|
|
|
|
OLİGARŞİNİN İÇİNE
DÜŞTÜĞÜ EKONOMİK VE SİYASİ ÇIKMAZLARA ERKEN SEÇİMLE ÇARE ARANIYOR.
|
![]() |
|
sonraları ülkenin içine düştüğü ekonomik ve siyasi
krizin yoğunlaşmasıyla birlikte emperyalist ülkeler ve AİD, Dünya Bankası
gibi uluslararası kurumlar kredi ve borç vermek için siyasi istikrar
olması gerektiğini açıkladılar. Bu oluşumların arkasından AP Lideri
Demirelin bir takım ilerici çevreler tarafından blöf olarak yorumlanan ve
MSPyi yola getirmek için kullandığı ileri sürülen erken seçim sözleri
ortalıkta dolaştı. Bütün bu erken seçim sözleri genellikle pek ciddiye
alınmıyordu. Ama bu arada tekelci sermayenin iki büyük temsilcisi Sanayi
Odaları Birliği Başkanı Sakıp Sabancı ve Türkiye İşveren Sendikaları
Konfederasyonu Başkanı Halit Narin AP ve CHP liderleriyle görüşmeler
yaptıktan sonra kamuoyuna tercihlerinin erken seçim yönünde olduğunu
açıklaınışlardı. Bu açıklamalardan hemen sonra AP erken seçim isteğini
tekrarlamış, CHPde bu istemi desteklediğini bildirmisti. Ekim 77de
yapılması gereken seçimlerin öne alınması için yapılan teklif AP, CHP, MHP
ve bağımsızların desteği ile MSP ve DPnin karşı çıkmalarına rağmen oy
çoğunluğuyla kabul edildi. Seçimlerin 5 Haziran 1977 ye alınmasındaki
temel etkenlerin başında, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve siyasal
bunalımın had safhaya gelmesi ve mevcut parlamento aritmetiği ile buna bir
çözüm getirilememesi gösterilmektedir. Nedir bu siyasi ve ekonomik
bunalım? Neden seçimler 5 Haziran 77 tarihine alındı. Bütün bu oluşumlar
karşısında hakim sınıfların değişik kesimlerinin ve siyasi partilerin
tavırları ne oldu? Ne bekleniyor 5 Haziran Erken Seçiminden? Kısaca
bunları açıklamaya çalışalım.
ÜLKEMİZİN İÇİNDE BULUNDUĞU EKONOMİK DURUM Türkiye ekonomisi dışa bağımlılıktan dolayı sürekli bir ekonomik kriz içindedir. Bu kriz günümüzde daha da derinleşmiş ve hakim sınıflar arası çelişkileri özellikle tekeller arası çelişkileri daha da yoğunlaştırmıştır. Hakim sınıflar arası çelişkilerin geçici bir uzlaştırılmasınm formülü olan MCnin artık bu işlevi, içinde bulunulan ortamda, yerine getirilmesi imkansızlaşmıştır. Çünkü ekonomik krizin yükünü emekçi kitlelerin sırtından çıkarmak politikası bile oligarşi ve oligarşinin yedeği güçler arasıdaki çatışmanın en azından geçici bir çözümünü ve egemen sınıflar açısından bir istikrarı sağlamaktan uzaktır. Çünkü Türkiye ekonomisi, dışa bağımlı çarpık kapitalistleşmenin sonucu olarak, emperyalist metropollere bağımlı bir ekonomi. Oligarşinin belirleyici unsuru olan tekelci sermayenin temel faaliyet alanı olan sanayi ise tekelci-montajcı-ambalajcı, tüketim malları üretimine dönük nitelikte. Dışa bağımlı ve çarpık ta olsa, niceliksel olarak bir gelişim gösteren sanayi kendi finansmanını sağlayamayan sürekli olarak dıç kaynaklara gereksinim duyan bir nitelikte. Bu sanayi, ihtiyacı olan hammadeden aramalına, teknolojisinden yatırım mallanna kadar hemen herşeyini metropol ülkelerden ithal etmek zorunda. İthalat için gerekli dövizin sağlanmasında ise oligarşi büyük güçlükler içinde bocalamaktadır. Döviz geliri sağlanabilecek iki kaynaktan işçi dövizleri metropol ülkelerdeki bunalıma bağlı olduğundan ve bunalım ilk önce yabancı işçileri etkilediğinden devamlı tıkanıklık göstermektedir. İkinci kaynak DÇM (Dövize çevrilebilir mevduat) ise artmak bir yana azalmakta, diğer bir döviz kaynağı olan ihracaat ise ağırlıkla tarım ürünleri ihracına dayanmakta, ve ihracaatın bütün teşviklerine karşın önemli artışlar sağlanamamaktadır. Oysa sanayileşmenin büyümesiyle birlikte hızla artan ithalat, döviz ihtiyacını büyük boyutlara ulaştırıyor. Bunun sonucu ise dış ticaret açığı hızla büyüvor ve ekonomi ihtiyaçlarını karşılamak malları sağlamakta büyük güçlüklere düşüyor ve borçlanmalar ve darboğazlar egemen sınıfları sıkıştırıyor. Döviz gereksiniminin karşılanması için başvurulan yol metropol ülkelere borçlanmadır. 1973de ana para ve faiz olarak borçlar toplamının ulusal gelire oranı % 19.2 iken bu rakam 1976da % 25-40a ulaşmıştır. 1977 bütçe gerekçesine göre dış borçlar anapara ve faiz olarak toplam 6973 milyon, dolar yani yaklaşık olarak 119 milyar TLdir. Bu rakama bütçe de gösterilmeyen kaynakları da hesaba katarsak Tûrkiyenin dövizle ödenecek toplam borç miktarı 12 milyar 963 milyon dolara yani yaklaşık olarak 226 milyar TL sına çıkar ki bu da Türkiyede doğan her çocuğun yaklaşık 6000 TL borçlu doğması demektir. Dışa bağımlı çarpık kapitalistleşmenin bu kısır döngüsü içinde ekonomi hayatiyetini sürdürebilmek için eski borçları öderken her zaman yeni borçlar bulmak durumundadır. Emperyalizm tarafından sağlanan bu borçlar, Türkiyenin, borç veren ülkeden yatırım malları, girdiler, teknolojik know-how ithal etmesini öngören ve böylece metropol ülke bir yandan tekel fiatlarıyla mallarını pazarlama olanaklarını güçlendirirken öte yandan da uyguladığı faizlerle, borçlandırma yoluyla sömürüsünü katmerleştirmekte ve yeni siyasi-ekonomik tavizler elde etmektedir. Buna en iyi örnek geçen ay 2 yabancı bankanın kredi karşılığında Türkiyede şube açma izni istemeleridir. Egemen sınıfların içine düştüğü ekonomik bunalımın bir başka göstergesi de MCnin 2 yılı aşkın iktidar dönemindeki fiyat artışlarıdır. Toptan eşya fiyatlarında ise %25i aşan tüketici fiyatlarında ise %50ye yaklaşan enflasyon dünyadaki en hızlı fiyat artışlarına sahne olan ülkelerden biri durumuna getirmiştir Türkiyeyi. Bunun yanında günümüzdeki dönem işsiz sayısında bir artış olacağı öngörülmektedir. Öte yandan petrole dayalı enerji üretiminin bir sonucu olarak petrol fiyatlarındaki artışlar yüzünden enerji sıkıntısı ortaya çıkmıştır. Çünkü zaten döviz darboğazı içinde kıvranan ekonomi, harcamalarmda ihracat gelirinin %54ünü petrol ithalatına ayırmak zorunda olduğunun uzun süredir tekelci sanayi sermayesinin çıkarına petrole zam yapmadan onlara ucuz enerji sağlamayı yeğlemiştir. Bu ise sonuçta enerji sıkıntısına yol açmış ve oligarşi bu olayı kitlelere birkaç elektrik direğinin yıkılması sonucu olduğu gibi gülünç bir sebeble açıklamaya çalışmıştır. Gerçekte petrol ithalatının kısılması sonucu petrole dayalı enerji üretiminin girdiği darboğazın sonucudur bu kısıntı. Önümüzdeki dönemde kaçınılmaz olarak petrole ve dolayısıyla bütün temel maddelerin fiatlarına zam yapılmak durumunda. MCnin iki yıllık iktidar dönemminde ise sık sık Türk parasının değerinin yeniden ayarlanması adı altında %26.3 oranında develüasyon yapılmış ve TL.nin değeri düşürülmüştür. Fakat bu ayarlamalar (!) sorunları hafifletmemiştir. Ekim 1977 ye kadar kaçınılmaz olan %25 e varan bir develüasyonun yapılması gereğidir. Bu ise kitlelerin gerçek gelirlerini düşürecek, zaten zamların ve fiyat artışlarının alabildiğine yoğunlaştığı bir dönemde huzursuzluğu iyice çoğaltacaktır. Bütün bu ekonomik sorunların gittikçe yoğunlaşarak krizi derinleştirmesinin sonucu kaynaklanan kimin tarafından kullanılacağı konusunda gerek tekeller arası gerekse de tekelci kesimlerle tekel dışı kesimler arasındaki çekişme hızlanmış ve bu kesimlerin çekişmelerin geçici bir uzlaştırılma formülü olan MCnin dağılmasına ve 2 başlı bir iktidar havasına bürünmesine yol açmıştı. ÜLKEMİZİN İÇİNDE BULUNDUĞU SİYASİ DURUM İçinde bulunduğumuz dönemde uzun bir süreden beri günlük gazetelerden de açıkca izlenebilen olay, oligarşınin gerek uluslararası planda gerekse ülke içinde özellikle tekelci sermayenin sorunlarına geçici de olsa cevap verebilme olanakları MC formülü ile olanak dışıdır. Türkiyenin uluslararasa siyasi arenada iki önemli sorunu çözümsüz bir şekilde gündemde durmaktadır. Bunlar Kıbrıs sorunu ve AET iIe ilişkilerdir. Kıbrıs sorununun çözümü doğrultusunda uluslararası siyasi konjünktürde emperyalist ülkelerin genel tavrı Türkiyenin işgal altında bulundurduğu toprakların önemli bir bölümünden vazgeçmesidir. Bu olmadığı takdirde ABDnin silah ambargosunu kaldırması veya AET ve ABDnin krediler ve borçlar konusunda fazla istekli olmalarını beklemek biraz fazla hayalcilik olacaktır. MC ise bu sorunun bu şekilde gözüken çözümünü, oluşumu itibariyle hayata geçirebilecek bir yapıda değildir. Şöven duyguların körüklendiği, milliyetçilik, islamcılık ve üstün ırk felsefesinin yaygınlaştırıldığı bir ortamda hele - bir seçim yılı içinde böyle bir tavize bu yapıyla yanaşmak imkansız bir olay olarak durmaktaydı. AET ile ilişkilerde ise yeni düzenlemelerin yapılması istekleri ve yeni tavizler koparma gayretleri ile oldukça başarısız bir şekilde sonuçlandı ilk merhalede. AET, Türkiyeye fazla taviz tanımadı. Birkaç tarım ürününde kotaları biraz artırdı o kadar. Zaten bu tür olanaklar AETye üye olmayan bir sürü üçüncü ülkeye daha fazla tanınmıştı. Bu ise tekelci sermaye de dahil olmak üzere AETye girişten etkilenecek tüm egemen çevrelerin sorunlannı hafifletmeyecek ve çözümü kısa vadede pek de görülmeyen bir olay şeklinde kaldı. İç siyasette ise MC nin durumu dış siyasettekinden pek de başarılı değildi. Ekonomik krizin derinleştiği, döviz rezervlerinin her geçen gün azalarak yok denecek bir düzeye indiği, kredi ve borç alabilme olanaklarmın iyice kısıtlandığı bir ortamda hakim sınıflar arası çelişkilerin geçici bir uzlaştırma formülü oIan MC içindeki değişik kesimlerin çıkar çatışmalarının hızlanacağı açıktı. Kaynakların kullanımı üzerindeki bu çıkar çatışması devamlı olarak AP-MSP çatışmasını gündemde tutuyordu. MSP eldeki kaynakların yaygın sanayileşme, her şehirde bir fabrika ve sanayide devlet sloganlarıyla kendi temsil ettiği kesimin gelişmesi büyümesi böylece de siyasi varlığını devam ettirme politikasını uygulamaya yönelmişti. AP ise temsil ettigi tekelci burjuvazinin çıkarlarına çalışmak zorunda idi. MC koalisyonu içerisinde MSP yi de eriterek daha da güçlü bir şekilde sivil faşist güçleri de yedekleyerek bir iktidar partisi olarak seçimlere gitmeyi düşünüyordu. Ama bu çatışmalar ülkedeki gelişimi yönlendirecek 4. BYKP nın oluşmasını engelledi. APnin tekelci kesimin isteği yönündeki gelişme planı ile, MSPnin Anadolu burjuvazisini güçlendirme programı planın hazırlanmasını engellemişti. Çünkü MSP elinde bulundurduğu bakanlıklar vasıtasıyla kontrol ettiği İktisadi Devlet Teşebbüsleri ve Kamu İktisadi Teşekkülleri vasıtasıyla yaygın sanayileşme formülünü Anadolu burjuvazisini de yatırımlara ortak ederek gerçekleştirmeye çalışıyor böylece ekonomik krizin dar boğaza soktuğu tekelci sermayenin içinde bulunduğu finansman sorununu daha da büyütüyordu. Öte yandan MCnin iktidardaki iki yıllık dönemi boyunca ekonomik krizin yükünü emekçi kitlelerin üzerine yıkma politikası, uyguladığı baskı ve terör, kitlelerin demokratik muhalefetinin kendiliğinden de olsa büyük ölçüde reformist ve revizyonist görüşlerin etki alanı içinde de olsa hızla büyümesine neden olmuştur. Bunun yanında Lockheed rüşvet yolsuzlukları, hayali mobilya ihracaatı yolsuzluğu, usulsüz krediler, milletvekili maaşlarına yapılan zamlar MC yi halk kitlelerinden tecrit edecek düzeye kadar yükselmiştir. Bir seçim yılında böyle bir tecrit oluş ne tekelci sermayenin ne de onun en önemli partisi APnin işine gelirdi. Bunun yanında ekonomik krizin derinleştiği dönemde kitlelerin ekonomik demokratik mücadelesinin yükselmesi, toplumsal muhalefetin artması, bir takım sosyal içerikli yasaların çıkarılmasına zorlayacaktı yönetenleri. Bu yasalar ise (örnegin asgari geçim indirimi kanunu yaklaşık 13-14 milyar TL ye mal olacaktı) yeni finansman kaynakları bulmakta zorluk çeken yönetimi daha zor durumlara itecekti. Öte yandan önümüzdeki dönem taban fiatlarının belirlenmesi dönemi olduğundan hele seçim yılı da olunca ekonomik krizi derinleştirecek bir seri siyasi kararlar gündemde sırasını bekleyektir. İşte 1977 yılının başlarından beri Türkiye ekonomik ve siyasi bakımdan içinde bulunduğu bunalımın derinleşerek sürdüğü bir ortamda hergün hir ilericinin öldürüldüğü, üniversitelerin resmi ve sivil faşist güçlerce saldırıya uğradığı, memurların ögretmenlerin yerlerinden alınıp sürüldüğü, kıyımların alabildiğine hızlandığı halk kitlelerinin kendiliğinden demokratik muhalefetinin yükseldiği anti-faşist mücadelenin her zamankinden daha fazla yoğunlaştığı bir ülke durumundadır. Bütün bu anlatılanların hemen ardından neden erken seçim? sorusunu sormak gerekmektedir. Hakim sınıflar ittifakı içindeki çatışmaların geçici bir uzlaştırma formülü olarak bulunan MC, kuruldugundan bu yana ha yıkıldı, ha yıkılıyor derken tam iki yılı aşkın bir zaman süresi geçti, bu safsataları uzun bir süre ağızlarında sakız yapan, MC nin oluşmasının maddi temellerini doğrıı kavrayamayanlar artık tam MC nin yıkılışından ümitlerini kesmişken önce emperyalist ülkelerin ve AID, Dünya Bankası gibi uluslararası mali kurumların siyasi istikrar! sağlanırsa kredi vereceklerini açıklamaları, ardından tekelci sermayenin iki önemli temsilcisi Sanayi Odaları Birligi Başkanı Sakıp Sabancı ve Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu Başkanı Halit Narinin erken seçim istemelerinin ilanından hemen sonra milletvekili maaşlarına zam yapılırken uygulanan çok süratli yöntemden daha hızlı bir çalışmayla bir Erken Seçim kararının çıkmasını, tıpkı MC nin kuruluşunu ve uzun bir süre yıkılmamasını nasıl hayrete şayan bir tesadüfi olgu olarak yorumladılarsa öyle yorumladılar. Kimileri kerameti Erbakanın temellerinde, kimileri Türkeşin komandolarının artık çok fazla adam öldürmesinde kimileri ise işçi sınıfının "öz örgütü!" olan partilerinin artık seçimlere girecek dereceye gelip güçlenmesinde buldular. İçinde bulunulan dönemde Türkiyenin içinde bulunduğu ekonomik ve siyasi bunalımı iyice derinleştiren, tekellerarası ve tekelci kesim ile tekel dışı kesim arası çelişkiyi had safhaya çıkaran olgu nelerdir. Dışa bağımlı çarpık kapitalist yapının içinde bulunduğu ekonomik krizin derinleşmesinin yanı sıra finansman zorluklarının bunalımı yoğunlaştırması hakim smıflararası çatışmayı hızlandırmıştır. Bu durumu ortaya çıkaran önemli etkenler nelerdir? Dışa bağımlı ekonomi kendi finansmanını sağlayamadığından ülke ekonomisi hayatiyetini sürdürebilmek için sürekli olarak emperyalist metropollerden kredi ve borç şeklinde kaynak bulmak zorundadır. Bu içinde bulunulan koşullarda daha çok önemlidir. Çünkü uluslararası siyasi platformda Türkiyenin en büyük sorunu Kıbrıs meselesidir. Emperyalizm bu konudaki siyasetini ve çözüm yolunu Türkiyenin taviz vermesi yolunda belirlemiştir. Gerek ABD gerekse AET bu konu halledilmediği sürece ne silah ambargosu ne de kredi ve borç vermede yani Türkiyenin şu anda en fazla sıkıntısını çektiği konularda pek fazla istekli gözükmemektedir. Bu çözüm yolu ise MC nin bu yapısıyla olanak dışıdır. AP ve MSP arasında bu konuda oldukça önemli ayrılıklar olduğundan bu sorun çözümsüz olarak durmaktadır. Bu çözümsüzlük metropol ülkelerden alınacak borç ve kredilere büyük gereksinim duyan ekonomik krizin yoğunlaştıgı bir ülkede ise daha da büyük sorun haline gelmekte tekelci kesim ile tekel dışı kesim arasındaki çatışmayı büyük boyutlara ulaştırmaktadır. Buna ek olarak iç siyasette ki AP-MSP çatışmayı çok yüksek boyutlara çıkarmıştır. 1977 bütçesinden kendi elindeki bakanlıklar vasıtası ile KİT, İDT vb. politikası güden MSP ve Erbakan tekelci kesim ile tekel dışı kesim arasındaki çatışmanın büyümesine yol açmıştır. Seçimler Ekim 1977 de yapılsaydı MSP o zamana kadar eldeki finansman kaynaklarını bu amaçla daha fazla kullanıp, güçlenecekti. Bu da MSP yi eritip yedeğine tam olarak takabilmek isteyen AP ve tekelci burjuvazi açısından kabul edilebilir değildi. Bu çatışma 4. Beş Yıllık Kalkınma planının hazırlanmasını etkiledi ve plan çıkarılamadı. Çünkü, tekelci sermaye kendi gelişme programı doğrultusunda olmayan bir programı kabul edemezdi. Bu şekilde AP ve MSP arasında siyasi arenada patlak veren çatışma MC nin dağılmasına yol aşan önemli nedenlerden birisi oldu. Öte yandan Ekim 1977 ye kadar %25 e yakın bir develüasyonun öngörülmesi ve önümüzdeki dönemin taban fiyatlarının belirleneceği bir dönem olması, Mecliste bütçeye yeni yükler getirecek sosyal içerikli kanunların sırada olması zaten ekonomik kriz ve finansman zorluğu nedeniyle çelişkileri yoğunlaşan egemen güçlerin siyasi koalisyonunun dağılmasına yol açtı. Çünkü hiçbir hükümet seçim öncesinde büyük bir develüasyon yapmayı ve taban fiyatlarını düşük tutmayı göze alamazdı. Bütün bu nedenler oligarşi içi çatışmaları ve oligarşinin özellikle tekelci kesimi i1e Anadolu burjuvazisi arasındaki çatışmanın herhangi bir tarafın çıkarına çözmek yeni bir güçler dengesi platformunda bir egemen ittifak sağlanması yolunda özünde yeni bir 12 Mart çözümlemesi olan Erken seçimi gündeme getirdi. Bu seçim halk kitlelerinin örgütsüz, kendiliğinden tepkisel muhalefetinin olduğu ve bu kendiliğinden muhalefetin reformist ve revizyonist siyasetler tarafından burjuvazinin şu veya bu kesiminin kuyruğuna takıldığı bir dönemde, yani kitlelerin oligarşiye karşı kendi iktidarı için bir mücadelesinin olmadığı ve örgütsüz bir şekilde, oligarşinin taze kanı olma politikası güden reformist CHP siyaseti vasıtasıyla pasifize edildiği bir ortamda yapıldığından halk kitlelerinin sorunlarının çözüm platformu olamaz. Bu seçimler halkla oligarşi arasındaki örgütlü bir mücadelenin platformu değil, oligarşinin çeşitli kesimlerinin özellikle tekeller arası çelişkilerin yeni bir platformda hesaplaşması sömürüden, soygundan hangi kesimin daha fazla pay alacağının belirlenmesi platformudur. Böyle bir amaçla yapılan Erken seşimlerden oligarşinin beklediği, kitlelerin potansiyelinin pasifize olduğu, belli ölçüde kitle desteği sağlamış bir iktidar aracılığıyla sorunlarını hiç olmazsa belli bir süre için çözmek ve bugün MC tarafından yapılması olanak dışı olan girişimleri siyasette ve ekonomide yaparak içinde bulunduğu krizi atlatmaktır. |
|
|
Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org