Emperyalizme ve Oligarşiye karşı
DEVRİMCİ GENÇLİK


 

Revizyonizme karşı
mücadele ve "sosyal emperyalizm" teorileri

Devrimci Gençlik. Sayı 8, 17 Mayıs 1976

REVİZYONİZME KARŞI MÜCADELE

Bugün Sovyetler Birliği’nde revizyonist bir iktidar işbaşındadır. Bu durum, dünya proleter hareketlerinin önüne çok önemli sorunlar sergilemektedir. Bu sorunlar en başta işçi sınıfı mücadelelerinin uluslararası niteliğinden gelmektedir. Uzun yıllar uluslararası işçi sınıfı hareketinin öncüsü rolünü oynayan ve tüm dünya emekçilerince öyle görülen

 
Sovyetler Birliği’nin sürdürdüğü revizyonist politikalar, uluslararası düzeyde revizyonizmin etkinliği için önemli bir maddi güç oluşturmaktadır. Bu olay, dünya devriminin bugün önünde duran en büyük engeldir. Bu olayın ülkemiz devrimi açısından önemi büyüktür. Ülkemizde işçi sınıfı hareketi bugüne kadar burjuva ideolojisinin etkinliğinden esas olarak kurtulabilmiş değildir. İşçi sınıfı hareketi ya da genel olarak devrimci hareketin sağlam marksist-leninist bir temele oturtulması mümkün olmamıştır. İşçi sınıfı kendiliğinden devrimci bilince sahip değildir. Ona devrimci bilinç dışarıdan verilir. Genel olarak bütün toplum kesimleri gibi işçi sınıfı da burjuva toplumlarında burjuva ideolojisinin etkinliği altındadır. Ülkemiz devrimci hareketinin en önemli aşamalarından bir tanesi de işçi sınıfı içinde başlangıçta daima etkin olan burjuva ideolojisine karşı işçi sınıfı ideolojisini hakim kılmak mücadelesidir.

İşte bu durum, işçi sınıfının esas olarak burjuva ideolojisinin etkinliğinden kurtulamamış bulunması, ülkemizde revizyonizmin ve reformizmin etkinliğinin temel sebeplerinden biridir.

Bugün Ülkemiz devriminin önündeki önemli sorunlardan bir tanesi, bu durumun giderilmesi, işçi ve emekçi yığınlarının burjuva ideolojisinin etkinliğinden kurtarılmasıdır. Böyle bir görev, işçi yığınlarının sınıf olarak burjuva ideolojisinin etkinliğinden kurtarılması görevi, devrimci hareket içindeki burjuva ideolojisinin etki ve kalıntılarının temizlenmesinden ayrı bir şey değildir. Bir bütün halinde söylersek, devrimci hareketin ,işçi ve emekçi yığınlarının burjuva ideolojisinin ve revizyonizmin etkinliğinden kurtarılması; işte ülkemiz devriminin önünde duran önemli sorunlardan bir tanesi budur. Uluslararası revizyonizmin ülkemizdeki sol hareket içindeki revizyonist eğilimlere güç vermesi olgusu; bir başka ve daha tam bir ifadeyle ülkemizde revizyonizmin işçi sınıfı hareketi içinde burjuva ideolojisinin etkinliğinin henüz esas olarak giderilememiş olması durumundan olduğu kadar, uluslararası revizyonizmin desteğinden de kaynaklanıyor olması, bugün ülkemizdeki revizyonizme karşı mücadelede devrimcilerin gözönünde bulundurması gereken önemli bir durumdur.

Bu bakımdan daima esas belirleyicileri olan çalışma tarzı, örgüt anlayışı ve devrim anlayışı gibi konular yanında uluslararası revizyonizme karşı tavır konusu da bugün ülkemiz devriminin ve devrimci hareketimizin çözüme ulaştırınası gereken önemli bir sorundur.
 

ULUSLARARASI REVİZYONİST ÇİZGİ

Yirmi yıldır Sovyetler Birliği’nde revizyonist bir iktidarın hüküm sürmekte olmasının bugün yarattığı sonuçları şöyle özetleyebiliriz: Revizyonizm içte sosyalizmi uygulamamaktadır. Aksini düşünmek de zaten imkansızdır. Sovyetler Birliği’nde, revizyonist uygulamalarla sosyalizm yolundan sapılmıştır. İç uygulamalar açısından revizyonist politikalan maddi teşviklerin artırılması, pazar ve piyasa öğelerinin güçlendlrilmesi, toplumdaki farklılıklann azaltılarak sınıfsız topluma doğru gelişme yerine imtiyaz ve farklılıklann artırılması suretiyle tabakalaşmalann yaratılması olarak sayabiliriz.

Yine revizyonizm dış politikada proleter enternasyonalizmini uygulamaz. Bunun da aksini düşünmek ve beklemek mümkün değildir, Bugün Sovyetler Birliği’ndeki revizyonist iktidarın emperyalist-kapitalist ülkelerle olan ilişkileri ve diğer geri bıraktırılmış ülkelerle olan ilişkileri incelendiği zaınau bu durumu görmek zor değildir.

Gerek emperyalist-kapitalist ülkelerle olan ilişkilerine hakim olan; gerekse sömürge-yarı sömürge ülkelerle ve diğer sosyalist ülkelerle olan ilişkilerine hakim olan esas, proleter enternasyonalizmi değildir. Bütün bu ilişkilerinde önemli ölçüde milliyetçi eğilimler taşımaktadır. Bu yüzden Sovyetler Birliği’nin bir bütün olarak güttüğü dünya politikası tutarsız, çelişik ve savunulabilir bir politika olmaktan çok uzaktır Seylan, Ortadoğu ve Hindistan örnekleri bize bu konuda çarpıcı dersler verecek niteliktedir. (Bu politikaların etraflı bir incelemesi şimdilik konumuz dışında kalıyor).

Sovyetler Birliği’nde bu politikaları uygulamakta olan revizyonizmin ise komünizmin-sınıfsız toplumun kurulduğu gerekçesiyle proletarya diktatörlüğü ve proleter partisine gerek kalmadığı, halkın devleti ve halkın partisi-barışçıl geçiş teorileriyle işe başlamış olması dikkat çekici bir noktadır.

Sovyet revizyonizmi teori planında bugün artık bir dünya savaşını önlemenin merkezi görev olduğu tespitinden kalkarak proletaryanın sınıf mücadelesi anlayışını basit ve kaba bir evrim anlayışına indirgemiştir. Barış-demokrasi sosyal ilerleme, ileri demokrasi, daha ileri demokrasi safsataları Soeyet revizyonizminin, marksizmin sınıf mücadelesi anlayışı temelinden en çok uzaklaştığı noktaları vurgulamaktadır.
 

"SOSYAL EMPERYALİZM" TEORİLERİ

Bu gerçeklerden kalkılarak Sovyetler Birliği’ne sosyal emperyalist demek, Sovyetler’in kapitalizme geri döndüğünü ileri sürmek mümkün müdür? Bilindiği gibi bugün dünyada Sovyetler’e karşıt kamp içinde yer alan görüşler bu iddia etrafında kümelenmektedir. ÇKP tarafından temsil edilen görüşlere göre, revizyonizmin iktidara geçmesiyle proletarya diktatörlüğünün yerini burjuva diktatörlüğü almış, kapitalizm yukarıdan aşağı yeniden inşa edilerek sosyalist Sovyetler Birliği sosyal emperyalist bir ülke haline dönüşmüştür. Biz bu şekilde özetleyebileceğimiz görüşlerin Sovyetler Birliği’ndeki olguyu doğru bir şekilde açıklayamadığı kanatindeyiz.

Herşeyden önce şunu belirtmeliyiz ki, bu iddialara dayanan "sosyal emperyalizm" teorileri -taşıdıkları birçok hatalı değerlendirmenin yanında dünya devrimci hareketi açısından çok önemli bir sorun hakkındaki iddiaları ajitatif sloganlar düzeyini aşmayan bir biçimde ele almaktadır. Hepsi ispat edilmesi, kanıt1anması gereken iddialar ard arda eklenerek ajitasyon sloganlarıyla desteklenmektedir, Bu konuyla ilgili kaynaklar, iddiaların sayısız tekrarından ibaret gibidir. İnsan bu kadar kuvvetle tekrarlanan "iddiaların" bir yerde bilimsel bir tarzda ispatlanmış şeyler olduğu kanısına kapılmaktadır. Ama kaynaklar bütünüyle e1e alınınca görülen odar ki, bu kadar kuvvetle tekrarlanan iddiaların doğrululuğunun kuvvetle tekrarlanmasından başka bir kanıtını bulmak mümkün değildir.

Bizdeki "sosyal emperyalizm" teorilerinin bu konuda yazdıkları da Peking Review gibi uluslararası "ML hareket" yayın organlarındaki makalelerin hemen hemen aynen ve sayısız kere tekrarından ibarettir.

Bugün Sovyetler Birliği’nde ortaya çıkan durumu izah için "sosyal emperyalizm" kavramı kullanılabilir mi? Bilindiğş gibi Lenin, II. Enternasyonal revizyonistleri için "sosyal emperyalist", "sosyal şovenist" terimini kullanmaktadır. O halde aynı kavramı bugün Sovyet revizyonizmi için kullanmak mümkün değil mi?

Biz, sosyal emperyalizm sözcüğünün Lenin’in kullandığı anlamda "Sovyetler revizyonizmi" için kullanılamayacağı, ayni kavramın Sovyetler Birliği’nde bugün ortaya çıkan durumu açıklamadığı inancındayız.

Zaten Lenin, emperyalist bir üretim ve sınıf ilişkileri temelinde revizyonizmi incelemiş, revizyonizmin işçi sınıfı içindeki imtiyazlı bir tabakaya dayandığını ve emperyalizmden kaynaklandığını tespit etmiştir. Emperyalist potitikaları, sömürgeciliği ve sömürge savaşları siyasetini sonuna kadar savunan II. Enternasyonal oportünistlerine "sosyal emperyalist", "sosyal şovenist" sözcüğünden başka ne yakışabilirdi? Ayrıca, revizyonistlerin iktidara geçtikleri ve aynı sömürge siyasetlerini devam ettirdikleri durumu "sosyal emperyalizm", "sosyal şovenizm" sözcüklerinden daha iyi ifade eden bir başka kavram da bulunamazdı. "Sosya! emperyalizm" teorilerini savunanlar bugün Sovyetler Birliği’nde ortaya çıkan durumun yukarıdaki durumlardan farklı olmadığını ileri sürmektedirler. Onlara göre, "tek fark böyle bir durumun dünyanın ilk sosyalist ülkesinde meydana gelmesi ve iktidara gelen revizyonistlerin kapitalizmi yukarıdan aşağıya inşa ederek sosyalist Sovyetler Birliği’ni sosyal emperyalist bir ülke haline dönüştürmesidir."
Burada belirtilmesi gereken ilk nokta, revizyonizmin sosyalist bir ülkede "işbaşına gelmesi"nin bu kadar önemsizce geçiştirilebilecek küçük bir fark olmadığıdır. Önce bu noktaya kısaca değindikten sonra geriye dönüş konusundaki sorunlara değineceğiz.

Revizyonizmin sosyalist bir ülkedeki sınıf temefleri ile emperyalist bir ülkedeki sınıf temelleri arasındaki benzerlikleri kadar ayrılıkları da önemlidir. Her iki halde de revizyonizm, işçi sınıfı içindeki ayrıcalıklı bir tabakaya dayanır. Farklı nokta, bu ayrıcalıklı tabakanın emperyalist ülkelerde kapitalist üretim ilişkilerinin varolması nedeniyle bir burjuva sınıfına dayanmasına karşılık, sosyalist bir ülkede durumun farklı olmasıdır(1). Emperyalist ülkelerde revizyonizmin iktidarı tekelci burjuvazinin diktatörlüğünü değiştirmemekte, aksine devam ettirmektedir. Oysa sosyalist bır ülkede ve özellikle Sovyetler Birliği’nde, revizyonizmin iktidara geldiği yıllarda böyle bir durumun olmadığı apaçık ortadadır. Herhalde, "revizyonizm burjuva ideolojisi olduğu için revizyonistter, revizyonist-burjuva sınıfı haline dönüşürler ve burjuva diktatörlüğünü oluştururlar" denerek kapitalizmin sınıf yapısının oluştuğu söylenemez. (Diyenler de olmuyor değil, böyleleri bizim azgelişmiş ihtilalcilerimiz arasından çıkıyor!). Zira böyle bir iddia, sınıfların ve toplumların materyalist kavranılışına taban tabana zıt düşen bir iddia olurdu. Marksizin aksine toplumların yapılarının teşekkülünde, sınıfların teşekkülünde bilince aıyin edici bir rol yüklemek olurdu. Sosyalist bir ülkede revizyonizmin iktidara geldiği durumda kapitalist üretim ilişkilerinin egemen olmaması, bu nedenle bu üretim ilişkilerinin belirlediği sınıf ilişkilerinin bulunmaması; emperyalist bir ülkede olduğu gibi revizyonizmin kaynaklandığı bir tekelci buryuvazinin henüz olmaması nedeniyle, sınıf mücadelesinin değişik blr aşamasında kapitalizmde olduğurudan farklı biı biçimde cereyan ediyor olması nedeniyle, tamamen farklı bir durumla karşı karşıya olduğumuz açıktır.

İşte bu nedenle herşeyden önce sosyalist bir ülkede revizyonizmin iktidara getmesiyle ortaya çıkan durumda tıpkı II. Enternasyonal revizyonistleri için oldugu gibi "sosyal emperyalizm" kavramının kullanılmasının doğru olmadığını söylemekteyiz.

Ama asıl önemli olan bu konunun, yani revizyonizmin, sosyalist bir ülkelerdeki sınıf temellerinin ve içinde yer aldığı maddi şarttarın doğru olarak kavranılmasıdır. Zira bu konu esas olarak tartışmanın ikinci aşaması olan geriye dönüş yoluyla kapitalizmin restorasyonu (yeniden inşası) konusunda önem taşımaktadır.

Evet biz sosyalist bir ülkede revizyonizmin iktidara gelmesi dunımunda, emperyalist bir ülkede revizyonizınin iktidara gelmesi halinde ortaya çıkan durumdan farklı bir durum meydana geldiğini tespit ediyoruz, ve böyle bir durumu izah için "sosyal emperyalizm" sözcüğünün üstelik şimdiki "sosyal emperyalizm teoricilerinin" kutlandığı biçimde kullandamayacağını söylüyoruz. Ama zaten ne iddia, ne de olay bu kadarla kalmamaktadır. Revizyonizmin iktidarından bu yana yirmi yıla yakın bir süre geçmiştir ve onlar da zaten bu süre içinde revizyonistlerin yukarıdan aşağıya kapitalizmi inşa ettiğini ileri sürmektedirler.

Geriye dönüş konusunda kuramsal düzeyde genel olarak düşündüklerimizi üçüncü sayıdaki "Modern Revizyonizm ve Sovyetler Birliği’nde Geriye Dönüş Sorunları üzerine" adlı yazıda kısace açıklamıştık. Bugün bunları yeniden ele almayacağız. Burada şimdi kısaca gözden geçireceğimiz şey, Sovyetler Birliği’nde geriye dönüşün tamamlandığı konusundaki iddialardır.

"Sosyal emperyalizm teorileri"nin geriye dönüş konusundaki görüleri de kabul edilebilir görüşler değildir. Genel yaklaşım ilkesi yine bu konuda da diğer konularda olduğu gibi slogansal ve ajitatlf bir muhteva taşımaktadır: "Kruchev hain kliği sinsice tezgahladığı bir darbe ile iktidarı ele geçirmiş, proletarya diktatörlüğü yerine burjuva diktatörlüğünü kurmuş, halkı ve proletaryayı kandırarak kapttalizmi geri getirmiş". Bu uslıip zaman zaman mistik bir hava ile bir hikaye anlatımına dönüşmektediir. "1960’lı yıllar dünyanın ilk sosyalist ülkesinin sosyal emperyalist bir ülke haline dönüştüğü yıllar oldu...1970’li yıllar Sovyet sosyal emperyalizminin dünya halklannın baş düşmanı haline dönüştüğü yılar oldu...", vs.

Bu sanki ispat edilmiş, kanıtlanmasına gerek olmayan hususlarmış gibi kabul edilen bu ufak nokta(!) konusunda da "sosyal emperyalizm teorileri" içinde ciddi bir yaklaşım bulmak mümkün değildir!

Genel olarak Sovyetler Birliği’nde pazar piyasa-para-banka işlemlerinin varlığı, kapitalizmin sert geldiği konusunda en çok başvurulan "deliller" olmaktadır. Artıdeğer sömürüsünün esas olduğunu kanıtlamak için, "maddi teşvikler" ve "primler" ileri sürülmektedir. Bunların yanında işletmelerin karlılık sistemine göre çalıştığı da ileri sürülen kanıtlar arasındadır: Bu kanıtlar iddiayı ispat etmeye yeter mi?

Sovyetler Birliği’nde bugün revizyonistlerin sosyalizmi uygulamadıkları bir gerçektir. Onlar sosyalizmin uygulamasında bir ileri adım olarak pazar-piyasa ve para ilişkiterinin rolünü azaltmak yönünde çaba sarfetmek yerine, üretimi artırmak bahanesiyle bu ilişkilerin rolünü artırmakta, maddi teşvikleri ağırlıklı olarak kullanmakta, prim ve teşvik sistemiyle bu burjuva alışkanlık ve geleneklerinin canlanıp gelişmesine, yabancılaşmanın artmasına yol açmaktadırlar. Ancak bu kadarı, Sovyetler Birliği’nde kapitalizmin yeniden inşa edilmiş ve geriye dönüşün tamamlanmış olduğunu kabul etmek için yeterli olmaktan çok uzaktır,

Bütün sosyalizm dönemi boyunca, sınıfsız topluma erişinceye kadar piyasa, para ve pazar ilişkileri sürecek ve plan pazar çelişkisi varlığını devam ettirecektir. Yine maddi teşvikler ve prim, sosyalizmde "emeğe göre ücret" prensibinin bir gereğidir. Bütün bunlar bugün Çin’de de varolan ilişkilerdir. Çin ekonomisinde de bugün maddi teşvikler vardır. Aynı şekilde, para ve banka, pazar-piyasa ilişkileri Çin için de söz konusudur. "Sosyal emperyalizm teorileri"nin geriye dönüş konusundaki görüşleri konuya doğru ve bilimsel bir yaklaşım getirmekten uzak kalmaktadır. Onlar revizyonizmin iktidara geçmesiyle, geriye doğru dümdüz bir hat izlenerek kolayca ve sessizce kapitalizme varılacağını savunmaktadırlar. Bu şekilde revizyonizmin iktidara geldiği sosyalist bir yapıda ortaya çıkan farklılıkları görmezden gelmekte, revizyonizmin gerçek burjuva temellerine oturabilmesi ve geriye doğru gelişmeyi tamamlayabilmesi için geçilmesi gereken süreci ve gerçekleştirilmesi gereken değişimleri kavrayamamakta, üretici güçlerle üretim ilişkileri arasındaki uyum-çelişki durumunun geriye dönüş konusunun etkisini görmemekte, geriye dönüşe direnen maddi ve politik unsur1arı gözardı etmektedir.

Onlar elli yıllık bir uygulama geçirmiş olan bir ülkede geriye dünüşü çok basit bir olay olarak görmektedirler. Çok önemli toplumsal olayları "sinsi ve haince yapılan plan ve darbelerle iktidarın gaspedilmesi, halkın ve proletaryanın kandırılarak kapitalizmin geri getirilmesi" şeklinde izah ediyorlar. Ve bunun ötesinde elle tutulur tahliller ileri süremiyorlar.

Bugün Sovyetler Birliği’nde revizyonist iktidar sosyalizmi yolunu saptırmıştır. Revizyğonist diktatörlük sosyalizmi uyğulamamak suretiyle kapitalizmin canlanmasına yol açmaktadır. Dünya çapında uyguladığı revizyonist politikalar, tutarsız, çelişkili ve proleter enternasyonalizmden uzak, milliyetçi bir temel üzerinde yükselmektedir. Sınıf nıücadeleleri alanında da marksizmin devrimci teorilerinden uzaklaşmış evrimci ve oportünist bir rota izlemektedir.

Ancak bütün bunlara rağmen, bugün Sovyetler Birliği’nde kapitalizme geri dönüşün tamamlandığının ve Sovyetler’in de tıpkı ABD gibi, hatta ondan daha fazla dünya halklarının baş düşmanı olduğu şeklinde sonuçlara varmak mümkün değildir.

Biz bugün Sovyetler Birliği’nde geriye doğru bir sürecin, sosyalizmden kapitalizme geçiş sürecinin yaşamakta olduğunu söylüyoruz. Bize "bugün Sovyet1er’de burjuvazinin mi yoksa proletaryanın mı diktatörlüğünün olduğu" sorusu yöneltiliyor. elbette ki, revizyonist iktidarın proletaıya diktatörlüğü olduğu söylenemez. Revizyonist diktatürlük burjuva diktatörlüğüne geçiş için bir basamak oluşturmaktadır.

Bu sürecin kapitalizme geçişle sonuçlanması teorik düzeyde mümkündür. Ancak, "gelişmenin muhtemel seyrine  göre bugünden politika tespit etmenin pratikte oportinizmden başka bir şey olmadığını’’ söylüyoruz. Yine bu sürecin kapitalizme geçişle sonuçlanmasına dünya halklarının devrimci savaşlarının ve dünya devriminin müsaade etmeyeceğine inandığımızı söylüyoruz. Sonuç olarak bugün Sovyetler Birliği’’nde ortaya çıkan durumu açıklamak için ileri sürülen ‘‘Sosyal emperyalizm’’ teorilerine katılmıyoruz.

Tabii ki, sorun burada bitmemektedir. Bugün sorun, Sovyetler Birliği’ndeki durumu doğru tespit etmek ve uluslararası revizyonizme karşı doğru bir tavır atmak olduğu kadar, aynı zamanda Sovyetler’e karşı kamp içinde meydana gelen çok önemli uluslararası sapmanın da tespit ve tahlil edilerek ona karşı doğru bir tavrın alınmasını da içermektedir.

Bizim bu tavrımıza "üçüncü yol tezgahlayıcılığı" diyorlar. Sovyetler’e "sosyal emperyalist" demeyen herkese "sosyal faşist-hain" diyorlar. Onlar kendiliğinden mevcut olan duruma kölece tapmaktan başka yol bulamayan dar-kafalılardır. On1ar, devrimciliği uluslararası düzeyde ortaya çıkan ayrılıklar. karşısında birtarafı seçmek olarak gören, sorunların daima varolan bir ikilem çerçevesinde çözümlenebileceğini zannederı küçük burjuva oportünistleridir. Onlar, bugün "Türkiye’de yapılacak olan bir devrime Sovyetler’in müdahale etmemesi düşünülemez" diyorlar. Onlar, Sovyetler’in yardımıyla yapılacak bir devrimin karşı-devrim olacağını söylüyorlar. O halde, ne yapılmalı? Bir dünya savaşında Sovyet emperyalizminin yıkılmasına kadar ‘Türkiye’de bir devrim yapılmasına karşı çıkmalılar. Zaten onların yaptığı da başka bir şey değil!

Türkiye ve dünya devrimi her türlü revizyonist eğilim ve çizgileri yıkarak olduğu kadar, bu tür düşünceleri de yıkarak ilerleyecektir


(l) Burjuvazi, sosyalist toplumda varlığını üst yapı düzeyinde devam ettirmektedir. Bu yüzden burjuvazi proletarya çelişkisi sosyalizmde de sürer ama aynen kapitalizmdeki gibi değil.


Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org