Cuntanın Kanlı Yüzü

12 Eylül'de işbaşına gelen generaller cuntası, programındaki birinci maddenin Türkiye'de gittikçe yogunlaşan ve son dönemde günde ortalama 20-25 kişinin öldüğü iç savaşı sona erdirmek olduğunu, ilk günden açıkça belirtti. Büyük kentlerin mahallelerinden kasabalara, köylere ülkenin en ücra köşelerine dek uzanan silahlı çatışmalara son vereceğini iddia etti.

Can ve mal güvenliğinden yoksun olduğu için son derece bezgin ve sinmiş durumdaki geniş orta sınıfların desteğini kazanmayı ilk elde amaç edinen faşist generaller cuntası, bu kesimlere güven vererek, "huzur"u geri getireceklerini vadettiler. Kendi güdümlerindeki tüm basın ve yayın organları ile TRTsi

  ile "huzurlu Türkiye'nin" yeniden kurulacağı umudunu vermeye çalıştılar.

Ama gelişen olaylar bu yalan iğrenç olayları tek tek açığa çıkartıyor. Terör'ü engellemek adına işbaşına gelen generallerin Terör'ün ve cinayetlerin tek sorumlusu olduğu hergün daha bir iyi görülüyor. Ardı ardına verilen idam kararları, işkencelerin pervasızca uygulanması, sokaklarda, köylerde insanların kurşuna dizilmesi bunun en açık kanıtıdır.

Adına "operasyon" denen ama her biri bir faşist katliam olan 12 Eylül sonrasının yeni uygulamasında onlarca devrimci can verdi. İlk 3 ayın olaylarında baktığımızda şu genel tablo elde edilmektedir: 200e yakın politik cinayet; çoğu operasyon adı verilen katliamlarla gerçekleşti. 20 000 üstünde yeni tutuklama (Resmi açıklama bu; gerçekte ise 50binin üzerinde. Şu anda cezaevlerinde l00binin üzerinde insan bulunuyor)

20 ye yakın kişi işkencede öldürüldü. Bunlar sadece tesbit edilebilenlerdir. Daha yüzlerce kişiden aylardır haber alınamamaktadır.

20 ye yakın kişinin cesedi bulundu. Çoğu sıkıyönetimce göz altına alındıktan sonra kendilerinden haber alınamayanlara aittir.

110 u aşkın idam kararı; bunlardan üçü gerçekleştirilmiştir.

Yoğun imha ve yoketme kampanyasının yanısıra baskı politikasını meşrulaştırma, kanunlaştırma çabaları da devam etmektedir.

Cunta, 8 Kasım Cumartesi günü resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren bir kararla gözaltına alma süresinin (ya da daha iyi bir deyimle, işkence süresinin) 90 güne çıkarılabilmesini kabul etti. Operasyonlarda, ev aramalarında asker, polis ve jandarma tarafından gözaltına alınan kişiler, bu karara göre, üç ay süreyle savcı önüne çıkarılmaksızın, nerede oldukları aileleri tarafından bile bilinmeksizin gözaltında tutulabilecek. Bu durum, zaten geçmiş Demirel hükümeti döneminde fiilen yapılan bir uygulamaya güya "yasal" bir görüntü vermektedir. Ancak bu "yasal" görüntüyle generaller cuntası ne ölçüde "demokrasiyi kurtarmaya geldiğini" de ortaya koymaktadır. Çünkü masum insanların üç ay gözaltında kalabilmesi, 1789 İnsan Hakları Bildirgesinin, BM kararlarının, Avrupa Konseyi kararlarının, hatta 1961 Anayasasının ve Türkiye'de kabul edilmiş yasaların (6366 sayılı yasanın) çiğnenmesi anlamına gelmektedir.

Üç ay gözaltı süresi, insanların kitlelerle bir gecede gözaltına alındığı Generaller Türkiye'sinde öylesine tepki uyandıracak bir karardır ki, Günaydın gazetesi bile 10 Kasım tarihli sayısında bu tepkileri kapalı bir biçimde dile getirerek, "Batı dünyasının en uzun gözaltı süresi Türkiye'de" başlıklı yazısında, "hukukçuların bu uygulamanın masum insanları cezalandırmak anlamına geleceği görüşünde olduklarını" belirtiyordu.

90 günlük "yasal" gözaltı süresiyle, Generaller, Türkiye'yi Güney Amerika'da askeri diktatörlükle yönetilen ülkelerdeki gibi insanların "kaybolduğu" yollarda tanınmaz cesetlerin bulunduğu bir işkence cehennemine çevirmişlerdir. Faşist cunta, ancak böyle bir uygulamayla devrimci halk muhalefetinin "köküne inebileceğini" düşünmekte, ancak aynı uygulamanın doğuracağı kaçınılmaz tepkileri hesaba katmamaktadır.

Cunta yeni bir tedbir olarak, yurtdışında Türkiyedeki katliamları, direnişleri ve halka karşı planladığı acımasız saldınları duyurmamak için yeni bir uygulama gündeme getirdi: Buna göre yurtdışında “Türkiye aleyhine" yapılan propagandaları incelemek üzere bir Denetim Kurulu oluşturdu. Yurtdışına haber yollayanların da ağır cezalara çarptırılacağını duyurdu.

14 Kasım tarihinde MGK tarafından kabul edilen bir değişiklikle, sıkıyönetim komutanları, eskisi gibi hükümete değil, genel kurmaya (cuntaya) bağlandı.

Bu kararla cunta, halk muhalefetini ezme görevini tamamen orduya bıraktığını resmen de açıklamış oldu. Yeni karara göre, sıkıyönetim komutanlıkları arasındaki koordinasyonu da cunta üstlenmiş durumdadır. Böylece her türlü baskı tek elden ve merkezi bir biçimde yapılacaktır.

Sıkıyönetim komutanları, aynca, yalnızca Genel Kurmay Başkanına sorumlu olduklarından, haklarında "şahsi kusur" nedeniyle dava açılamayacak ve bugüne dek açılmış olanlar da düşecektir. 19 Ekimde de bilindiği gibi, sıkıyönetim komutanlarına kamu personelini işten atma yetkisi de verilmişti. Bu yeni yasa değişikliğiyle, sıkıyönetim paşaları kendi bölgelerinde yetkileri sınırsız birer diktatör hüviyetine bürünmektedirler.

Aynı yasayla, sıkıyönetim mahkemelerinin çalışmalarının hızlaştırılmasına ve sanıkların mahkemelerdeki yasal savunma haklarının kısıtlanmasına yönelik hükümler de getirilmiştir.

Cuntanın Cinayetleri

Cuntanın cinayetlerinden tesbit edilebilen önemlileri şunlardır:

* 18 Eylül'de Urfa'nın Siverek ilçesindeki operasyonda 5 kişiden biri öldü, ikisi yaralı olarak jandarmanın eline geçti.

* 23 Eylül'de İzmir'in Urla ilçesinde yapılan operasyon sonucu 2 yurtsever öldürüldü, ikisi yaralı, üçü de sağ ele geçirildi.

* 24 Eylül'de Ordu'nun Gölköy kasabasında bir eve yapılan baskında, Göksel Çavuşlu ve Ergil Dinç adındaki iki Devrimci Yol taraftarı öldürüldü, 2'si yaralı, üçü sağ yakalandı.

* 26 Eylül'de aynı kentin Aybastı kasabasında yapılan operasyonda 4 Devrimci Yol taraftarı öldürüldü,1'i yaralı,1'i sağ ele geçti.

* Aynı gün Mardin'in Derik ilçesindeki operasyonda 4 devrimci öldürüldü, 1'i sağ ele geçirildi. Çıkan silahlı çatışmada bir jandarma eri öldü, 2'si yaralandı.

* Adana'da 27 Eylül'da yapılan bir operasyonda 4 kişi yaralı olarak ele geçirildi.

* 6 Ekim'de Ege Sıkıyönetim Komutanlığı İzmir yakınlarında bir mağarada altı kişinin çatışma sonucu ele geçirildiğini açıkladı.

* 9 Ekim'de Tunceli'de bir operasyonda 1 yurtsever öldürülerek jandarmanın eline geçti.

* 13 Ekim'de Hakkari'nin Uludere ilçesinde 5'i katledilerek, 7'si yaralanarak 12 kişi ele geçirildi.

* 18 Ekim'de Tarsus'ta yapılan bir operasyonda 1'i ölü 6 kişi yakalandı.

* 23 Ekim'de Antalya'da 3 kişiyi öldürmekle suçlanan iki kişiden biri katledilerek ele geçirildi.

* 25 Ekim'de Ordu'nun Fatsa kasabasında yapılan operasyonda Alaattin Bölükbaşı adlı Devrimci Yol taraftarı bir genç öldürülerek, 2 kişi de yaralanarak ele geçirildi.

* 26 Ekim'de Artvin'in Borçka ilçesinin Aralık köyünde Mevlut Ustabaşı, Yaşar Ustabaşı, Mehmet Çelik adlı 3 Devrimci Yol yanlısı silahlı çatışma sonucu ele geçirildi.

* 29 Ekim'de Mardin'in Kızıltepe mevkiinde yapılan büyük bir operasyonda "Apocu" oldukları bildirilen 8 kişi katledildi. Bunlardan 6'sının kimlikleri açıklandı.

* 31 Ekim'de Artvin'in Şavşat kasabasında Özbir Aras ve Şener Yazar adlı iki Devrimci Yol taraftarı bir operasyon sonucu öldürüldü.

* 5 Kasım'da Ordu'nun Fatsa ilçesinde yapılan bir operasyonda, Devrimci Yol yanlılarıyla çıkan uzun bir silahlı mücadele sırasında bir Devrimci Yol taraftarı öldürüldü.

* Yine 5 Kasım'da Uşak'ın Eşme ilçesinde yapılan operasyonda Abdurrahman Çetin adlı bir Devrimci Yol yanlısı katledildi.

* Bitlis'in Oklu Yazıcı köyünde yapılan operasyonda Necmettin Türkkaya adlı bir kişi öldürüldü.

* 16 Kasım'da Gaziantep'te bir eve yapılan baskında bir Yurtsever kimliği belirlenemeyecek biçimde taranarak öldürüldü.

* Fatsa'da aynı gün, Aslancamii mevkiinde Kursuncalı ormanlıklarında sürdürülen operasyonlar sırasında çıkan silahlı çatışmada, Kemal Özdemir ve Ayşe Makar adında iki Devrimci Yol yanlısı katledildi.

(Yukarda aktarılan tüm operasyonlar, gerçekleştirildikleri illerin bağlı olduğu Sıkıyönetim Komutanlıkları tarafından yapılan resmi açıklamalardan öğrenilmiştir. )

İktidardaki generaller cuntası, devrimci halk muhalefetini ezmek için en hunharca yollardan biri olan kitlesel gözaltına alma yöntemini alabildiğine kullanacağını açıkça belirtti. Faşist generallerin her biri çeşitli açıklamalarında "anarşiyi kökünden kazıyacaklarını" yani halk güçlerini temsil eden siyasi hareketleri acımasızca ezerek dağıtacaklarını iddia etmişlerdi.

Ancak geniş orta kesimlerin desteğini sağlamak ya da en azından ilk günlerde tepkisini çekmemek zorunda olan askeri diktatörlük, "tarafsız" olduğu görünümünü vermek zorundaydı. Bu nedenle bazı faşistlerin de gözaltına alındığı görüldü. Ama bu bir göz boyamadan öteye gitmedi.

Cunta operasyonlarının kolaylaşması amacıyla ihbar mekanizmasını işletmek amacıyla çeşitli girişimlerde bulundu. Sıkıyönetim komutanlıkları ihbarların yapılacağı telefonları defalarca bildirerek, muhbirlere ödül verileceğini ve güvenliklerinin sağlanacağını taahhüt ettiler. (Ancak Devrimciler, muhbirlerin başvurması istenen bu telefon numaralarını, "Kiralık Ucuz Ev" ilanlarının üzerlerine yazarak şehirlerin dört bir yanına astılar. Muhbirlerin yanısıra kiralık ev tutmak isteyenler de bu numaraya telefon ettiğinden işler elbette karıştı. Cunta bu sefer PTT'nin 05 numarasını ihbarlara ayırdığını ilan etti! )

Adana Sıkıyönetim Komutanlığı 2 Ekim'de aranan kişilerin resim ve kimliklerini içeren duvar ilanlarını yurdun dört bir yanına dağıtarak insan avını sıklaştırdı.

Faşizmin saldırılarına karşı kendini savunmak zorunda kalan halkın silahsızlaştırılması için de, cunta 14 Ekim tarihine kadar ruhsatsız silahlarını teslim edenlere karşı yasal bir işlem yapılmayacağını ve daha sonra ruhsatsız silah bulunduranların cezalarının arttırılacağını bildirdi. 14 Ekime kadar tüm yurtta 160 bin ruhsatsız silah teslim edildi. Kitlesel operasyonlardan başka doğrudan doğruya sol örgütleri hedef alan toplu ve merkezi gözaltına alınmalar sürdü. Herhangi bir örgütü tamamen yoketmeyi amaçlayan bu tür operasyonlar, diğerlerinin dışında tek elden ve yurt çapında koordineli bir biçimde yapılmaktadır.

Nihat Erim'i öldürmekle suçlanan Devrimci Sol hareketine mensup 8 kişiye (aralarında ikisinin ölümüne yol açacak şekilde) yoğun işkence yapıldı ve örgütlenmenin bugüne kadar sürdürdüğü tüm faaliyetlerin sorumluluğu da onların üzerine yüklenmeye çalışıldı.

İşkenceler

İşkenceden ölenlerin sayısı her geçen gün artmaktadır.

* Darbeden iki gün sonra gözaltına alındığı bildirilen MLSPB'ye mensup Zeki Yumurtacı, 18 Eylül'de İstanbul-Avcılar'a götürülerek kurşuna dizildi.

* 24 Eylül’de İstanbul Davutpaşa askeri cezaevinde Devrimci Halkın Birliği'ne mensup İrfan Çelik adlı tutuklu işkence yapıldıktan sonra asılarak öldürüldü.

* Aynı günlerde İstanbul Sultanahmet Cezaevinde adları belirlenemeyen üç tutuklu veya hükümlünün öldürüldüğü ortaya çıktı.

* 22 Eylül'de üç kişiyi öldürmekle suçlanan faşist Rafet Demir, Bursa Emniyet sarayının 5. katından atılarak öldürüldü.

* 3 Ekim'de Maden-İş sendikası Bursa Şubesi avukatı Ahmet Hilmi Feyzioğlu yine Bursa Emniyet Sarayı'nın beşinci katından atılarak öldürüldü. (Eylül ayının
başında Ergun Şen adlı bir kişi de yine Bursa Emniyet Müdürlüğü'nün beşinci katından atılarak ağır şekilde yaralanmıştı.)

* 26 Eylül'de İzmit Cezaevinde Şadan Gazeteci adlı bir tutuklu dövülerek öldürüldü. (Cezaevi Müdürü Ali Saim Şener ve 6 gardiyan hakkında kovuşturma açıldı)

* Nihat Erim'i öldürmekle suçlanan 21 yaşındaki Ahmat Karlangaç adlı Devrimci Sol mensubu devrimcinin beyin kanamasından öldüğü 18 Eylü1'de açıklandı.

* Nihat Erim'i öldürmekle suçlanan diğer Devrimci Sol yanlısı Sadettin Güven hastanede öldü.

* 12 Eylü1'de gözaltına alınan Halkın Kurtuluşu yanlısı İTÜ' de öğrenci temsilcisi bir genç 16 Eylül'de morgda bulundu.

* 10 Kasım günü Türkiye'nin en büyük yayınevlerinden Sol yayınları'nın ortağı, Onur yayınevi sahibi İlhan Erdost gözaltında öldürüldü. Resmi açıklamaya göre, kendisini Mamak Cezaevi'ne götüren askerlerin dipçikle başına vurmaları sonucu öldü. Ünlü bir yayımcının bu biçimde katledilmesinin kamuoyunda uyandıracağı tepkilerden korkan Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı derhal kardeşi Muzaffer Erdost'u serbest bırakarak, İlhan Erdost'un katili askerler ve çavuş hakkında soruşturma açtı.

* Aynı gün Mamak cezaevinde Bekir Baş adındaki faşist tutuklunun da "kendini astığı" ileri sürüldü.

* 14 Kasım tarihinde, ODTÜ öğrencisi İbrahim Keskin adlı bir solcu, gözaltındayken ağıryaralı olarak hastahaneye kaldırıldı ve öldü. Bu konudaki resmi açıklamada gözaltındaki kişinin, yüzleştirilmeye götürüldüğü gecekondu mahallesinde, "mumla aydınlatılmış merdivenlerden ayağının kayarak düştüğü" biçimindeydi. Ancak bu açıklamanın gülünçlüğü karşısında işkence iddialarının ele alınacağı bildirildi.

İşkence yaygın bir şekilde devam ederken, cunta Demirel hükümeti döneminde bu konuda duyarlı hale gelen Türkiye ve Dünya kamuoyu önünde kendini aklandırmak için bazı girişimlerde bulundu. Daha önce de işkencede öldüğü saklanamayan Zeynel Abidin Ceylan adlı Devrimci Yol yanlısı gencin katili Komiser Haskırış (ki, Hakan Yurdakuler'in katilinin amca oğlu olduğu saptandı) ve Hasan Özmen adlı Halkın Kurtuluşu yanlısı gencin katili Komiser muavini Enver Göktürk hakkında Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi tarafından soruşturma açıldı, iki komiser tutuklandı. Öte yandan işkence yapıldığı defalarca doktor raporlarıyla saptanan Ankara'daki Kayaş Karakolu görevlileri hakkında da kovuşturma açıldı.

Generaller cuntası halk muhalefetini ezmenin bir başka yöntemi olarak da Türkiye'yi cezaevine ve idam sehpasına dönüştürecek bir yargılama düzenini yerleştirmeye başladı. Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kurulması işleminin henüz başlamamış olmasına karşın, sıkıyönetim mahkemeleri birkaç celsede idam kararı vermeye ve diğer cezaları da ağırlaştırmaya başladı.

Cezaları ağırlaştırmak için "illegal örgütler adına para toplamanın gasp suçu oluşturduğu" hakkında bir karar çıkarıldı. Öte yandan, "teröristlerin davalarının örgüt davası olarak birleştirilmesi"ne karar verildi. (18 Eylül Tercüman)

Bu son durum kitlesel biçimde gözaltına alınan tüm anti-faşist kişilere "örgüt kurmak" suçu yüklenmesi ve her birinin cezasının birkaç kat artmasıyla sonuçlanacaktır.
Herhangi bir sendikanın işyeri temsilcisi bile "örgüt kurmak"la suçlanırken; "kökleri çok derinlerde", devlet ve ordu içinde gizli olduğu artık tüm dünyaca bilinen bir örgütün elemanları olan faşist sanıkların hiçbiri "örgüt kurmak" la suçlanmadılar.

"Tarafsız ve bağımsız" olduğu ileri sürülen askeri savcılar, MHP yöneticilerinden Piyangotepe ve İnciraltı faşist katliamı sanıklarına kadar hiçbir faşist hakkında böyle bir suçlamada bulunmadılar. Örneğin 6 öğrencinin katili olan İnciraltı faşist katliamı sorumluları olan 8 faşist asker hakkında yalnızca 6 ay-12 yıl arasında hapis cezası, 7 kişiyi kurşuna dizen Piyangotepe faşist katliamı sanıkları hakkında da 5-77 yıl arası hapis cezası istenmektedir.

İdamlar

Askeri mahkemelerin ilk kurbanı Adana’da bir kişiyi öldürmekle suçlanan Serdar Soyergin oldu. 14 Eylül günü "suçüstü" yakalanan Serdar Soyergin, suçüstü mahkemesi olarak toplanan Adana Sıkıyönetim askeri mahkemesi tarafından dört gün içinde idama mahkum edildi. Yargıtay bu cezayı onayladı. Evren'in 15 Ekim'de Diyarbakır konuşmasında açıkça belirttiği üzere tüm idam kararlarını onaylamaya kararlı olan MGK da Serdar Soyergin'i idam sehpasına gönderdi. Serdar Soyergin, 27 Ekimde Adana'da asıldı.

Yargıtay tarafından daha önce cezaları onaylanmış bulunan ikisi (faşist İsa Armağan'la Kurtuluş yanlısı Kemal Ergin) firardaki dört hükümlü de MGK'nın onayıyla idama gönderildiler. Kurtuluş yanlısı Nejdet Adalı ve faşist Mustafa Pehlivanoğlu 8 Ekim'de asıldılar.

Bundan böyle, halk kitlelerinin muhalefetini sindirmekte önemli bir psikolojik unsur olan idamların devam edeceği anlaşılmaktadır. Şu anda birçok askeri mahkeme, (çoğu devrimci, demokrat ve yurtsever olmak üzere) birçok kişi hakkında idam cezası vermiş durumdadır.

Ve idamlara bir yenisi daha eklendi. 18 yaşındaki Halkın Kurtuluşu yanlısı Erdal Eren 13 Aralık günü Ankara'da asıldı.

Ölü bulunanlar

Operasyonlarda öldürülenler ve idam edilenler dışında; gözaltına alınan öldürülüp cesetleri ıssız yerlere atılanların sayısı da artmaktadır. Bunlar ya işkencede öldürülen ya da kurşuna dizilen devrimcilerdir.

İsimlerini tesbit edebildiklerimiz şunlardır:

20 Eylül, Antalya, Ramazan Oğuz, Öğretmen/ 24 Eylül, Adana, Ali Çekmekli/ 27 Eylül, Malatya, iki temizlik işçisi/ 2 Ekim, İstanbul, Hasan Dönmez, Dev-Sol/ 2 Ekim, İstanbul, Cavit Özer, Dev-Sol/ 4 Ekim, Siirt, Emin Alkan/ 11 Ekim Ankara, Gülden Erdem, Dev-Yol; Öğretmen/ 6 Kasım, Malatya, Fuat Gürbüz/ 10 Kasım, Yalova, Üç kişi, ikisi kadın/ 11 Kasım, İstanbul, 1 kişi/ 12 Kasım, Eskişehir, Feridun Yılmaz, İşçi/ 14 Kasım, İstanbul, Gürsoy Rüstem, 14 yaşında asılmış olarak bulundu/ 12 Kasım, Gaziantep, Abdullah Fetah, Mısırlı turist.

Tüm bunlar sadece açığa çıkmış olanlardır. Bunların dışında Cuntanın işlediği, açığa çıkmamış, cinayet işkence olayları Türkiyemizin günlük yaşantısı olmuştur.


Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org