'nın gerçekleri bunlardır.

(1) C.ARCAYÜREK, C.Arcayürek Açıklıyor-9, s.269
(2)  Bkz: M.Ali BİRAND, 12 Eylül-04.00
(3)  Bkz: M.Ali BİRAND,12 Eylül-04.U0 336
(4) M.Ali BIRAND,12 Eylül-04.00
(5) TÜSİAD Raporu,18 Ocak 1980
(6)  Akt: O. ULAGAY, Kim Kazandı Kim Kaybetti, s.53
(7) Devrimci Yol Dergisi, sayı: 35
(8) Önceki bölümlerde anlatılan ODTÜ olayları sonrasında, Hasan Tan zamanında okula doldurulan, fakat öğrencilerin direnişi üzerine işlerine son verilen faşistlerin bir kısmı da Tariş iplik fabrikasına yerleştirilmişti.
(9) E.TUŞALP, Bin Belge, s. 118-120 343
(10) TARİŞ olayları ile ilgili Ege Ordu Sıkıyönetim komutanlığı 2 no.lu Askeri Mahkemesi, 1983/2 no:lu Gerekçeli Hükmü, s. 14-15
(11) Gerekçeli Hüküm, s.9
(12)  Anlatımlar, Hacay YILMAZ'ın "TARİŞ OLAYLARI" isimli kitabından aktarılmıştır.


Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org