Faşizme Karşı Mücadelede Birlik Sorunu ve Demokratik Kitle Örgütleri Eylem Platformu

DY, Sayı :10 21 Ekim 1977

Halk cephesini oluşturma mücadelesi, proletarya partisini yaratma mücadelesi ile birlikte ele alınmalıdır. Birlik sorunu, öz olarak anti-faşist halk güçlerinin birleşik cephesini yaratma sorunu olarak bu temel perspektif içinde ele alınmalıdır.

"FAŞİZME karşı mücadele ve birlik" sorunu seçimlerden sonra daha bir yoğun tartışılmaktadır. Bunun bir nedeni de herhalde, bir CHP iktidarı umudunu taşıyan bir kısım "sosyalist" grupçuk ya da. "particik"lerimizin. bu umutlarınrn suya düşmesinden ileri gelen umutsuzlukları olsa gerekir. Kimilerinin birlik çağrıları öyle bir telaş ifadesi olarak ortaya çıkarılıyor ki, bunu karanlıkta -korkudan- söylenen bir türküye benzetmemek elde değil.

Tabii ki faşizme karşı birlik sorununun daha bir güncelleşmesinin asıl nedeni faşizmin saldırılarının genişleyerek artmasıdır. Ülkemizin her yanında geniş halk yığınları faşizmin resmi ve sivil güçleri aracılığıyla yarattığı baskıların aftındadır. Bu baskıların artması ve toplumun tamamıyla faşizmin kontrolü altına alınma ve devlet aygıtının bütününü tam olarak faşistleştirme çabalarının artması, toplumun en geniş kesimlerinde bir savunma ve birlik ihtiyacının doğup gelişmesine neden olmaktadır. Faşizme karşı en geniş emekçi halk kesimlerinin birliğini yaratma sorunu -işçi sınıfını ve emekçi halkı devrimci bir önderliğe kavuşturma sorunu gibi- temel ve can alıcı bir sorun olmaya devam edecektir.

Faşizme karşı birlik sorunu gerçi herkesin çokca sözünü ettiği ve üzerinde durduğu bir konudur; ama ülkemiz solunda her konuda olduğu gibi, bu konuda da doğru ve çözüme götürebilecek bir yolun takip edilebildiğini söylemek olanaklı değildir. Oysa her konuda olduğu gibi bu konuda da doğru çözümler ve doğru sonuçlara, konuyla ilgili temel sorunların doğru sorulması ile ulaşılabilir. Tartışmanın bir yararının olabilmesi ve entellektüel ukalalıklardan öte bir anlam taşıyabilmesi için bu temel sorularla ilgili olması zorunludur. Bizde ise alışık olduğumuz şey herkesin kendi sübjektif konunuma uygun bir çıkış noktası bulabilmek için "teorik" bir kılıf bulma çabasıdır. Kuşkusuz ki en iyi çare sınıf mücadelesinin ve siyasi pratiğin somut sorunlarını daima öne çıkarmaktır. Faşizme karşı mücadele hangi siyasi hedefe yönelmelidir? Nasıl bir anti-faşist iktidar alternatifi hedeflenmelidir?

Ekonomik, sosyal, siyasal programın içeriği ne olmalıdır? Sınıfsal katılımı - ittifakları nedir? Bütün bunların gündemimizdeki devrimle (programı, ittifakları vb. açısından) farklı olan ve olmayan yanları nelerdir? Faşist saldırılar karşısında geniş halk kesimlerinin savunması nasıl bir örgütlenme ve mücadele anlayışı ile sağlanabilir? Cevabını aramak ve tartışmak durumunda olduğumuz bütün bu temel sorunlar karşısındaki tavır alışlar faşizme karşı mücadele konusundaki görüşlerin niteliğini belirlemektedir.
Bugüne kadar ülkemizde, bu konularda iki farklı siyaset belirmiştir. Bunlardan birincisi faşizme karşı mücadelede mevcut sınırlı demokratik ortamın savunulması çizgisi olarak ifade edilebilir. ikinci çizgi ise ·mevcut nispi demokratik ortamın savunulması çizgisinin temel alınmasını reddeden ve bizim tarafımızdan savunulan görüştür. ("Sosyal-faşizm"e karşı mücadele v.b. görüşleri bir tarafa bırakıyoruz.) Bu iki tarklı çizginin anti-faşist iktidar alternatifi, anti-faşist mücadele programı, ittifaklar ve birlik anlayışı ve mücadele anlayışları tabiatıyla temelden farklı özellikler göstermektedir. TİP, TSİP, TKP ve KSD tarafından savunulan birinci çizgi; bir anti-faşist mücadelede bir CHP iktidarına bel bağlama çizgisidir. Siyasi programları sonuç itibarıyla bir CHP iktidarında ya da CHP’li bir koalisyonda düğümlenir. Mücadele anlayışları, faşizme karşı birlik anlayışları, ittifaklar sorununa bakışları, kendi içlerindeki tutarsızlıkları ve eklektik yönleri sonucu belirli bir çeşitlenme gösterse de üç aşağı beş yukarı aynıdır. Bize göre bu çizgi faşizme teslimiyet çizgisidir. CHP’ye bel bağlama (ya da müttefik olma!) sonuçta tekelci burjuvazinin bir kanadı ile faşizme karşı ittifak aramaya götürür. Ülkemizde, faşizme karşı mücadeledeki bu siyasi çizgi faşizme karşı reformist bir mücadele anlayışıdır ve kaçınılmaz olarak yenilgiye götürür. Faşizme teslimiyet çizgisidir. Bu, onların mücadele, birlik ve örgütlenme anlayışlarında da iyice belirginleşir.

Faşizme karşı mücadele, anti-faşist bir halk iktidarını yaratma doğrultusunda, devrimci bir anlayışla kavranılmalıdır. Faşizme karşı, bir burjuva demokrasisi alternatifi durumu bugün söz konusu değildir. Demokratik halk devrimi hedeflerinden, faşizme karşı mücadele açısından geri çekilmek durumu söz konusu değildir. Ülkemizde bir anti-faşist halk iktidarı, demokratik halk iktidarı olabilir. Programı ve sınıfsal katılımı (ittifakları) açısından bu olanaklıdır. Bu sınıfsal ittifaklar açısından böyledir. Siyasal arenada ise bugün tekelci burjuvaziye yamanma konumundaki CHP’nin durumu ayrıca tartışılabilir.

Anti-faşist mücadelenin ancak böylesi devrimci bir anlayışla kavranması tüm anti-faşist halk güçlerinin zaferini sağlayabilir.

FAŞİZME KARŞI BİRLİK SORUNU

FAŞİZME karşı en geniş halk kesimlerinin birliği, anti-faşist halk cephesinin oluşturulması sorunu olarak kavranılmalıdır ki bu sorunun temel çözüme ulaştırılması anti-faşist halk güçlerinin devrimci bir önderliğe ulaştırılması ile olanaklıdır. Halk cephesini oluşturma mücadelesi, proletarya partisini yaratma mücadelesi ile sıkı bir ilişki içinde, birlikte ele alınabilecek iki temel görevdir.
Birlik sorunu, öz olarak anti-faşist halk güçlerinin birleşik cephesini yaratma sorunu olarak bu temel perspektif içinde ele alınmalı ve anti-faşist güçlerin birliği yolundaki mücadele böyle bir anlayış doğrultusunda yönlendirilmelidir.

Bugün bu doğrultudaki mücadeleler her alanda sürmektedir. Tüm halk güçlerinin devrimci bir önderliğinin olmadığı bugünkü koşullarda anti-faşist halk güçlerinin direniş birliğini oluşturma mücadelesi öncelikle tabanda faşist saldırılar karşısında halk yığınlarının savunma birliklerini oluşturma çabalarında yoğunlaşacaktır ve bugünkü süreçte bu kendisini dayatmıştır.
Bugün bir yandan, bu şekilde, en geniş halk kesimlerinin birleşik direnişini yaratma ve örgütlendirme çabaları sürerken diğer yanda demokratik mesleki örgütler düzeyinde "eylem birliği platformu çalışmaları" da sürdürülmektedir. Demokratik kitle örgütlerinin oluşturduğu "eylem birliği platformu" da anti-faşist halk cephesinin yaratılması mücadelesinin bir parçası olarak ele alınmalıdır. "Eylem birliği platformu"nun sürdürdüğü çalışmaların bu doğrultudaki olumlu bir gelişme olduğuna şüphe yoktur.

Ülke çapındaki anti-faşist halk güçlerinin birleşik direnişini oluşturma mücadelesinin bir parçası olan DKÖ eylem birliği platformu çimdi belli başlı iki yönden engellenme çabalarına ve saldırılara hedef oluyor. Bunları burada sırasıyla ele alarak inceleyelim. Birinci engel ülkemizde "ilerlemeciler" olarak tanınan "TKP" çizgisinden gelmektedir. Bu çizgi önce, yakınlara kadar sultası altına aldığı işçi sınıfının mesleki örgütü olan DİSK’i platform dışında tutmak için çaba göstermiştir ve başarmıştır. Ne idüğü belirsiz (daha doğrusu belli!) bir UDC maskaralığı icadederek herkesi kendi peşine takmak isterken herkesi kendine karşı birleştirmeyi başarabilmiştir (!) Bu şekilde, demokratik kitle örgütleri platformunun işçilerin mesleki örgütlerini de kapsayan bir geniş tabana kavuşmasını önleyen "ilerleme" siyaseti diğer yandan da eylem birliği platformunun çalışmalarını ve düzenleyeceği eylemleri de içerden köstekleme ve önlemek gayreti içine girmiştir. İGD, İKD ve TÜSDER’deki tekke şeyhliklerinde tüneyen revizyonistlerin eylem birliği çalışmalarını önlemek gayretleri onların demokratik kitle örgütleri platformunda tecrit olmalarıyla sonuçlanmıştır.

DKÖ eylem birliği platformu çalışmalarına yönelen ikinci saldırı da diğer revizyonist çizgiden PDA ve eklentilerinden gelmektedir. Platform içinde İGD ve İKD gibi revizyonist örgütlerin - hasbel kader - varlığı nedeniyle anti-faşist eylem birliği çalışmalarını "Rusya’nın Türkiye’yi işgal çabalarına" hizmet etmekle, devrimcileri "sosyal faşistlerle" işbirliği yapmakla suçlamaya kalkmışlardır. PDA’nın saldırıları, gerçekten uygulamaya çalıştığı Çin dış politikasının nesnel içeriğine uygun düşüyor. Onlara göre Rusya’nın Türkiye’yi işgaline karşı bir güçbirliği yapmak gerekiyormuş! PDA’dan başka bir tutum beklenemezdi. Onlar kendi hayal hanelerine uygun bir dünya yaratmışlar, orada yaşıyorlar. Her olayı ve her olguyu kendi hayal dünyalarındaki "gerçeklere" uygun olarak hikaye ediyorlar. Tabii ki bizim hikayelerle uğraşacak fazla vaktimiz yoktur. Ama üç beş laf da tabanlarının zoruna PDA’nın kuyruğundan uzaklaşmaya çalışan HK vb. leri için söylenmeli. Bu gruplar, sözde ÇKP siyasetinin yanlışlığını kabul etmek zorunda kalmışlardır, ama hatalı görüşlerin temelini oluşturan dünya görüşünün etkilerinden kurtulamamışladır. PDA`nın kendilerini İ. Bilen’le işbirliği içinde göstermesinden duyduğu korku nedeniyle olmalı, her hadise de pratik olarak PDA’nın tavrını takip etmektedirler. Pratikte izledikleri siyaset, tümüyle eski "üç dünya" siyasetini reddetmeden önceki siyasetlerinin aynısıdır. Bir teorik çizgiyi kabul edip etmemek bir süs olsa gerek(!) Onlar bu şekilde davranmaya devam ettikleri sürece PDA’nın bir kuyruğu olmaktan bir adım uzaklaşamazlar. PDA’nın hayal hanesinden çaldıklarına şüphe olmayan DK֒lerinin İGD’nin "sosyal faşist" siyasetine hizmet ettiği v.b suçlamasına gelince; haydi canım sende...

FAŞİZME karşı birlik ve eylem birliği çalışmalarına yönelen yanlış yaklaşımlar şüphesiz ki bu ikisinden ibaret değildir. Biz bu yazımızda bu konudaki yanlış yaklaşımlardan bir tanesine daha kısaca değinmekle yetineceğiz. Bu sonuncusu, kendilerinin ifadesiyle kendisini şimdilik "soldaki partilerden.biri" olarak kabul eden "işçi sınıfının bilimsel sosyalist partisi" TİP’ten geliyor. Birlik sorununu sosyalist partilerle demokratik kitle örgütlerinin eşit oy ilkesi ile bir araya gelmeleri olarak gören TİP’in bu görüşünü Behice Boran "Yürüyüş"te şöyle dile getirdi.

 "Somut durum ne? Bir yanda siyasal partiler var, bir yanda demokratik kitle örgütleri. Güncel, ivedi sorun bu iki tür örgütlerin bir araya gelip ortak bir eylem programı üzerinde anlaşabilmeleri ve ortak eylemler düzenleyip yürütebilmeleridir." (Yürüyüş, s .130, sh. 3)

Gerçekte böyle bir güncel, ivedi sorun var mı Türkiye’de? Birlik sorunu, demokratik kitle örgütleriyle sosyalist particiklerin (hatta haydi onu da kabul edelim; "işçi sınıfının bilimsel sosyalist partisinin") ilişkileri bu şekilde ele alınabilir mi? Bunlar, artık tartışılamayacak kadar açık konular.

Bugün Türkiye’deki anti-faşist mücadelenin ve devrimci mücadelenin ivedi sorunları arasında yukarıdaki gibi bir sorunun olmadığı ortadadır. Aslında yukarıdaki sorun TİP’in kendi sorunudur. TİP’in somut sorunu şudur: Bir yanda "işçi sınıfının bilimsel sosyalist partisi" olma iddiası. Diğer yanda demokratik kitle örgütleri platformunun ağır aksak giden eylem çalışmalarından bile geride kalan,somut konumu. TİP, siyasal çizgisi, dünya görüşü, mücadele anlayışı, örgütlenmesi itibariyle demokratik kitle örgütlerinin bile gerisinde kalan, (bir - iki salon toplantısından öte) yapacak bir şeyleri olmayan bir çıkmazın içinde tıkanıp kalmıştır. O halde çözüm nedir? Çıkış yolu, "işçi sınıfının bilimsel sosyalist partisi" iddiasından yelkenleri biraz ("şimdilik") indirip soldaki partilerin arasına girmek. Sonra soru: Bu partilerle DK֒leri nasıl bir araya gelir? Bundan sonrası artık bu soruya teoriden ve dünya pratiğinden "kanıtlar" bulmaya kalıyor! Vah, Marksizm - Leninizme, teoriye ve dünya pratiğine...

İleri sürülen kanıtlarla, şu ya da bu tuhaflık ve tutarsızlıklarla ilgilenmiyoruz. İlgilenen Yürüyüş’ü okur, görür. Şu kadarını söyleyelim ki TİP içinde bulunduğu soruna bulduğu çözümle sadece "işçi sınıfının bilimsel sosyalist partisini soldaki partilerden biri olarak görmeyi şimdilik kabul etmekle" kalmamakta daha ötesi "işçi sınıfının partisini demokratik kitle örgütlerinden biri olarak" görmeye de "şimdilik" razı olmaktadır. Bu da belki gerçekçi bir çözümdür!

Faşizme karşı birlik sorunu, bütün halkın anti-faşist mücadelesini devrimci bir önderliğe kavuşturma mücadelesine sıkıca bağlı bir sorun olarak kavranmalı ve hayatın her alanında tüm anti-faşist halk kesimlerinin birleşik direniş mücadelesini örgütlendirip geliştirilmesi çabaları sürdürülmelidir. Siyasal örgütler düzeyindeki ilişki, dayanışma ve tartışmalar bu mücadelenin sorunlarını çözmeye yönelik ve ona bağımlı olarak ele alınabilir...


Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org