Emperyalizme ve Oligarşiye karşı
DEVRİMCİ GENÇLİK


 

"Militan Gençlik"
Geçmişi karalamakta,
inkarda "ince"metodlar geliştiriyor*

Devrimci Gençlik. Sayı 8, 17 Mayıs 1976

Militan Gençlik dergisi Kızıldere’de katledilen proleter devrimcilerinin mücadelesini küçümsüyor. Bu mücadelenin siyasi özünü ve önemini gençlik kitlesinin gözünden kaçırmaya ve onu kitlelerin bilincinde karartmaya çalışıyor; ama hayale kapılmasınlar bu isteklerine ulaşamayacaklar. Kızıldere’de yiğitçe ölen proleter devrimcilerini ve onların mücadelesini kitlelerin bilincinden silmek ve

 
karartmak artık mümkün değildir. Kitleler onları tanıyor, biliyor ve benimsiyorlar. Sadece fedakarlık, kararlılık, teslimiyeti reddedişi kişiliklerinde simgeleştirmelerinden dolayı değil, onları siyasi özleri ile de, onları proleter devrimcisi yapan en önemli unsur olan amaçları ve siyasetleriyle de biliyorlar.

"Militan Gençlik" ihanet edenlerin ihanet sebeplerini araştırıyor ve ‘partileri, grupları, kişileri; bunlar niyet ve istekleri bakımından devrimciyseler, bu yoldan geriye, teslimiyete ve ihanete götüren, oraya çeken, ‘soyut’, ‘akıl çekici bir şeytan’ ve benzeri şeyler yoktur. Onları oraya götüren, siyasi görüşlerinin nesnel muhtevasıdır. 1971 sürecinin devrim dönemlerinin siyasi görüşlerinin nesnel muhtevası ise emperyalizmin stratejik olarak güçlü görülmesiydi. O kadar güçlüydü ki, değil insanların, hayvanların dahi aklını çelebilirdi. Her tarafta provokasyonlar tertipleyebilirdi. Dünyaya bir peygamber olarak gelmiş, ama tanrı olarak çıkmıştı. Ona karşı gelinemezdi; çünkü ona karşı gelişleri bile o tezgahlıyordu. İşte nesnel muhtevası bu olan siyasi görüşleriyle güneşi zaptetmeye gidenleri’ lanetlediler" (M.G., sayfa 3) diyor.

"Militan Gençlik"in söylediklerini doğru kabul edelim; evet o insanlar "emperyalizmin provokasyonuna gelindiğini; emperyalizme hizmet edildiğini" ileri sürüyorlardı. Tabii ki, bu bizim için doğru değildir ve "Militan Gençlik"in söylediği gibi kabul edelim ki, bu iddiaların nesnel muhtevası emperyalizmi stratejik olarak güçlü görmektir. Oldu... Yalnız bir şeye takılıyor kafamaz; bu dönekler, proleter devrimcilerini, "emperyalizme hizmet etmiş olmakla" itham ettikleri için lanetlemiş oluyorlar da; sizler aynı proleter devrimcilere ‘küçük burjuva devrimcileri’ demekle; onların siyasi çizgilerine, "bu çizgi küçük burjuva maceracı bir çizgi" demekle; ve "bugün...(o arkadaşlann) çizgisini aynen savunmaya çalışmanın halkımıza ihanet etmek, sosyal emperyalizme doğrudan hizmet etmek anlamına geleceğini" söylemekle lanetlememiş, övmüş mü oluyorsunuz?!

İlk dönekler bu arkadaşlarımıza, "küçük burjuva devrimcileri; küçük burjuva maceracılığı" diye saldırıyor; ve küçük burjuva maceracılığından dolayı da provokasyona gelindiğini, dolayısıyla emperyalizme hizmet edildiğini ileri sürüyorlardı. Sizler aynı işi üç yıllık bir gecikmeyle yapıyorsunuz. Bu üç yıllık gecikme, onları dönek, sizi proleter devrimcisi mi yapıyor?!...

Ayrıca yazıda, döneklerin döndükten sonraki düşünceleri alınmış ve o düşüncelerin de en hastalıklı yönlerine değinilmiş. Döneklerin neden ihanet ettikleri gizlenmeye çalışılmış. Esasen onların dönme sebepleri araştırılacaksa, başvurulacak görüşleri, döndükten sonraki görüşleri değil; dönmezden önceki görüşleridir. Fakat "Militan Gençlik" bunu yapmıyor. Özellikle onların en hastalıklı anlamda söyledikleri sözleri sebep diye gösteriyor. Halbuki onlar hastalığın sebebi değil, sonuçlarıdır artık.

Peki, niye bu yola başvuruyor, "Militan Gençlik"? Birşeyleri gizlemeye çalışıyor da ondan... Bu hastalığın nedenlerini araştırıyorum maskesini takarak, hastalık hali ortaya çıktıktan sonra yapılan birtakım davranışlara ve söylenen sözlere işaret ederek; hastalık bundan ortaya çıkıyor diye göstermeye gayret ediyor. Burada şunu açıklamak ve bilmek gerekir ki, mahkemelerde devrimciliğe küfreden dönek ve hainler, yakalanmadan çok önce devrimci görüşleri reddederek troçkizm, anarşizm, küçük burjuva maceracılığı olarak suçlamışlardı. Onları ihanete götüren görüşler diye hastalıklı anlarındaki saçmalıklar değil işte bu görüşler ele alınabilir. "Onları oraya götüren, siyasi görüşlerinin nesnel muhtevasıdır" diye söylüyorlarsa, onları teslimiyete ve ihanete götüren siyasi görüşleri niye ele almıyorlar? Almıyorlar çünkü, kendileri de onlarla bu konuda aynı şeyleri söylüyorlar; bunu gizlemeye karartmaya çalışıyorlar da ondan. Eğer bunu yapsalar açıkça görecekler ki, o adamlar siyasi görüşlerinden dolayı hastalıklarının had safhaya çıkmış olmasından önce ne söylemişlerse kendileri de aynı şeyleri harfiyen şimdi söylemekteler. Onlar, "küçük burjuva maceracılığı", "anarşizm", "troçkizm" diyorlardı. Kendileri de aynı şeyleri ("küçük burjuva ihtilalciliği", "küçük burjuva maceracı çizgi"; "troçkizm" vb.) diyorlar.

O halde, kendileri şimdi "proleter ihtilalci" iseler, aynı şeyleri 5 yıl önce söyleyenler (henüz hastalığın ürünleri gözlenemezken) proleter devrimcileri değiller miydi? Değillerse niçin değildirler? Kendileri o zamanlar bunlara karşı "yanlış" görüşlerle mücadele ettikleri halde, nasıl
oluyor da devamlı "proleter devrimcisi" kalabiliyorlar? Yani, biz geçmişte emperyalizme hizmet ettik; emperyalizmin provokasyonuna geldik; devrimci değil maceracıydık deyip özeleştirilerini yapmaları gerekmiyor mu?...

Ama hayır! Kerameti kendinde olanlar böyle bir özeleştiri yapmadan sağı solu döneklikle, hainlikle ve diğer kötü yakıştırmalarla suçlamayı tercih ederler. Özet olarak, o suçladığınız insanlarla, siyasi görüşlerinizin nesnel muhtevası bakımından en küçük bir farkınız yok sayın ermişler!... Hastalığınız aynı fakat tezahürleri farklı olabilir, o kadar...

İlk döneklerin proleter devrimcilerini itham etmelerinin nesnel muhtevasını söylediniz, anladık(!) peki, sizin ithamlarınızın sebebi nedir? Herhalde kendi ifadenizle, siyasi görüşlerinizin nesnel muhtevası olmalı.

Militan Gençlik bazı simgelerden bahsediyor. Ve yazının bütünü simgeler üzerine kurulu. Hani insanın aklına gelmiyor değil: Niye bu kadar simgelerle uğraşılıyor, simgeleri işin içine sokmadan olayı açıklayamıyorlar mı? O kadar karışık ve anlaşılmaz bir olaydan mı söz ediliyor!

Yoksa çok açık ve anlaşılabilir bir olayı, herkes tarafından çıplak gözle görülen gerçekleri "Militan Gençlik"in kafasındaki "gerçek"le çelişmesinden dolayı; doğrudan doğruya bu gerçeklere karşı çıkma cesaretlerinin olmamasından dolayı; adım adım kendi kafalarındaki "gerçeği" kitleye kabul ettirmek aracı olarak ilk adımda nesnel gerçeği karartmak; gerçeğin öyle kolay arılaşılamayacağını ima etme; gözle görünen nesnel gerçekten ayrı, mutlak bir gerçek olduğunu, onun da anlaşılabilmesinin (o ermişlerin kafasındaki gerçektir) o kadar kolay olmadığını, ancak simgelerinin görülebileceğini ve görülen her şeyin arkasında büyük bir gerçek(sır) olduğunu iddia etmek suretiyle, nesnel gerçeklerle çelişen, kendi (kafalarının içindeki mutlak gerçek) görüşlerine kanal açmak amacını mı taşıyor?

"Ancak, on devrimcinin kişiliğinde toplanan simgeler ölmedi. Fedakarlık, kararlılık, teslimiyeti reddediş, vb. gibi her devrimin belirleyici etmenleri bugün yansıyor."(abç) (M.G., sayı 1, sayfa 3) Bu ne anlama geliyor acaba? Her devrimin belirleyici etmenleriymiş simgeler. Bu arkadaşlardan arta kalan, bizlere yol gösterici olarak kalan sadece bu simgeler miymiş? Yani fedakarlık, kararlılık, teslimiyeti reddediş... Başka birşey kalmamış mı? "Militan Gençlik" kalmamış diyor.

O arkadaşlardan bizlere çok şey kaldı. En azından şunu düşünebilirdi "Militan Gençlik": Ne için fedakarlık yaptı bu on devrimci; ne için kararlılık gösterdi? Onların bu fedakarlığının; bu kararlılığının nesnel muhtevası nedir? Ama o böyle sorulan işine geldiği zaman sorar, gelmediği zaman sormaz; çünkü o zaman apaçık görülecektir ki, bu fedakarlığı, kararlılığı, teslimiyeti reddedişlerini doğuran, o devrimcilerin ideolojileri, siyasi görüşleri, halka ve devrime inançlarıdır.

İhanetin sebeplerini araştıran, ihanetin sebebi "siyasi görüşlerin nesnel muhtevasıdır" diyen "Militan Gençlik", fedakarlığın, kararlılığın, teslimiyeti reddedişin sebebini niye sormuyor? Bunun sebebi siyasi görüşlerinin nesnel muhtevası değil mi acaba?

Her devrimin belirleyici etmenleri olarak kabul ettiğiniz davranışları ortaya çıkaran bilinmez, gizli bir güç (veya tanrı diyebilir miyiz?! Sadece ermişlerin "vasıl" olduğu mutlak gerçek) mi var? Yazıda onun için mi şeytanlarla, peygamberlerle, tanrıyla, simgelerle uğraşıyorsunuz; bizlere birşeyler mi ihsas etmek istiyorsunuz?!

Bahsettiğimiz simgelerin altındaki gerçek nedir? Simgeler gerçek değildir ki... Yanılıyor muyuz yoksa?!. O simgeleri sizler; iyi şeylerin, faydalı ve güzel şeylerin işaretleri, görüntüleri kabul ediyorsunuz ki, öyle olduğunu, o simgeleri yaşatma gayreti içine girmenizden ve bunun (simgeleri yaşatmanın) teorisini yapmanızdan anlıyoruz.. O halde "on devrimcinin kişiliğinde toplanan simgeler"in kaynağı, on devrimcinin siyasi görüşlerinin nesnel muhtevası olamaz; çünkü onların siyasi çizgisi "küçük burjuva maceracı bir çizgidir" diyorsunuz; marksizm-leninizmle alakası yoktur diyorsunuz. Böyle olunca, niteliği bu olan bir siyasi çizgiden "her devrimin belirleyici etmenleri" nasıl çıkabilir?

Biz burada, ihanetin sebebi siyasi görüşlerin nesnel muhtevasıdır, fakat fedakarlığın, kararlılığın, teslimiyeti reddedişin sebebi siyasi görüşlerin nesnel muhtevası değildir sonucuna varıyoruz. Peki, bunların kaynağı nedir? "Militan Gençlik", bize bunları anlatması gerekirken, simgelerin yaşatılması ve yenilmezliği hakkında birtakım laflar söylüyor.

"Kızıldere, bütün halk ve gençlik için, bu simgeleri yenilmez kılma mücadelesinde tarihi bir tecrübe sunuyor". Artık gerçeklerden koptuk, sembollerle uğraşıyoruz. "Kitlelerin potasında eriyen bu simgeler... ve bu anlamda da kitle potasında erimiş simgeler, erimemiş simgelerden farklılaşır." Simgeler bilimi ve simgeler alimiyle karşı karşıyayız adeta...

Evet, bu arkadaşlar simgelerle boşuna uğraşmıyorlar. Mistisizme sığınıp bilinemezciliği yaygınlaştınnak, militanların kafalarını karartmak çabası içindeler. Sonra da, doğu mistisizmine has bir yol izleyerek adım adım tekkeyi genişletmeyi esas alıyorlar. Ermişler, kafalarındaki "gerçeği" müritlerine birden söylemezler; onların önce, "gerçeği" öğrenmeye hazır olmalarını isterler. Ve bu hazırlık için en önemli şart, ermişlere inanmaktır. Onların "gerçeği" bildiğine mutlak inanç gereklidir ve bu inançlarını ispat etmeleri için belli bir süre gözlenirler. Ancak o zaman, ermişlerin kafasındaki gerçeğin bir kısmını (dikkat edin, tamamını değil) öğrenirler. Ermişler de hiçbir zaman görüşlerini açık seçik söylemezler, hatta gizlerler. Düşündüklerinden farklı şeyler savunuyormuş gibi görünürler. Böyle yapmaktaki amaçları, ilişki kurdukları mürit adaylarının kafalarını karıştırabilmek; onları çevrelerinden koparabilmek, mistik şüpheciliği aşılayabilmek; şaşkına çevirmek; aklın çözemeyeceği gerçeği, ancak ermişlere inanarak çözebileceği kanısını uyandırmaktır.

"Militan Gençlik" dergisi etrafından toplanmaya çalışanların, önceleri izledikleri tutum hatırlansın: Bunlar önceleri, revizyonistler-devrimciler ayrımını yapıyor, revizyonistlere karşı mücadeleden sözediyorlardı. Revizyonistlere karşı mücadele, devrimci safları toparlayacak örgütlenmeyi sağlayacak diyorlardı. Henüz Sovyet sosyal emperyalizmi söylenmiyordu. İçinden çıktıkları harekete, küçük burjuva maceracılığı vb. gibi yakıştırmalar yapmıyorlar, o hareketi proleter devrimci bir hareket olarak görüyorlardı. (Esasında, kafalarında böyle değildi fakat karşılaştıkları kimselerden tepki görme korkusuyla gizliyorlar, başka şeyleri savunuyor görünmeye gayret ediyorlardı). Maskeleri düştü, amaçları belli oldu: O hareketi savunuyor görünerek, geniş sempatizanlarını etkilemek, sonra da adım adım, etkileyebildikleri kişilere, gerçek düşüncelerini empoze etmek...

Bu insanlann gelişme sürecini yakından takip edenler çok iyi bilirler; yazdıkları sekizer sayfalarla sempatizanların kafalarını karıştırmak için binbir dereden su taşıyorlardı. Demokratik-merkeziyetçilik üzerine söyledikleri; marksizm-leninizmi gözlerini kırpmadan revizyona sokmaları; diyalektik üzerine incileri ve diğer söyledikleri... Hepsi, bugün çok iyi anladığımız amaçları için kafa karıştırmak, tereddüt uyandırmak ve kerameti kendinde bazı ermişlerin çevresinde, (kafa bulanıklığından artık önünü göremeyen) bir inanmışlar çemberi oluşturabilmek içindi.

Ve tabiidir ki, ülkemiz solunda içinde bulunulan keşmekeş, ideolojik kargaşa bu tür çabaların kısmi de olsa başarı kazanmalarına müsait bir ortam yaratıyor; tekkeler kurabiliyor.

Yukarıda özetlediğimiz ve ağırlıklı unsurları subjektif idealizm, mistisizm, bilinemezcilik karmaşası bir demagoji ile marksizm-leninizmin revizyona sokulması olan çok zikzaklı bir yoldan geçerek tekkelerini kurdular. Ve bütün bu yol boyunca onlar, "proleter ihtilalci" olmayı hiçbir zaman ellerinden bırakmadılar(!). Evet, keramet onların kendilerindeydi, ermişlere inanmak gerekir(!). Bütün devirdikleri çamlara rağmen, marksizm-leninizmle açıktan açığa, pekçok kereler bağıra çağıra çeliştikleri halde(1) (8 sayfalar hatırlansın) eğer kendilerine "proleter ihtilalci" diyorlarsa öyledir(!).

Hatırlanırsa bunlar, Türkiye solunu ikiye ayırıyorlardı: Revizyonistler-devrimciler. Hangi kriterlere göre yapıyorsunuz bu ayrımı diye sorulduğunda şöyle diyorlardı: "Devrimciler ihtilalcidir; revrzyonistler ise ihtilalden korkarlar, ihtilale karşıdırlar." Bütün zorlamalara rağmen başka bir kriter getirdikleri yoktu. "Revizyonistler ve devrimciler kampları dağınıktır. Bizim görevimiz devrimciler kampını örgütlemektir. Bunun yolu da revizyornistlere karşı mücadeledir" diyorlardı. Sonra devrimciler kampını da ikiyi ayırıyorlardı "küçük burjuva ihtilalcileri-proleter ihtilalcileri" diye. Kimler küçük burjuva ihtilalcisi, kimler proleter ihtilalcisi sorularına da verdikleri cevap, aynen "küçük burjuva ihtilalcileri kitlelerden kopuk ihtilalcilerdir; proleter ihtilalcileri kitlelerle bağı olan ihtilalcilerdir" cevabıydı. Olur mu? Bunları birbirinden ayıran koskocaman iki dünyadır. Ayrı dünya görüşleri, ayn siyasi amaçları, ayrı mücadele yöntemleri ve araçları, vb. Birisi marksist-leninist, diğeri burjuva dünya görüşüne sahiptir ve benzeri bir sürü itirazlara ve tartışmalara rağmen; küçük burjuva ihtilalcilerinin de kitlelerle bağları olabileceği gibi itirazlara rağmen; Nuh diyor peygamber demiyorlardı. Bütün bu karşı çıkışlar anlamsızdı onlar için, yani marksizm-leninizm anlamsızdı... İleri sürdükleri kriterden başka bir kriter olamazdı(!) Hatta Lenin’in de meseleyi böyle koyduğunu iddia edebiliyorlar, kanıt(!) gösteriyorlardı. "Lenin, ‘bizler, kitlelerle bağı olan jakobenleriz’ diyor". İşte tezlerini ispat(!) etmekte kullandıklan kanıt; şöyle izah buyuruyorlar:

"Lenin, proleter ihtilalcidir."

"Jakobenler küçük burjuva ihtilalcileridir."

"Bizler, kitlelerle bağı olan Jakobenleriz" (Lenin)

Sonuç: Proleter ihtilalciler kitlelerle bağı olan küçük burjuva ihtilalcileridir.

Evet, metafizik bir kafa meseleyi böyle çözüyordu.

Olmaz kardeşim! Lenin’in apayrı bir olayı belirtmek için, örgütlenmeyle ilgili bir tartışmada Menşeviklerin saçmalarına karşı söylediği bir sözü, proleter devrimciliğinin nitelik belirleyicisi olarak nasıl kullanırsınız? Bu Lenin’e de küçük burjuva ihtilalcisi demektir. Bu yapılamaz, yanlıştır, cinayettir.

Bu yapılanın, marksizmle, diyalektik yöntemle alakası olamaz. Bu metafiziktir, hem de art niyetli bir metafiziktir yollu itirazlara rağmen, hayır, mesele böyledir deyip çıkıyorlar (haklıydı onlar, marksizm-leninizm diyalektik, hatta aristo mantığı falan hiç ırgalamazdı). Onlar kendileri en doğruyu, "gerçeği" biliyorlardı. Kafalarında çözmüşlerdi meseleyi. "Vasıl" olmuşlardı. Onlara inanmak gerekirdi. Aklın çözemeyeceği şeyi "inanç" çözer, inanarak "gerçeğe" ulaşılabilirdi(!).

İşte bu dogmatik kafa, Lenin’in bir cümlesinden bütün dünyayı açıklayabilecek sonuçlar çıkarmaya hazırdı (bir defa birşeye inanmıştı; keramet sahibiydi). Ve proleter ihtilalciler kitlelerle bağı olan küçük burjuva ihtilalcilerdir sonucunu çıkarmıştı.

Esasında onların Lenin’den delil göstermesine de lüzum yoktur. Fakat bizim gibi fanilerin ve cahillerin şartlanmışlığını düşünmüş olacaklar; o şartlanmışlığın etkisiyle, kendilerine inanmakta kusur edebilirdik. O bakımdan Lenin’in de kendileri gibi düşündüğünü (proleter ihtilalcilerin, kitlelerle bağı olan küçük burjuva ihtilalcisi olduğu konusunda) hatırlatmakta yarar görmüş olmalılar. Yoksa onların öyle mantığa, diyalektiğe, marksizme falan ihtiyacı yoktu. İnanmışlardı, inanmış(!) ermişlerdi. Keramet sahipleriydiler artık...

Bir an için kriterleri doğru varsayılsa; o zaman bunların kitle bağı nasıl birşey acaba? Çünkü hiçbir zaman "proleter ihtilalciliğini" üzerlerinden atmıyorlar. Ayrı bir siyasi olay olmaya karar verdikten önce de, sonra da hep "proleter ihtilalcisi" olmaya devam ettiler.

İddialarına uygun olarak, ülkemiz solunun senelerdir beceremediği(!) kitle bağı kurmayı bunlar nasıl kimseye çaktırmadan kurabildiler ve hemencecik "kitlelerle bağ kuran küçük burjuva ihtilalcisi" (yani "proleter ihtilalci") oluverdiler? Mutlaka bunun da bir "sırrı" vardır...

Kitlelerle bağ kurmayı kafalarında tasarlamak, kitle bağı kurmak için yeterli değildir. Kafadaki bu tasarıyı eyleme sokmak; eylem içinde kitlelerle ilişkide bulunmak (ayrıca bunları yapmak için kitlelere götürülecek bir siyaset de temel şart) gerekmektedir. "Proleter ihtilalciliği" için tek kriter(!) kitle bağı. O halde bu insanların, birdenbire kitle bağı kurabilme özelliği de var anlaşılan. Geçmiş hareketi (uzun ve yoğun pratiğine rağmen) kitlelerden kopuklukla itham eden bu kişiler, o hareketin beceremediği bir işi şipşak kitlelerle bağ kurmaya karar verdikleri saniyede nasıl becerdiler ki, "proleter ihtilalci"yiz demeye başladılar?

Karar vermekle yapmak arasında hiçbir fark olmadığını iddia edemeyiz herhalde. Bu kitle bağının da, bizim gibi fanilerin anlayabileceği bir bağ olmadığı oraya çıkıyor. Ermişlerin becerebileceği; yapmaya karar verdikleri saniyede yapabilecekleri ve kendilerini "proleter ihtilalcisi" olarak ilan etmelerinden itibaren (o "kutsal" simgeyi kullanmalarından anlayacağız ve inanacağız ki, o iş olmuş; kitle bağı kurulmuştur. Simgelerin ardındaki gerçeklere aklımız ermez, böyledir) de yaptıkları bir iştir. Ne yani yalan mı söylüyorlar? "Proleter ihtilalciyiz" diyorlarsa öyledir(!).

Onlar da, karar vermekle yapmak arasındaki farkı kabul ediyorlarsa, o zaman "proleter ihtilalciliği"nin kriteri biraz(!) değişikliğe uğruyor ve, kitlelerle bağ kurmaya karar vermek, "proleter ihtilalci" olmaya kafi geliyor olmalı. "Beynimde proleter ihtilalciyim kararını vermişsem, ‘proleter ihtilalciyim’." (insan beyninde Napolyon olduğuna da karar verebilir!) subjektif idealizmin en açık haykıran kanıtı budur işte.

Düşüncede (beyninde) proleter ihtilalci olduğunu kararlaştırmış ve proleter ihtilalcisi(!) olmuş; eh, sonrası önemli değil artık; proleter ihtilalcisinin yaptığı işler, marksizm-leninizm doğrultusunda işlerdir. Onun için, onun beyniyle ve yaptığı işlerle çelişenler proleter ihtilalci değildir. Revizyonist, sosyal faşist, dönek, hain, vb. simgelerle isimlendirilir. Bir tane kutsal simge vardır, onun için "proleter ihtilalciliği" kendilerine aittir. Simgelerin de bir hiyerarşisi vardır; en iyiden, kötüye doğru...

"AYNILAR AYNI YERDE, AYRILAR AYRI YERDE"

Bugün gerçek görüşlerini biliyoruz artık. Tekkeyi genişletince ve çevrelerine yeterince müritler toplayınca açıkladılar (bugün açıklığa kavuşan görüşleri önceden beri kafalarında saklıydı). Bir taktik olarak böyle davrandılar! Yalnız biz şunu tekrar belirtelim ki, bu taktikleri, bu yöntemleri
bizim bilebildiğimiz kadarıyla marksist-leninistlerin yöntemi olamaz. Olsa olsa doğu mistisizminin "gerçeğe" ulaşma yöntemleri olur... Marksist-leninistler düşüncelerini gizlemezler!

Bugün bu insanlar bütün temel konularda (hatta pekçok tali konuda da) PDA’cılarla aynı şeyleri düşünüyor, söylüyorlar. Fakat onlarla birleşmiyorlar. Aralarında politik ve ideolojik ayrılıklar yoktur. Bu arkadaşların ta başlarda ağızlarından düşürmediği "aynılar aynı yerde; ayrılar ayrı yerde" nakaratı ne anlam taşıyor acaba? Niye aynı oldukları halde birleşmiyorlar veya ayrılıkları varsa (ki yok, biz göremiyoruz, gizlemişlerse o başka) niye ayrıldıkları noktaları koymuyorlar? Onları PDA ile birleşmekten alıkoyan nedir? Proleter devrimciler, ideolojik, politik birlikleri olan herkesle en geniş birliği kurmalıdır. Budur proleter devrimci tavır. Birlikten kaçmak için sahte ayrılıklar yaratanlar ufak ayrılıkları ayrılık gerekçesi gösterenler proleter devrimcisi olamazlar.

"Militan Gençlik"i "Halkın Sesi"yle birleşmekten alıkoyan nedir? Yoksa bunlar iflah olmaz kariyeristler midir? Aynı ideolojik, politik çizgide iki ayrı grup nasıl olur? Bu grupların başına çöreklenen kişilerin burjuva kariyerist insanlar olmaları gerekmiyor mu?

Bir diğer nokta; bugün savundukları görüşleri, PDA çok uzun zamandır savunuyor, hem de "Militan Gençlik"in başındaki ermişlerin yaptığı gibi değil; hod be hod açıktan açığa yazıyor, çiziyor, savunuyor, mücadelesini (kendilerine göre hatasıyla, sevabıyla) veriyordu. Gizlenmeden
yapıyorlardı bu işi. İnandıklarını savunuyorlar (diğerleri inanmadıklarını savunuyor göründüler, tekke kurabilmek için).

Halbuki devrimcilerin yapması gereken nedir? Uzun zamandır inandıkları görüşlerin mücadelesini verenlere gidip özeleştiri yapmaktır. Onlarla birlik olmaktır. Gördükleri bir takım hataları varsa, o birlik içinde eleştirmek, elbirliğiyle düzeltmek için çaba sarfetmektir. Böyle bir devrimci tavır bu kişilerde ne gezer? O dürüstlüğü ancak devrimciler gösterebilir burjuva kariyeristleri değil. Bir hareketin ismini (o hareketle ideolojik, politik hiçbir bağı olmadığı ha1de) bir tekkenin patenti olarak kullanmak sevdasında olan bu insanlara, gelişim süreçleri de gözlendiğinde gayet kolay anlaşılacağı gibi subjektif idealizmin batağında yüzen, bütün dünyayı kendi kafalarındaki subjektif "gerçeğe" göre yeniden kurabileceklerini zanneden bu ermişlere özeleştiri yapın, birlik olun diye bir öneride bulunmak faydasız olacaktır.

Hatta, daha ilginç olanı şu ki; onlar PDA’nın gelip el-etek öpmesini, "sizler büyük proleter ihtilalcilerisiniz, biz bunu geç anladık; her ne kadar sizin bugün söylediklerinizi bizler çok uzun zamandır söylüyor ve mücadelesini veriyor olsak da, size sormadan ve izin almadan bu işleri yaptığımız için özür dileriz; ne olur bizi de dergaha kabul edin. Bundan böyle sözünüzden çıkmayız" demesini bekliyorlar.

Evet, bugün ayrı oluşlannın başka bir açıklaması yok.


(*) "Militan Gençlik" taraftarları daha sonra "Halkın Yolu"nu çıkartmışlar ve bugün de TİKP saflarındadırlar.

(1) Marksist-Leninist demokratik merkeziyetçilik-Stalinist demokratik merkeziyetçilik tasnifleri; anti-Stalinist propagandaları hatırlansın. Ayrıca diyalektik konusunda; diyalektik-mekanik diyalektik; Stalinist mekanik diyalektik, Politzerci mekanik diyalektik, niceliğin niteliğe dönüşümü hakkındaki çok iddialı orijinal "katkıları" düşünülsün. 


Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org