Bugün dünyanın dört bir yanında, çeşitli ülkelerin işçileri gür sesleri, çelik yumrukları ve burjuvaziye karşı ortak mücadele azmiyle tek bir yürek halinde birleşecekler. Bu mücadele azmiyle yalnız işçi sınıfının değil, onunla birlikte, dünyanın bir

ucundan öbür ucuna tüm çalışanların yüreği alev alev yanmaktadır.

Bugün, Türkiye işçi sınıfının, tüm emekçi sınıf ve tabakalarının da, dünya proleteryasına ve emekçi halklarına elini uzatıp, onlarla birlikte, bilinç ve inançla davaya sahip çıkma günüdür.

Bundan 90 yıl kadar önce Amerika’da işçi sınıfı "iş gününün 8 saate indirilmesi" için bir genel grev başlatmıştır. Bu, 8 saatlik işgünü için verilen mücadelelerin başlangıcı değildi.

1948’de daha önceki yıllardan beri süregelen "işgününün kısaltılması" mücadelesi yükselmiş, Avrupa işçi sınıfı ayağa kalkmış, iktidarı ele geçirip, işgününün kısaltılması da dahil kendi sorunlarını kendinin çözeceğini, soyulan, ezilen, sömürülen tüm halkın kurtuluşunu böyle sağlayacağını gür sesiyle ortaya koymuştur. Bu tarihte ilk kez işçi sınıfının ayaklanmayla kapitalizme karşı mücadele edeceğini göstererek bağımsız siyasi hir hareket olarak ortaya çıkıp, bilimsel ideolojisini ortaya koymuştur.

Bu mücadele diğer dünya ülkelerine sıçrarken, aynı yıllarda Yeni Zellanda’da tarım işçileri 8 saatlik işgününü kabul ettirdiler.

Daha sonra 1886 yılının 1 Mayısında, Amerika’nın beş binden fazla şehir ve kasabasında, ‘‘8 saatlik işgünü" için genel bir grev başlatıldı. Askeri birliklerin işçilerin üzerine salınarak oluk gibi kan akıtılıp, dört sendika liderinin idamıyla bastırılan bu mücadele, 16-18 saat çalışan, sömürülen, aynı düşmana karşı mücadele veren tüm dünya proletaryası arasında geniş yankılar uyandırdı ve dünya proletaryasının birliğini aydınlatan bir meşale oldu.

1889 yılında 2. Enternasyonalin birinci kongresi "8 saatlik işgünü" sorununu ele alarak, bu isteği daha büyük bir güçle savunmak ve gerçekleştirmek için, bütün dünya işçilerinin belli bir günde eyleme geçmelerini kararlaştırdı. Bu karara göre o gün uluslararası bir gösteri düzenlenecek, bütün şehirlerde işçiler hükümetten işgünü süresinin kanunlarla indirilmesini isteyeceklerdi.

Kongrenin kararı 1890 yılında, tüm dünya işçilerinin burjuvaziye karşı "tek bir yürek, tek bir yumruk" olduğu bir mücadele azmi içinde yürürlüğe girdi.

Bu mücadele yalnızca iş saatlerinin kısaltılması ve ekonomik istemlerle sınırlı kalmadı. 1 Mayıslar kapitalizmin sömürü ve vahştine karşı işçi sınıfının birliğinin aynı amaç etrafında, aynı inançla yoğrulup, eğitildiği, kurtuluşlarının kapitalizmin yerle bir edilmesiyle sağlanacağının bilincine ulaştığı günler oldu. Artık, emek ile sermaye arasındaki uzlaşmazlık ve sınıf mücadelesi geniş işçi kitlelerini sarıyordu.

Ülkemizde 1 Mayıslann kutlanması 1960’lara kadar uzanır. Ancak gerçek anlamıyla, işçi sınıfının mücadelesinin temel olduğu anlamda ilk kez, 1922 yılında kutlanmıştır. İstanbul, İzmir ve diğer şehirlerde, emperyalist işgal sırasında mitingler, yürüyüşler düzenlenmiş, Türkiye İşçi Derneği, Beynelmilel İşçi İttihadı ve Türkiye İşçi Sosyalist Partisi gibi örgütlerin öncülüğünde, İstanbul sokaklarında, İşçilerle halk birlikte Enternasyonal’i ve 1 Mayıs için yazılan türküleri haykırmışlardır:

"1 Mayıs, 1 Mayıs ilk dileğimiz
Yaşatacsk seni tunç bileğimiz!
Kara kış günleri yansın, kül olsun!
Kırmızı çiçekli bahar uyansın
Birleşin,
Gelin!
Yerden yükselin!
Birliksiz işçi, işçi değildir."

Bu türkü emperyalist işgal altındaki ülkemizde, Çanakkale'den Afyon'a, Kütahya'dan Antep'e halkımızın bağrında yanan mücadele gücü ve azmiyle dilden dile dolaşmıştır.

l925 yılında işçi sınıfının ve tüm halkın bu güçlü birliğinden korkan egemen sınıflar, Takrir-i Sükun kanunu ile bu girişimleri durdurup, 1 Mayısı "Bahar Bayramı" ilân etmiştir. Bu kanun uzun yıllar yürürlükte kalarak, dipçiğin, falakanın, jandarma kurşununun yoksul halkımıza uygulanmasını meşrulaştırmıştır.

Bugün ülkemizde emperyalizmle bütünleşmiş yerli tekelci sermaye ve onun yandaşları geçmişte kutlanan 1 Mayısları unutturmaya çalışmaktadır. Onların unutturmak istedikleri, 1921’lerden 1925’lere kadar kutlanan 1 Mayıslardaki işçi sınıfı ve emekçi halkın dayanışması, mücadele azmi ve devrimci geleneğidir. Bu devrimci ruhun yaşatılması, oligarşiye ve faşizme karşı yığınların yükselen mücadelesi ve işçi sınıfımızın devrimci birliğinin güçlenmesiyle mümkün olacaktır.

Bu yüzden 1 Mayıslar yalnız kutlama törenleriyle, söylenen marşlarla ve sloganlarla sınırlı tutulamaz. Bugün, biricik devrimci sınıf olan işçi sınıfının birlik ve mücadelesinin güçlendirilmesi gereken bir gündür. Kurtuluşu yalnız işçi sınıfının kurtuluşuyla mümkün olan yoksul köylünün, küçük üreticinin ve diğer emekçi sınıf ve tabakaların mücadele ve dayanışma ruhunun güçlendirilmesi gereken bir gündür. Bu nedenle, 1 Mayıslar çiçeklerle yapılan gösteriler ve tören havası içine hapsedilemez. 1 Mayıs günü hayatın her alanında ve o günün özgül koşullarının gerektirdiği her türlü "Anma" ve "devrimci ruhu yaşatma" şeklinde kutlanır. 1 Mayısların canlı kalan ve yaşayan özelliği, proleteryanın mücadeleci geçmişini günümüze bağlarken, onun devrimci anısıyla mücadelemizi bilemesi, bize günlük sorumluluk ve görevlerimizi de vurgulamasıdır. 1 Mayıs, devrimci hareketin güncel sorunlarının ön plana geçirilmesi, tartışılması için de bir nedendir.

Başta işçi sınıfımız olmak üzere, emekçi halkımız ve onun sosyalist öncülerinin birliği güçlendirilmeli, hergün mücadelemize katılanların sayısı arttırılırken, ideolojik ve politik eğitimi de unutulmamalıdır. Halkımızın birlik, dayanışma ve mücadelesi yalnızca güncel ekonomik haklar ve ona bağlı siyasi hedeflerin gösterilmesi ile sınırlandırılamaz. 1 Mayısta işçi sınıfımıza bu dar mücadele biçimini öneren kendini halkın kurtarıcısı sanan, kendilerinin enginleri fethetme (!) ruhuyla mücadeleye atıldıklarını iddia eden baylarımız bu önerileriyle sosyal faşist olmakla suçladıkları sağ revizyonist hasımlarıyla aynı çizgiye geldiklerinin farkında mıdırlar? Bilemeyiz.

Tüm halkımızın kurtuluşu demek olan işçi sınıfınıın kurtuluşunu hedef alan mücadelemizde, proleterya demokrasisinin kurulmasına giden yolda güncel yaşamımızdan en büyüğünden en küçüğüne kadar, haksızlığa, sömürüye, zulme, faşizme karşı talepler bulup çıkarmalı, zenginleştirmeli, onlara sıkıca sarılıp, sömürü ve baskı düzenine karşı mücadelemizi sürdürmeliyiz.

Bir yandan her türden mücadelemizi siyasi hedefimiz etrafında birleştirirken öte yandan işçi sınıfımızın ve halkımızın birliğini sağlamak da güncel görevimizdir. Bu görevimizin aşılmasında ideolojik berraklık ve devrimci birliğimizin sağlanmasında, 1 Mayıs bize ışık tutmalıdır.

Bugün ülkemizdeki sol hareket ideolojik, teorik ve örgütsel alanda bir karışıklık ve dağınıklık içindedir. Böyle bir durum, egemen sınıfların kendi iç çelişkileri ve bunalımları nedeniyle giderek saldırganlaştığı, emekçi halkımızla faşist karşı devrimci güçler arasındaki çatışmaların arttığı bir sırada yaşanmakta. DGM’ye karşı direnen, işten atılan, katledilen işçilerimizin, Malatya’da, Uşak’ta faşistlerle kadın erkek omuz omuza mücadele eden halkımızın devrimci mücadelesinin yükselip güçlenmesi, doğru hedeflere yönelmesi için birlikteliğin ve sosyalist öncülerin birlikteliğinin sağlanması gerekmektedir.

Ülkemizin bu somut koşullarında, devrimci hareketin sorunlarının çözümlenmesi, işçi sınıfının ve tüm emekçi halkımızın faşizme ve oligarşiye karşı savaşını başarıya ulaştırmak için dağınıklığa son vermeliyiz. Güncel görevimiz halkımızın mücadelesini siyasi hedefine doğru yöneltecek, onun sosyalist öncülerini bağrında toplayarak, onların ideolojik teorik ve örgütsel birliğini sağlayacak olan partinin yaratılmasıdır.

1 mayısların bir özelliği de devrimci hareketin bugünkü ulaştıgı seviyenin strateji ve taktiklerine uygun programlarının gündeme getirilmesidir. Bu anlamda 1 Mayıs halkın faşist saldırılara karşı kitlevi karşı koyuşunun bir ifadesi olmalı, kutlama eylemlerinin içerigi buna uygun düşmeli, işçi sınıfı ve emekçi halkımız faşizmin karşısına dikilmelidir.

Geçtiğimiz yıl uzun bir aradan sonra yüzbinlerin katılmasıyla kutlanan, ancak işçi sınıfımıza siyasi hedef göstermeyen, işçi sınıfıyla diğer emekçi sınıf ve tabakaların birliğini sağlamayan 1 Mayıslar tekrarlanmamalı. 1925’lerden bu yana, işçi sınıfımızın devrimci taleplerini -bugün gündemde olduğu gibi- burjuvazinin şu veya bu kesimini desteklemek biçiminde kanalize eden sağ revizyonist hegemonya kırılmalıdır.

Bundan böyle 1 Mayıslarda işçi sınıfımız yüzbinlerin faşizme karşı nefretini dile getirirken, öte yandan asgari taleplerine sıkıca sarılmalı, bu talepler doğrultusundaki mücadeleyi siyasi hedeflere yöneltmelidir.

Genel grev hakkı, asgari geçim indirimi, işgüvenliği, sosyal güvenlik, sağlık sigortasının tarım kesiminde çalışanları da içine alarak herkesi kapsaması; tüm çalışanlara öğretmenlere, teknik elemanlara, sağlık personeline, diğer memurlara ve tarımda çalışanlara grevli, toplu sözleşmeli sendikal hakların sağlanması, tüm çalışanlara siyasi örgütlenme hakkının tanınması, genel siyasi grev hakkının tüm çalışanlara tanınması, gerici dernekler yasasının ve diğer anti-demokratik yasaların yürürlükten kaldırılması konut sorununun çözümlenmesi, faşist yuvaların dağıtılması, işkencecilerden hesap sorulması, NATO’dan, CENTO’dan ve emperyalizmin tüm uluslararası örgütlerinden çıkılması. Bunlardır asgari taleplerimiz, bunların halkımıza benimsetilmesi görevimizdir.

Başta işçi sınıfı ve tüm emekçi halkımız, bizler 1 Mayısı kutlamalıyız, yaşatmalıyız.

"1 Mayıs ilk dileğimiz
Seni yaşatacak tunç bileğimiz!"

sloganını her zaman canlı tutmalıyız. 1 Mayıs birlik, dayanışnıa ve mücadele günüdür, halkımızın kurtuluşa yönelme günüdür.

Halkımızın yükselen mücadelesi karşısında işkenceler, katliamlar, sürgünler, bunların hiçbiri kurtuluşumuza kadar sürecek olan devrimci mücadeleyi sindiremeyecektir. Bu mücadele gücüyle dünyanın dört bir yanında emperyalizme karşı savaşan proleteryaya, Mozambik’te, Dofar’da, Şili’de, Filistin’de halkının kurtuluş destanını yazan devrimcilere, sosyalist ülkelerin muzaffer proleteryasına tunç bileğimiz ve güçlü yüregimizle devrimci selamlarımızı iletiriz!


Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org