Emperyalizme ve Oligarşiye karşı
DEVRİMCİ GENÇLİK


 

İşte
Faşizmin kanlı ve iğrenç yüzü:
Zeytinburnu-Malatya- İdil katliamları

Devrimci Gençlik, Sayı 5, 12 Şubat 1976

DEVLET TERÖRÜ KOMANDO TERÖRÜNÜ TAMAMLIYOR, FAŞİSTLER İNSANLIK DIŞI BİR VAHŞET ÖRNEĞİ SERGİLİYORLAR: YURTSEVERLER SORGUSUZ SUALSİZ KATLEDİLİYOR

BU SALDIRI VE KATLİAMLAR, BU VAHŞET, BU

 
FAŞİST TERÖR TÜM EMEKÇİLERE GÖZ DAĞI VERMEK, SİNDİRMEK; FAŞİZMİN ÖNÜNDEKİ ENGELLERİ TEMİZLEMEK İÇİNDİR

MEVCUT "NİSPİ DEMOKRATİK ŞARTLARI KORUMAYI" TEMEL ALAN GÖRÜŞLER DEVLET TERÖRÜ KARŞISINDA İFLAS EDİYOR
 

Bu cinayetler, bu katliamlar, bu vahşet...

Evet, bütün bu kanlı saldırılar, herkesin gözleri önünde oluyor. Ve herşey apaçık ortada, apaçık, gün gibi... Faşizm hukuk-kanun tanımıyor.

Faşizm en temel insan haklarını, yaşama hakkını tanımıyor.

Kudurmuş bir hayvan gibi saldırıyorlar.

Doymak bilmeyen bir oburlukla kan içmeye devam ediyorlar.

Herkesin gözleri önünde bir gecekondu sarılıp, içerdekiler kahpece vurulup öldürülebiliyor, sonra da davetli basın aracılığıyla "çatışmada bir anarşist öldürüldü" yaygarasını koparabiliyorlar. Atilla Özkan’ın cesedi soğumadan bu kere Malatya dağlarında bir barakada ellerinde tek bir tabanca olan üç kişi yüzlerce polis ve jandarma tarafından kuşatılıyor ve askeri helikopterlerle atılan bombalarIa İLKER, YUSUF, HASAN BASRİ...

Üç yurtseverin daha vücutları kavruluyor. Ve onlar da uzanıyor öncekilerin yanıbaşına paramparça vücutlarıyla.

Bir celladın pervasızlığı içinde öldürdükleri yurtseverleri emsalsiz bir gaddarlıkla yerlerde sürürlerken resimler çektirebiliyorlar.

Terör dalgası koca bir demokrat(!) kamuoyunun ölüm sessizliği altında; dinmek bilmiyor. İdil’de beş yoksul köylü yine silahlı çatışmada(!) yok ediliyor.

Katliamlara karşı seslerini çıkartmak isteyenlere, yürüyüş yapan gençlere kurşun yağdırılıyor.  Bu kez bir başkası-ve hiç şüphesiz sonuncusu değil- METİN ARIKAN vurulup düşüyor.

Bu cinayetler, bu katliamlar, bu gaddarlık ve vahşet... İşte bütün bunlar herkesin gözleri önünde meydana geliyor!
 
 

BU KANLI FAŞİST TERÖR, EMEKÇİ YOKSUL HALKA GÖZDAĞI VERMEK, ONLARI SİNDİRMEK İÇİNDİR

Bu vahşet ve bu katliamlar, bu kanlı faşist terör, aylardan beri süren azgın komando saldırılarını tamamlıyor.

Oligarşik diktatörlüğün sivil kolu olan MHP’li ve ülkü Ocaklı faşist komandoların saldırılarının yapamadığını oligarşinin bir diğer kolu yerine getirmeye çalışıyor.

Devletin terörcü uygulamalarının esas amacı yurtseverlere, devrimcilere ve tüm emekçi halka gözdağı vermek, susturup sindirmektir. Onlar sömürülerini rahatlıkla sürdürebilmek, bu soygun ve talan düzenini devam ettirebilmek için işci sınıfını ekonomik-demokratik taleplerinde geriletmek ve devrimcileri de bu talanın sessiz seyircileri haline getirmek istiyorlar.

Bütün bu katliamların amacı meydanı temizlemek, faşizmin önündeki engelleri ortadan kaldırmak, tüm emekçi halkı eli kolu bağlı sessiz köleler haline getirmektir. Bütün ülkeyi bir esir kampına çevirmektir.

Onlar katliamları, devletin faşist baskı ve terörünü gündelik bir olay haline getirmek, meşrulaştırmak istiyorlar. Bu nedenle, bu katliamlar karşısında asla sessiz kalınmamalıdır. Faşizmin cinayetleri karşısında susmak, önce faşizme cesaret verir. Sonra ve bundan da önemlisi faşizmin kitleleri sindirme, pasifıze etme amacına hizmet eder. Faşist cinayetler ve saldırılar karşısında korkmak, sinmek, ölü gibi sessiz durmak faşizme hizmet eder. Susmak cinayete ortak olmak demektir.

Ayrıca bu faşist katliamlar mevcut devlet cihazının içinde kurumsal olarak var olan faşizm öğelerinin yiikselişini de ifade etmektedir. Faşizm öyle rejim dışından, dışarıdan bir yerden gelecek birşey değildir. Faşizm sanki dışarıdan bir yerden gelecekmiş gibi bazı aklı evveller faşizmi getirtmemek için, demokrasiyi(!) kurtarmak için, oyuna gelmemek için susup uslu uslu oturmayı önerir ve provokasyona gelmemek için kıpırdanmadan durmaya çalışırken aynı zamanda faşizmin çok sevdiği ve istediği sessizliği ve teslimiyeti yaratıyorlar.

Bu yüzden bütün yurtseverler, bütün devrimciler ve gerçek demokratlar, tüm emekçi halk her türlü faşist saldın ve katliamlara sıkılı bir yumruk gibi en aktif bir şekilde karşı çıkmak zorundadırlar.
 

ANTİ-FAŞİST MÜCADELEDE "MEVCUT NİSPİ DEMOKRATİK ORTAMI" KORUMAYI ESAS ALAN GÖRÜŞLER FAŞİSTLERİN İŞİNİ KOLAYLAŞTIRIYOR

Ülkemizde anti-faşist mücadele özünde bir devrim meselesidir. Faşizm rejimin dışından bir yerden gelecek bir şey değildir ve yukarıdan aşağı olarak devlet aygıtının içinde zaten yerleşiktir, kurumsal olarak vardır. Bugün söz konusu olan, mevcut gizli faşizmden açık faşizme geçme eğilimleridlr. Anti-faşist mücadele esas olarak bu faşist kurumları yok etmeden başarılamaz. Anti-faşist mücadele, anti-oligarşik mücadeleye tabidir. Bu sebeplerle mevcut nispi demokratik şartları korumak anti-faşist mücadelede esas alınamaz (talidir). Aksi halde mevcut "nispi demokratik ortamı" koruma görevi(!) dahi yerine getirilemez. Zira bu görüşü benimseyenler faşizmi rejim dışı bir yerden beklerken, faşizmi dışarıdan getirtmemek için kapının arkasına evdeki bütün eşyaları yığmaya, "faşizme geçit vermemeye" çalışırken, evin içindeki canavarı göremez, ona en geniş hareket imkanı sağlarlar, en rahat gelişme fırsatını verirler.

Nitekim ülkemiz solunda anti-faşist mücadelede mevcut nispi demokrasiyi(!) korumayı esas alan göıüşlerln egemen olması faşistlerin işini kolaylaştırmaktadır. Bu görüşü benimseyenler faşizmi getirtmemek için mücadele ederken, TİP’li ve ‘Yürüyüşcü’ bazı akıllılar "faşistlerle devletin güvenlik kuvvetlerini karşı karşıya getirmek" taktiklerini bile önerebiliyorlar. Ve tabi devlet terörü komando terörünün yerini alınca da şaşkına dönüyorlar. (Korkudan bacakları titremeye başlıyor ve "provokasyondan korkmayalım" çığlıklarıyla cesaret arıyorlar!)

Faşist katliamlar ve devlet terörü karşısında "mevcut nispi demokrasiyi korumayı" esas alan görüşler iflas ediyor. Devlet kurumları içindeki yerleşik faşizmi görmedikleri için, faşist terör karşısında provokasyona gelmeyelim çığlıkları ile faşizmin gelişmesi için gerekli ortamın yaratılmasını ve bu gelişmeye seyirci kalınmasını sağlıyorlar:

Adeta faşizmin sindirme amacını gerçekleştirmesine yardımcı oluyorlar...

Aynı işi CHP de hükümeti devireceği ve faşizinin gelmesini önleyeceği umutlarını yayarak, üniversiteleri olaylan önlemek için(!) kapattırarak ve faşist katliamlara karşı çıkabilecek olan geniş ve güçlü gençlik potansiyelini de ortadan kaldırarak ve geri kalan demokratik kamuoyunu CHP’nin iktidarını beklemeye sevkederek yapıyor.

Her türlü faşist saldırı ve katliamlara karşı en geniş yığınların en aktif mücadelesini gerçekleştirmek, faşizme karşı savaş bilincini ve kararlılığını yerleştirmek, anti-faşist mücadelenin özü olmalıdır. Anti-faşist mücadelenin esas olarak bir devrim mücadelesi olduğunu hiçbir zaman gözardı etmeden; açık faşist diktatörlük eğilimlerine karşı mücadeleyi, mevcut nispi demokratik şartları koruma mücadelesi görevini tali de olsa ihmal etmeden, faşizme karşı mücadeleyi karmaşık bir görevler bütünü olarak doğru kavrayalım ve hayatın tüm alanlarıında, her türlü faşist saldırılar ve katliamlar karşısında tavizsiz mücadeleyi örgütleyelim.

KAHROLSUN FAŞİZM

KAHROLSUN FAŞİST TERÖR VE KATLİAMLAR.


Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org