Emperyalizme ve Oligarşiye karşı
DEVRİMCİ GENÇLİK


 

Ideolojik mücadelenin önemi ve temel siyasi görevlerimiz

Devrimci Gençlik. Sayı 16, 24 Ocak 1977

Bugün ülkemiz solunda ideolojik mücadelenin ve teorik sorunların önemini kabul etmeyen kimse yok gibidir. Öyleki, her grup ve kişi ideolojik mücadelenin, ideolojik birliğin önemini (her söze başlayışta) tekrarlamayı adet haline getirmiştir.

Üzerinde bu kadar çok söz söylenen bu kadar "eğilinen" bu konunun ne anlama geldiğinin yeterince anlaşılabildiğini söylemek ise pek mümkün

 
değildir. Ülekimiz solunda her konu olduğu gibi bu konu da karmakarışık edilmiştir. Bu nedenle biz bu yazımızda ideolojik mücadele ile ilgili çeşitli sorunlara değinmek ve bu kavramla ilgili önemli gördüğümüz bazı noktaları açıklığa kavuşturmak istiyoruz.

I

Bugün ülkemizde ideolojik mücadeleden bu kadar çok söz edilmesi ve ideolojik-teorik konuların önemi nereden gelmektedir? İdeolojik mücadele ile somut siyasi görevlerimiz arasındaki ilişkiler nasıl kavranılmalıdır? Bu soruların doğru cevabı şüphesiz ki, içinde bulunduğumuz somut durum ve bu mevcut durumdaki temel görevlerimizin irdelenmesinde yatar. Dergimizin çıkış bildirgesinden başlayarak bugüne kadar çeşitli kereler ortaya koymaya çalıştığımız bu konuyu tekrar da olsa bir kere daha belirtelim.

Ülkemizde sınıf mücadelesinin her geçen gün keskinleşerek devam ettiği, yığınların her geçen gün artan bir genişlikte mücadeleye atıldığı, hakim sınıfların halk yığınları üzerindeki terör ve baskılarını giderek artırdığı bir dönemde devrimci hareket açısından en önemli durum proletaryanın önderliğinde emekçi halkın iktidar mücadelesine önderlik edecek, emperyalizme ve oligarşiye karşı mücadeyi zafere ulaştırabilecek devrimci bir partinin bulunmayışı, buna karşılık devrimci hareketin karşı devrim güçleri karşısında darmadağınık bir durumda bulunmasıdır. Bu dağınıklık ve örgütsüzlük yani partisizlik hakim sınıfların ve revizyonizmin ekmeğine yağ sürmekten başka kimsenin işine yaramıyor, bu apaçık ortada. İşçi sınıfının ve emekçi halkın bugün önündeki temel sorun şüphe yok ki, devrimci bir partinin, proletaryanın iktidar mücadelesinin (politik mücadelenin) temel aracı olarak savaşçı partisinin yaratılması ve devrimci hareketin birliğinin sağlanmasıdır.

Bu yüzden bugün (içinde bulunduğumuz bu somut durumda) hiçbir sorun bu temel siyasi görevden bağımsız olarak ele alınamaz. Çünkü temel görev haldeki tüm siyasi-pratik görevlerin belirleyicisidir. Her tür görev alanında, tüm çalışmalarımızla devrimci görevlerimizi yerine getirip getirmediğimizin kriteri bu temel siyasi görevimizi yerine getirmeye hizmet edip etmediğimiz hususudur. Temel kriter budur.

Proletarya partisi ideolojik, politik ve örgütsel bir bütündür ve herşeyden önce bir ideolojik birliktir.
Bugün içinde bulunduğumuz dağınıklığın temelinde ideolojik alandaki kaos ve keşmekeşin yattığını söyleyebiliriz. Bu bakımdan ülkemiz solundaki teorik keşmekeş bir oranda sona erdirilmediğinden devrimci hareketin birliğini sağlamak mümkün değildir. Bu ise sistemli ve örgütlü bir mücadele süreci içinde gerçekleştirilebilir. Proletarya partisinin inşa yolu bu şekildeki bir ideolojik, politik, örgütsel mücadele sürecinden geçecektir. Bu süreç içerisinde ideolojik keşmekeşi sona erdirecek ideolojik birliği oluşturmak esas görev halkası olarak kavranılmalıdır. Politik ve örgütsel birliğin yolu ideolojik birlikten geçer. İdeolojik birliğin yolu ise ideolojik mücadeleden.

Proletaryanın partisini oluşturma temel siyasi görevine bağımlı olarak, bu süreç içerisinde, ideolojik mücadele nasıl kavranılmalıdır? İçeriği ve yöntemi ne olmalıdır? Şimdi bu hususlarla ilgili bir takım sorunlara açıklık kazandırmaya çalışalım.

II

İdeolojik mücadele geniş kapsamda bir kavramdır. Bu mücadele, burjuva ideolojisi ile proletarya ideolojisi arasında her dönemde, bütün toplum kesimlerinde ve hayatın her alanında sürer ve burjuva ideolojisinin tüm kalıntılarının yokedileceği zamana kadar devam edecektir. Devrimciler bu denli geniş bir içeriği olan bu mücadeleyi içinde bulunulan somut tarihi şartların ortaya çıkardığı temel görevlere tabi olarak ele alırlar ve temel siyasi görevlerin yerine getirilmesi açısından kavrarlar. Örneğin proletarya diktatörlüğünün kurulmasından sonra burjuva ideolojisine karşı mücadele esas olarak proletarya döktatörlüğünün pekiştirilmesi ve sosyalist toplumun inşasının üst yapıda geliştirilmesine hizmet eder. Bu ise burjuva ideolojisinin kalıntılarının tasfiyesi için mücadeleyi gerektirir. Buna karşılık siyasi iktidarın henüz ele geçirilmediği devrim öncesinde proletarya partisinin yürüttüğü ideolojik mücadelenin esas amacı proletaryanın siyasi iktidar mücadelesini yolundan saptıran burjuva ideolojisinin işçi sınıfı ve devrimci hareket saflarındaki uzantılarını etkisiz hale getirmektir. Ve yine henüz proletarya partisinin buIunmadığı bir durumda ideolojik mücadele proletarya partisini yaratma görevine hizmet etme açısından kavranılabilir. Devrimci mücadelenin temel koşulu proletarya partisidir. Bu marksizmin evrensel bir ilkesidir.

İşte bu yüzden bugün ülkemizin somut koşullarında ideolojik mücadele bu temel siyasi görev açısından kavranılmalıdır. Bunun için de (marksizm-leninizmin evrensel gerçeklerinin ışığında ülke devriminin temel sorunlarının oluşturduğu bir platform üzerinde yükselmelidir. Ülkemiz devriminin, proletaryanın siyasi iktidar mücadelesinin temel sorunlarının doğru çözümleri üzerindeki bir ideolojik birliği oluşturmak, haldeki ideolojik mücadelenin esas kapsamını oluşturur.

Konuya bu açıdan yaklaşıldığında bugün ülkemiz solunda yaygın olan Marksizm-Leninizmin genel ilkelerinin (çoğu kez de çarpıtılarak ve tüm devrimci içeriğinden koparılarak) etrafında dönülüp dolaşıldığını söylemeliyiz. Bu durum aslında bize elli yıllık "sol" hareketin geçmişinin kötü bir mirası sayılmalıdır. Teori çoğu kere marksizmin ilkel (primitive) gerçeklerinin tekrarlanıp durması olarak kavranılmış, pratikte ise çoğunlukla kaba bir yoksulluk ve sosyalizm edebiyatından öteye gidilmemiştir. Bugün de bu hastalıkların hala sürdüğünü söyleyebiliriz. Hala teorisyenlerimiz bundan 50-100 yıl önce yazılmış klasiklerde ortaya konulan görüşleri hergün yeniden "keşfeder" dururlar. Bu yolla ideolojik mücadelenin somut durumuna uygun içeriği saptırılarak, Marksizm çirkin bir bilgiçlik gösterisi aracı haline indirgenir. Oysa teorinin önemi onun pratiğe ışık tutmasından iİeri gelir. Öte yandan yine bu konuda bugün ortaya çıkan önemli hatalardan bir tanesi ideolojik mücadelenin temel bir öneme sahip olması durumu ile temel mücadele biçiminin birbirine karıştırılnıasıdır. Bu yanılgının temelinde ise mücadele biçimleri konusunun yeterince kavranamaması yatmaktadır.

Bilindiği gibi proletaryanın burjuvaziye karşı sürdürdüğü mücadele ideolojik, ekonomik-demokratik ve politik alanlarda sürer. Proletarya partisi bu her üç alanda birden mücadele sürdürür. Her durumda proletarya partisinin mücadelesinin özü siyasi iktidarın ele geçirilmesi temel hedefinde yatar. Devrimin gerçekleştirilmesinden ve siyasi iktidarın pekiştirilmesinden sonra bunlar arasındaki ilişkilerde belirli değişmeler sözkonusudur. Siyasi iktidar mücadelesi (politik mücadele) ise özelinde devrimin sübjektif koşullarının oluşturulması olarak gündeme gelir. Ve bu mücadeleyi proletarya partisi, içinde bulunulan somut tarihsel ve toplumsal koşullara bağımlı olarak silahlı olan ya da olmayan biçimlerden birini temel alarak sürdürür. İşte mücadele biçimleri politik mücadelenin bu sürdürülüş biçimleri ile ilgili bir kavramdır. Politik mücadelenin bütün biçimlerinin birlikte sürdürülmesi fakat bunlardan birinin temel alınması ise temel mücadele biçiminin tespiti olarak ifade edilir. Temel mücadele biçimi deyimi politik mücadelenin hangi biçiminin temel alındığını belirler ve iktidar mücadelesinin (ya da siyasi iktidarın aşağıdan yukarıya ele geçirilmesinin subjektif koşullarının oluşturulması mücadelesinin) sürdürülüşü ile ilgilidir. Yığınların devrim saflarına kazanılmasında izlenecek yol, mücadele biçimleri kavramının içeriğini oluşturur. Açıkça görüldüğü gibi "mücadele biçimleri" ve "temel mücadele biçimi" kavramı ideolojik ve ekonomik-demokratik mücadele ile aynı kategoriden kavramlar değildir. Partinin yürüttüğü mücadelede ideolojik, ekonomik-demokratik ve politik mücadeleden bir tanesinin diğerlerine göre temel ve tali oluşundan bahsedilebilir. (Ve yukarda değindiğimiz gibi M-L devrim teorisinin özü politik mücadelenin temel olmasını gerektirir. Bunun aksinin, yani ideolojik ve ekonomik-demokratik mücadelenin temel alındığı bir durum ise, saf (katışıksız) ekonomizm ve reformizme ilişkindir. Diğer iki alandaki mücadele ise siyasi iktidar mücadelesine tabidir). Politik mücadelede ise bunun (yığınların devrim saflarına kazanılmasının) çeşitli biçimlerinden bir tanesi temel mücadele biçimi olarak ifade edilir. Örneğin yayın, bildiri, yürüyüş ve diğer silahlı eylem biçimlerinin tümü ilke olarak reddedilmez ve ilke oIarak tüm mücadele biçimleri örgütlendirilirken yürütülen mücadelede silahlı olan ya da olmayan biçimlerden biri temel oIarak ele alınır. Burada politik mücadelenin bir biçiminin diğer biçimine karşı temel olduğu ifade edilirken, temel-tali ilişkisi politik mücadelenin biçimleri arasındadır. Özetle ifade edersek ekonomik-demokratik, ideolojik ve politik alanlardaki mücadeleIerden birinin diğerine göre temel alınıp alınmamasından bahsedilebilir. Ve yine politik mücadelenin biçimlerinden birinin diğer bir biçimine göre temel alınıp alınmamasından sözedilebilir. Buna karşılık politik mücadelenin biçimlerinden birinin diğer ekonomik-demokratik veya ideolojik mücadeleye göre temel olup olmadığından sözetmek düpedüz saçmalıktır. Kavram karışıklığından başka birşey değildir. (Elma ile ekmeği kıyaslamak gibi bir şeydir).

Böyle bir kavram karışıklığının (ifade karışıklığı değil kavram karışıklığı diyoruz!) en iyi örneğini "KSD"den gösterebiliriz. Örnegin KSD sayı 2'de "evrim-devrim aşamaları kavramları belli bir açıklığa kavuşturulduktan"(!) sonra şöyle deniyor: "Ancak kitlelerin bilinç düzeyinin yükseltilmesi, onların burjuva ideolojisinin etkinliğinden kurtarma görevini silahlı propaganda yerine getirecektir. Çünkü Kesintisiz Devrim II-III'te ideolojik mücadeleden kadroların eğitiminin anlaşıldığı ifade edilmektedir. Bu durumda da kitlelerin eğitimi silahlı propagandanın görevi olarak kalmaktadır. Unutmayalım ki kulaklara çarpan silah sesleri sosyalizmle özdeş değidir. Silahın ne için atıldığını bilmek bilinç düzeyine bağlıdır. Sosyalizmin öğrenilmesi ·de bir eğitim sorunudur. Kitlelerin bilinçlendirilmesi sosyalizm tarafına kazanılması burjuva ideolojisine karşı sürdürülecek sürekli bir ideolojik mücadelenin ürünü olabilir" (abç) (Sayı 2, s.22).

İşte KSD bu "kavramlara(!) belli bir açıklık kazandırdıktan(!)" sonra beş satırda herşeyi birbirine karıştırmayı nasıl becerdi? Sadece bir konuyu, mücadele biçimleri konusunu degil, herşeyi birbirine karıştıran bir kafa karışıklığının en güzel örneği!

"Evrim döneminde bulunulduğu için silahlı mücadelenin temel alınamayacağını" kanıtlamaya uğraşırken, politik mücadelenin bir biçimine karşi ideolojik mücadeleyi öneriyor! (Elma ile ekmegi kıyaslıyor!). Yığınların devrim saflarına kazanılmasının burjuva ideolojisine karşi sürdürülecek sürekli bir ideolojik mücadelenin ürünü olabileceğini söylerken hiçbirşeyi; ne politik mücadele, mücadele biçimleri ve temel mücadele biçimini (ki diğer bazı yerlerde temel mücadele biçimi kavramını da açıkça reddediyor) ne de ideolojik mücadelenin ne olduğunu, hatta ne de reddetmek için bunca alınteri döktüğü silahlı propagandanın ne olduğunu (onu kulaklara silah sesi çarptıran bir şey sanıyor!) anlamadığını ortaya koyuyor.

Sosyalizmi (yani marksizm-leninizmi!) bilmek gerçekten bir eğitim işidir. Ve insan "KSD"yi okudukça bunu daha iyi anlıyor! Bazı şeyleri bilmeyen insanlarla alay etmek aklımızdan geçmez. Ama "KSD"ci arkadaşların bu konulardaki iddiaları burada bitmiyor ki, yığınların devrim saflarına kazandırılmasmm temel metodu olarak politik mücadelenin bir biçimi yerine(!) "sürekli bir ideolojik mücadeleyi" önerdikten sonra bizim içinde bulundugumuz somut koşullarda ideolojik mücadelenin önemini belirtmemizden kalkarak bizim de (aslında!) kendileri gibi düşündüğümüzü(!) de ileri sürmekteler. Böylece bizim kendileri gibi geçmişi ve M.Çayan’ın tezlerini reddettiğimizi kanıtlayacaklar. (Hoş! Bazı bazı asıl bizim geçmişi reddettiğimizi ve de kendilerinin kabul ettiğini de ileri sürüyorlar ya!). Bizim de kendileri gibi düşündüğümüz "lütfunu" maalesef kabul edemiyoruz. İdeolojik mücadele konusundaki düşüncelerimizi tekrar özetleyelim. (Belki bu kez kendileri gibi düşünmediğimizi anlatabiliriz.)

Marksist-Leninist devrim teorisinin özü siyasal itidarın ele geçirilmesine (politik devrim) ilişkindir. Politik mücadeleler (siyasi iktidar mücadelesi; devrimin subjektif koşullarının oluşturulması mücadelesi) daima esastır. İdeolojik, ekonomik-demokratik mücadele, politik mücadeleye tabidir. Yine M-L'nin evrensel tezlerinden bir diğeri de iktidar mücadelesinin ancak proletarya partisi tarafından yürütüleceğidir. Bu yüzden proletarya partisinin olmadığı bir dönemde devrimcilerin temel siyasi görevi proletaryanın siyasi iktidar mücadelesinin organizasyonu anlamında partinin yaratılmasıdır. (Burada söz konusu olan bir devrimciler örgütü, bir savaşçı örgüt anlamında partidir. Sözcüğün geniş anlamında kitlevi bir karakter taşıyan proletarya partisi ise partileşme sürecinin ikinci aşaması sonucunda, mücadele içinde gerçekleşecektir). Bugün politik görevlerimizi yerine getirmemizin temel koşulu ya da bir başka deyişle temel görev bu anlamda güçlü devrimci bir örgütün yaratılmasıdır. Bunu yapmadan (bu uğurda mücadele vermeden) hiçbir görevimiz yerine getirilmiş olamaz. Parti, iktidar müeadelesinin temel koşulu olarak kavranılmalıdır. Bu yüzden bütün alanlarda, işçi sınıfı, köylülük, öğretmenler, teknik elemanlar ve gençlik içindeki çalışmaIarımız bu temel siyasi görevin yerine getirilmesine hizmet etmelidir. (En geniş kitle çalışması içinde en dar kadro çalışmasının en özlü anlamı bu noktada toplanmaktadır). Diğerleri (ekonomik-demokratik, vb.) talidir. Bu siyasi görevimizin yerine getirilebilmesinin asgari koşulu ise bu anIamda bir siyasi birliğin temeli olan ideolojik birliğin oluşturulmasıdır ve ideolojik mücadele bu aşamada böyle bir doğrultuyu içermelidir. Ve biz bu konuda herşeye yeniden başlıyor değiliz. Devrimci gençlik bu konuda ileri bir platform sunmaktadır. Devrimci hareket böyle bir ideolojik siyasi hat izleyerek ve önündeki sorunları çözerek ilerleyecektir. Devrimci partinin inşası yolu budur. ( 1 )

Devrimci Gençlik dergisi devrimci hareket içinde bir yığın parçalanmaların gündeme geldiği bir dönemde yayınlanmaya başladı ve tespit ettiği bir program sınırları çerçevesinde mücadele etti. Devrimci Hareket açısından neyi yapıp neyi yapmadığı elbette tartışılabilir. Şimdi artık devrimci hareket açısından yeni bir dönem ve yeni bir döneme uyarlı yeni görevler sözkonusudur.

Ülkemizde sol hareket 12 Mart sonrasının ayrışım sürecinin tamamlanmasına doğru gelişiyor. Bir yenilgi sonrası ayrışımın olağanüstü karmaşasının artık son dönemlerine giriyoruz. Sınıflar mücadelesi keskinleştikçe ayrışımın yerini saflaşma eğilimlerinin alması kaçınılmazdır. Sınıflar mücadelesinin tercihleri -karmaşık da olsa- katıdır. Kişiler, gruplar ve eğilimler giderek keskinleşen mücadele karşısında ancak belirli işlevlere sahip olabilirler. Saflaşma eğilimlerini teşvik eden olay budur.

Bu objektif, kendiliğinden süreç içinde ve sahip olduğumuz sübjektif imkanlar çerçevesinde somut devrimci görevlerimiz nelerdir? Siyasi görevlerimizi yerine getirmede ortaya koyacağımız yeni biçimler ne olmalıdır? Bazıları Devrimci Gençliğin bir yıllık mücadelenin arkasından (ve biraz da zorlamasıyla) giriştikleri birşeyler koparma savaşını sürdürürlerken bizim cevabını vereceğimiz sorular bunlar olacaktır. Bu cevap ise bir sonsöz değil gerçekte bir önsöz niteliğinde olacaktır.

Yukardaki (ideolojik mücadele konusundaki) kavram kargaşası sorununu bir yana bırakalım. Zaten KSD'de bu paragraftakinin tam tersi ve daha başka görüşleri taşıdığına dair bol örnekler bulmak da mümkündür. (Şu tuhafiye dükkanı meselesi). Bu yüzden yukardaki örneği bir yana bırakalım. KSD parti konusunda ne düşünüyor. Bu konuda bulabildiğimiz en açık ifade şu: "Ülkemizde (...) sınanmış kadroları ve ideolojisi olan hiçbir parti yoktur. Sadece bu yönde olumlu adım atan hareketler vardır. (...) Önümüzzde bir sıra reformist ve faşist dönemler gelecektir. Bütün bu dönemlerden yüzünün akı i1e çıkan hareket hiç şüpheniz olmasın ki, aradığınız partidir." (KSD, Sayı 4, s.58).

Evet, önümüzde bir reformist (CHP) iktidar dönemi, sonra faşist dönemler gelecektir. (Böyle diyor KSD). İşte bütün bu dönemlerden yüzünün akıyla çıkan (herhalde KSD olacak bu!) hiç şüpheniz olmasm ki aradığımız partidir, İşte KSD'nin parti programı... Eğer bizim hatırımızda kalmayan başka bir program varsa...

Ama KSD bizim de kendileri gibi düşündüğümüzü(!) ifade etmesinin yanında (ve de ayrılığımızı birkaç kişinin oportünistliğine, kariyeristliğine bağlamakla beraber) daha bir yığın iddialar da ileri sürmekte ve ideolojik mücadele konusunda zengin bir olumsuzluklar örneği sergilemektedir. Bunlardan bir kaçına değinelim.

KSD karından konuşmak diyebileceğimiz bir usul geliştirdi, Ekmekçi'yi aratmayacak şekilde bir şeyler söylüyor... Kendi sübjektif -hayal- dünyasından dilediğince "alıntılar" yapıyor. Ve bu şekilde bir spekülasyon yığınağı içinde, böyle bir bulanıklık içinde balık tutmaya çalışıyor.

Benzeri hastalık Kitle'de de var. O da dilediğinde tırnağı açıyor. İstediğini yazıyor. Sonra da sol revizyonistler ya da goşistler böyle diyor diyerek başlıyor eleştiriler döktürmeye. Onun zeka seviyesi de eleştiriden bunu anlayabiliyor.

Yine buna benzer bir yöntem de laf cambazlığı yapmak. İdeolojik mücadele diye, "teorisyenlik" adına tam bir münazaracı gibi kelimelerle oynayıp durmak, teorik konuları bir aristo mantığı çerçevesinde mantık oyunları çerçevesinde "çözmek", tabii buna hep marksizmin kaba bir bilgilenmesi eşlik eder. Bizim gibi ülkelerde marksizmin tek yanlı bir kavranılışına müsait bir ortam vardır. Bu şekildeki tek yanlı ve eksik kavrayışlar da teorik tartışmanın bir laf yetiştirme şeklinde anlaşılarak yozlaştırılmasına sebep olmaktadır. Bu yozlaşmanın en iyi örneğini de yine KSD (hele biraz "ileri"ledikçe!) veriyor. Böyle lafazanlıklar içinde neler yok ki?.. Bir yanda Dev-Genç'i kurduktan sonra parti kurduğumuz(!), öte yanda bir siyasi çizgi olmadığımızı söylediğimiz(!?), bir yandan da PDA'cılaştığımız(!) (utangaç PDA'cı!), bir yandan da "TKP’lileştiğimiz".vb.,vb, Tabii ki bu tür yozlaşmalar ancak sürekli bir eğitimle tedavi edilebilir... Bu yüzden biz ne dersek diyelim, bu tür yöntemlerin olumsuzluğunu ne kadar vurgularsak vurgulayalım bunların yeni örnekleriyle karşılaşacağımız muhakkak gibidir. Bunu uygulayanlar da bu işten ancak bir hayrını göremeyeceklerini "pratik" olarak gördükten sonra vazgeçeceklerdir. Bu ise ancak uzun vadede söz konusu olabilir. (Zira bu tür yöntemlerin kısa vadeli "pratik yararları"nın yarattığı olanaklardan bazı kişiler "devrimci hareketin pratik yararı adına!" vazgeçmeyeceklerdir kuşkusuz ).

( 1 ) Bizim de kendileri gibi düşündüğümüzü ileri süren "KSD" bizim gibi mi düşünmektedir?


Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org