Emperyalizme ve Oligarşiye karşı
DEVRİMCİ GENÇLİK


 

Faşist Saldırılar karşısında Demokratik haklarımızı ve can güvenliğimizi savunalım

Devrimci Gençlik. Özel Sayı, 29 Kasım 1976

Faşist saldırıların alabildiğine yoğunlaştığı bir ortamda artık namuslu olmak yetmemektedir: Namusun mihenk taşında vuruşmak gerekmektedir. Faşizm döneminde namusun mihenk taşı, ona karşı alınan tavırdır. Demokratik haklara, mevzilere sahip çıkma, yaşama hakkı için mücadele etme, can güvenliğini bizzat kendi olanaklarımızla sağlamaktır.

 
Çünkü faşizm bütün bunları hedef almıştır ve bunlara saldırmaktadır.

Evet faşistlerin kanlı saldırıları ve cinayetleri günlük gazetelerin kanıksanmış haberleri arasında yer alıyor. Gün geçmiyor ki bir fabrikada, bir kasabada, bir okulda faşist komando saldırısı meydana gelmesin. Devlet terörü komando terörünü tamamlıyor. Faşistler insanlık dışı vahşet örneklerini sergiliyorlar, pervasızca tüm halka saldırıyorlar. Grevci işçilere, öğretmenlere, memurlara, teknik elemanlara, tüm gençliğe saldırıyorlar. Yani bu saldırı, gösterilmek istendiği gibi, yalnızca gençliğe yönelik değildir.

FAŞİSTLER TÜM HALK KESİMLERİNE SALDIRIYORLAR

MC’nin hükümete gelmesinden bu yana faşist ülkü Ocaklarının saldırı hedeflerine bakılarak bu kolayca anlaşılır. Bri süre boyunca, gazetelere geçen yaralama ve ölümle sonuçlanan önemli saldırıların toplam sayısı 347’dir. Bunlardan 253 tanesi, işçilere, öğretmenlere, memurlara, CHP’lilere yönelik olmuştur. Bu saldırılarda 37 yurtseveri öldürmüşler, 979’unu yaralamışlardır. Öğrencilere yaptıkları saldırının sayısı 192’dir. Bu sırada 36 yurtsever öğrenciyi öldürmüşler, 914 tanesini yaralamışlardır. Sonuç olarak, faşist Ülkü Ocaklı katiller, yaptıkları 347 kanlı saldırıda, halkın değişik kesimlerinden 73 kişiyi hunharca öldürmüşler ve 1893 kişiyi ağır ya da hafif olarak yaralamışlar, bir çok binayı tahrip etmişler, ilerici kuruluşları kundakIamış, basmış ya da kurşunlamışlardır -ki bunlar sadece tespit edilebilenlerdir-.

Faşist Ülkü Ocaklılar, yalnızca bilinçli yurtseverleri, ilericileri hedef almakla da yetinmiyorlar. Esnaflardan, memurlardan haraç topluyorlar. Kendilerinden olmayan herkese zulüm uyguluyorlar. Haraç vermeyenleri tehdit ediyorlar, dövüyorlar. Dahası, başbuğlarının "davadan döneni vurun" emrini yerine getirmek amacıyla eskiden faşist olup şimdi vazgeçenleri de öldürüyorlar. Özetle, bugün ortada faşistlerin tek yanlı_bir saldırıları vardır. Ve bu saldın tüm halka vöneliktir. Saldırganlık faşistlerin varlık nedenidir. Faşist Ülkü Ocaklılar, bu kanlı teröriin tek kaynağı diye almak da soruna eksik bakmak olur. Onların, ülkemizdeki mevcut faşist yapının birer unsurları olduğunu bilmek gerekir.

Onların bu saldırılarının bir amacı, korku ve dehşet yaratarak halkı sindirmek istemeleridir. Kendi saflarında gönüllü olarak hiç kimsenin yer almayacağını iyi bildiklerinden, ilk önce halkın direncini kırmayı amaçlamaktadırlar. Bu durumun somut örneklerini İskenderun, Seydişehir, Tariş, Tofaş fabrikalanndaki uygulamalarında görebiliriz. Bu fabrikalarda ilk önce, katilleri serserileri satın alarak tüm işçilere gözdağı verilmiş, onların direnci kan ve terörle baskı altına alınmıştır. Aynı uygulama, faşist işgal altındaki okullarda da  sözkonusudur. Beş on faşist zorba tümöğrenci kitlesinin can güvenliği gasp ederek, onları sürekli tehdit ederek, silah zoruyla kendi forumlarına ve yürüyüşlerine sokarak sokak eğemenliklerini kurma çabasındadırlar. Bu durum karşısında  ‘‘bana dokunmayan yılan bin yaşasın’’ görüşünün hiç bir yararı yoktur. Çünkü bu yılanlar, yılan olmayan herkesi sokmaktadırlar. Onların üzerine sopa ile gitmedikçe dur-durak yoktur; kan içiciler, canımıza namusumuza, özgürlüğümüze kasdetmişlerdir. Onlar zaten başka bir yönteme sahip olamazlar. Neden?

FAŞİST KOMANDOLAR SÖMÜRÜCÜLERİN MAŞASIDIRLAR

Çünkü faşist Ülkü Ocaklılar, bugün faşist terörü sürdüren çıkar çevrelerinin, yani oligarşinin aletidirler. İşte bu yüzden, Ülkü Ocaklılar saldırgan taraf olmalarına rağmen, tek başlarına muhatap alınamazlar. Yurtsever basında Ülkü Ocaklarının KONTR-GERİLLA ile yakın ilişkisi sergilenmiştir, Ülkü Ocaklarının bazı devlet kurumlarınca yönetildiği yazılmıştır. Bunların aksi kanıtlanmadıkça, faşist terözün ve Ülkü Ocaklannın tüm cinayetlerinin esas sorumlusunun devlet ve onu yönetenler olduğunu kabul etmek ve bu cinayetlerden onları sorumlu tutmak zorunludur:

Faşist Ülkü Ocaklılar, çirkin yüzleri apaçık ortaya çıktığı ve tecrit oldukları için sahte barış çağrılarında bulunmaktaydılar. Bu çağrılarıyla cinayetlerini perdelemek, gerçeği gölgeleyerek yeni saldırılarına ve cinayetlerine zemin hazırlamak istiyorlar. Halbuki herkes bilmektedir ki, faşistler saldırmaktan vazgeçerse olaylar duracaktır. Daha doğrusu, faşist Ülkü Ocaklıları idare edenler, onların tasmasını çekerlerse olaylar duracaktır.

Saldırıların yalnızca kendine değil, tüm halka yönelik olduğunun bilincinde olan DEVRİMCİ GENÇLİK, bu tür çağrıların muhatabı olamaz. Halkımızın ve Devrimci Cençliğin bırakılacak silahı yoktur. Tüm yurtseverlerin görevi bu tür sahte çağrılarla oyalanmak değil, faşist saldınlar karşısındaki görevlerini yeriııe getirmektir.

FAŞİZME KARŞI HAYATIN HER ALANINDA TAVİZSİZ MÜCADELE ÖRGÜTLEYELİM

Görüldüğü gibi ülkemiz insanları bir zulüm cenderesi içindedirler. Yüzyıllardır sabır ağusu ile zehirlenmiş, afyonlanmış, uyutulmuş halkımızın sabrı taşmaktadır: Faşistler halkımızın can evlatlarını öldürdükçe, faşist terör halkımızın can evini tarumar ettikçe, o’nun mücadele azmini bileyen bir hınç kaynağı, bir öfke seli olmaktadır bu sabır, bu keder, bu acı...

Peki, ne yapmalı, nasıl yapmalı da bu faşist terörü kırmalıyız? işte namuslu beyinlerin üstünde durması gereken bu sorudur. Tüm yurtseverlerin bulması gereken, faşizme boyun eğmemeye, onu etkisizleştinneye yarayan bir ortak cevaptır.

Eğer faşistlerin saldırganlığının kaynağmın, onların güçsüzlükleri olduğunu biliyorsak; niçin işçileri vurduklarmı, halkı haraca kestiklerini, yani kuwet gösterisi yaptıklannı anlarız. İşte bunu bilmeyenler faşizmin saldırısı karşısında teslimiyeti savunmaktadırlar. Faşistlerin amacının ortalığı karıştırıp seçim yaptırmamak olduğunu, eğer saldırılanna karşı çıkılırsa, onlann oyununa gelineceğini ileri sürmektedirler. Bunun için okulların kapatılmasından yana olmakta, direnişlere karşı çıkmakta, aktif inücadeleyi "oyuna gelmek" şeklinde değerlendirmektedirler.

Faşizmin saldırısına bu şekilde safsatalara kapılarak karşı çıkmamak asıl tehlikeli olanıdır. Faşistlere cesaret vermek, daha da ileri gitmelerine bütün halkı sessiz bir köle durumuna getirmelerine müsaade etmek olur. MC’nin bugünlkü saldırılarının amacı, onların faşist politikalarına karşı yükselen halk muhalefetini bastırmaktır. Buna seyirci kalınırsa, asıl oyuna gelinmiş olur. Faşizme karşı uslu durursak birşey elde edilemez. Asıl o zaman halkın bütün demokratik haklan ellerinden alınır. Asıl o zaman seçimler yapılamaz. Seçimler yapılsa pile faşistler yenilgiye uğratılamaz. CHP yöneticileri "oyuna gelmeyelim, seçimlere kadar sesimizi çıkartmayalım. O zaman nasılsa seçimi kazanınz" diye düşünüyorlarsa yanılıyorlar. Zira bu şekilde bir kafa ile seçim meçim de alamazlar. Bugünkü kanunsuzluklara karşı çıkmayanlar yarın seçim sandığının başında da faşizme teslim olurlar.

Bugün MC’nin yaygarasına kanmamak gerekir. Kanunsuz saldırılarının karşısına dikilmek gerekir. Halk yığınlarının bu faşist çetelere karşı en aktif direnişini örgütlemek gerekir. Mücadelenin içine girmek, en önüne atılmak, emekçi halkla’ ilişkiler kurmak, mevcut ilişkileri genişletmek ve derinleştirmek gerekir.

Devrimcilerin bu konudaki siyasi çizgisi açıktır. Onlar anti-faşist mücadeleyi, siyasi önderliğin niteliğini kavrayabildikleri ölçüde becerirler. Bunun anlamı, anti-faşist mücadeleyi bir devrim ıneselesi olarak ele almaktır. Anti-faşist mücadeleyi devrimci mücadelenin genel akışı içinde ele alırken, her somut duruma tekabül eden tavrı ve mücadele biçimini gündeme getirmektir. Anti-faşist mücadeleyi bütün ülke çapında yaygınlaştırabilmek ve siirekli kılabilmek için kavganın en kızgın yerinde, en ön saflarda yer almaktır. Faşistleri mümkün olduğu kadar tecrit edip, onları küçük ve cılız bir hedef haline getirmek, bunun için faşizme karşı olan herkesle, her kuruluşla birlikte tavır almaktır. Nihayet, yurtsever saflardaki tutarsız unsurları ikna yöntemleriyle kazanmak, bozgunculan teşhir ve tecrit etmektir.

Faşistlere karşı mücadelenin yerini ve zamanını kendimiz tespit ederek, onlar karşısında militan üstünlüğü sağlamak, aktif bir savunmayı gerçekleştirmek için zorunludur.

TÜM HALK GÜÇLERİ VE KURULUŞLARINA SESLENİYORUZ

İşte bütün bunların nasıl olacağının, ne yoldan gerçekleşeceğinin somut cevaplarını tüm yurtseverler, devrimciler aramalıdırlar. Ortak toplantılarda tartışmalar düzenleyerek, ülkemizin her tarafında kendi çevrelerindeki somut koşullara göre durum değerlendirerek, faşistlere karşı etkin ve ortak mücadele yöntemleri aramalıdırla. Teslimiyet değil, mücadele için; pasif savunma değil, aktif savunma için; laf değil somut ve etkin eylem için forumlar, toplantılar düzenlenmelidir. Ortak direniş komiteleri, ortak eylem komiteleri kurulmalıdır.

Sonuç olarak:

MEŞRU MÜDAFAA, BUGÜN YALNIZ BİR HAK DEĞİL, AYNI ZAMANDA BİR GöREVDİR. HİÇBİR ALDATMACA BU MÜDAFAA HAKKINI HALKIN ELİNDEN ALAMAZ VE HİÇ KİMSE BİZİ BU GÖREVİMİZİ YERİNE GETİRMEKTEN ALIKOYAMAZ.

 ÖYLEYSE:

-Bütün devrimci işçi sendikaları, öğretmen kuruluşları, miihendis ve teknik eleman örgütleri, memur dernekleri, öğrenci dernekleri GÜN MÜCADELE GÜNÜDÜR.

-Bütün halk güçleri, kuruluşlar ve kitle örgütleri olanca güçlerini ortaya koymalıdırlar!

-Her köyde, mahallede, kasabada, şehirde halk güçlerl kendi bünyelerinde ve kendi aralarında faşizme karşı mücadele için eylem programlannı ortaya koymalı, tartışmalı ve mutlaka ortak noktalarda anlaşmalıdırlar. GÜN MÜCADELE GÜNÜDÜR!

FAŞİZME KARŞI TEK BİR YÜREK TEK BİR YUMRUK OLALIM!


Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org