‘Halkın Kurtuluşu’nun Kalpazanlıkları Gerçekleri Değiştirmez
UŞAK'ta devrimcilerin kararlı direnişi, Halkın Kurtuluşu adlı bir dergi tarafından nalıncı keseri misali kendi grubu açısından yontulmuş, bu direnişe sahip çıkılmak istenmiştir. Belki bu tür bir davranış, şimdiye dek pek çok kez karşılaşıldığından yani artık gelenekselleştiğinden "mazur" görülebilir. Ne var ki, Halkın Kurtuluşu Dergisi, bu kalpazanlığı ifrada vardırmıştır: Mücadelenin en kızgın yerinde yer alan, kararlı bir önderlikle kitleleri yöneten Devrimci Gençlik’ten arkadaşların mücadeleden kaçtıkları (!) teslim olmayı önerdikleri (!) v.b. türünden bir çamur ve iftira kampanyasına başvurmaya cüret etmişlerdir. (H.K. Sayı 50)

Bu bakımdan burada kısa bir açıklamada bulunmak zorundayız. H.K. Dergisinde, E. Enstitüsüne gitme kararı alınmasına rağmen Devrimci Gençlikçiler yüzünden gidilemedi deniliyor. Bir kere, Eğitim Enstitüsünde Halkın Kurtuluşu’nun tabanı yok. Bu okulda da aktif olarak mücadele verenler Devrimci Gençlik’ten arkadaşlardır. Bunu herkes bilmektedir. Halkın Kurtuluşçuları Uşak’ta tamamen tecrit edilmiş olup, kimse bu dönekleri ciddiye almamaktadır. Bu bakımdan, Devrimci Gençlikçilere yönelttikleri iftiralar da, ciddiye alınamayacak iğrenç hezeyanlardır. Uşak'taki H. Kurtuluşçuları 50. sayıdaki yazıyı kendilerinin yazmadıklarını özeleştiri yapılacağını söylemişlerdir. Bu özeleştiri çıkıncaya kadar Uşak'ta H.K.'nun sattırılmadığı bildirilmektedir.)

Aynı dergide Semiha ve Haydar arkadaşlara da sahip çıkılmak istenmektedir. Biz bu döneklere soruyoruz: Onlara "maceracı" diyen "anarşist" diyen, Denizli mitinginde Semiha arkadaşı yaralayan sizler değil misiniz?

Haydar’ın babası Çivril’deki oportünistlerden dert yanmıştır. "Bana hiç akıl öğretmediler, Dev-Gençliler biraz önce gelseydi, cenazeyi polise vermezdim" demiştir. Röportaj için gelen H.K. v.s. oportünistlerini kovmuştur.

Bir başka nokta da Halkın Kurtuluşu v.s. yanlısı revizyonistleri ile TSİP v.b. revizyonistlerin düştüğü ortak "şaşkınlık"tır. Bu "siyamlı ikizler" olaydan önce gelip devrimcilere şunları sormuşlardır: "Sosyal faşistlere tavrımız ne olacak?" "Maocu bozkurtlara tavrımız ne olacak?" Devrimciler ise her iki gruba "faşistlere tavrınız ne olacak?" diye soru yöneltmişlerdir. Bu iki "düşman" grubu aynı platforma sokup, birlikte faşistlere karşı dövüşülmüştür. Görüldüğü gibi her iki grubun da tespit ettikleri düşman (sosyal faşist-Maocu bozkurt) yalnızca kendi kafalarındadır. Hayatın kendisi bu safsata düşünceyi reddetmiştir. Ve her iki revizyonist grup kendi düşünce dünyalarındaki "düşmana" karşı değil de, hayatın içindeki düşmana düşünerek olmasa da "iç güdüleriyle" tavır almak zorunda kalmışlardır. Hiç olmazsa şimdilik faşistlerin yanında değil, devrimcilerin ve halkın saflarında tavır almışlardır.


Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org