Bir Değerlendirme

Ocak 1981

BİR devrimci hareketin başarı şansı, her şeyden önce içinde bulunulan nesnel koşulların mümkün olduğu kadar doğru bir değerlendirilmesinin yapılabilmesine bağlıdır; Bu koşullara uygun doğru hedefler saptayabilmeli ve mücadele bu koşullara uygun mücadele ve örgüt biçimleri - taktikleri ile yürütülmelidir.

1. 12 Eylül darbesinin, Türkiye’deki sınıflar mücadelesi açısından önemli değişikler yarattığı ortadadır. Bunu, bundan önceki iki değerlendirme yazısında vurguladık. 1979 - 80 yılları arasında TÜRKİYE’deki sınıflar mücadelesinin, yükselen "sivil faşist terör hareketine

  karşı mücadele" ekseni etrafında geliştiğini söylecek olursak, 12 Eylül darbesiyle birlikte devrimci mücadele açısından yeni bir dönemin, cuntaya karşı mücadele döneminin başladığını söylemek yanlış olmayacaktır. Elbette sivil faşist güçlere karşı mücadele önemini bütünüyle yitirmiş değildir; ancak şimdi gücümüzün büyük bir kısmını cuntaya karşı mücadele alanlarına sevketmemiz gerekecektir.

Buna, mücadelenin bir üst niteliğe doğru gelişmesi demek de mümkündür. "Koşulların değişmesi" hedefin, düşmanın değişmesi de demektir. Değişik düşmanlara karşı, değişik amaçlar için, değişik araç ve yöntemlerle savaşılır. Geçtiğimiz -12 Eylül öncesindeki - dönemde mücadele ve örgüt biçimleri kaçınılmaz olarak o dönemin koşullarına (ve sivil faşist güçlerin hakimiyet kurmaya yönelik saldırıları ile halk güçlerinin buna karşı devrimci direnişinden oluşan çatışma ve mücadelelerle) uygun olarak biçimlenmişti. Şimdi, 12 Eylül sonrası koşullarda meydana gelen değişikliklere paralel olarak mücadele biçimlerinin ve örgüt yapılarının da değişimlere uğrayacağı da ortadadır.

2. Bir örnek olarak D.Komiteleri üzerinde duralım. D. Komiteleri, sivil faşist saldırıların devlet kademelerindeki dayanaklarından aldığı güçle - hızla yayıldığı ve en geniş halk topluluklarını etkisi altına aldığı bir dönemde ortaya çıkan bir kavram, bir mücadele ve örgütlenme biçimiydi. Faşist terör hareketleri toplumda (yılgınlık, teslimiyet, tarafsızlaşma, direnme gibi) değişik ve yaygın etkiler yaratmakta idi. D. Komiteleri sivil faşist güçlerin saldırılarına karşı doğan - gelişen tepkilerin bir örgütlenme alanı olarak ortaya çıkıyordu.

Şimdi ise, 12 Eylül sonrasının, cuntanın resmi faşist güçlerinin saldırılarının öne çıktığı koşullarda, sivil faşist güçlerle devrimci halk güçleri arasındaki çatışmalarda belirli bir gerileme de gözlenmektedir. Bu durum eğer geçici ve kısa süre sonra sivil faşist saldırıların tekrar yükselmesiyle sona erecek bir olay değilse, D. Komiteleri bünyesinde örgütlenebilecek kitlesel tepkilerin de belirli bir gerilemeye uğraması kaçınılmaz bir şey olacaktır. Bu ise faşist saldırılara karşı kitlelerde oluşan tepkilerin bir örgütlenme alanı olarak D. Komitelerinin yapılarındaki kitleselliğin önemli ölçüde daralmaya uğramasırıın da kaçınılmaz olması demektir.
Buna karşılık, sivil faşist güçlerin bugün bir ölçüde gerileyen saldırılarının yerini cuntanın saldırıları doldurmaktadır; Cunta, halka saldırmaktadır; emekçi halkın bütün ekonomik demokratik hakları zorla gasp edilmektedir; idamlar, katliam ve işkence uygulamaları, sivil faşist güçlerin saldırılarını çoktan geride bırakmış durumdadır. Öte yandan askeri diktatörlüğün saldırılarının kısa süreli ve geçici bir durum olmadığı da açıkça görülmektedir. Askeri darbe, egemen güçler tarafından mevcut sömürü düzeninin bir "son kurtuluş" yolu olarak gündeme getirilmiştir. O halde önümüzdeki dönem cuntaya karşı mücadele dönemi olacaktır.
Ancak, bugün halk kitlelerinin cuntaya karşı kısa bir süre içinde harekete geçeceğini beklemek hala mümkün değildir. (Belirli bir süre sonra cuntaya karşı tepkilerin hızla yükselmeye başlayacağı söylenebilirse de bugün için kısa vadede bunu söylemek doğru değildir.) O halde önceliklerine, amaçlarına uygun bir şekilde örgütlenerek cuntanın saldırılarına karşı etkin direniş yöntemleri geliştirilerek mücadele sürdürülecektir.

3. İlk aşamada, cuntanın saldırılarına karşı bir direniş mücadelesi yürütülecektir. 12 Eylül darbesinin ve cuntanın temel amaçları, devrimci hareketlerin ezilmesi, işçi ve emekçi kitlelerinin taleplerinin bastırılması ve sarsılan mevcut sömürü sisteminin yeniden düzenlenmesidir. O halde devrimci hareketler cuntanın saldırılarına karşı öncelikle bir yaşam mücadelesi vereceklerdir; cuntanın milyonlarca işçi ve emekçi kitlelerinin haklarını gasp etmesine karşı mücadele edeceklerdir; buhranın sarsıntıya uğrattığı düzene yeni payandalar oluşturulmasına, kitlelerin mücadele hakkının iyice yok edildiği bugünkü baskı sisteminin yasallaştırılmasına yönelik siyasi düzenlemelere karşı mücadele edeceklerdir.
İlk aşamada amacımız cuntanın halka karşı olan iç yüzünün açığa çıkarılması ve teşhiri, kitlelerde yaratılmak istenen yılgınlık eğilimlerinin giderilmesi geniş devrimci kadroların mücadelesinin siyasi aktivitesinin devamlılığının sağlanması, baskı ve haksızlığa uğrayan halk yığınlarının cesaretlendirilerek, mücadeleye atılmasının önündeki engellerin temizlenmesi olacaktır.

4. Geniş işçi ve emekçi kitlelerin yoğun olduğu büyük-merkezi yerleşme merkezlerinde yürütülecek mücadele birinci dereceden bir önem taşımaya devam etmektedir. Buralarda oligarşinin yönetim mekanizması kuşkusuz en yoğun bir şekilde kendisini hissettirmektedir. 12 Eylül darbesinden sonra, olağanüstü boyutlara ulaşan baskı operasyonları, devrimci mücadelenin 12 Eylül öncesine göre belirli bir gerileme göstermesine neden olabilir. Buna rağmen baskı ve kontrol mekanizmalarının baskısı altında devrimci mücadelenin kesintisiz bir şekilde sürdürülmesi zorunlu bir şeydir. Buralarda büyük miktarlarda yoğunlaşmış işçi ve emekçi kitlelerin cuntaya karşı harekete geçirilmeden kırsal alanlardaki mücadelenin geliştirilmesi ve devrimci mücadelenin başarıya ulaştırılması mümkün olamaz.

Bu yüzden, şehirlerde, oligarşinin yoğun baskı, kontrol ve yıldırma operasyonları altında (ve bunlara karşı) devrimci mücadelenin sürdürülmesi ve geliştirilmesi mutlaka gereklidir. Oligarşinin arama, takip, baskı, işkence operasyonlarına karşı etkili-yeni mücadele taktiklerine ihtiyaç vardır. Mahallelere, evlere yapılan baskılara karşı etkili, baskın ekiplerinin morallerini bozup yıldıracak, şaşırtacak, yanlış alanlara sevkedecek, oyalayıp zaman kaybettirecek özel mücadele yöntemleri geliştirilmelidir. Mahallelerdeki, fabrikalardaki polis ajanları ve muhbirler mutlaka yok edilmelidir. Bütün bunlar ise çeşitli tuzak ve şaşırtma eylemlerini içeren gerilla taktiklerinin uygulanmasını gerektirmektedir. Olağanüstü baskı ve kontrol mekanizmalarının işletilmeye çalışıldığı koşullar altında varlığını ve mücadetesini sürdürebilecek birlikler halindeki dar örgüt yapılarının oluşturulmasını gerektirmektedir. Cuntaya karşı devrimci mücadelenin elverişli örgüt yapıları vasıtasıyla sürdürülüp yükseltilmesi bu şekilde mümkün olabilecektir. Hareketin şehirlerdeki yönetim kademelerinin bugün önünde bulunan en önemli görev fabrika mahallerindeki ve gecekondu bölgelerindeki geniş devrimci kadroların bu şekilde zor şartlar altında kendi varlığını sürdürebilecek ve cuntaya karşı mücadelenin gereklerini yerine getirebilecek biçimde örgütlendirilerek mücadeleye sevkedilmesidir. (Sivil faşist saldırılara karşı halk kitlelerinin tepki ve direnişlerinin bir örgütlenme biçimi olarak direniş komiteleri belirli bir gerileme gösterirken, bunun yerinin beşer onar kişilik dar gruplar halinde örgütlendirilecek olan cuntaya karşı direniş birlikleri tarafından doldurulacağını söylemek mümkündür.)

5. 12 Eylül sonrası koşullarında devrimci mücadele kırsal alanlarda da daha üst niteliklere doğru gelişmektedir. 12 Eylül’den önce devrimci mücadelenin oldukça ileri boyutlara ulaştığı bölgelere karşı girişilen yoğun baskı operasyonları sonucunda, devrimci kadroların kırlara çekilmesi kaçınılmaz olmuştur. Cunta, devrimci kuvvetleri ve halkın devrimci mücadelesini bütünüyle ezip yok etmek amacıyla takip ve imha operasyonları yürütmekte ve devrimci kadroları dağlık bölgelerde ve çok zor şartlar altında tam bir ölüm kalım savaşı vermeye zorlamaktadır. Birkaç yüz kişiden oluşan devrimci birliklerin üzerine son derece modern silahları, uçakları, helikopterleri ve onbinlerce komando askeri sevketmekte, buradaki halk kitlelerine devrimcilere yardım ettikleri için zulmedilmekte, arasıra birkaç kişi öldürülebilir ya da yakalanabilirse bunu, kendi kayıplarını saklayarak ve büyük bir zafer kazanmış gibi ilan etmektedirler. Bütün bunlar Türkiye’deki devrimci mücadelenin gelişiminde yeni bir unsur olarak kırsal bölgelerde gerilla mücadelesinin gelişmeye başlamasını da beraberinde getirmektedir. Bunun ilerisi için taşıdığı önemi emperyalizmin uluslararası deneyleri neticesinde öğrendikleri için, cunta elverişli kırsal alanlardaki devrimci mücadelenin daha başlangıcında yok edilmesi için büyük kuvvetlerini sevk etmektedir. Buna karşılık buralardaki devrimci militan kadroların, devrimci birliklerin mücadelenin bu başlangıç aşamasında en büyük görevleri de kendilerini korumak, varlıklarını en zor şartlar altında dahi olsa devam ettirmektir. Kırsal bölgelerdeki devrimci birliklerimiz mutlaka yaşamalıdır. Dağlarda, en zor şartlar altında yaşamını ve mücadelesini sürdüren her militan cuntaya karşı halkımızın zafere olan inancının tükenmez bir kaynağı olacaktır ve de önümüzdeki dönemde, yurt çapında cuntaya karşı yükselmeye başlayacak olan mücadelenin Anadolu’nun yoksul kırlık bölgelerindeki karşı konulmaz gelişiminin bir garantisi olacaktır.

6. Bazı bölgelerde cunta, hareketimizi yok etmeye yönelik görülmemiş azgınlıktaki saldırılar sonunda, kısa vadeli bazı başarılar elde edebilmektedir. (Tabii ki onun bu başarılarında bizim eski örgütsel zaaflarımızın ve eski zaaflı örgüt yapılarıyla yeni dönemin siyasi görevlerini yerine getirmeye çalışmamızın önemli bir rolü vardır.) Bu gibi sebeplerle hareketimizin bazı bölgelerdeki merkezi ilişki ve yönetim kademelerinde kopukluklar ve önemli kayıplar olmaktadır. (Son zamanlarda birçok değerli yoldaşımız polisin eline geçmiş, bir çoğu çatışmalarda hayatlarını yitirmiş ya da yaralanmışlardır.) Bu gibi durumlarda devrimci hareketimizin bütünüyle tasfiye edilmesine yönelik polis tuzaklarına, dedikodu ve spekülasyonlara karşı özellikle dikkat edilmeli ve hareketimizin devrimci mücadele çizgisine sıkı sıkıya bağlı olarak, cuntaya karşı mücadele ve örgütlenme çabaları mutlaka daha bir kararlılıkla sürdürülmelidir.

Cunta mutlaka gidecektir. Bizim mücadelemiz ise, halkımızın zulüm ve sömürüden kurtuluş mücadelesinin bir ifadesi olarak zafere kadar sürecektir.


Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org