3. THKP-C’NİN "EKSİK VE ZAAFLARI" VE 1971 YENİLGİSİ

1971 yenilgisi üzerine olan görüşlerimizde, THKP-C Hareketinin eksiklikleri ve zaafları üzerinde durmuştuk. Yenilgi, THKP-C Hareketinin birçok eksik ve zaaflarının bulunduğunu ortaya koymuştur. Gerek ideolojik gerekse örgütsel yapılanışında...

Bu nokta ile ilgili olarak da birtakım saçma sapan ve gülünç iddiaların ortaya atıldığını görüyoruz. Böyle demekle THKP-C’nin Marksist-Leninist bir parti olmadığı söylenmiş oluyormuş !

En çok rastlanılan şey, bizim söylediklerimizi kendi kafasının çapına uygun olarak algılayarak garip sonuçlar türetilmesi:

  Partinin ideolojik temellerinde eksik var demek suretiyle, onun ideolojisi yanlış denmek isteniyor(!) İdeolojik çizgisi yanlış olduğuna göre ve de başlangıçta bir örgütün M-L olup olmadığı onun ideolojik çizgisine göre belli olduğuna göre, söylenenlerden (acilane !) şu sonuç çıkar ki, THKP-C bolşevik bir örgüt olarak görülmemektedir. vs.vs.

Sadece, yazarlarının zeka fukaralığını anlatan bu gibi sıradan gevezelikler üzerinde herhangi bir tartışma yapmak gereksizdir.

Anlaşılmaz nokta, bizim ileri sürdüğümüz tezlere karşı THKP-C’nin "eksik ve zaaflarının bulunmadığını" neye dayanarak, iddia edebildikleridir. Şöyle yazanlar var:

"THKP-C’nin doğuşundan sonraki tüm yazılar partinin ideolojik çizgisini ve politikasını açıklayan yazılardır. Bu yazıların tümü o dönemde parti örgütlenmesi içinde yer alan tüm arkadaşların ortak görüşüdür ve THKP-C’nin ideolojik - politik ilkelerini belirler."

Yazılanların tümünün THKP-C’nin ideolojik çizgisini belirlediğini söylemeye bile gerek yok, ama bu "yazıların tümü o dönemde parti örgütlenmesi içinde yer alan tüm arkadaşların ortak görüşüdür" derken neye dayanıyorlar? Kim bu, Acelecilerin parti örgütünde yer alan "arkadaşları"? Y. Küpeli, M.Aktolga, İ.Uçar, M. Ulusoy, B. Erdumlu gibilerin baştan beri söz konusu yazılarda "ortak" görüş sahibi olduğunu, hangi arkadaşları anlatıyor kendilerine? Bizim söylediğimiz her şeyi gözü kapalı reddedeceğim derken, ne anlama geldiğini bile hiç düşünmeden çocukça laflar geveleyip duruyorlar. İtiraz et de ne olursa olsun; nasıl olsa kimse, neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlayamaz (!):

"Bugün kimilerince bu gerçek reddedilmektedir. THKP örgütlenmesi başında ‘zaaflı’ olarak değerlendirilmekdedir; bu zaaf, ‘farklı alanlardaki çalışmaların yarattığı zorunlu yaklaşım farklılıkları (...) giderek büyüyüp farklı ideolojik temellere oturması’ şeklinde formüle edilmektedir.
Bu şekilde formülasyon bolşevik bir örgütlenmenin, bolşevik olmadığını belirtmenin en ince yöntemidir."

Gerçekten de "farklı alanlardaki çalışmaların yarattığı zorunlu yaklaşım farklılıklarının" parti bünyesinde baştan beri var olduğunu söylüyoruz.(7) Böylesi farklı eğilimlerin de çeşitli mücadele alanlarının ve çeşitli mücadele biçimlerinin yan yana örgütlendiği bir bütün olan bir M-L partide kaçınılmaz olduğunu söylüyoruz. Bu farklı eğilimlerin, dengelenmesi ve uyumlulaştırılmasıyla parti sağlıklı bir çok yönlülüğe ve bütünselliğe sahip olur. THKP-C’nin zorunlu olarak, henüz yeterince hazırlanmadan sert bir mücadelenin içine girmesiyle bu farklı eğilimlerin büyümesi ve giderek iki farklı ideolojik çizgi haline dönüşerek partinin bölünmesi önlenememiştir. Hatta, Mayıs darbesi sonrasında sağ çizgi partiye bir dönem için egemen olmuştur.

Bu anlatılanlara karşı çıkılmaya kalkılması ise anlaşılmaz bir şey. Tartışabilecekleri bir şey varsa bu gelişmelerin yenilgide rolünün olup olmadığıdır. Biz bu gelişmelerin ve bölünmenin en kritik bir dönemde ortaya çıkışını partinin birçok kanadının sağ çizgi tarafından götürülmesini; bu yüzden firardan sonra düzenli bir geri çekilmenin örgütlendirilmemesini, arka arkaya darbeler yenilerek büyük yenilginin eşiğine sürüklenmesinde en önemli faktör olarak değerlendiriyoruz. Tartışabileceğiniz şeyler bunlar. Bu ayrılığın, bölünmenin yenilgi üzerindeki rolü nedir; rolü yoksa, yenilginin sebepleri nelerdir, bunları cevaplamaya çalışın.(8) Bunun yerine, ihanet eden sağ sapmacıların ihanetlerinden önce ne kadar Marksist-Leninist ve de bolşevik olduklarını bize anlatmaya, bu yolla da sözde partinin geçmişinde zaaf ve eksiklik olmadığını ispat etmeye yeltenmeyin.

"Bu şekilde bir formülasyon, bolşevik bir örgütlenmenin bolşevik olmadığını söylemenin en ince yöntemidir" diyorlar, bilgiç bilgiç... Aslında formülasyon ince falan değil, çok açık. Ama Acelecilerin kafası çok kalın olduğu için, bu kadar açık şeyler bile onlara "ince" geliyor.

Herhangi bir örgüt içinde ideolojik farklılaşmaların bulunması o örgütün M-L olmadığı anlamına gelmez. THKP-C Hareketi içinde eğer daha savaşın başında bir ideolojik ayrılık belirmişse, sağ ideoloji örgütün önemli bir çoğunluğuna egemen olmuşsa ve bölünme sonrasında önemli bir kesim, parti çizgisinden ayrılıp kopmuşsa, bu, o partinin kendi bünyesinde eksik ve zaaflar taşıdığını gösterir; o örgütün Marksist-Leninist (bolşevik) olmadığını değil. Bütün proletarya partileri içinde ayrılık doğabilir. Sağ ideoloji örgüte bütünüyle egemen olmadıkça, parti M-L karakterini yitirmez. Hatta revizyonizm bir partiye tamamen egemen olsa bile, bu o partinin daha önceki dönemlerde M- L bir nitelik taşımadığını göstermez. SBKP, ÇKP’de olduğu gibi. (Bunlara bugün revizyonizm egemen olmuştur, bu yüzden proletaryanın M-L partileri değildirler. Ama bu, onların revizyonizmin hakimiyetinden önce M-L olmadıkları anlamına gelmez.) Oysa THKP-C’de revizyonizm belirli bir dönem, örgütün belirli kademelerine hakim olmaktan öte gidememiş, sağ sapma tasfiye olmuş, ama son derece çetin koşullar altındaki bu iç mücadele partinin oligarşiye karşı savaşında yenik düşmesine yol açmıştır. Bu bölünmenin ve ayrılığın öncesi yok mu? Birdenbire mi ortaya çıktı ? Aceleciler bu konuda ezbere laflar edip duracağına "sağ sapmacılar korktu da ondan oldu" gibi çocukça açıklamalarla kendilerini avutacaklarına, bu konularda doğru bir şeyler öğrenmeye çalışsalar iyi ederler.

DİPNOTLAR

  1. MDD-TİP tartışmasındaki en önemli unsurlardan biri olan "sosyalist devrim-demokratik devrim" tartışması da çarpık bir biçimde sürdürülüyordu. MDD çizgisi, sorunu program açısından ele alarak önümüzdeki devrimci adımın anti-emperyalist ve demokratik bir niteliğe sahip olduğunu vurguluyordu (ki bu tespit feodal unsurların önemini ve anti-emperyalist yönü abartılı olarak ele almasının yanısıra, devrimin demokratik ve anti-emperyalist nitelikli sosyal muhtevasını belirlemesi açısından genelde doğru idi). Ama, Mihri Belli önderliğindeki MDD hareketi, devrimde iktidar ve önderlik sorununu boşlukta bırakan bir anlayış sergiliyordu. TİP ise kendi programının (TİP programı) MDD programından daha geri bir niteliğe sahip olmasına-ya da aşağı yukarı aynı içeriğe sahip olmasına - rağmen, aynı şeye "sosyalist devrim" diyor, o da sorunu sadece iktidar ve önderlik sorunu açısından ele alıyordu. "MDD-Sosyalist Devrim" tartışması başlangıç dönemlerinde genelde iktidar ve önderlik sorunu, program ve ittifaklar sorunu bütünselliği içerisinde ele alınamıyordu.
  2. Örneğin şimdiki Aydınlık hareketinin önderleri, Milli Demokratik Devrim’in gerçekleşmesinden sonra proletarya partisinin kurulacağını, yani devrimin proletarya partisi olmadan gerçekleşeceğini bile ileri sürebiliyordu.
  3. Gene de özellikle ASD’nin 15. ve 20. sayılarındaki yazılarda ortaya konulan çizginin 1970 sonlarında ortaya çıkan çizgiden oldukça uzak olduğu görülmektedir.
  4. Hatta ilginçtir, silahlı propagandayı da sol içindeki, "iyi niyetli unsurları kazanmak için" yapılan bir gösteri olarak gördüklerini de açıklıyorlar. Bu şekilde, iyi niyetli unsurları kazanma amacı ağır basan silahlı propagandaya da yeni bir ad takmışlar: ZAYIF silahlı propaganda! Yani eylemin asıl amacı genç devrimci unsurlara "hava basmak". Oligarşiye vurmak yanı talidir. Bu nedenle, aralarında, patlatılan bombaların kendilerince icra edildiği üstüne Hürriyet gazetesi ile bir telefonlu düelloya da girişmişlerdi! Yani silahlı propagandanın amacı suni dengeyi kırmak değil de, devrimci sempatizanlara en iyi örgütün kendilerininki olduğunu ispat etmek oluyor.
  5. Buna karşılık, bizim herşeyi, sabırla ve yeniden yeniden anlatmak için çalışmaktan öteye başka bir yolumuz yoktur. Hiç değilse Hareketin ilerleyişinin bu tür saçmalıkları bütünüyle geçersiz hale getirmesine kadar... Zira, bu tür içi boşalmış suçlamaların tamamen geçersiz hale gelmesi, biraz da hareketin kendi eksikliklerini aşarak, bu tür basitlikleri geride bırakmasıyla mümkündür. Tıpkı, 12 Mart dönemi öncesinde, Devrimci Hareketimize karşı yöneltilmesi adet haline getirilen bu türden suçlamaların 12 Mart dönemi sonrasında ortadan kalkması ve bu tür suçlamaların sahiplerinin sessizce kaybolmaları gibi...
  6. "Cephe"ciler eğer böyle bir kararın olmadığını iddia ediyorlarsa, henüz N.Erim’in Başbakan bile olmadığı, Muhtıra’nın bile verilmediği bir zamanda yazılmış olan "Devrimde Sınıfların Mevzilenmesi" yazısının (Toplu Yazılar, s.243’deki) 2 No’lu dipnotunun 2. paragrafını bir daha okusunlar!
  7. Bu ifade gerçekte sağ eğilim sahiplerinin birçoğu için hafif bir ifadedir. Zira bunlardan bir kısmının ayrılıktan çok önceleri Doktor Hikmet’in görüşlerine eğilimleri zaman zaman belirmiştir. Örneğin M. Ulusoy (güney bölgesi sorumlusu) bunlardan biridir ki, son ayrılıkta Yusuf-Münir ekibinin başını çeken kişidir.
  8. Ama bu konuyu sakın "askıcı sol"lar gibi (yani söylediklerimize karşı "tarihsel hesaplaşma ve de nesnel şartların partiye yansımasının bir ürünü" gibi idealist olmayan (!) deli saçmaları geveleyip, sonra yenilgiyi sağ sapmanın ihanetine bağlayarak) tartışmayın!

Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org