ODTÜ AÇILSIN FAŞİSTLER ATILSIN

SON günlerde ODTÜ sorunu "kamuoyu"nun ilgisini geniş olarak çekmeye başladı. Bir yanda Korkut Özal (foyası daha şimdiden açığa çıkan) demagojilerle kitleyi aldatmaya çalışırken, diğer yandan da ODTÜ-ÖTK'nın yoğun çabaları sürüyor. Korkut Öza1 ODTÜ"nün faşistleştirilmesi eyleminde bir truva atı olan işçi kılıklı faşistlerin ODTÜ'ye doldurulması konusunda sessiz kalırken, ODTÜ sorununu "çözmek" (!) için Mütevelli Heyeti üyelerini istifaya ikna etmeye (!) çalışıyor. Buna karşılık ODTÜ'nün ögrencisi, memuru asistanı, profesörü ile tüm kitlesi, her türlü faşist saldırıya karşı

kararlılıkla mücadelesini, direnişini südürüyor. Öğretim üyeleri ve Mütevelli Heyetinin demokratik üyeleri de bu açık faşist saldırı karşısında bilinçlilikle mücadele ediyorlar. ODTÜ kitlesinin direnişi, daha bu günden ODTÜ'nün faşistleştirilmesini önlemekle sınırlı kalmayan bir anlamla yüklenmiş, emekçi halklarımızın faşizme karşı direniş mücadelesinin bir parçası haline gelmiştir. Öyle ki ODTÜ direnişinin zaferi faşizme indirilmiş ağır bir darbe olacaktır!

ODTÜ'DE SON DURUM

ODTÜ-ÖTK, özellikle son haftalarda yoğun çalışmaları ile, Özal'ın MC'nin saIdırılarını kamufle eden demagojisini teşhir etmeye yönelik çabalarını yoğunlaştırdı.

Bu arada en geniş öğrenci kitlesinin ve onların ailelerine yönelik Ankara'da bir panel ve bir tartışmalı toplantı düzenledi. Bu toplantılar İstanbul ve İzmir başta olmak üzere tüm bölgelere yayıldı. ODTÜ sorununu açıklamak ve toplumun diğer kesimlerinde yankılandırmak için değişik kentlerde duvar gazeteleri asıldı ve korsan eylemler yapıldı. Bu arada okula yeni kayıt yaptıracak öğrenciler için bir danışma bürosu açıldı. Ve kayıtlar sırasında ortaya çıkabilecek faşist saldırılar böylece önlendi. Yeni kaydolan öğrencilerin büyük hir çoğunluğu bu danışma bürosuna gelip ÖTK ile ilişki kurarak kaydını yaptırdı. Bu arada faşistlerin tüm zorbaca engellemelerine karşın bütün ODTÜ kitlesinin baskısıyla Hasan Tan'dan sonra rektör vekili olan Temel Çakaloz istifa etmek zorunda kaldı ve yerine Nuri Sarıyal atandı. Bu atamadan sonra faşistler mütevelli heyetinin iki üyesinin evlerini bombalayıp Nuri Saryal'ı tehdit ettiler. MC'nin bütün demagojisine ve her türlü faşist saldırıya rağmen tüm ODTÜ kitlesi, okuldaki akademik ve idari mekanizmanın demokratik bir biçimde yeniden oluşturulması için bir aydan beri başlattığı çalışmayı sürdürmektedir. Hasan Tan'ın atandığı 13 Şubat 1977'den itibaren ODTܒde kök salmaya çalışan faşistler bu biçimde tecrit olmaya başladı.

Bu arada belirtilmesi gereken diğer bir önemli nokta da oligarşinin çanak yalayıcısı bir basın organında ODTÜ mücadelesinin önderlerinden Bülent Forta'ya ilişkin çıkan bir haberdir. Bu haberin, oligarşinin güvenlik örgütlerince, Forta'nın, kendisinin de belirttiği gibi (Vatan Gazetesinde), "hayatına kast etmeye yönelik bir plan"ın bir parçası olduğu ve ODTÜ direnişinin şimdiki önderlerini yıldırmaya yönelik olduğu unutulmamalıdır. Ancak oligarşinin bu ve benzeri oyunları bir bir bozulacaktır.

Devrimci Gençlik için, Ankara özelinde olduğu kadar, Türkiye genelinde de oldukça önemli bir konuma sahip olan ODTÜ'de ise, faşistleştirme çabalarına karşı mücadele sürüyor. Türkiye genelindeki anti-faşist mücadelenin bir parçası olan "ODTÜ Sorunu"nun mücadele dersleri ve çözüm önerileri faşizme karşı direniş çerçevesinde tartışılmalıdır. Getirilen çözümler alabildiğine somut, alabildiğine uygulanabilir olmalıdır.
 

ODTÜ'DE SÜRDÜRÜLEN DİRENİŞİN DERSLERİ

Faşistlerin ODTÜ'ni doğrudan hedefleri haline getirmeleri mücadelenin boyutlarının yükselmesini" de beraberinde getirdi. İşte yenilgiye yolaçmamak için, örgütlenme bu boyutları kucaklayabilmelidir. Yani sorun kendiliğindencilikten örgütlülüğe giden süreçte daha sıkı örgütlülüğe yönelebilmektedir. Ancak bu sorunun kavranıp gerçekleştirilmesi tutarlı bir "EYLEM PROGRAMI" çerçevesinde mümkündür. Eylemin devreye girişi devrimci çözümleri ortaya çıkarmak içindir. İçinde bulunulan koşullar, "ODTÜ"nün faşistleştirilmesi" koşullarıdır. Ancak bu koşullara müdahele ederek, yani durağan olmayan mücadeleci olan bir müdaheleyi gündeme getirerek, bu koşullar devrimcilerin denetimindeki koşullara, yani ODTܒnün her zaman olduğu gibi, devrimcilerin denetimindeki bir demokratik mevzi olarak korunması koşullarına dönüştürülebilir. Elbette eylemin örgütlenme ile olan bağıntısı ve eylem programının harekete kattığı kişilerin daha sıkı örgütlenmesi ihmal edilmemelidir. O halde esas olan "EYLEM PROGRAMI"dır. Hayatın canlı pratiğinin gösterdiği gibi kağıt üstü örgütlenmeler kof örgütlenmelerdir. Gündemde olan iş içinde örgütlenme, yani pratikle atbaşı giden bir örgütlenmedir.

ODTÜ'nde sürdürülen mücadelenin eylem programı, yöneldiği alanlar açısından, ikiye ayrılabilir:

1) İç dinamikleri (işçi, öğrenci, öğretim üyesi) harekete geçirme;

2) Dış dinamikleri (kamuoyu) harekete geçirme.

Her iki alan için de yaklaşım ilkesi "alışagelmiş kalıpların parçalanması" dır. Günümüzde anti-faşist mücadelenin somut eylem biçimleri zenginleştirilmek durumundadır. Bu eylem biçimleri, terkedilemiyecek olan bir "savunma çizgisi"ni ve "aktif savunma"yı esas almalıdır. Sadece bir kaç eylem biçiminin dar çerçevesine sıkışıp kalmamak gerekir. Örneğ'in "babayadigari" kentin işlek yerlerindeki korsan mitinglerle yetinilmemişdir. ODTÜ pratiğinde bunların yanısıra kahve toplantıları, sinema aralarında kısa ajitatif konuşmalar vb. yapılarak eylem biçimleri bir ölçüde zenginleştirebilmiştir. ODTÜ mücadele tarihi böylesi zengin biçimlerin ipuçlarını verir bize (örneğin bu konuda, altı aylık boykotta ve son Hasan Tan direnişi boyunca ev ev dolaşılarak yapılan çalışmalar hatırlansın).

Sorun, ilk elde ODTÜ'nin iç dinamikleri çerçevesinde ele alınırsa, objektif olarak, öğrenciler ve aileleri üzerinde yapılan ve yapılacak çalışmaların ağırlık kazandığı görülür. Gerek potansiyel olarak, gerek örgütlenme düzeyi olarak diğer kesimlere göre daha ileri düzeyde olan öğrenci kesiminin en geniş biçimde eyleme sokulması çalışmaları yoğunlaştırılmalıdır. Bu eylemlerin öne çıkarttığı bilinçli katılıcıların örgütlenmesi, hem Devrimci Gençliği (ODTÜ çapında) çözüme yaklaştırmakta, hem de kalıcı örgütlenmenin elemanlarını yaratmaktadır. Düzenlenen miting, panel, kapalı salon toplantılarında ve ailelere yönelik çalışmalarda yer alan bu kişiler üzerinde gündeme getirilen çalışmalar yaygınlaştırılmalı ve derinleştirilmelidir. Onlara, çevrelerinde genelde faşizme karşı mücadeleye, özelde de ODTÜ'deki mücadeleye kazanacakları insanlara gitmelerini, ilişki kurmalarını sağlamak için yaratılan dökümanlar (gazete, broşür, sergi vb.) geliştirilmelidir. Ayrıca, taşrada "ÖTK Komiteleri" olarak çalışan yapılar, yerel anti-faşist unsurlarla birlikte kendi insiyatiflerini de geliştirerek eylem örgütleme fonksiyonlarını yerine getirmelidirler.

İşçiler arasındaki çalışma daha güç koşullara sahiptir. Bu kesimde karşılaşılan olumsuz bir durum da, ODTÜ'deki sendikanın revizyonistlerin yönetiminde olmasıdır.

Devrimcilere bu noktada düşen görev, Sosyal İş'in revizyonist yönetimine yönelen işçi muhalefetinin "devrimciliğe" ve "devrimci sendikacılığa" yönelmesini sağlamaktır. Sosyal-İş’in tabanına ve ODTÜ'ndeki işçi tabanına faşizme karşı mücadele ruhunun yerleşmesi doğrultusunda çalışmak bir zorunluluk durumundadır. Ayrıca işten atılan devrimci işçiler ve onların aileleri üzerinde, çalışmalar hızlandırılmalıdır. Faşizme karşı mücadelenin uzun dönemli bir mücadele olduğu kavratılmalı ve "devrimci sendikalar" çevresinde örgütlenmenin kalıcı çalışmaları ve kadroları yaratılmalıdır.

Öğretim üyeleri ODTÜ mücadelesinin kamuoyuna açılımı yönünden oldukça önemlidirler. Ayrıca "özerk ve demokratik üniversite" mücadelesinde "işçi-öğrenci- öğretim üyesi" birlikteliğinin somut görüntüsünü ODTÜ'nde görmek mümkündür. Bu diyalog önümüzdeki süreçte de sürmelidir.

Devrimcilerin mücadele yöntemleri karşı güçlerin saldırılarını dağıtmalıdır. Bugün Türkiye'de hızlı bir yayılma gösteren faşizm, iki temel yönteme başvurmaktadır: Terör ve demagoji. Bugün Bülent Ecevit'inde "sol" gazetelere kadar "güvenilir" sıfatını kazanan Korkut Öza1'dan başlayan bir demagoji ve karalama kampanyası ODTÜ somutunda apaçık görülür. ODTÜ sorununda "Hz. Süleyman'' edasıyla (Özal'ın TV'deki konuşması hatırlansın) "müşfik" roller oynayan Korkut Özal 350 faşist komando konusunda suskun dururken, yasal olan Mütevelli Heyetini istifa ettirme konusunda baş rol oynama hevesindedir. Bu konuda faşizm ilginç "ikna" yöntemleri geliştirmiştir: Mütevelli Heyeti üyelerinin evlerini bombalamak.

Ülkü Ocakları, sanki ODTÜ'nin kapatılmasında ve faşistleştirilmesi çabasında olanlarla aynı ideolojide değilmiş gibi; Semih Erbek'i, Ahmet Ağaoğlu'nu, Feramuz Demir'i, Ertuğrul Karakaya'yı katleden kanlı ellerin sahibi değilmiş gibi, şarlatanca "ODTÜ açılsın diye demeç verebilmektedir. ODTÜ'ne el atan faşist sendika MİSK, patronların yanında değilmiş gibi, ikiyüzlüce "ODTÜ konusunda" fikir yürütebilmektedir. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. En geniş kitleler içinde bu faşist demagoji açığa çıkarılıp teşhir edilmelidir, faşistlerin halk düşmanı gerçek yüzleri gösterilmelidir. İşte bu noktada dış dinamiklere (kamuoyuna) yönelik çalışma öne çıkmaktadır. Bu konuda, yapılan ve gündemde bulunan somut çalışmalar arasında, şehrin işlek yerlerine asılan "duvar gazeteleri", yüksek binalardan atılan el ilanları, "korsan mitingler". ev ev dolaşıp mücadelenin anlatılması, ve daha yüksek dozlu kitle eylemleri, ilk elde akla gelenlerdir. Basında ilişkiler tam bu noktada önem kazanmaktadır. Bu konuda bazı eksikliklere rağmen belli bir başarı sağlanmıştır. Komuoyu yaratmaya yönelik olarak, genel olarak faşizme ve özel olarak ODTÜ'nin faşistleştirilmesine karşı mücadele konusunda somut olarak kaleme alınmış bir gazete en geniş kamouyona (milletvekillerine, gazetecilere, diğer üniversitelerin mensuplarına, ailelere, vb. ) ulaştırılmalıdır.

Bugün, gerek ülke genelinde, gerek ODTÜ özelinde, koşulları gözönünde bulundurarak ve ortaya çıkacak siyasal sonuçları her çeşit mücadele yöntemini kabul eden, "sekter değil, geniş katılımlı" olan bir mücadele anlayışı hayata geçirilmek durumundadır. Demokratik kamuoyunu da harekete geçiren, "üniversite sınırlarını aşan" halkın faşizme karşı mücadelesiyle kucaklaşan bir mücadele zaferi getirebilecektir. İşte ODTÜ'nde böyle bir mücadele anlayışının önderliğinde sürdürülen bir mücadele başarıyı sağlayacaktır. Halkın eline "titreyen elleriyle" tutmaya çalışan revizyonistlerin bölücülüğünü, azgınca saldıran faşistlerin çabasını neticesiz kılacak olan budur. Doğru devrimci önderliğin sürdürülmesi, her türden revizyonist çizgiyi cılız bir ses olarak bırakacaktır.

Örneğin, Halkın Kurtuluşu Yolunda Gençlik, kuyunun dibindeki kurbağanın gökyüzünü kuyunun ağzı kadar sanması gibi, ODTÜ'deki mücadelede Devrimci Gençliğin, sorunun çözümünü "oligarşi içi çelişkilere bağladığı" iddiasında bulunuyor. Mücadeleden uzak olan, görevleri salt yapılan tartışmalara bazen katılmak olan Halkın Kurtuluşu yolunda gençler bundan başkasını göremiyeceklerdir, hele görmek istemiyorlarsa hiç göremeyeceklerdir. Ancak HK'nu yine de kutlamak gerek, bu kadar yabancısı olduğu bir konu hakkında bile "bilgi" (!) sahibi; oysa kendisi gibi mücadeleden çok uzakta olan "candüşmanı" (veya ikizkardeşi) İGD, HK kadar da olsa bu konuda "bilgi" edinememiş ki ağzını bile açmıyor?

Bugün, ODTÜ'yü faşizme karşı demokratik bir mevzi olarak sahiplenme günüdür. ODTÜ'nün tüm anti-faşist güçlerinin, ODTÜ'nün faşistleştirilmesi çabalarına karşı, çelikten birliğini sağlayacak biçimde örgütlendirilmesi günüdür.


Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org