MARKSİST TEORİNİN VE TEORİK EĞİTİMİN ÖNEMİ ÜZERİNE

Gerek Türkiye solunun içinde bulunduğu çeşitli özellikleriyle yaşadığımız süreç, gerekse uluslararası planda var olan karmaşıklığın sürmesi oportünizmin Marksizme çeşitli alanlarda ve çeşitli biçimlerde sızmış olması teorinin ve teorik mücadelenin önemini yeniden vurgulamayı gündeme getiriyor. Teorinin önemini vurgulamak salt bu alanda varolan buhrandan dolayı değildir. Özellikle "teori", teorisyenler(!) arasında tartışılan bir “olgu" haline

getirildiği için kadrolarda teorinin bu biçimine karşı var olan eğilimin "teori düşmanlığı"na yönelmesi açısından da önemlidir. Üstelik bu "düşmanlık" kafalarda var olan idealizmin etkinlikleriyle de birleşince büyük bir "tehlike" halini alabilmektedir.

MARKSİST TEORİ ÜZERİNE
BİLİNDİĞİ gibi Marksizm, Alman idealist felsefesinin, Fransız ütopik sosyalizminin ve İngiliz politik iktisadının bir bileşimi olarak ortaya çıkan toplumsal bir teoridir. Bu toplumsal teoride diyalektik kavrayışın politik pratiğe ve polititik iktisada uygulanması önem kazanır.

İlk kez Marksizm özgül bir toplumsal sınıfla, sanayi proleteryası ile özdeşleşerek sınıf savaşımı ve çatışmasına dayanan; bir yandan tüm geçmiş ve şimdiki tarihi açıklama çabasına girişen, bir yandan da bu kavramlar aracılığıyla bu temel üzerinde geleceği öngörme olanağını sağlayan toplumsal bir teori olarak ortaya çıkmıştır.

Tarih boyunca egemen sınıfların sınıf çıkarlarına ters düştüğü sürece bilimin insan toplumuna toplumsal tarih alanına girmesine izin verilmemiştir. Doğa olaylarının bilimsel yönden incelenmeye başlanması bile feodalizme karşı ayaklanan burjuvazinin bir silahı olarak kapitalizmin başlangıcına raslar. Doğadaki nesneleri, onları neden sonuç ilişkileri içinde inceleyen bilim, toplum tarihine müdahale ettiği, onun işleyiş yasalarını bulmaya çalıştığı zaman, doğa olaylarını irdeleyiş biçimini hemen terk edemedi; insanları da nesneleştirdi; onların iradi eylemini, verili koşullarda kendi tarihlerini yapma özelliklerini bir kenara bıraktı. Söylediklerimizi Marks'la XVIII. yüzyıl maddecileri arasındaki farkda gözlemek olanaklıdır.

Marks bir maddeciydi. Ancak onun maddeciliği XVIII. yüzyıl maddeciliğinden farklıdır. Çünkü Marks'ın maddeciliği insanı sadece dış etkilerin bir ürünü olarak tanımlayan ve giderek onun etkinliğini, bilinçlilik yönünü bir tarafa iten mekanik maddeciliğin tam karşısındadır. Bu savın en iyi kanıtı, ünlü Feuerbach Üzerine Onbir Tez'de gözlenebilir. Burada Marks mekanik maddeci felsefesinin tek yanlı ve determinist karakterine karşı çıkar.

Marks'ın düşüncesinin temel özelliklerinden bir tanesi de eleştirel ve tarihsel olmasıdır. Ve elbette Marks'da tarihsel olan mantıksal da olacaktır.

"Başlangıç noktası olarak aldığımız öncüller dogmalar ya da keyfi öneriler değillerdir; ancak hayal gücünde soyutlanabilecek öncüllerdir. Bunlar gerçek bireylerdir. Bu bireylerin etkinlikleridir ve bu bireylerin yaşamlarının maddi koşullarıdır; hem hala var olarak buldukları, hem de kendi etkinlikleri tarafından üretilenlerdir. Böylece bu öncüller saf bir biçimde ampirik bir biçimde doğrulanabilirler" (K.Marx-F. Engels, C.W. Progress Publishers, 1972, s.31)

Lenin Felsefe Defterlerinde, "mantık-diyalektik-bilgi teorisi, hepsi bir ve aynı şey" diyor. Marks'ın yapmıs olduğu, mantığı, doğadaki, tarihteki bilgideki süreçlere uygulamış olmasıdır. Yani Marks'ın teorisinin mantıksal oluşu, aklın diyalektiğinin nesnelerin diyalektiği ile uygunluk sağlaması anlamına gelmektedir.

Burada Marksizmin ne olmadığını açıklığa kavuşturmak gereklidir. Dogmaları, eleştirilmeksizin bir takım "ilkeleri" başlangıç noktası olarak almak Marksist teoriye temelinde aykırıdır. Bir başka ifadeyle bir olayı, bir olguyu incelerken kafamızda var olan bir takım "öncülleri" birtakım "ilkeler"i o olayda o olguda bulmaya çabalamak Marksist teoriye aykırıdır. Olaylar ve olgular "ilkeler"e göre açıklanmamak gerekir. Başlangıç noktası, her zaman, Marks'ın belirttiği üzere gerçek öncüller, yaşayan gerçekler olmak zorundadır. Ve eğer sosyalizm ütopyadan daha fazla bir şey olarak görülüyorsa o takdirde içinde yaşanılan toplumun ahlaki, önyargılı, dogmatik bir eleştirisine dayanmamak: aksine ancak bilimsel çözümlemelere dayanmak zorunluluğu vardır. Bu, neden zorunludur? "Bugüne kadar filozoflar dünyayı sadece yorumladılar, oysa önemli olan onu değiştirmektir" demektedir Marks. Ve Lenin "devrimci teori olmaksızın, devrimci pratik olmaz" diyor. Burada birkaç noktaya dikkatleri çekmek yararlı olacaktır. Aktarılan cümlelerin ilkinde Marks, ilk bakışta "dünyayı yorumlamak" işine önem vermiyormuş izlenimi bırakabilir. Bu tamamen hatalı bir görüştür. Dikkat edilirse Marks, "dünyayı yorumlama" değil, bütün işleri güçleri dünyayı yorumlamak olan filozoflara sadece yorumlama yapmak için yorumlama yapanlara, maddedeki hareketi göremeyenlere, yani idealizme karşı çıkmaktadır. Cümlenin ikinci kısmında ise "önemli olan (...) değiştirmektir", deniyor.

Değiştirmek! Bir anlamda Marksizmin özü bu sözcükte yatmaktadır. Ne var ki hayale kapılmamak gerekir. Değiştirilecek şeyi tanımadan, onun mümkün olan en ince yorumunu yapmadan onu değiştirmek hiç bir zaman ve yerde mümkün olmamıştır. Çünkü "değiştirmek sözcüğüne materyalizm temel teşkil ediyorsa onun yöntemine de diyalektik işaret etmektedir. İşte, ancak materyalist diyalektikden hareketle "dünyayı değiştirme" anlam kazanır. Ve ancak bu kavrayış içinde, yorumlama ile değiştirme birbirlerini dıştalamazlar. Teorisizme düşülmemiş olur. Burada günümüzde teori ile pratiğin ilişkisi sorunu gelip dayatmaktadır. Herkesin bol bol yazıp söylediği üzere teori bugün ülkemizde belli ölçülerde "teori yapanların" elindeki, daha doğrusu, pratikte kendiliğinden çatışmalar gözlenirken, yani hareket politik kendiliğindenci bir karakter arzederken, geniş ölçüde "gençlik” platformunu aşamamış durumdayken, teorinin en derin nüansları sayfalar dolusu tartışılmaktadır. Böylece teori onu "yapanların" malı imiş gibi görünüyor. Zaten kısıtlı olan bir pratik içinde kalan kadrolarda da belli ölçüde bir teori düşmanlığı başgösteriyor. "Yazarlar yazsın, okuyanlar(da) okusun" anlayışı gelişiyor. Teori düşmanlığının terörizme açık kapı bıraktığını ve onun bir özelliği olduğunu söylemek yetmez. Bunun nedenlerini doğru tespit edip, çözüm yolları da bulmak zorundayız.

O halde ne yapmak gerekiyor? "Teori"yi, teori yapmak için kullananların elinden almak, gerçek sahiplerine, teslim etmek gerekmektedir. Teorik mücadelenin ve Marksist teorinin bugün aydınların, akademisyenlerin yaptıklarının olmadığı kesinkes açıklanmalıdır. Çünkü teori yaşayan bir şeydir, dünyayı değiştirmek için hiçbir şey yapmayanların yaptıkları "teori", teori değildir; olamaz da.

Yaşayan gerçekleri kapsayan, toplumsal gelişmenin çelişmeli yapısını kavrayabilen ancak Marksist teoridir. Canlı tarihteki bu çelişmeleri ve onun temel unsurunu kavrayabilen diyalektikmaddeciliği bilmek, onun önemini kavramak hepimizin görevidir. Ama teoriyi nasıl kavrayıp nasıl öğreneceçğiz? Burada şu kadarını söyleyelim ki teori, can sıkıcı makale ve broşürler olarak görülmemelidir. Teorik mücadele, makale ve buroşürlerin yazılması ve okunması olarak ele alınmamalıdır. O hayatın bütün alanlarında canlı açıklamalar şeklinde kavranabilmelidir. Bizzat bizim siyasi pratiğimiz içinde bir unsur, ama onu takip eden cansız bir unsur değil, onu yönlendiren bir unsur olarak değerlendirilmelidir ve canlı bir çerçevede ele alınmalıdır. "Tekrarlanmaya gerek olmayacak üzere, kitleler önreneceklerini kitaplardan değil, yaşamdan önrenirler" diyor Lenin.

Marks'ın toplumsal teorisini şu öncülle özetleyebiliriz: toplum sadece verilmiş değildir, o yapılır da. Bu öncülün Marksist bilgi teorisi açısından çok önemli uzantıları olacağı açıktır. Ancak burada bu konu üzerinde durmak, bu yazının boyutlarını çok aşar. Aslında, biz burada daha çok, yukarıda açıklamaya çalıştığımız dünyayı "değiştirmek" kavramıyla, tarihin, toplumun "yapılması" kavramı ile ilişkili olarak çok önemli ve önümüzdeki devrimci görevle ilgili bir noktaya değinmek istiyoruz.

Diyorduk ki Marksizm'de aslolan dünyayı değiştirmektir. Bu iş nasıl başarılacaktır? Ve yine diyorduk ki toplum, tarih sadece verilmiş değildir, o yapılır da. Peki o halde tarihi, toplumu kim yapsın? Tek tek bireyler mi? Elbette hayır! Yukarıda anlatmaya çalıştık ki tarih sınıflar savaşımının bir ürünüdür. Günümüzde sınıflar savaşımı içinde yeralan ve ona müdahale eden Marksistler dünyayı değiştirmede parti'yi kullanırlar. Yani parti, dünyayı değiştirmenin bu anlamda bir aracıdır. Dünyayı yorumlayış ve değiştirme anlayışı partiyi karakterize eder bu kavrayışın ortaya koyduğu eylemler onun biçimini belirler. Sosyalistler işçi sınıfının pratiğe müdahalesini ve o pratiği değiştirme işini onun bilimsel bir temelde yapılması işini parti aracılığı ile yaparlar. Marksist parti, işçi sınıfının ideolojik, ekonomik-demokratik, politik yani hayatın tüm alanlarındaki mücadelelerinin öncülüğünü yapar ve bu mücadelenin en üst ifadesidir.

SAPMALAR VEYA REVİZYONİZM VE DOGMATİZM
YUKARIDA Marksizmin sınıfsal içerikli bir teori olduğunu belirtmiştik. Marksizmin işçi sınıfının teorisi olduğunu söylemek, aynı zamanda onun taraflı, yan tutucu bir teori olduğunu söylemek demektir. Eğer Marksizmin bu yan tutucu, sınıfsal özü gözden kaçırılacak olursa, önsüz-sonsuz "doğru"lar peşinde koşmak gibi idealist anlayışlara düşme tehlikesi vardır.

Ne varki Marksist teorinin bu yan tutarlığı, taraflılığı onun nesnel olmasına hiç de gölge düşürmez. Hatta denilebilir ki nesnelliği sayesindedir ki Marksist teori, taraflı bir teori olmak konumuna ulaşabilmiştir.

Öte yandan açıktır ki nesnellik sınıflar savaşımında başarılı olmanın bir ön koşuludur da. Nesnel olmayan bir "taraflılık" ya bitmeksizin Marksizmin dışına düşmek ya da hem bireysel (psikolojik) düzeyde hem de ideolojik-felsefi düzeyde öznelliğe düşmek anlamına gelebilecektir. Ancak nesnel olmak, olguları görmezlikten gelmemek, çarpıtmamak ve bütün boyutlarıyla kavramaya çalışmak işçi sınıfının yararınadır. Karşıt bir vaziyet alış hem teorik, hem pratik sapmalara gebedir. Bu nedenle bu noktanın iyi kavranılması son derece önemlidir. Önemi şuradan gelmektedir ki nesnellik-taraflılık bağlamı içinde, bu nokta anlaşılmadığı, önemsenmediği takdirde gerek dogmatizme gerekse revizyonizme düşme tehlikesi her zaman vardır.

Dogmatizmin gerçek özü, bir anlamda teorik nesnellik sürecinde "orada bulunan" hakkında yeni sorular sormamada aranmalıdır. Başka bir ifadeyle dogmatizm teoriyi önermeler yığınına indirgemek, yani "olan"ı görmezlikten gelmek veya görmemek; dolayısıyla her koşulda ve bütün zamanlar için "orada bulunan"ı uygulamaya çabalamak sonucuna götürür.

Dogmatizm konusu, bundan çok önceleri Devrimci Gençlik 4. sayıda işlenmişti. O sıralar büyük "fırtınalar" yaratma çabasında olan Militan Gençlik'çiler (şimdi Halkın Yolu) kastedilerek şunlar yazılmıştı:

"İşte dogmacılık bu anlamda marksizmin reddettiği bir akımdır. Marksizmin teorisini dondurmaya yönelir. Marksizmin lafızlarına sıkı sıkıya sarılır, gelişen ve ortaya çıkan her yeni durumu incelemeye gerek görmeden büyük ustaların yazılarına atıflarla yetinir. O, marksizmi bir dogmalar yığını olarak görür. Dogmacının kafasında hareket mekanik bir anlam kazanır. Bu haliyle tarihi de tekrarlardan ibaret bir oluşum olarak değerlendirir. Dogmatik düşünce olayları büyük tarihsel paralelliklerle açıklar. Bugün olmakta olanları dün olanlara benzetir. Dün olanlar için söylenen ve yazılanları bugün olanlara uydurmakla yetinir. (Lenin'in II. Enternasyonal revizyonistlerinin Alman ve İngiliz emperyalist politikalarını desteklemeleri üzerine onlar için kullandığı "sosyal şöven-sosyal emperyalist" sözcüklerinin altını çizip onları defalarca, olur olmaz yerde aktararak bugün Sovyet revizyonizminin "sosyal emperyalist" olduğunu kanıtlar(!) Ülkemizdeki revizyonistlere de sosyal faşist der.) Olaylar arasındaki kaba benzerlikler onun için büyük bir anlam ifade eder ve herşeyi de bu kaba benzetmelerin üzerine kurar. Marksizm'e göre 'eski' 'yeni'nin içinde vardır ama 'yeni' olan 'eski'den farklı bir şeydir. İşte dogmacının mekanist bakışı, yenideki eskiyi görür. Yeniyi eskinin bir tekrarı sanır (yeni çarlar, yeni Hitler'ler keşfeder). Tarihin diyalektik-sarmal gelişmesini, helezonik yükselişini anlamamıştır. Kısacası Marksizm'in bilgi teorisini anlamamıştır." (Devrimci Gençlik, s.4, s.6)

Şimdilerde, Aydınlık dergisinde, Militan Gençlik sorumlu yazıişleri müdürünün bir özeleştirisi yayınlandı. Bu özeleştiride sanki daha önce Devrimci Gençlik'te yapılan uyarı hatırlanarak şunlar itiraf ediliyor:

"İlk dönemlerde Militan Gençlik'in M.D.D'ye ilişkin hiçbir mesele de siyaseti yoktu. Önümüze çıkan bütün somut meseleleri çözmek için kitaplara bakıyorduk. Bu meseleleri tarihi paralellikler kurarak çözmeye çalışıyorduk. Marksizmi dogmatik bir şekilde öğrenmeye çalışıyorduk." (Militan Gençlik yazı işleri müdürü Ali Haydar Yıldırım, Aydınlık, say. 73)

Nesnellik-taratlılık bağlamı içinde ikinci bir hatalı kavrayış-sapma, revizyonizm teriminde kendini bulur. Reviıyonizmin Lenin tarafından, Marksizm ile burjuva teorilerinin her türü arasındaki farklılığı ve karşıtlığı bulandırma amacına yönelik iktisadi, felsefi politik düzeylerdeki düşüncelere verilen addır. İşte nesnellik-taraflılık ayrımı iyice kavranılmadığı takdirde bu kez de revizyonizme düşülür.

İÇİNDE BULUNDUĞUMUZ SÜREÇ VE İDEOLOJİK MÜCADELE
PEKİ Marksist teori üzerine tüm bu söylediklerimiz ne anlam ifade etmektedir? Konunun bu tür bir genel çerçeve içinde konuluşu günümüzün siyasi konjonktüründe bize ne tür adımlar atmamızı şart koşar, yani günümüz açısından konunun anlam ve önemi nerededir? Konu nasıl ele alınmalıdır? Şimdi bunları cevaplamaya çalışalım.

Bugün işçi sınıfının ve emekçi halkın önündeki temel sorun şüphe yok ki devrimci bir partinin proletaryanın iktidar mücadelesinin (politik mücadelenin) temel aracı olarak savaşçı partinin yaratılması ve devrimci hareketin birliğinin sağlanmasıdır.

Ama biliyoruz ki proletarya partisi ideolojik politik ve örgütsel bir bütündür ve herşeyden önce ideolojik bir birliktir. Bugün ideolojik karmaşa esas olarak çözülmüş değildir. O halde parti sorununun önünde duran en önemli sorunlardan biri Türkiye Solunun teorik sorunlarını çözmemiş olmasıdır. Devrimci hareket kendisinin siyasi varoluş koşulu olan görüşlerini henüz sistemleştirmiş değildir. Günümüzde konulara bütün bir bakış sağlanması yerine teorik sorunlar parça parça ele alınmakta, bundan sonuçlar çıkarılmaya çalışılmaktadır. Objektif gerçekçiliğin kendisi parça parça olmayıp çelişmeli bir bütün arzetmesi teorik sorunları bu tür ele alanları (gerçekçiliğin şu veya bu parçasını ele alanları) kaçınılrnaz olarak seçmeciliğe, eklektisizme itmektedir. Felsefi idealizmin hâlâ yaygın olarak etkenliğini sürdürmesi bundandır. O halde teorik meselelerin halli önümüzde duran en önemli sorunlardan birisidir. "Bizce teorinin olmayışı devrimci bir akımın varolma hakkını ortadan kaldırır ve eninde sonunda kaçınılmaz olarak siyasi iflasa mahkum eder" diyor Lenin. Fakat teorik sorunların çözülmesinin gerekliliği teorinin hangi düzeyde ele alınması gerektiği, hangi alanlara yönelmesi gerektiği sorusuna cevap vermez.

Genel bir yenilgi dönemi yaşanmıştır. Açık sınıf mücadelesinin üstünün örtüldüğü bir sırada, karşı devrimin alabildiğine güçlenmesi ve geçici zaferi ile devrimci hareketin buhran geçirmesi bir arada yürümüştür ve aksi mümkün değildi. Devrimci hareketin buhranı ise ideolojik politik örgütsel tüm alanları kapsamaktadır. Bu genel yenilgi dönemi sonrası bizlerin önüne siyasi mücadeleyi her şart altında, her durumda yürütebilecek, sağlam ilkelerin aydınlattığı sistemli eylem planına sahip güçlü bir örgüt sorununu dayatıyordu. Ama önce ne yapılması gerektiği üzerinde anlaşmaya varabilmek için yenilgi döneminin beraberinde getirdiği "teori"deki krize bir son vermek gerekmektedir. Bu ortamın ürünü olarak, sosyal hayatın değişik alanlarındaki bütün değerlerin revizyonu ile başlayan ve marksist felsefenin, en soyut en genel ilkelerinin revizyonuna varan bir teorik anlayış günümüzde hakimiyetini sürdürüyor. (TKP'nin genelde sağın "güçlenmesinin" ideolojik veçhesi budur). Şimdi sorun bu konuda düzlüğe çıkmak, "teoriyi ayakları üzerine oturtmak" sorunudur. Bu ise teorinin kaybolan yönünün (özellikle marksist felsefenin en genel ilkelerinin) açığa çıkartılmasıyla, sorunları ele alış yönteminde ideolojiden ve metafizik düşünceden arınılmasıyla mümkündür. Yani oluşturulacak teorik çerçevenin, bir sistemin nasıl oluşturulması gerektiği çözülmeli önce... (bu sorun ayrı bir yazı konusu, biz burada sadece konunun önemini belirtmekle yetinelim)

Böylesi buhran dönemlerinde teoriye iki kat daha özen göstermek ve çok belirgin açık ve net bir tavır almak gerekir.

"Marksizmin İlkelerini savunmak için... yeniden güçlü bir eylem gündem konusu oldu (Lenin)"

Bu genel çerçeve içinde hangi teorik sorunların çözülmesi gerektiği sorusu cevaplanmalıdır. Teorik sorunlar parça bölük, metafizik bir yöntemle ele alınamayacağına göre hangi ana halkaya yönelik teorik mücadele yapılmalıdır. Marksizmin ustaları, sosyalistlerin "...herhangi bir yazarın yerli yersiz incelediği meseleleri değil, mevcut şartlar ve objektif sosyal gelişme neticesinde önemli bir siyasi muhtevaya bürünen meseleleri halletmeye çalışmak zorunda" olduklarını söylerler. Yani marksistler pratiğin kendi önlerine çıkardığı teorik sorunlarla ilgilenirler ama bu sorunları önceden ellerinde varolan "genel bir bakışın" ışığında incelerler. (Yani önce sorun çıksın onun peşine teorisi elsin anlayışı yanlıştır. Pragmatizmdir, dar deneyciliktir) Siyasi mücadelenin zengin deneyi ideolojik mücadeleyi, teorik meseleleri süreç içinde zenginleştirir derinleştirir.

Teorik mücadelenin gerekliliğini önemini ve genişliğini vurgulamanın hiç de bu çalışmanın PRATİK çalışmadan önce geleceğini söylemek demek olmadığı da böylece anlaşılır. Aksine PRATİK faaliyet daima önde gelmektedir. "Çünkü teorik çalışma yalnızca pratik çalışmanın öne sürdüğü sorunlarA yanıt sağlar (Lenin)"

Önümüzdeki sürecin özelliği sosyalist hareket açısından devrimci mücadelenin, işçi sınıfı hareketiyle sosyalizmin bir bileşimi olduğu bilinciyle bu bileşimi sağlayabilmekdir. Ama bu bileşim "işçi sınıfı hareketine ayrı ayrı aşamalarda pasif bir şekilde hizmet etmekle değil, fakat bir bütün olarak hareketin çıkarlarını temsil etmek, bu harekete er asli hedefini ve pratik görevlerini göstermek ve onun politik ve ideolojik bağımsızlığını korumakla" sağlnabilir. Bu partileşme sürecinde olduğunun ve bu sorunun çözümlenmesi gerektiğinin göstergesidir. O halde teorik mücadeleyi bu ana halkaya tabi kılmak ve Türkiye devriminin temel sorunlarına (devrim anlayışı çalışma tarzı, parti anlayışı v.s.) yönelik bir tartışma sürdürmek gerekmektedir. Yani teorik bir "bütün"e bir sistematiğe sahip olmak zorunludur.

"Proletarya partisinin inşa yolu bu şekilde bir ideolojik, politik örgütsel mücadele sürecinden geçecektir. Bu süreç içerisinde ideolojik keşmekeşi sona erdirecek ideolojik birlği oluşturmak esas görev halkası olarak kavranılmalıdır. Politik ve örgütsel birliğin yolu ideolojik birlikten geçer, ideolojik birliğin yolu ise ideolojik mücadeleden. (D.Gençlik sayı 16)"

Tüm bu nedenlerden dolayı (en önemlisi ideolojik mücadele ile elde edilecek ideolojik birliğin kavranması gereken ana halka olmasından dolayı) teorinin önemi bir kat daha artmaktadır. Konunun önemini partileşme sürecine özellikle "kadro" sorunuyla ilişkili olarak da vurgulamak gerekir.

Partileşme süreci denen süreç düz bir hat izlemeyecektir. Kendi içinde birbirini etkileyen birçok inişler ve çıkışlarla dolu olacak aynı zamanda kendi dışındaki birçok şeyden de etkilenecektir. Belirli aşamalarda çeşitli sorunlar, çelişmeler bu sürecin tamamlanmasında aşılması gereken engel teşkil edeceklerdir. Bu temel görevi getirmede önümüze çıkan görevlerin zengin karmaşasını kavrayabilmeli, yolumuzu kaybetmemeliyiz.

Partileşme süreci diye ifade edilen şey aslında bir anlamda da yığınlara, uğruna savaşacakları siyasi bir programı onlara götürecek kadroların oluşması sorunudur. Mücadele içinde sınanmış, çelikleşmiş yığınlarla erime, onlarla bağ kurma özelliğini kazanmış kararlı kadroların oluşturulması en önemli sorundur. Bu anlamda sözkonusu olan bir disiplinin yaratılması oluşturulmasıdır. Siyasi mücadeleyi yönetebilme kabiliyeti kazanma, ülkede sınıflar kompozisyonunu dikkatle kavrama, çatışan güçlerin (devrim ve karşı devrim güçlerinin) birbiriyle ilişkilerini doğru kavramak, sınıflar çatışmasının her alanında yer alarak o çatışmanın kendisinden öğrenmek ve kitleleri bu çatışmanın içinde eğitmek kadro eğitimin çekirdeğini oluşturur. Bu ise kanıtlanmayacak kadar açık olan marksizm-leninizm kavranmasını şart koşar.

Böylesi bir disiplinin kazanılması, kadroların eğitiminin bu mücadele sürecinde birdenbire tamamlanması (partinin yaratılması anlamında) mümkün değildir. Bu koşulların yaratılmasının önündeki en büyük engel doğru temellere oturmuş bir marksist teorinin varlığı veya yokluğudur. Uzun çabalar ve çetin deneyle sonucu yaratılabilecek olan böylesi bir disiplinin kadrolaşmanın pekiştirilmesi ancak doğru siyasi liderlikle siyasi stratejinin ve taktiğin doğruluğu ile mümkündür. Bir "Dogma olmayan, gerçekten kitlesel ve gerçekten devrimci eylemle sıkı ilişki sonunda biçimlenmiş doğru bir kuram(ın)" (Lenin) teorinin öneminin kavranması gerekmektedir.

Bazı arkadaşlar ideolojik mücadeleyi böylesi bir kavrayışta eksik bulunuyorlar. İdeolojik mücadeleyi öncelikle bizim yığınlara götürececğimiz siyasete ilişkin bir sorun olarak görmüyorlar. Onu siyasi gruplar arası bir yarış aracı olarak değerlendiriyorlar. Bu teorinin donuklaştırılması ve dogmalaştırılmasıdır. Bu teoriyi bizim pratiğimizi belirleyen bir araç olarak, yaşayan gerçekle ilgilenen bir araç olarak görememe anlayışıdır. Konunun önemini tekrar vurgulamakta yarar görüyoruz.

"İdeolojik mücadeleyi yanlış kavramaktan kaynaklanan ve kadro eğitiminde önemli bir engel olarak karşımıza dikilen güçlükler vardır. Bir kadro, ideolojik eğitime siyasi görevlerin daha doğru kavrayabilmek noktasından yaklaşmalıdır. İdeolojik mücadeleyi sadece hizipler ve fraksiyonlar arası bir çatışma biçimi olarak algılamamalıdır. Böyle bir yanlış kavrayış ideooljik mücadeleyi pratikten koparttığı gibi bizleri üstümüze düşen devrimci görevler karşısında hareketsiz duruma sokar. İdeolojik mücadeleyi bir söz düellosu haline dönüştürür.

Kadromsu unsurlarda, bu eksiklik kendini, ideolojik olarak hazır lokma haline getirilmiş konuları ezberlemek şeklinde gösteriyor. Reçetecilik hastalığı diyebileceğimiz bu hastalık saflarımızda hala Önemli ölçülerde uyuşukluğa yol açıyor. Burjuva eğitiminden bir miras olarak taşınıyor. Tabii kötü bir miras... Ezberlediğini hafız gibi tekrarlama, "ezber" bitince susma ve ezberlenecek konu isteme. Sosyal pratik ezber haline getirilemediği için veya genellikle "ezber" pratiği geriden takip edeceği için görevler karşısında hareketsiz kalınıyor. (D.Gençlik S.14)"

Oysa marksizm sık sık tekrarladığımız gibi yaşayan gerçeğin somut olgularıyla ilgilenir ve hiçbir zaman bu işi yaparken bir dogmadan bir "ilkeler yığınından" hareket etmez. Elinde, her olayı açıklayan her olguya uyarlanabilen bir teori değildir marksizm. "Bir marksistin her teori gibi daha çok esas olan, genel olan, hayatın karmaşıklığını yaklaşık olarak gösterebilen dünün teorisine sımsıkı takılıp kalmaması, yaşayan gerçeği kesin ve somut olguları hesaba katması gerektiğini, bu öz götürmez gerçeği iyice özümlemesi gerekir (Lenin)". Hiç bir zaman unutmayalım ki "Teori gridir ama hayat ağacı daima yeşildir".

SON SÖZ
DÜŞÜNCEDE sona ermek sona erdiğini herşeyi açıklayabildiğini zannetmek, hareketin kendisini açıklayan, ona uyarlanabilen MUTLAK YÖNTEM'i bulduğunu zannetmek, idealizmdir. Mutlak olan tek şey hareketin kendisidir ve insan düşüncesi içsel hareketi içinde kendi dışındaki objektif gerçekliği kavramada daima eksik kalır. "İnsan bilgisi herşeyi bilme niteliğini hiçbir zaman kazanamayacaktır (Engels)" Ve diyalektik düşünme düşünebilme (ki en önemli düşünme biçimidir) bize doğada ve toplumda ortaya çıkan süreçleri genel olarak iç bağıntılarını ve bir süreçten ötekine bir olgudan diğerine geçiş şartlarını, benzerlikleri ve bunları açıklama yöntemini verir. Ve ancak böylesi bir düşünme bize meselelere çok yanlı bir bakış kazandırabilir.

"İşçilere her olayda uygulanabilecek değişmez reçeteler vermek isteyen ya da devrimci proletarya politikasının hiçbir zaman çetin ve karmaşık durumlarla karşılaşmayacağını söyleyen ancak bir şarlatan olabilir (Lenin)"

Tüm bunlardan sonra, sistemli teorik eğitim yapabilmek için bir eğitim programı sunmaya çalıştık. Bu alanda yapılacak olanın eksikliğini bilmemize rağmen yine okurken hangi çerçevede okumak gerektiği konusunda bir program sunmak zorunlu oluyor. Arkadaşların programı bu çerçevede değerlendirmeleri doğru olur.
 

ASGARİ OKUMA LİSTESİ

1.  Diyalektik ve Tarihi Materyalizm (Stalin)
2. Marksizm Üzerine (Lenin)
3.  Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm (Engels)
4. Komünist Manifesto (Marx-Engels)
5. Yakın Çağlar Tarihi (Yeliseyeva)
6.  Emperyalizm (Lenin)
7. Devlet ve İhtilal (Lenin)
8. Leninizmin İlkeleri (Stalin)
9. Yeni Demokrasi (Mao)
10. Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı (Lenin)
11. Ulusal Sorun ve Sömürgeler Sorunu (Stalin)
12. Kesintisiz Devrim I-II-III (M.Çayan)
 

Maurice Cornforth'un Sol Yayınlarından 1975 Yılında Yayınlanan Marksist Klasikleri Okuma Kılavuzu

- Marksizm Leninizmin Temel İlkeleri
- Diyalektik ve Tarihi Materyalizm
- Ekonomi Politik
- İşçi Sınıfı Partisi
- Burjuva Demokratik Devrim ve Sosyalist Devrim
- Ekim Sosyalist Devrimi
- SSCB'nde Sosyalizmin Kurulması
- Ulusal Kurtuluş ve Ulusal Sorun
konularındaki önemli klasik kaynakları açıklamalarıyla birlikte vermektedir. Kaynak aramada bu kitaptan yararlanılabilir. (Bundan sonraki yazılarımızda, yukarda alt başlıklar halinde verilen konularla ilgili önemli kitapları tanıtacağız ve her konu ile ilgili kitap listesi sunmaya çalışacağız.)


Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org