|
saldırılarıyla sindirilmiş; TARİŞ, faşistlerin arpalığı
ve bir saldırı üssü haline getirilmişti.
AP İzmir milletvekili Talat Asal, Başbakan Süleyman
Demirel'e yazdığı bir raporda TARİŞ'teki durumu aynen şöyle anlatıyordu:
"İzmir İl Başkanımızın isteği üzerine TARİŞ iplik
fabrikası bünyesindeki hadiselerin delillerle sabit fecaatı karşısında
durumu zat-ı alilerine arz zarureti hasıl olmuştur.
Bahis konusu gün iplik fabrikasında 500 işçinin
işi bırakma zaruretinde kaldığı, bunlardan tamamınm AP'li olduğu ve
tamama yakın olanların ÇİĞLİ BELEDİYE binasında toplanmış bulunduğu,
durumu görmemiz gerektiği Başkanımız tarafından bildirildi. Şikayetleri
dinlemeye başladık, şurasını hemen arz etmek isterim ki, her şikayeti
delille tespit ettik.
Ülkücü İşçiler Derneği piyango biletleri, çekiliş
zamanı geçmiş olmasına rağmen, AP'li işçilere 50 TL mukabilinde zorla
satılmıştı. Almak istemeyenler dövülmüşlerdir; dövülmektedirler.
Tarafımızdan bu kişilerin salonda olup olmadığı sorulmuş, bu kişiler
huzura alınmış ve yüzdeki darp izleri bizzat müşahade edilmiştir.
Ülkücü İşçiler Derneği nin aidat makbuzları
karşılığında AP'li işçilerden para toplanmıştır. MHP Genel Merkezi'nden
emir verildiği, seçim için para toplanacağı bildirilerek, her işçiden
100-200 lira talep olunmuştur, talep olunmaktadır. Vermeyen işçiler
işkenceye muhatap tutulmuşlardır.
Örnek olarak ilişikte takdim edilen bülten ve
benzeri MHP bildirileri, AP'li işçilere zorla dağıttırılmaktadır. İtiraz
edenler dayağa maruz kalmaktadırlar.
İki adeti örnek olması için takdim kılınan üye
kayıt fişleri ile derneğe zorla üye kayıt ettirilmektedir.
AP'liler zorla partiden istifaya davet
olunmaktadır. Bunu yapmayanların cezası işkencedir. Bu da sabittir.
Irza tecavüzle ilgili hususlar tesbit edilmiştir.
Bu feci hali burada açıkça izahtan utanç duyuyorum. Aynen arz ediyorum.
Elif Türkmen: 'Bana ve arkadaşlarıma söyleyemeyeceğim çirkin tekliflerde
bulundular. Makine aralarına sokup sıkıştırmak istediler. Zorla ve para
mukabili çirkin tekliflerde bulundular.'
Fatma Zeymek: 'Zorla götürmek istediler, gitmedim.
Korkumdan on gün işe gidemedim. İşi bırakmak istedim. Bıraktırmadılar.
İsim veriyorum, oba başkanı Mehmet Kandilli.' Bu ifadelerin karşısında
diğer kadınların konuşmasına müsaade etmedik.
Maalesef bunların tamamı doğrudur. Hatta daha
ilerisi vardır. Öze1 işkence odaları meydana getirilmiştir. Bunların,
dövülenlerin sesi duyulmasın diye gürültülü yerlerde yapıldığı bize
ifade olunmuştur. Bize mensup ya da bize yakın olanlar, idareciler,
hepsini doğrulamışlardır."(*)
İşte Demirel, daima (kendi partililerine bile
işkence yapan, haraç vermeye, AP'den ayrılarak MHP'ye geçmeye zorlayan,
AP'li kadın işçilerin ırzına tecavüz eden) bu faşistleri destekleyen bir
politika yürütmüştür. MC hükümetleri döneminde böyle bir görünüm kazanan
TARiŞ işletmeleri de tam bir iflasın eşiğine gelmişti.
Ancak, 1977 yılında MC'nin düşmesinden sonra
işçilerin mücadeleleri sonucu TARİŞ yeniden normal bir işletme haline
dönüşmüş; üretim en yüksek düzeye ulaşmıştı.
Demirel 1980 yılına girerken, III.MC Hükümeti`ni
kurduktan sonra TARİŞ'te (herhalde Talat Asal'ın mektubunda anlatılan eski
haline döndürmek için olacak!) hiç vakit kaybetmeden harekete geçti.
TARİŞ Olayları
Şubat ayı içerisinde, TARİŞ işletmelerinde çalışan
işçiler -büyük tepkiler yaratacağı biline biline- işletmelerdeki
işlerinden atılmak istendi. Binlerce işçi, haklı olarak bu karara karşı
çıktı ve direnişe geçti.
Hükümet, orduyu-polisi işçilerin üzerine sevk etti.
İzmir'de yayın yapan hükümet yanlısı Yeni Asır gazetesi, Tariş
işletmelerinin duvarlarına "Türk askerini arkadan vur, Rus askerine selam
dur" yazıları yazıldığı şeklinde, tümüyle yalan haberler yayınladı ve
orduyu, askerleri işçilerin üzerine kışkırttı. Olaylar işten çıkarılmak
istenen işçilerin oturduğu mahallelere yayıldı. Polis ve askerler işçileri
destekleyen halka ve öğrencilere saldırdı. Olaylar TV'de ve bazı
gazetelerde daha da büyütülerek, sanki bir savaş haberi gibi yansıtıldı.
İşçilerin fabrikaları, işletmeleri tahrip ettiği(!) silahlanıp dağlara
çıktıkları(!) yazıldı. Hepsi tümüyle yalandı.
22 Ocak günü "arama yapmak" bahanesiyle, yüzlerce
polis ve jandarma panzerlerle, kariyerlerle TARİŞ'e baskın yaptılar. Tüm
işletmelerde operasyon düzenlendi. Panzerler kapıları kırıyor, duvarları
yıkıyor, işçilerin üzerlerine ateş açıyordu. Yapılan arama falan değil,
düpedüz bir saldırı ve işgal operasyonuydu.
İlk önce üzüm işletmeleri ve yağ kombinalarına
saldıran polis ve jandarmanın bu tutumunu gören iplik fabrikasındaki
işçiler, aynı tür bir uygulamayla karşılaşacaklarını anlayınca, direnişe
geçtiler. Polisin silahlı saldırısına karşı kendilerini iğlerle,
masuralarla koıumaya çahştılar. Polis bu direniş nedeniyle fabrikaya
giremedi.
Olay çok kısa sürede İzmir'de duyuldu. İzmir'in
gecekondu mahallerinde özellikle de TARİŞ işçilerinin oturduğu Çimentepe,
Gültepe gibi gecekondu bölgelerinde halk sokağa döküldü. Ege Üniversitesi
öğrencileri Üniversiteyi işgal ederek, TARİŞ direnişini desteklediler.
Polisle öğrenciler arasında çıkan çatışmada 60'tan fazla öğrenci ve 7
polis yaralandı. Çatışmalar gecekondu mahallelerinde de sürdü.
22 Ocak günü sabaha karşı işletme yönetimine haber
vermeden "arama" bahanesiyle yapılan baskın üzerine başlayan direnişler,
bir süre sonra kendiliğinden kaldırılmış ve tüm işletmelerde üretim
yeniden başlamıştı. Ancak hemen arkasından gazetelere verilen paralı
ilanlarla, fabrikaların bir hafta süreyle kapatılacağı, işletmenin bütün
işçilerin işine son verme hakkının doğduğu, fabrikalar yeniden açıldığında
direnişe katılmayanların yeniden işe başlayabileceği açıklandı. Bu bir
haftalık süre içinde amaç bütün işçilerin işlerine son vermek, yerlerine
kendi adamlarını doldurmaktı.
7 Şubat günü polis tekrar operasyona başladı.
İşçiler işletmelerde barikatları yeniden kurdular ve polisi içeri
sokmadılar. Generallerin yönetimindeki güvenlik güçleri, kariyerler,
tanklar, helikopterlerle hücuma geçtiler ve çatışma başladı. Ateşli
silahların kullanılmadığı, ancak panzerlerin devrede olduğu, taş, sopa,
molotof kokteyli vb. araçlarla yapılan çatışma 3 saat kadar sürdü. Birçok
işçi yaralandı. Fabrikalar boşaltıldı. Yüzlerce işçi gözaltına alınarak,
Alsancak'taki stadyuma götürüldü. Diğer fabrikalar boşaltıldıktan sonra,
iplik fabrikasına giden güvenlik kuvvetleri, daha fabrikaya varmadan
gecekondu halkının barikatlarıyla karşılaştı. Çiğli, Çimentepe, Maraş
Mahallesi gecekondu halkının oluşturduğu barikatlar, polis tarafından
aşılamadı. Bir gün öncesinden de, diğer üniversitelerdeki operasyonları
protesto etmek amacıyla Gültepe ve Alltındağ'da ve diğer semtlerde halk
sokağa dökülmüştü. Kentin çeşidi yerlerinde esnaflar dükkanlarının
kepenklerini indirdiler. DİSK üyesi işçiler tüm işyerlerinde bir günlük
direnişe geçtiler. Gültepe başta olmak üzere diğer bölgelerde gecekondu
halkı ile polis arasında çatışmalar çıktı. Gültepe'de 400 işçiyle
birlikte, "halkı tahrik ettiği" gerekçesiyle Gültepe Belediye Başkanı da
gözaltına alındı.
Bir gün önce polis tarafından boşaltılan Yağ
Kombinası, işçiler tarafından bir süre tekrar geri alındı. Fabrikaya
girmeyi başaran işçiler, yeniden direnişe geçtiler. Ancak polis hemen
müdahale etti. Yağ Kombinasına panzerlerle giren polis ile işçiler
arasında çıkan çatışmada 3 kişi polisin açtığı ateş sonucu yaralandı.
İşçiler fabrikayı yeniden boşalttılar.
Diğer üniteler boşaltıldıktan sonra, 7-10 Şubat
arası Çiğli, Çimentepe, Maraş mahalleleri halkının direnişe verdiği destek
de sona erdi. 4 gün süren gösteri ve çatışmalarda bir öğrenci polisin
ateşi sonucunda öldü. Birçok insan yaralandı ve gözaltına alındı.
Direnişe devam eden İplik fabrikası işçilerine karşı
10 Şubat'ta bir operasyon başlatıldı. Sabaha karşı onbine yakın 'asker,
polis, kariyerlerle, helikopterlerle fabrikaya baskın düzenlediler.
Sonunda güvenlik güçleri fabrlkaya girdiler ve kimseye dokunmayacaklarına
söz verdikleri halde, işçileri tutukladılar ve işkenceden geçirdiler.
Tariş olaylarını Erzurum'dan izleyen Genelkurmay Başkanı K.Evren, "Biz dış
düşmanlarla değil, iç düşmanlarla uğraşıyoruz" dedi. Haksız yere
işlerinden çıkarılmalarına karşı direnen işçiler "düşman" olarak
gösterilmek isteniyordu.
Olaylardan sonra işçilerin çoğunluğunun işlerine son
verildi ve yerlerine MHP'li faşist militanlar dolduruldu. İşine geri
alınmayarak 4 çocuğu ve ailesiyle birlikte aç bırakılan Nesimi Çınar
isimli işçi, kendini asarak intihar etti. İşçiler aleyhine açılan davada
135 işçiye direnişe katıldıkları gerekçesiyle 25'er ay ceza verildi.
Tariş olaylarını yaşayan işçiler olayları şöyle
anlattılar:
Tariş Davası Tutanaklarından
Askeri Savcılığın
İddianamesinden:
"İçişleri Bakanlığının 14.1.1980 gün ve A-63211
sayılı yayınında TARİŞ ile bağlı kuruluşlarında birliğin karar ve icra
organlarında çeşitli siyasi baskılar altında kaldıkları, ayrıca idarece
icraata gidilmesi halinde bütün il sınırları içine yapılabilecek ölçüde
olayların meydana gelebileceği (...) 22.1.1980 tarihinde, uygulanacak
bir planın yapılması gerekli görüldüğü İzmir Valiliği'ne bildirilmiş ve
gerekenin yapılması istenmiştir. Bu emir, 22.1.1980 tarihinde İzmir
ilinde yürürlüğe konulmuş bu meyanda TARİŞ İplik Fabrikası'nda da
güvenlik kuvvetlerince sabah erken saatlerde arama yapılmaya
başlanılmış, ancak polisin ani, sabah erken saatlerde ve fabrika
yetkililerine haber verilmeden arama faaliyetine girişmesi, işçiler
tarafından arama faaliyeti dışında yorumlanmış ve işten atılacakları
değerlendirmesi yapılarak, güvenlik kuvvetlerine karşı konulmuş, çatışma
çıkmış, bilahare güvenlik kuvveti ile fabrika yetkilileri arasında
görüşme yapılarak durum anlatılmış ve güvenlik kuvvetlerinden ayrılan
bir kuvvet, fabrika içinde arama yapmış; bu aramada her hangi bir suç
unsuruna rastlanmamıştır. Bu aramadan sonra fabrikada güvenlik
kuvvetlerinin davranış ve arama faaliyetini protesto maksadıyla işçiler
direnişe geçmişler ve çalışmalarını durdurmuşlardır."
"(...) İplik Fabrikası Müdürlüğü, yasadışı örgüt
faaliyetine rastlanmadığını, genel müdürlükten arama yapılması konusunda
bir talepte bulunmadıklarını, işbaşına geldikleri Temmuz 1979 ayından
beri, fabrikada olay çıkmadığını, fabrikanın tatil edilmesine gerekçe
olarak gösterilen hususların iplik fabrikasında geçerli olmadığını,
fabrikanın normal çalışma düzeninde bulunduğunu Genel Müdürlüğe
bildirdiklerini, fabrikanın tatile sokulmasına gerek olup olmadığımn
kendilerine hiç sorulmadığını, kendisine aramadan haber verilseydi bu
kabil olayların olmayacağını.."
Mahkemenin Gerekçeli Kararından
"(...) 22.1.1980 tarihinde yapılan ve bazı
ünitelerde aramaya karşı çıkan bir kısım işçinin yakalanıp göz altına
alınması dışında başkaca bir tespit yapılmayan operasyonlara, sonraki
tarihlerde devam edilmemiş, işçilerin tekrar çalışmaya başlamaları ile
olaylar kapanmıştır.
Ne var ki, 6.2.1980 günü gazetelerde 'Tariş Genel
Müdürlüğü ve Yönetim Kurulları kararı olarak 'Tariş İşçilerine Açık
Duyuru başlığı altında bir ilan yayınlanmıştır. Bu ilanda üretime ve
çalışmaya bugünden itibaren (6.2.1980) bir hafta süreyle ara
verilmiştir.
İş Kanunun 17. maddesine ve 274 sayılı yasanın 29.
maddesine göre İŞÇİLERİMİZİN TÜMÜNÜN İŞ AKİDLERİN FESHİ ZORUNLULUĞU VE
HAKKI DOĞMUŞTUR' ifadeleri kullanılmıştır.Görüldüğü gibi, duyuru hiçbir
ayırım yapmaksızın Tariş ünitelerinde çalışan işçilerin tümüne hitap
etmektedir. Keza kaleme alınış biçimi itibarıyla, zaten kuşku ve kaygı
içinde bulunan işçilerde tam bir panik havası yaratacak anlam
taşımaktadır.(...)
Paralı ilan vermek suretiyle kararların ilgililere
tebliğ edilmiş olmasını kişisel ya da siyasal nedenler dışında haklı
gerekçelerle açıklamak mümkün değildir."
"İçişleri Bakanlığnın 14.1.1980 tarihli yazılı
emrinde, Tariş işletmelerinde idarece icraate gidilmesi halinde,
olayların çok büyük boyutlara ulaşabileceği açıklanmış iken, ilan yolu
ile 'işçilerimizin tümünün iş akitlerinin feshi zorunluluğu ve hakkı
doğmuştur...' tarzında her türlü yoruma açık ve kesin olmaktan çok uzak
açıklamalar yapılmış olması, üzerinde durulması gereken bir tutum olarak
değerlendirilmiştir. Ne var ki, Tariş Genel Müdürü bu yolda tevcih
edilen sorulara, 'kararımızın bu şekilde istismar edileceğini önceden
düşünmedim' tarzında inandırıcılıktan uzak cevaplar vermiştir."(*)
Avukat Fehmi Çam'ın
Açıklamasından:
"Tariş İplik Fabrikasında meydana geldiği ileri
sürülen olaylarla ilgili dava, sıkıyönetim mahkemesinde görüldü. Bu dava
ilginç bir seyir izlemiştir, Sıkıyönetim mahkemesi işçilerin suça tahrik
ve teşvik edildiğinden bahisle, TCK 51. maddede yazılı ağır tahrik
hükümlerinden faydalanması görüşüne varmıştır. Buıada tahrik ve teşvikçi
Tariş Genel Müdürü ve yöneticileridir. Bu gerekçeli karara yansımıştır."
Gerekçeli Hükümden:
"(...) Anılan tarihte Emniyet Müdürlüğünce
Tariş'in tüm ünitelerine ani baskın yapılarak, genel bir arama yapılması
yolu tercih edilmiştir! Neden bu yol tercih edilmiştir? Kimlerin ve
hangi nedenlerle yakalanmaları planlanmıştır? Aramadaki genel amaç
neydi? gibi sorulara yanıt verilecek bir belge ya da tanık anlatımı
dosyada mevcut değildir.
İşçi Yaşar Piliç'in
Savunmasından:
"(...) Elbette ki, her yeni iktidar, önce
yukarıdan başlayarak,bu işletmelerdeki yöneticilerin görevden alınması
ve yerine yandaşlarının yerleştirilmesiyle işe girişiyordu.. Arkasından,
tabana inilerek, çalışanların işlerine son verilmesi gündeme geliyordu.
Öyle ki, her iktidar değişikliği bu işletmelerde çalışanların hemen
hemen tamamına yakın bir bölümünün işten atılmasına neden oluyordu.
İktidarın yandaşları ve militanları bu kuruluşlara yerleştiriliyordu. Bu
uygulama hep böyle sürüp giderdi ve bu işletmelerde çalışanlar, devamlı
bir huzursuzluk ve işten atılma korkusuyla iç içeydiler.
İşte bu işletmelerdeki huzursuzluk ve
tedirginliğin baş sorumluları, sözünü ettiğimiz bu iktidarlardır. Yani,
diyeceğim şu ki, eğer bu tür işletmelerde bir takım huzursuzluklar ve
olaylar olmuşsa, bunun yegane suçluları, o günün iktidarlarıdır. Yani,
alın terimizle çalıştığımız Tariş İşletmelerinde bir olay olmuşsa, bu
olayların sanıkları bizler değil, bizim yerimize dönemin iktidarları bu
sanık sandalyelerinde oturmalı ve hesap vermeliydi.Çünkü sorumlu da
onlardır, suçlu da onlardır.(.:.)
(...) Eski Tariş Genel Müdürü Erdinç Gönenç
görevden alınıp, yerine faşist Hakkı Gürün atandıktan sonra, sıra
işçilere gelmişti. İlk olarak 22 Ocak 1980 tarihinde hiç bir neden
yokken, Tariş ünitelerinde arama yapılacak bahanesiyle, binlerce
güvenlik görevlisi, tanklar, panzerler ve makinalılar gölgesinde Tariş
ünitelerine giriyor, normal aramadan öte bir takım uygulamalarda da
bulunuyor, işçiler coplanıyor, kadın işçilerin soyunma odalarına
girilerek hakaretlerde bulunuluyor ve kadın işçiler dövülüp coplanıyor.
Bu kadarıyla da yetinilmeyerek, tam bir terör havası estirmek için,
fabrikanın kapıları ve duvarları panzerlerle kırılarak, yıkılarak
işletmenin içine giriliyor. Arkasından hiçbir neden olmadığı halde, bir
kısım işçi arkadaş alınarak Emniyete götürülüp, işkenceye tabi
tutuluyor.
Amaç bellidir, yapılmak istenen şudur:
İşçileri huzursuz ve tedirgin etmek, böylece
sahnelenecek oyuna zemin oluşturmak. Bu gelişmeleri başka türlü
yorumlamak olası değildi.
Nitekim, bu uygulamalar karşısında, işçilerin
haklı tepkileri gündeme geldi ve Tariş ünitelerinde kademeli olarak,
bildiğimiz olaylar gündeme geldi ve gelişti."
Ali Hikmet, 1 No.lu Üzüm
İşletmesinde İşçi:
(...) Tariş Işletmeleri I. ve II. MC Hükümetleri
döneminde MHP militanları ile dolduruldu. Eli silahlı, coplu, zincirli
bu işveren uşakları ve onların sözde sendikaları MİSK, biz işçileri en
düşük ücret ve en kötü çalışma koşullarına karşılık işverene sattılar.
1978-1979 yıllarına gelindiğinde Tariş işçilerinin
mücadelesi işveren uşaklarını ve onların sözde sendikaları MİSK'i saf
dışı etmişti.(...) Üretim ise, görülmemiş bir düzeye çıkıyor, iç ve dış
piyasada Tariş'in itibarı artıyor, bütün bunlar 'anarşist ve terörist'
olmakla suçlanan bizlerin çalışması ile oluyordu. Bu gelişmelerden
rahatsızlık duyan çıkar çevreleri III. MC Hükümeti ve yine onun maşası
MHP'yi devreye sokup, Tariş'i yeniden faşist militanların yuvası ve
kendileri için dikensiz gül bahçesi haline getirmek istediler. İşte
direniş bu noktada başladı."
Y.Yıldız, 2 No.lu Üzüm
İşletmesinde Temsilci (işçi):
"Ben 1978 yılında, Tariş 2 no.lu Üzüm
İşletmesinde işe başladım. İşe başladığım günlerde koşullar oldukça
zordu. Üretim en alt düzeydeydi. İşletme, daha önceleri MHP'li faşistler
tarafından karargah haline getirilmişti. İşletme neredeyse MHP hesabına
çalışmaktaydı. Tüm işçi arkadaşlar haraca bağlanmıştı. Faşist militanlar
çalışmadan maaş alıyorlardı. 1978 öncesi II.MC iktidarı dönemindeki
Genel Müdür Orhan Davut, faşistleri şöyle tanıtmıştı: 'Bunlar milliyetçi
mücahitlerdir. Komünistlerin düşmanıdırlar. Onları gözlerini kırpmadan
vururlar. Bu milliyetçilerin hakkıdır, çalışmadan para almak.' İşte bu
durumda üretimin nasıl olacağını siz düşünün.
Ancak, özellikle de 1978'den sonra üretim giderek
yükseldi, rekor bir seviyeye geldi. Bunu, günlük ve aylık olarak tutulan
üretim defterinden de öğrenebilirsiniz. Böyle bir tempo ile çalışırken,
bizleri ödüllendirdiler. Bir gün sabahın erken saatlerinde, arama
bahanesiyle bizlere saldırdılar. Tarih 22 Ocak 1980.
Aslında amaçları arama değildi. Bizleri sokağa
atmak, açlığa mahkum etmekti. Kamuoyunda bizleri 'terörist' olarak
tanıtmak istediler. Bu politikanın amacı, AP Hükümetinin Tariş'i yeniden
MHP'li faşistlerin karargahı haline getirmekti.
Bizler ise, işimizi kaybetmemek ve açlığa mahkum
olmamak için meşru tepkimizi gösterdik. Böylece, diğer işletmelerde
olduğu gibi, 2.no.lu Üzüm işletmesinde de direniş başlamış oldu.
Taleplerimiz şunlardı: Can güvenliğimizin
sağlanması, işten atılmaların önlenmesi. Zaten bizlerin çıkış
listeleri,aramadan önce hazırlanmıştı. Ayrıca, başka yerlere sürgün
gönderme gibi ceza yöntemleri uygulanıyordu."
Mustafa Karahan, Tariş İplik
Fabrikası'nda İşçi:
"(...) Bizler, o fabrikaya köylerinden,
kasabalarından kalıcı bir iş sahibi olmak, evlenmek-barklanmak için
gelmiş insanlardık. O denilen şey, bizler öncesiydi. Yani işçileri zorla
MHP'ye, Ülkü Ocakları na nöbet tutmaya ve başta okullar olmak üzere
diğer kuruluşlara saldırıya gönderen militanların olduğu dönemdi.
Fabrikayı üs olarak kullanan, klimalarda sıradan işçilere bile işkence
eden bizler değildik. Onlar 1983'te davası biten ve 15 yıl ceza alan
Eyüp Gümüş ve 12 arkadaşıydı. Onlar Duran Ağalardı. Onlar MHP'li
militanlardı.
İşte yeniden gerçekleştirilmek istenen de buydu.
Yani onların tekrar üssü durumuna getirmek. Nitekim, bizden sonra da
gerçekleştirildi. İşe alınan 700'ü geçkin sağ görüşlü kişilerin içinde,
Hakan Çelebi adlı devrimcinin katili Emin Eyyübü ve ona yataklık eden,
silahlarını sağlayan kişiler de vardı. Ege Ordusu Sıkıyönetim
Komutanlığı, 2.nolu mahkemesinin Tariş davası Gerekçeli Kararında da
bunlar yazılıdır.
Psikolojik olarak gerilim içindeydik. Eski günleri
yeniden yaşamak istemiyorduk. Ayrıca eski durumlara düşme korkusunu
ençok eski arkadaşlar yaşıyordu.(...)
Ocak ayının son haftalarında izinsiz olarak
Tariş'in tüm ünitelerini arama bahanesiyle zor kullanılarak girildi.
Vardiya şefleri de dahil, kadın-erkek tüm işçiler tartaklandı. İçeride
bir suç unsuru bulunmadı. Bizler, bu durumu protesto etmek, can
güvenliklerimizin sağlanması, iş güvenliklerimizin sağlanması ve
sesimizi kamuoyuna duyurmak için direnişe geçtik.(...)
Bir haftalık direnişten sonra, kendiliğinden
(bunun sebepleri var) direnişi kaldırıp, panzerlerle kırılıp, ezilen
kapıları ve kart basma saatlerini onarıp; polis tarafından kurşunlanan
camların yerine kontraplaklar kaplayıp, normal olarak üretime aynı
kapasiteyle başladık. Makinalarda hasar yoktu.
Aradan birkaç gün geçti. Genel Müdürlük,
fabrikaların bir hafta tatil edileceğini, makinaların revizyondan
geçirileceğini ve işçilerin tekrar çağırılacağına dair bir duyuru
yayınladı. Bu duyuru bardağı taşıran son damla oldu. Çünkü makinaların
yıllık bakımları daha yeni yapılmıştı, Amaç, işçileri dışarı çıkartıp,
güvenlik güçlerini de içeriye yığarak, bizleri bir daha geri almamaktı.
Bu karar bizlerce tanınmayıp, fabrikanın tam kapasiteyle çalıştırılıp,
ispat için üretime devam edildi.(...)
Kısa zaman sonra işverence yine gazeteler
kanalıyla bir ilan daha: 'Direnişe katılan ve aşağıda adları yazılı olan
kişilerin iş akidleri fesh edilmiştir.' (..)
1986'nın Mayıs ayından beri dışardayım. Bu süre
içerisinde en son çalışmakta olduğum inşaattan düşünceye kadar, bu gibi
yerlerde çalıştım.(...)
İsyan deniliyor. Ayaklanma deniliyor. Anayasal
düzeni değiştirmeye kalkıştığımız söyleniyor. Hem de bunları silah
zoruyla yaptığımız iddia ediliyor. O, çok üzerinde durdukları Anayasayı
kimlerin daha sonra silah zoruyla değiştirdiği ortada değil mi? Bu
ülkede bu gibi suçlamalar geçerlidir. İdam cezaları verilir. Yüzlerce
değil, binlere yaklaşan örnekleri var. Ülkemizde insan yaşamı her
yanıyla sudan ucuz, insana verilen, hele işçilere verilen değer ne yazık
ki bu. (..,)
Elleri işçinin, emekçinin cebinde olanlar, ülke
ekonomisine ve siyasetine yön verir. Onlara, siz hırsızsınız diyenler en
ağır kovuşturmalara uğratılır. Cezaevlerine doldurulur. Ama nereye
kadar?
Kendi sorunumuz olarak gördüğümüz ve haklı
bulduğumuz bir direnişe katılmakla nerelerden nerelere geldim.
Askerliğini bitirip, kasabasından şehire kalıcı bir işte çalışabilmek
için gelen, çalıştığı sürece de bir tek satır kitap okumayan, 'feodal'
dürüst değer yargılarıyla doğru bulduğu şeyleri destekleyen Mustafa ve
yüz binlerce insan sağolsun derim." (12)
İşte 12 Eylül'den bu yana her fırsatta işçileri ve
devrimcileri suçlamak için kullanılmak istenen TARİŞ OLAYLARI'nın
gerçekleri bunlardır.
(1) C.ARCAYÜREK, C.Arcayürek Açıklıyor-9, s.269
(2) Bkz: M.Ali BİRAND, 12 Eylül-04.00
(3) Bkz: M.Ali BİRAND,12 Eylül-04.U0 336
(4) M.Ali BIRAND,12 Eylül-04.00
(5) TÜSİAD Raporu,18 Ocak 1980
(6) Akt: O. ULAGAY, Kim Kazandı Kim Kaybetti, s.53
(7) Devrimci Yol Dergisi, sayı: 35
(8) Önceki bölümlerde anlatılan ODTÜ olayları sonrasında, Hasan Tan
zamanında okula doldurulan, fakat öğrencilerin direnişi üzerine işlerine
son verilen faşistlerin bir kısmı da Tariş iplik fabrikasına
yerleştirilmişti.
(9) E.TUŞALP, Bin Belge, s. 118-120 343
(10) TARİŞ olayları ile ilgili Ege Ordu Sıkıyönetim komutanlığı 2 no.lu
Askeri Mahkemesi, 1983/2 no:lu Gerekçeli Hükmü, s. 14-15
(11) Gerekçeli Hüküm, s.9
(12) Anlatımlar, Hacay YILMAZ'ın "TARİŞ OLAYLARI" isimli kitabından
aktarılmıştır.
|