DEVRİMCİ Hareketimizin geçmişinin değerlendirilmesi konusundaki görüşlerimiz belirli bir açıklığa ulaşmış ve az çok belirli bir teorik seviyede olan kadrolar tarafından açık şekilde kavranmış durumdadır. Buna rağmen geçmiş değerlendirmelerimize ilişkin bazı noktaların tartışma konusu edildiği ve görüşlerimiz karşısında teorik olarak yapabilecek hiç bir şeyleri olmayanların sağından solundan çekiştirme yoluyla bir şeyler elde etmeye çalıştıkları görülüyor. Bunlar teorik olmaktan çok, "mantıki" sorunlar sayılabilir.

1. GENEL HATLARIYLA 1965-71 DÖNEMİ VE THKP-C HAREKETİNİN OLUŞUM SÜRECİ ÜZERİNE

THKP-C Hareketinin değerlendirilmesi konusunda, daha önceki bir yazımızın bir yerinde, THKP-C

  Hareketinin oluşumunu anlatırken şöyle deniliyordu:

"Devrimci Hareket, 1971 öncesi Türkiye solu içerisinde yaşanan ayrışmalar içerisinde gelişmiş, çeşitli dönemlerde ortaya çıkan TİP, PDA ve ASD oportünizmlerine karşı mücadele içinde büyük ölçüde kendiliğinden nitelikli bir sürecin sonunda 1970 sonlarında partileşmiştir."

Buradaki ifadeler içinde kendileri için kafa bulandırma malzemesi bulduğunu sanan bazı "şaşkınlar" var. Kendilerini oportünizme "av malzemesi" olmaya adamış bazı şaşkın ördekler buradaki "kendiliğinden" ifadesinde geçmiş hakkında bazı "kötü" maksatlar beslenmekte olduğu kokusunu almış havalarında, anlaşılmaz laflar ederek kafa bulandırmaya çalışıyorlar. Örneğin Askıcılar, kendi kafa karışıklıklarını sergiledikleri broşürlerinde, yukarıdaki paragrafın son bölümünü aktardıktan sonra şunları yazmışlar:

"Burada önemli olan nokta şudur; 1965’den sonra gelişen sınıf mücadelesi içinde yetişen kadroların gerek teorik, gerekse pratik örgütlenmesi ve partinin oluşumu ‘büyük ölçüde’ ‘kendiliğindenci’ bir süreç olarak görülmesidir. Bu konu daha sonra partinin örgütsel ve ideolojik yapısını eleştirirlerken önem kazanmaktadır." (Askıcılar "D.Sol" broşürü, s. 24)

Bu "girizgah"tan sonra, daha sonra konu hakkında birşeyler söyleyecek sanırsınız! Ama bu paragraftan sonra içine giriten saçmalıklar yığınağı içinde konu ile ilgili en ufak bir fikir kırıntısına bile raslamak mümkün değildir. Anlaşılabilen tek şey, hem "kendiliğinden nitelikli bir sürecin sonucunda oluşmuş" hem de "eksik ve zaaflı" olarak gördükten sonra, geçmişi reddetmiş olduğumuzu kanıtladıkları (!) inancında olduklarıdır. Böyle bir inançla, konu etrafında anlamsız lakırdılar etmekten başka, her hangibir şey söyledikleri de yok. Geçmiş Hareket üzerine doğru bir şeyler öğrenme, onun üzerine anlamlı bir şeyler söyleme gibi bir çabaları da yok. THKP-C nasıl bir süreç içinde ortaya çıktı? Başlangıçta harekete geçme kararı yokken sonradan niçin silahlı hareketi başlatma kararı aldı? Yenilgiye yol açan hata ve eksiklikler nelerdir? Bu sorulara doğru cevaplar verme, bugünkü görevlerimiz açısından doğru sonuçlar çıkarma gibi bir sorunları da yok. Tek sorunları, bizim yazdıklarımız arasından bir kelime bularak onun etrafında -anlaşılmaz da olsa gürültü kopararak birkaç kişinin daha kafasını -kendilerininki gibi!- karıştırmaya uğraşmak.

THKP-C Hareketinin oluşum sürecini ve 1965-71 dönemini kısaca gözden geçirelim.

1965-71 dönemi ülkemiz solunun gelişim tarihi açısından oldukça önemli bir dönemdir. İlk kez 1960 Anayasasının getirdiği anayasal özgürlük ortamı içinde M-L eserler Türkçeye çevrilip genişçe bir aydın kesim içinde yayılmıştır. Bu dönem içinde, sol hareket serpilip gelişmiş, ülkemiz tarihinde belki ilk defa, ağırlıkla gençlik hareketi olmak üzere, geniş işçi ve köylü hareketlerinden oluşan kitlesel eylemler sergilenmiştir.

TİP hareketinin parlamentarizmin batağına gömülmesinden sonra ilk önce küçük-burjuva anlamdaki geniş gençlik eylemleri ve onun üzerinde yükselen Dev-Genç hareketi ülkemiz toplumunu sarsan etkiler yaratmıştır. Bu gelişmeler 1969-70 yıllarına gelindiğinde son derece geniş köylü hareketleri; toprak işgalleri ve yaygın küçük üretici mitinglerini gündeme getirmiştir. Bu dönem içinde sendikal hareketler, grevler de oldukça geniş boyutlara ulaştı. 15-16 Haziran, bunların ulaştığı en üst gelişme noktasını vurgulayan bir olay olarak gelişti.

THKP-C Hareketinin oluşumu bu dönemin sonlarına rastlar (1970 sonları). Ama, onun teorik ve örgütsel oluşumunun bütün unsurları bu dönemin içindeki mücadelelerde uç vermiştir. TİP, PDA ve ASD oportünizmlerine karşı mücadele içinde filizlenip gelişmiştir.

1965’ler sonrasından, 1970’lere gelinceye kadarki dönem esas olarak kendiliğinden nitelikli bir süreç olarak görülmelidir. Genelde MDD hareketi olarak ifade edilen hareket 1970’lere gelinceye değin önüne bir paıtileşme programı bile koyabilmiş değildi. 67-68’ler hep TİP içinde, bağımsız bir muhalefet hareketi olarak geçildi. Ona karşı herhangi bir ciddi örgütsel alternatif sözkonusu bile edilmemiştir.

Bu noktanın MDD hareketinin ideolojik niteliğiyle ilgili bir olgu olduğu söylenmelidir. MDD’nin TİP parlamentarizmine muhalefet olarak ortaya çıkan ilk çizgisi, parlamenter-pasifist bir çizgiye muhalefet açısından olumlu özellikler taşımasına rağmen genelde sağ bir çizgiydi. Ne proletarya önderliği ne de onun zorunlu bir örgütsel gereği olan proletarya partisi sorunu üzerinde durulmuyordu.(1)

Bu, özellikle Mihri Belli’nin temsil ettiği MDD hareketi önderliğinin devrim sorununa yaklaşımındaki sağ eğiliminden kaynaklanan bir durum olarak görülmelidir. Bu sağ eğilim yüzünden proletaryanın önderliği sorunu, ve onun zorunlu bir ifadesi olan Parti sorununun üzerinde ciddi olarak durulmuyordu.(2) Bütün bu tartışmalar sırasında M.Belli önderliği dışında devrimci hareket saflarında, zaman içinde sorun doğru olarak kavranmaya başlandı. Özellikle M.Çayan ve çevresindeki arkadaşlar tarafından ortaya konulan görüşler proletaryanın önderliğinin zorunluluğunu açıklığa kavuşturmuştu.(3)

Buna rağmen, proletarya partisinin öngütlenmesi sorunu uzun süre havada kalmıştır. Başlangıçta, örgütlenme sorunu uzunca bir dönem TİP’de yönetimin ele geçirilmesi olarak görülmüştür. Hareketin gelişimi 1970 yazına doğru örgütlenme ve parti sorununu ağırlıklı olarak tartışma gündemine getirmişti. ASD (Aydınlık Sosyalist Dergi) ile THKP-C Hareketini oluşturanlar arasındaki ayrılığın, parti sorununun ağırlıklı tartışma konusu haline geldiği bir dönemde; l970 sonlarında ve 29-30 Ekim’de TİP Kurultayı ile birlikte toplanan "Proleter Devrimci TİP Kurultayı" sırasında ortaya çıkması bir raslantı değildir. Diğer görüş ayrılıklarının yanısıra parti ve örgütlenme sorunu ve bir legal parti kurulmasının M.Belli çevresi tarafından gündeme getirilmesi ayrılık üzerinde önemli bir rol oynamıştır. (Örgüt sorunu üzerine olan tartışmalar 1970 Aralık’ında kaleme alınan "ASD’ye Açık Mektup"ta ve 1971 başlarında hazırlanan "Kesintisiz Devrim-I"de bu nedenle etraflıca ele alınarak incelenmiştir.)

THKP-C Hareketinin oluşturulması kararı da bu sıralara rastlar. Bu döneme kadar 1965 sonrasındaki işçi-köylü-gençlik mücadeleleri içerisinde ön plana fırlayan en tutarlı unsurlar belirli organik ilişkiler içine girmiş durumdaydı. Ancak, muhteva itibariyle kendiliğinden nitelikli bu dar ilişkiler, kendi önüne iradi olarak kendisinin partileşmesi gibi bir program koymuş değildi. Hareket 1970 Aralık’ındaki gelişmelerle, örgütsel ilişkiler açısından bir niteliksel dönüşüm aşamasına geldi. Bu oluşumu Mahir o sıralardaki bir yazısında şu biçimde belirtmişti:

"Hayat, devrimci pratiğin içindeki işçi-köylü-öğrenci militanları bir araya getirdi. Böylece Leninizmin temelleri üzerinde, devrimci yoldaşlığın oluşturulduğu, kelimenin geniş anlamı ile proleter devrimci bir örgüt doğdu. Bu örgüt, Türkiye’deki karşı-devrim cephesininin bütün baskı, şiddet ve cebrini göğüsleyerek kırsal alanlardan fabrikalara, üniversitelere kadar bütün kesimlerdeki devrimci mücadeleyi yönlendirme gayretleri içinde olanların örgütüdür."

Bu oluşuma kadar geçen süreç büyük ölçüde kendiliğinden nitelikli bir süreç olarak kabul edilmelidir. THKP-C Hareketi gerek ideolojik yapısının, gerekse örgütsel anlamdaki ilişkilerinin oluşumu itibariyle, bu kendiliğinden nitelikli süreç içinde TİP, PDA ve ASD oportünizmlerine karşı mücadele içinde filizlenip-gelişmiştir.

Bu ifade, hareketin ideolojik yapı itibariyle, gelişiminin TİP oportünizmine karşı mücadeleden başlayarak, belirli bir dönem Mihri Belli’nin savunduğu çizgi içinde de yer alarak, yanlış fikirlere karşı mücadeleler içinde gelişmesi gerçeğinin de bir vurgulanmasıdır. Bu gelişim Mahir’in bu mücadeleler içindeki teorik polemik yazılarında da gözlenebilen bir şeydir. 12 Mart öncesinde kaleme alınan "Devrimde Sınıfların Mevzilenmesi", "ASD’ye Açık Mektup", "Kesintisiz Devrim-I" ve "İhtilalin Yolu" bildirisinde genel hatlarıyla ortaya konulan görüşler o döneme kadarki mücadeleler içerisinde savunulan görüşlerin bir sentezi niteliğini taşır.

Burada bir nokta üzerinde duralım. THKP-C Hareketinin bugünkü gibi bir "partileşme süreci" içinden geçmemesi; yani büyük ölçüde diğer gruplarla arasında ayrım çizgileri çekilmiş, kendi bağımsız örgütlenmesi olan bir hareket olarak sürdürülen bir mücadele sonucunda partileşmiş olmasının, onun M-L bir parti olarak kabul edilmemesi anlamına gelip gelmeyeceğinin sorulduğu oluyor. Bu anlamsız bir sorudur. Her partinin doğuşu kendi nesnel gelişim sürecinin koşullarıyla bağımlıdır. Bir partinin M-L parti olup olmadığı ise ayrı bir sorundur. M-L bir partinin ilk aşamada en önemli niteliği ideolojisinin M-L olması ve işçi sınıfının çıkarlarını savunan bir siyasi çizgi izlemesidir. (M-L partinin başlangıç aşamasında sınıfla ilişkileri objektiftir. Partinin ileri aşamalarında sınıfla bağları sorunu -ideolojik ve siyasi çizgisiyle beraber- belirleyici olacaktır.) 1970 sonlarında oluşan THKP ideolojisi ve izlediği siyasi çizgisiyle M-L bir partidir.
Bugün ise, bizim, Bildirge’de belirlenen nitelikte bir partileşme süreci formüle etmemiz ise, tamamen ülkemiz solunun (1974 sonrasındaki) içinde bulunduğu nesnel konumu ile ilgili bir sorundur.

Bugün Hareketimiz, geçmiş Hareketimizin oluşum sürecinden farklı olarak bir partileşme programı sorununu daha başlangıçtan itibaren gündemine almıştrr. Bu, bugünkü görevlerimizin geçmiş Hareketimizin oluşumu öncesine kıyasla çok daha kapsamlı bir nitelik taşıması anlamına gelir. Siyasal görevlerimizin ve çalışma anlayışımızın o dönemden daha ileri bir konumda bulunması gerektiği anlamına gelir. (Örneğin Devrimcilerin 1970’ler öncesinden çok daha fazla kollektif disiplin ilkeleri içinde davranması, çok daha az liberal ve çok daha az otonom (!) olması gerektiği anlamına gelir!) Ve nihayet Devrimci Mücadelemizi çok daha ileri merhalelere ulaştırabilmemiz açısından, geçmişe kıyasla çok daha elverişli koşullar içinde bulunmamız anlamına gelir.

Peki bu konularla ilgili olarak "geçmişin oluşumunu kendiliğinden nitelikli bir sürecin ürünü olarak gördükten sonra"... diyerek güya bizi "tam geçmişi inkar ederken" yakalayan(!) "şaşkın hafiye"ler, neyi savunuyorlar? 1965-71 döneminin kendiliğinden nitelikli olmayan (yani örgütlü!) bir süreç olduğunu mu? THKP-C Hareketinin başlangıcından itibaren ideolojik ve örgütsel yapı itibariyle bilinçli, örgütlü ve iradi bir süreç sonunda oluştuğunu mu? Mahir’in "Hayat bizi bir araya getirdi" veya "bu hareket revizyonizmin uzun yıllar etkinliğini sürdürdüğü bir ortamda filizlenip gelişmiştir" derken doğru söylemediğini mi?!

Yok hayır, bunlardan hiçbirini iddia etmedikleri bellidir. Ve belli ki onlar "müthiş hafiye" pozlarında, bizim yazılarımız arasında, altında buzağı arayabilecekleri bir öküz bulmaya çalışmaktan başka hiçbir şey düşünmeye ve söylemeye çalışmıyorlar. Onların davası da bu kadar.


Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org