Emperyalizme ve Oligarşiye karşı
DEVRİMCİ GENÇLİK


 

KSD'cilerden cevap geldi

Devrimci Gençlik. Sayı 15, 10 Aralık 1976

Geçen sayımızda KSD'nin teorik sefaletini sergileyen bir kısa yazı yayınladık. Bazı arkadaşlar bu yazının KSD'nin mantığını açığa çıkartmasına rağmen yine de, "gereksiz" bir konuyu işlediği için "anlamsız" bulduklarını söylediler.

Bu bakımdan, KSD ile aramızdaki asıl tartışmanın FAŞİZM hakkında olduğunu hatırlatmakta yarar var. Söz konusu yazı (Kievsky tartışması) bu vesileyle gündeme geldi. Biz, "Faşizme karşı mücadele bir devrim meselesidir; zira ülkemizde sömürge tipi bir faşizm vardır; bunu klasik faşizmle karıştırmamak

 

gerekir; açık faşizme geçiş çabaları karşısında nispi demokratik ögeleri (temel almadan) savunmak gerekir" vb. diyorduk. KSD, "Ülkemizde faşizmin olmadığını, faşizmin bir tırmanış içinde olduğunu" ileri sürdü. Faşizme karşı somut mücadele programı getirmeden, demokrasi ve faşizm kavramları üzerine tanımlara ilişkin bir tartışmaya girişti. Bu vesileyle, metropol ülkelerde burjuva demokrasisinin emperyalizmle birlikte ortadan kalktığı şeklinde bir "tahlili" de ileri sürdü, (daha önce Militan Gençlik'in ileri sürdüğü) bu görüşleri savunurken olmayacak bir şey yaptı: Lenin'den kendini "doğrulayacak" alıntılar yapmaya uğraşırken, bizzat Lenin'in eleştirdiği görüşü özetleyen bir paragrafı Lenin'e mal etti! Marksizmin genel doğruları üzerindeki kaba bir bilgilenme ile ahkam keserken devirdiği bir yığın çam içinde işte bu en abes olanıydı.

Gerçekte şu "KSD usulü alıntı" sefaleti bir tesadüf değildir. Demokrasi üzerine Marksist teorinin bir karikatürü niteliğindeki "bilgilenmesi", söz konusu paragraftaki Kievsky'nin fikirlerine denk düştüğü için, buna dört elle sarılmıştı. Lenin diye Kievsky'e sahip çıkmıştı. Şunları Lenin'in söylediğine kendini inandırmıştı:

Emperyalizm, demokrasinin inkarıdır, "o halde, demokrasi elde edilemez", haklardan (yani demokrasiden) bahsedilemez. Asgari programlarda demokratik talepleri ileri ölçülere vardırmak bir aldatmacadır, sosyalist devrimi gözardı etmektir vb.

Oysa, bu paragrafta Lenin, Kievsky'nin "bunu" demeye getirdiğini, onun kanıtlarının ve "tartışmalarının" bu anlama geldiğini açıklıyor ve bu mantıki silsileyi reddediyordu.

Biz, bunun ışığında, KSD'nin metropolllerde "buıjuva demokrasisi kalmamıştır" derken düştüğü sefaleti göstermiştik.

Gerçekte, KSD başına gelen felaketi hala anlamış değil! Ben, diyor "demokrasi için mücadeleyi (haklar için yani!) inkar etmiyorum ki". Evet, gerçekten sözkonusu "meşhur" alıntıda "haklardan (yani demokrasiden!) bahsetmenin bir anlamı yok" denmesine ve de KSD bunu Lenin'e mal ederek benimsemesine rağmen, aynı KSD demokrasi için ve haklar için mücadeleyi reddetmiyor (reddetmediğini söylüyor!) Peki ama, bu ne anlama gelebilir?

Hem "haklardan (yani demokrasiden!) bahsetmenin bir anlamı yok" diyeceksin (öyle ya, Lenin böyle(!) demiyor mu?), hem de "ille de Kurtuluş'a demokrasi için mücadeleyi reddettirmeye çalışıyorlar", "biz demokrasi için mücadeleyi reddetmiyoruz ki..." diyeceksin!

Bu neyi kanıtlayabilir? KSD'nin sefaletinin mantıksızlığından başka!!!

Ne ki, bu tartışma (ve de sefalet konusu) bir çoklarına o kadar önemli görünmeyebilir. Gerçekten tartışma bu noktada çok "soyut" bir yere geliyor. Bu yüzden biz bu konu üzerinde artık uzun uzadıya durmayı gereksiz buluyonrz. Bu, metropol ülkelerde burjuva "demokrasisi"nin olup olmadığı tartışmasını, KSD'nin sefaletini noktalayarak bitireceğiz. Ve de esas tartışma noktasına, ülkemizde faşizme karşı mücadelenin somut program hedefleri, mücadele metodları ve taktikleri (ve diğer konuları) tartışmaya uğraşacağız. Tabii ki KSD ile bir tartışma edebi içinde tartışmak mümkün olabilirse( ı ).
 

SEFALETE NOKTA!

Gerçekte bu tartışmayı sürdürmenin gereksizliği KSD'cilerden gelen "cevap"tan sonra iyice ortaya çıktı. Zira "KSD’ci yazar" verdiği "cevap"ta bu sefalete noktayı kendi koydıı. Şöyle ki:

"Burada ‘küçücük' bir tahrifat daha var... Lenin’in cümlesi tam olarak şöyle: 'Emperyalizm hem dış hem de iç siyasette demokrasiyi yıkmaya doğru, gericiliğe doğru mücadele eder. Bu anlamda emperyalizm söz götürmez bir biçimde genel olarak demokrasinin, bütün demokrasinin inkarıdır, onun taIeplerinden aadece bir tanesinin, ulusat kendi kaderini tayin etmenin değil'. Tahrifat şöyte: 'DG' dergisi paragrafın gene yarısını almış. Son cümleyi almamış. Oyso meselenin can damarı burası. 'DG' dergisinin anlamadığı yer burası. Emperyalizm demokrasinin bütünüyle çelişir. Bütününü inkar eder. Tek tek haklarınıı inkar etmez(abç). Lenin'in 'elde etme’, ‘inkar ; 'çelişme' ile birlikte daima bütün kelimesini kullanmasının ve altını çizerek kullanmasının anlamı budur "( 2),

Bize göre bu "sefalet" konusunu bundan daha iyi anlatmak mümkün değil! Lenin emperyalizm sadece UKTH (Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı)nırı değil genel olarak bütün demokrasinin inkarıdır derken: Emperyalizm tek tek hakları inkar etmez, dermek istiyormuş?!! Ve de meselenin can damarı burası imiş!!

Bilmiyoruz, artık açıklamanın ve konuyu uzatmanın alemi var mı?


Lenin, "MARKSİZMİN BİR KARİKATÜRÜ ve EMPERYALİST EKONOMİZM"den (s27-33). 
 

Genelinde demokrasiyi "inkar" eden emperyalizm ulusal meselede de (yani ulusal kendi kaderini tayin etme) demokrasiyi "inkar" eder; demokrasiyi yıkmaya bakar. Emperyalizm altında demokrasinin elde edilmesi, bir cumhuriyetin, bir milisin ve memurların halk tarafından seçilmesinin, elde edilmesiyle aynı anlamda ve aynı derecede (tekel öncesi kapitalizmle kıyaslandığında) daha zordur. "Ekonomik olarak" elde edilemez olduktan sonra Demokrasiden söz edilemez. 

(...) 

Ancak tröstlerin tamamiyle ekonomik yöntemlerle tekel kuramayacaklarını sanmak en büyük hata olacaktır. 
(...) 

Ulusal kendi kaderini tayin etme siyasi bağımsızlık demektir. Emperyalizm bu tür bağımsızlığı yıkmaya çalımaktadır Çünkü siyasi ilhak ekonomik ilhakı daha kolay daha ucuz (memurları satın almak, tavizler ele geçirrmek, yarar sağlayacak kanunlar çıkarmak, vs. daha kolaydır) daha elverişli, daha az zahmetli kılmaktadır. 
(...) 
Cumhuriyet kapitalist toplumun üst yapısının muhtemel biçimlerinden biridir. Ve bundan öte, bugünkü koşullar altında en demokratik biçimdir. Emperyalizm cumhuriyete 'ğülümsemiyor" demek emperyalizmle demokrasi arasında bir çelişki var demektir. 

(...) Emperyalizmle demokrasi arasındaki bu çelişkinin niteliği nedir? 

(...) Bu mesele ekonominin siyasetle ilişkisidir; ekonomik koşullar ve emperyalizmin ekonomik içeriğinin belli bir siyasi biçimle ilişkisidir.(...) 

Kievsky meselenin can damarından kaçmamış olsaydı emperyalizmle cumhuriyet arasındaki çelişkinin genelde son zamanların kapitalizminin (yani tekelci kapitalizmin) ekonomisiyle siyasi demokrasi arasındaki çelişki olduğunu belki de kavrayabilirdi. Çünkü Kievsky, herhangi bir ana ve temel demokratik tedbirin (memurların ve subayların halk tarafından seçilmesi, tam dernek kurma ve toplanma özgürlüğü, vs.) emperyalizmle cumhuriyetten daha az çelişik (veya, eğer isterseniz, daha çok "gülümsenen") olduğunu hiç bir zaman kanıtlayamayacaktır. 
(...) 

Demokratik cumhuriyet kapitalizmle "mantıki olarak" çelişir. Çünkü zenginle fakiri "resmen" eşit bir temel üzerine koyar. Bu ekonomik sistemle siyasi üst yapı arasındaki bir çelişkidir. Emperyalizmle cumhuriyet arasında da, serbest rekabetten tekele dönüşümün siyasi özgürlüklerin gerçekleşmesini daha da "güçleştirmesi" olgusuyla derinleşmiş veya keskinleşmiş aynı çelişki vardır. 

halde kapitalizm demokrasiyle nasıl uzlaşmaktadır? Sermayenin kadiri mutlaklığını dolaylı uygulamakla. 
(...) 

Şu sorulabilir: Kapitalizm emperyalizme yol verdiğinde, yani tekel öncesi kapitalizmin yerine tekelci kapitalizm geçtiğinde bu bakımdan ne değişmiştir? 

Sadece borsanın gücü arttı. (...) 

Ayrıca, eğer "zenginlik" genel olarak, rüşvet verme ve borso yoluyla herhangi bir demokratik cumhuriyet üzerinde hakimiyet kurmaya tamamen muktedirse, Kievsky çok garip bir "mantıki çelişki"ye düşmeden, nasıl olur da, binlerce milyonu elleri altında tutan tröstlerin ve bankaların muazzam zenginliğinin finans kapitalin yabancı, yani siyasi bakımdan bağımsız bir cumhuriyet üzerinde hakimiyetini "elde edemeyeceğini" iddia edebilir? 


Emperyalizm tek tek haklarla çelişmezmiş! örneğin UKTH ile siyasi bağımsızlıkla, cumhuriyetle çelişmezmiş. Emperyalizm bütün demokrasinin inkarıdır, sadece UKTH'nın değil, sözlerinden nasıl olurda tam tersi bir anlam çıkabilir! Bu sözlerine, "Genelinde demokrasiyi 'inkar' eden emperyalizm ulusal meselede de (yani ulusal kendi kaderini tayin etme) demokrasiyi inkar eder, demokrasiyi yıkmaya bakar. "Emperyalizm altında demokrasinin elde edilmesi, bir cumhuriyetin, bir milisin ve memurların halk tarafından seçilmesinin vs. elde edilmesi aynı anlamda ve aynı derecede (tekel öncesi kapitalizme kıyaslandığında) daha zordur" (abç)" diye devam eden Lenin'in "emperyalizm tek tek haklarla çelişmez" dediği nasıl ileri sürülebilir?

Burada artık sadece sefalet değil, eşsiz bir "mantık patlaması"yla karşı karşıyayız.

Lenin bütün makalesinde, hem hakların (tek tek hakların: UKTH, cumhuriyet, serbest seçim,vb.) hem de bütün demokrasinin emperyalizmle (ve de kapitalizmle) çeliştiğini anlatır. Ama hem çeliştiğini hem uyuştuğunu vurgular ve "elde edilebilirliği'' bu bütünlük içinde ele alır.

Lenin, UKTH elde edilebilir diyor, KSD bundan emperyalizm UKTH ile çelişmez, onu inkar etmez(!) sonucunu çıkarıyor. Lenin, "emperyalizm demokrasiyi inkar eder, onunla çelişir" diyor, KSD o halde demokrasi elde edilemez(!) diye anlıyor.

Empeıyalizm tek tak haklan ve bütün demokrasiyi hem "inkar" eder onlarla "çelişir", hem de "uyuşur". "Emperyalist sistemde sadece UKTH değil, demokrasinin tüm istemleri ancak kısmen gerçekleştirilebilir ve bu da çarpıtılmış bir şekilde ve istisnai olarak (örneğin, Norveç'in 1905'te İsveç'ten ayrılmasında olduğu gibi) "(Lenin).

Bu tartışmaya bir medrese tartışması diyenler çıkacaktır. Gerçekten doğru. Ama ne yapalım? Bir sefaleti göstermek için bu can sıkıcı işi yüklenmek zorundaydık. KSD "meselenin can damarında" kendi sefaletini noktalayarak bizim yapacağımız işi kendi BİTİRDİ! Ve devlet, demokrasi, vb. konularındaki söyleyip durduklarının kaale alınmaması gerekliliğini kanıtladı.
 

(1) Tartışma edebi konusundaki endişemize KSD'nin "İLERİ"sini okuyabilenler hak vereceklerdir sanırız. Arkadaşlara bu konuda bir uyarıda bulunmayı da gereksiz görüyoruz. Hareketinin dar grup çıkarı için hiçbir "yöntemi" (ihbarcılığı da!) inkar etmeyen bir "faydacılığın" nereye varabileceğinin bir küçük örneği bu "İLERİ". Cevap verilemeyecek ve de ciddiye alınamayacak cinsinden.
 

("Arkadaşların" maksadının "ihbar" olmadığını biliyoruz. Ve C. Savcılarının bu maksadı dikkate alacaklarından kuşku duymuyoruz!!)

(2) Ayrıca, çok kaba bir tahrifatta yakayı ele veren KSD'cilerin, hiç öz eleştiri yapmadan, bu "zu1"den kurtulmak uğruna aynı çamuru bize atmak istemeleri ve bu konuda hezeyan içindc oldukları apaçık. TÖB-DER Kongresi için hazırladıkları propaganda broşüründeki faşim teorilerini okuyan herkesin çıkardığı şu sonuçtan; "faşist devlet biçimi II. bunalım döneminin, oligarşik dikta devlet biçirmi III. bunalım döneminin genel özelliğidir" sonucundan bahsettiğimizde bizi yine tahrifatçılıkla suçladılar. Bu söyleyeni bağlar, dediler. Öğretmenlere götürdükleri "siyaset" KSD'cileri bağlamadığına göre, gençliğe götürdükleri "siyaset"te bağlamayabilir. "İLERİ"ye işte bu bakımdan da kuşkuyla yaklaşılmalıdır.


Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org