Emperyalizme ve Oligarşiye karşı
DEVRİMCİ GENÇLİK


 

Sol içindeki
"çatışmalar" ve
düşündürdükleri

Devrimci Gençlik. Sayı 17, 7 Mart 1977

DEVRİMCİLERİN İTİBARINI ANCAK KENDİLERİ ZEDELEYEBİLİR

Azgın faşist saldırıların alabildiğine yoğunlaştığı şu günlerde, "sol hareket" dostun düşmanın hayretle gözlediği gelişmelere "sahne" olmaktadır. Bu sahnede meydana gelen olaylar düşmanın (faşistlerin) alkışlarına, dostun (halkın) üzüntüsüne yol açan olaylardır. Sanırız ki, böyle bir ortamda bile herkesin üzerinde müttefik olacağı tek nokta, solcuların faşizme karşı mücadele edeceğine

 
birbirlerine girmesinin, yalnızca faşistlerin işine yarayacağıdır... Devrimcileri halk yığınlarından tecrit etmek için elinden geleni ardına koymayan egemen sınıflar, sol içinde kendilerine gönüllü yardımcılar bulmuşlardır. Devrimciler, halk yığınları indinde, kendileri zedelemediği sürece kimsenin zedeleyemeyeceği bir itibara sahiptir. Ve gerçekten son olaylar da devrimcilerin itibarını ancak kendilerinin zedeleyebileceğini göstermiştir.

Ankara’da son TÖB-DER mitinginde zirvesine ulaşan ve çeşitli yayın organlarında devam eden "sol içindeki çatışma" bu bakımdan ibretle değerlendirilmeli, devrimci bir müdahale ile ele alınmalıdır.

"Çatışma"nın tarafları, revizyonist çizginin iki kategorisidir. Ve her iki revizyonist grup birbirlerini saldırgan olarak göstermenin yarışı içindedir. Bunun için karşılıklı olarak birbirinden adi, biri diğerinden aşağı kalmaz kuyruklu yalanlar uydurulmaktadır. Kaçınılmaz bir acizlik içerisinde, saldırgan olanın polisle işbirliği yaptığını, polis tarafından desteklendiğini kanıtlama çabasındadırlar.

ÇKP yanlısı revizyonistlerin yalan yaygarası şu histerik çığlıklardan meydana geliyor:

"-Polis, miting alanına giren devrimcilerin üzerini arıyordu... O sırada oradan geçmekte olan bir grup revizyonistin de üzerini aramak isteyince, bir revizyonist polise şöyle dedi: "-Hani hiç bir şey almayacaktınız?..." Polis onun uyarısını dikkate alarak revizyonistleri bıraktı ue devrimcileri aramaya devam etti" "Sosyal faşistler... kürsüden ‘gün Maocuları ezme günüdür, ‘güvenlik kuvvetleriyle birlikte olduğumuz sürece aşamayacağımız engel yoktur’ diyerek saldırgan olanların, polisle işbirliği yapanların kendileri olduğunu açıkça ilan ettiler".

Evet, aynı yalan yaygarası, aynı histerik çığlıklar; bu kez de SBKP yanlısı revizyonistlerin dilinde ve kalemindedir!

"Polisin, Maocuların saldırıları sırasında sessiz, Maocuların püskürtülmesi sırasında ise olaya müdahale eder tarzda hareket ettiği gözden kaçmadı. Nitekim polis, mitinge katılan kalabalıkla Maocuların arasında oluşturduğu duvarı kaldırıyor, onların tekrar silahlı saldırısına zemin hazırlıyordu... Maocu komandoların saldırısının kesin biçimde püskürtülmesine yakın da, polis, ‘devlete yardımcı güçlerin’ ikiz kardeşlerinin boşalttığı alanı kaplıyordu". "Maocu bozkurtlar, Niğde Yurdu’ndaki faşistlerle omuz omuza onlarla birlikte silahlı saldırıya geçtiler."

Yeter Artık!..

Gerçekten de her iki revizyonist grubun kendilerini "haklı" gösterebilmeleri için olup bitenleri böyle "açıklamaları" gerekirdi. (Bu hastalık hepsinin eski huyudur. Örneğin PDA’cıların bir avuç taraftarla katıldıklan mitingleri kendilerine "mal etmeleri" ile TKP’lilerin DGM’nin Meclis’ten çıkmasını engellemek için taraftarlarının Meclis’i kuşattığını ve "saylavların" korkudan Meclis’e gelemediklerini söylemeleri, hepsi aynı "hikaye"dir. Nev-i revizyonistlere münhasır bir anlatım biçimidir böylesi...). Gerçekler karşısında kör olmayanları "inandırabilmek" için, kendileri dışında herkesi "aptal" yerine koymaktan başka çareleri yoktur. Ve ancak haklı zemine sahip olmayanlar, haklılıkları konusunda kendilerini dahi ikna etmiş olmayanlar işte böylesi apaçık, aptalca ve acınası "açıklama"lara başvurabilir.

İşin aslı ise kısaca şöyleydi:

Polis belki de ilk kez "tarafsız’’(!) kalmış, zevk ve huşu içinde olup biteni seyretmiş ve hatta teşvik etmiştir. Çünkü, bu seferlik resmi polislere "ihtiyaç" yoktur. Ajan provokatörler ve bu işi gönüllü yüklenenler, ziyadesiyle yerine getirmiştir onun görevlerini!

REVİZYONİSTLER SINIF MÜCADELESİNDE PUSULASINI ŞAŞIRANLARDIR

"Peki ama, niye?"

Bütün bu olup bitenler karşısında sıradan bir yurtseverin kafasında bundan başka soru oluşamaz. Bunun cevabı ise, her iki revizyonist saflaşmanın uluslararası konumunda ve sınıfsal muhtevasında saklıdır.

ÇKP ve SBKP revizyonistleri arasında gerek ideolojik, gerek siyasal planda gelişen çatışma, görüldüğü gibi, ülkemizde de ideolojik plandan siyasi plana sıçramaya başlamıştır. Her iki taraf da, bu çatışmanın devrimle karşı-devrim arasında meydana geldiğini savunmaktadır.

Bütün toplumsal mücadelelerin sınıflar mücadelesinden kaynaklandığı bilinen bir gerçektir. Sınıflar mücadelesinin canlılığını toplumsal olayların gelişiminin herhangi bir kesitinde şu ya da bu şekilde izlemek mümkündür. Bu bakımdan söz konusu çatışmanın da asıl kaynağının sınıflar mücadelesi olduğu bir gerçektir.

Ancak, sınıflar mücadelesinin, bütün karmaşıklığına rağmen, son çözümlemede ezen sınıflarla ezilenler arasında olması, bütün çatışmaları bu platformda ele almayı ve bu platformun kurallarını uygulamayı gerektiremez. Besbelliki, böylesi sınıflar mücadeleinde, tıpkı "bir ordunun belirlenmiş bir noktadan mevziye girerek ‘biz sosyalizmden yanayız’ ve başka bir ordunun da bir başka noktada saf tutarak ‘biz emperyalizmden yanayız’ diyeceğini ve o zaman toplumsal devrimin olacağını sanmak olur"(Lenin). Bununla birlikte ezilen sınıflar yanında saf tutanlar arasında egemen sınıfların görevli (sübjektif) ya da gönüllü (objektif) uzantılarının mevcudiyeti karşısında tavır ne olmalıdır sorusu yine de can alıcı bir sorudur.

Her şeyden önce, söz konusu karmaşa görülmeli ve ortaya çıkan çelişmelerin sınıfsal niteliğine tekabül eden çözümlere başvurulmalıdır. Örneğin faşizme şu ya da bu şekilde karşı olanların, bu karşı olma bütünlüğü içinde birbirlerine "karşı" olmaları da mümkündür, hatta kaçınılmazdır. Ama asıl hedef faşizm ise, sınıf mücadelesi en yoğun bir biçimde bu hedefe yönelmelidir. İşte tam da bu noktada, ülkemizde faşizme karşı olanlar, olması gerekenler, bu gerçeklik karşısındaki tutarsız konumlarını "açıklayan" siyasi çözümleri yeğlemektedirler; asıl hedef (faşizm) yerine
"sosyal faşizm" ve "Maocu bozkurtlar" gibi karşıtlıklar yaratarak durumu "izah" etmektedirler. Tam da faşistlerin istediği gibi! Faşizmin siyasi cinayetleri, işkenceleri üzerine faşistlerin kendilerinin atmak istedikleri örtüyü "oligarşinin sol içindeki uzantısı" revizyonistler düşman saflarının hizmetine sunmaktadır. Gerçekten de yaptıkları "işlerin" sonuçları objektif olarak oligarşinin ekmeğine yağ sürdüğü müddetçe, revizyonistlere "oligarşinin sol içindeki uzantısı" sıfatından başka bir şey yakışmaz.

Öyleyse, faşizme karşı mücadelenin esenliği açısından, oligarşinin faşist saldırılarının artmasına paralel olarak onun ve soldaki uzantılarının hedef şaşırtıcı yaygaralarını açığa çıkarmak gerekir.

AL BİRİNİ VUR ÖTEKİNE!..

Oligarşinin bu konudaki tuftumunu tartışmaya bile gerek yok. O yalnızca sınıfsal fonksiyonunu yerine getirmektedir, o kadar.

Halbuki, onun sol içincleki uzantıları olan revizyonistlerin tutumunu, sınıfsal içeriğini kestirme bir yoldan ("onların hepsi son çözümlemede karşı devrimcidir") tartışmak, hatalıdır. Sınıf mücadelesi keskinleştikçe, tüm revizyonist pasifistler, mücadeleden sıvışmanın yollarını arayacaklardır ve şimdiden aramaktadırlar. Mücadele alanındaki çaresizliklerini "sosyal faşist-Maocu bozkurt" türünden günah keçileri yaratarak ideolojik (sübjektif) mazeretlerle, gizlemeleri kaçınılmazdır.

Kuşkusuz, revizyonistlerin sınıflar mücadelesindeki konumlarının tutarsızlığı, kaypaklığı yanısıra, bu tür sakat gelişmelerin temelinde onların sol hareket içindeki ayrılıklan yanlış ve anti-Marksist değerlendirmeleri de bulunmaktadır.

ÇKP yanlısı revizyonistler bir taraftan var olan somut koşullarda asıl tehlike olarak "sosyal emperyalizmi ve sosyal faşizmi" görüyorlar. Nedense, öte yandan bu "sosyal faşistler" ile aynı platformda yer almak zorunda kalıyorlar. Bunun nedeni, sınıf mücadelesinden kaynaklanan anti-faşist saflaşmada olmak gerekir. Bu bakımdan hiç olmazsa şimdilik, ÇKP yanlısı revizyonistlerin daha az tehlikeli saydıkları gerçek faşistlerin mitinglerine katılabilmeleri bir yana, kendi canlarını korumak için onlara karşı, anti-faşist herkesle ve bu arada "sosyal faşist" dedikleriyle birlikte de mücadele vermek zorundadırlar. Yani ülkemizde hem "Maocu Bozkurtlar" hem de "Sosyal Faşistler" kaderin garip bir tecellisi(!) olarak anti-faşist mücadelenin birer parçalarıdır (ama "kopmaz" parçaları değil!) ve ne derlerse desinler, aynı hedefe karşı, aynı platform üzerindedirler.

Evet, bu revizyonistlerdeki temel mantıksal yanılgının benzeri, SBKP yanlısı revizyonistler için de, sözkonusudur. Onlar da, Türkiye’de günümüz koşullarında sürdürülen anti-faşist mücadelenin nesnel muhtevası gereği, "Maocu" dedikleriyle aynı platform üzerinde yer almalarına rağmen -ki bu yer alış belirlenen asıl düşmana "göre"dir, faşistlere yönelmesi gereken mücadele biçimlerini bunlara karşı uygulama sevdasındadırlar...

REVİZYONİZM, FAŞİZM İLE ÖZDEŞ TUTULAMAZ!...

Her iki satlaşmanın da kavrayamadığı şey, kendi iradelerinin dışında ve en önemlisi niyetlerinin dışında var olandır. Bu ise faşizmin tüm halk kesimlerine ve bu arada (pek) ayırım gözetmeksizin kendilerine de yönelttiği kanlı saldırılar karşısında mevcut olan "anti-faşist saflaşma"dır. Bundan dolayı bu saflaşma içinde, izafi olarak her grubun kendi dışındakini revizyonist-oportünist görmesi, kesinlikle, revizyonizmin karşı devrimcilikle, faşizmle özdeşleşmesine yol açmaz.

Yeri gelmişken, oportünizmin ve revizyonizmin belli koşullarda karşı devrimin safına geçtiği durumlar üzerinde duralım.

Bunun anlaşılabilmesi için, Lenin’in deyişiyle, "bireyleri veya grupları değil, fakat toplumsal eğilimlerin muhtevasının bir sınıf analizini ve bunların esas ile ana ilkelerinin bir ideolojik ve siyasi incelemesini" kendimize temel almalıyız.

Örneğin, sosyal faşizm nerede ortaya çıkar? Nasıl büyür ve olgunlaşır? Onu önemli ve güçlü yapan nedir? Türkiye’de ajitasyonun daha doğrusu küfürnamelerin dışında bu sorulara marksist-leninist cevap bulamayanlar da, şu işe bakın ki, en çok "sosyal faşizm" çığırtkanlığı yapanlardır. Dimitrov’un faşizm tahlillerinin başına "sosyal" kelimesi getirme zahmetiyle(!) yetinip, halletmişlerdir bu meseleyi. Aslında bu sorulara cevap veremeyenler, sadece kendi eylemlerine uygun bir sosyal faşizm umacısı ("teorisi") yaratmışlardır. Eğer sosyal faşizm diye bir olgu ortaya çıkacaksa, bunun kaynağı elbette revizyonizm, reformizm, vb. olacaktır (ihtimal, NATO değerlendirmesi Üçüncü Dünya tahlili, zayıflayan ABD emperyalizmi "tespiti" ile ÇKP revizyonizmi de buna kaynak olabilir!) Yani gökten zembille inmeyecektir sosyal faşizm. Yine Lenin’in deyişiyle, gebe kalındıktan dokuz ay on gün sonra, günü gelince nasıl "ansızın" bebek doğarsa, tıpkı bunun gibi, oportünizme gebe kalındıktan belli bir süre sonra, belli koşullarda sosyal-faşizm "ansızın" bir olgu olabilir, ancak o zaman oportünizm sosyal faşizmle özdeş sayılır, ikincisi birincinin yoğunlaşmış ifadesi sayılır. Ve ancak bu durumda tavır alış, artık sübjektif niyetlerin karşılıklı karaçalmaların belirleyici olmadığı nesnel ve tarihsel bir gerçeklikten kaynaklanır.

(Burada bir parantez açalım ve tahrifata açık bir noktaya değinelim. Şimdi, "sosyal faşizm" teorisyenleri şunu iddia edeceklerdir: "İyi ama, burjuva demokrasilerinde de, faşizm tehlikesine karşı faşistlerle mücadele edilir. Ve biz de sosyal faşizm tehlikesine karşı, sosyal faşistlere karşı mücadele ediyoruz!" Kuşkusuz böyle bir "itiraz", revizyonizmden sosyal faşizme düz bir hat çeken bir mantığa ait olabilir. Dahası, faşizmi ve sosyal faşizmi kabaca özdeşleştiren bu mantık, elbette, birincisinin doğrudan şekilde ezen sınıfların bağrından çıktığını, ikincisinin ise, dolaylı olarak yani sol içinden çıktığını göremez. Halbuki, farklı türden çelişmeler, farklı yöntemlerle çözülür, değil mi?)

Bugünün Türkiye’sinde, haldeki sınıflar mevzilenmesinde böyle bir nesnel gerçeklik sözkonusu değildir. Sözkonusu olan, her iki revizyonist akımın (bu gidişle) kelimenin gerçek anlamıyla sosyal-faşizme "gebe" olduklarıdır. Her devrimcinin asıl görevi ve uğrunda ideolojik platformda vermesi gereken mücadele bu musibetin ölü doğması için olmalıdır. Ama tarihsel olarak "kaçınılmaz" bir gelişme var ise, yapılması gereken: bu musibetin, hiç olmazsa cılız, etkisiz kalması, kitlelerle bağı olmaması için mücadele vermektir; ona şimdiden ruşeym halindeyken müdahale etmek, onu teşhir etmektir.

Böyle bir çabanın başarısının garantisi ise kesinlikle İDEOLOJİK MÜCADELEDEN geçer. Çözümü siyasi çatışmada, hele silahlı saldırılarda aramak, aklın-havsalanın alamayacağı bir kudurganlığın, şaşkınlığın ürününden başka bir şey sayılamaz. Bu konuda bolşeviklerin ve diğer ülkelerin devrimcilerinin pratiği bize ışık tutmalıdır. Lenin’in şu sözleri oldukça öğretici ve uyancıdır:

"1903’ten 1912’ye kadar menşeviklerle bazen yıllarca süren yoldaşlık ettik ve aynı sosyal-demokrat parti içinde kaldık. Ama onlarla, proletarya üzerinde burjuva etkisinin ajanları olarak ve oportünist olarak ideolojik ve siyasi alanda mücadele etmekten bir an bile geri durmadık" (abç). Kaldıki, Türkiye solunda yapılması gereken, bir örgüt disiplininin gerekleri bile değildir. Yalnızca nesnel plandaki anti-faşist saflaşmanın kurallarına uymaktır, bu kadar.

Biz devrimciler olarak bu konuda bugüne dek aldığımız tavrı daha da artması gereken bir titizlikle sürdürebileceğimizi söylüyoruz.

VE TEKRAR EDİYORUZ:

Bu tür sakat gelişmeler devrimcileri yıldıramaz. Devrimci hareket bu gibi sakatlıkları yenerek, sakat anlayışların ortaya çıkardığı her türlü engeli ve provokasyonları aşarak ilerleyecektir.

Biz bugüne kadar sürdürdüğümüz doğru politikayı bundan sonra da sürdüreceğiz. Devrimci hareket içine sokulmaya uğraşılan hastalıklı kafa yapılarıyla mücadele edeceğiz. Anti-leninist tahlillerden kaynaklanan sakat tavırların üstüne gideceğiz. Bu sözde devrimcileri halkımıza şikayet edeceğiz. Onların gerçek kimliklerini, çirkin yüzlerini açığa çıkarıp, teşhir edeceğiz.

Bunun ötesinde bu gibi çatışmalara meydan vermemek için elimizden geleni yapacağız. Hakim sınıfların ekmeğine yağ sürecek olayları önlemek için en aktif çabayı göstereceğiz. Gücümüz yettiği her yerde halk düşmanı sorumsuz ve kariyerist şarlatanların bu türden provokatif olaylar yaratmalarına müsaade etmeyeceğiz.

Evet, bir avuç revizyonist oportünist şarlatanın yaratacağı sorumsuz ve polisiye tertipler ve olaylar Devrimci Hareketin birliğini önleyemeyecektir. Devrimci mücadele bu tür sakat ve hastalıklı anlayışın yarattığı her tür engeli aşarak ilerleyecektir. Buna ne hakim sınıfların baskı ve terörü, ne de onun soldaki uzantılarının sapıtmaları, KİMSE ENGEL OLAMAYACAKTIR!...


Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org