Emperyalizme ve Oligarşiye karşı
DEVRİMCİ GENÇLİK


 

Eğitimin
faşistleştirilmesine
karşı mücadele

Devrimci Gençlik. Sayı 6,7. 1 Mart 1976, 19 Nisan 1976

I

ÖĞRETMEN OKULLARI VE EĞİTİM ENSTİTÜLERİNDEKİ OYUNLAR

Ülkemizde sömürge tipi bir faşizmin var olduğunu söylüyoruz. Bu tip bir yönetimin en belirgin özelliklerinden birisi de içinde "nispi demokrasi" öğesini taşımasıdır. Oligarşinin kendi iç

 
çatışmalarının, orta sınıflarla olan ilişkilerinin ve devrimci hareketin gelişim düzeyinin çeşitli dönemlerde gösterdiği bu değişiklikler nispi demokrasi öğesinin artmasına veya azalmasına yol açmaktadır.

Orta sınıflarla oligarşi arasında ve oligarşinin kendi arasında geçici dengelerin kurulduğu dönemlerde demokrasi unsuru belirli bir işlerlik kazanmıştır. (Özellikle ‘60 sonrası) Elbetteki kurumsal olarak faşizmin sömürülen sınıflar üzerine baskısı yine gündemdedir. Bu dengenin bozulduğu dönemlerde ve oligarşinin kendi iç çatışmalarının arttığı, devrimci hareketin yükseldiği dönemlerde ise açık faşizm eğilimleri hız kazanmış ve demokrasi öğesi oldukça zayıflamıştır.

Oligarşinin yapısal olarak zayıflığı, işçi sınıfının ve halk yığınlarının ekonomik-demokratik mücadelesi karşısındaki güçsüzlüğü ve en ufak bir ödün verecek güçte olamayışı onu daima açık faşizm tercihine itmektedir. Uzun vadeli bu programını gerçekleştirmede kitle tabanı yaratmak, oligarşi için çok önemli bir sorundur. Aşağıdan yukarıya kitle tabanı yaratma imkanlannı arayan ve bu yönde politika güden oligarşi, devlet kurumlarının tümünü faşist kurumlar haline getirmeye çalışmaktadır. Pratikte bu iki girişim somut olarak kendisini öğretmen okullarında yansıtmaktadır.

Öğretmen Okulları üzerinde oynanan oyunlar bu bütün içerisinde değerlendirilmelidir. Öğretmen Okullarına el atan oligarşi hem kendisine bir kitle tabanı yaratmayı, hem de eğitim kurumlarını faşistleştirmeyi amaçlamaktadır. Öğretmen Okullarında olagelenler hep bu çabanın ürünüdür.

Tarihi gelişim içerisinde siyasi iktidarların Öğretmen Okullarında yürüttükleri politikaya kısa bir göz atalım. Gelişimi içerisinde yürütülen politikada belli bir devreye kadar bir dizi tutarsızlık ve kararsız politika gözlemek mümkündür.

Öğretmen Okullarında 1930’lardan önce yazılmış ders kitapları okutulmakta ve öte yandan son derece ilkel, "çağ dışı" diyebileceğimiz, yönetmeliklerle durum idare edilmeye çalışılmaktadır. Böylece öğretmen okulları tam bir keyfiliğe terkediliyordu. Bu haliyle öğretmen okulları her türlü gerici saldırıya açıktı. Nitekim gerek köy enstitülerinden, gerekse öğretmen okulları üzerinden gerici saldırılar hiç bir zaman eksik olmadı. Faşizmin açık yüzünü gösterdiği dönemlerde öğretmen okulları ağır darbeler yemiş (örneğin köy enstitüleri kapatılıp 6 yıllık öğretmen okulu yapılmış) ve allak bullak edilmiş. Her döneme göre yeni politikalar tespit edilmiş ve uygulanmış. Bütün bu kararsızlıklar arasında demokrasi öğesinin işlerlik kazandığı dönemlerde demokratik düşünceler gelişebilme ortamı bulabilmiş, tartışma tabanlarını yaratmıştır. Bu nedenle de öğretmen okulları nitel anlamda sıçramalara uğramış, öğrencileri arasından çok iyi unsurlar çıkartabilmiştir. Ve son yıllara kadar güçlü demokratik mevziler olagelmiştir öğretmen okulları.

Ancak oligarşinin Öğretmen Okulları üzerinde uyguladığı görünürdeki "kararsız" politika, 1970’lerde sınıflar arası dengenin süratle değişimine bağlı olarak değişmiş; yerine çok uzun süredir alttan alta yürütülen uzun vadeli programı gündeme gelmiştir. Anlatmaya çalışacağımız bu program, bize Öğretmen Okullarında oynanan oyunları çok rahat bir şekilde açıklayacaktır.
 

1970’LER VE OLİGARŞİNiN PROGRAMI

Oligarşik diktatörlük, okulları, faşizmin birer kurumu haline getirmeyi, buralarda her zaman gelişme ortamı bulabilen demokratik düşünceyi boğmayı çok önceden hesaplıyordu. Öğretmen Okulları bu planın ilk basamağını oluşturmaktadır. Bunun için ilk önce Öğretmen Okullarına öğretmen yetiştiren bir okul kurulmalı, faşist ideolojiyle donatılan kişiler yetiştirilmeli ve bunlar öğretmen olarak okullara tayin edilmelidir. Bu okullara da liselerden sözlü sınavlarla "seçme" öğrenciler alınacaktı. Sabır isteyen bu uzun vadeli planın uygulanmasına 1958-59 yıllannda başlandı. Planın kuramcılanndan olan Adnan Ötüken tam sonuçlarını göremeden 3 yıl önce öldü. Nihat Sami Banarlı da öyle. Cahit Okurer, Ahmet Kabaklı, Şadiye Okurer ve Nihat Akay (Bu şahıs şu anda müsteşardır ve Milli Eğitim Bakanlığı’nda faşist eğitimin baş tezgahtarı durumundadır), diğer kuramcılar ve planın uygulayıcılarıdır. Planın pratikte gelişimini kısaca özetleyelim. Plana uygun bir okul vardı: Eski adı Yüksek Muallim Mektebi olan İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu plana uygun olarak ele alınacaktı. Ancak yeterli değildi. 1959 yılında Ankara Yüksek Öğretmen Okulu, çok sonraları da İzmir (Bornova) Yüksek Öğretmen Okulu kuruldu. 1964 yılına kadar ağır aksak yürüyen plan bundan sonra hızlandırıldı. Yukarıda isimlerini saydığımız kişilerin yanısıra, faşist ideolojiyi öğretecek birçok kişi bu okullara yerleştirildi. Demagojik antikomünizm propagandası, soyut milliyetçilik, turancılık hızla yürütülüyordu. Derslerde çok kereler sosyalizm aleyhine iftira atmak (örneğin sosyalizmde aile yoktur, ahlak yoktur...) alışkanlık haline getirilmişti. Bunlarla yetinilmemiş, öğrenciler arasına mezhep nifakları atılmış, bölgesel ayrılıklar yaratılmış ve bütün bunların üzerine faşizmin siyasi ideolojik inşası yapılmıştır.

Elbetteki planın tümüyle başarılması mümkün değildi. Nitekim Yüksek Öğretmen Okullarından çok iyi unsurlar da çıkmıştır. Bağımsızlık mücadelesinin ön saflannda kavga veren devrimci yurtsever unsurlar da çıkmıştır. Buna karşı da tedbir alındı hemen. Birinci tedbir, Öğretmen Okullarına "solcu militanlar gönderilmeyecek", bu konuda MİT raporları "tayinlerde esas alınacak" ikinci tedbir, Yüksek öğretmen Okullarına alınan öğrenciler sözlü sınavlardan "süzülerek", özellikle sorulara verdikleri cevaplara göre seçilerek alınacaktı. Üçüncü tedbir; çeşitli yöntemlerle "solcu militanlar tasfiye edilecek". Bu üçlü tedbir 1969’dan itibaren uygulanmaya başlandı. Bunlardan üçüncüsüne özellikle değineceğiz. Tedbirin ilk gerçekleşmesi 1970’de İstanbul Y.Ö.Okulunda olmuştur. Gece gündüz yürütülen polis-faşist baskınları, pusuları, Hüseyin Aslantaş’ın öldürülmesi, tekrar baskınlar, tutuklamalar ve yaralamalar...

Artık dayanamayan yurtsever öğrenciler okulu terketmek zorunda kalmışlar ve plan gerçekleşmiştir. Aynı yöntem Ankara’da da uygulanıyor. 1969’da, 1970 baharı ve kışında 400 kişiyle dışarıdan ve içeriden yapılan baskınlar, tutuklamalar, yaralamalar, polisin sindirme çalışmaları... Ancak plan sökmüyor. Devrimci gençler direniyor, demokratik mevzileri faşistlere terketmiyorlar. Bu durum 12 Mart’tan sonra da devam ediyor. Soruşturmalar, tutuklamalar, faşizmin genel olarak yarattığı kanlı terörün sonucu hakim olan sindirme havasının varlığı, faşistlerin tek tek sindirme hareketleri, yurtseverlerin genel olarak aldıkları ağır darbelerin varlığı... Ama tüm bunlar yine yıldırmıyor devrimci gençlerin direnişlerini, kararlı mücadelelerini. İşin bu noktasında bütün yurtseverlere söyleyecek birkaç sözümüz var. Bugün Öğretmen Okullarında hemen hemen aynı yöntemler uygulanmaya devam ediyor. Yukarıda anlattığımız, devrimci arkadaşlarımızın mücadele anlayışları bugünkü mücadelemizde örnek alınmalıdır. Gerçi bu arkadaşlar da okulu terketmek zorunda kalsdılar sonunda. Yurtseverleri tasfiye etmek için çeşitli yolları deneyen, açık kapı bulamayan oligarşi, okulu kapatacağı şayiasını yayıyor, bir taraftan da burslu ayrılma hakkını çıkartıyordu. Oyunu kavrayamayan, ya da başka çare göremeyen yurtseverler okulu terketmek zorunda kaldılar. Böylece plan Ankara’da da başarıya ulaşmıştı. Okula tek yurtsever alınmamaktadır artık... İzmir’de de aynı durum gerçekleşti... Gelişim içinde anlattığımız bu planın sonuçları ve etkileri neler olmuştur: Yüksek Öğretmen Okulları mezunları, yayıldıkları Öğretmen Okullarında faşizmin demagojik propagandasına giriştiler. Çoğu yönetime getirildi. Ceza yönetmelikleri giyotin gibi işletilmeye başlandı. Sürgünler, sindirme amacındaki cezalar yoğunlaştı. 12 Mart açık faşizminin yarattığı ortamda önder durumdaki devrimci unsurların tutuklanmaları ve atılmaları yürütülürken, bir yandan da faşist köpeklerin yetiştirilmesine hız verildi. Açık faşizm yerini "nispi demokrasi" ortamı dediğimiz kurumsal faşizme bırakınca, olaylar süratle gelişti, devrimcilerin bu okullardaki mücadeleleri tekrar yeni boyutlar kazandı.

Elimizde Öğretmen Okullarından, yurtsever arkadaşlar tarafından gönderilen çok sayıda rapor, bildiri, yazı, vs. var. Olaylar hep aynı yöntemlerle geliştiriliyor. Aralarında büyük benzerlikler var. Tıpkı elektronik beyin muntazamlığı var. Elimizdeki raporlardan çıkarttığımız, bütün okullardaki olaylar dizisinin tıpkı bir elektronik beyin tarafından yönetiliyormuşcasına benzerliğidir. Peki böyle bir şeyi MHP ve Ülkü Ocaklan gibi faşist örgütler mi gerçekleştiriyor? Hayır, kesinlikle hayır. Onların, tasmalı köpeklerin boyunu çok çok aşan bir olaydır bu. Onlar sadece verilen emirleri yerine getiren basit memurlardan öte bir şey değildirler. Bütün olaylarda şu aynı gelişmeyi gözlemek mümkündür:

Yukarıdan emirle harekete geçen faşistler, Öğretmen Okullannda yurtsever öğrencileri sindirme hareketine başlıyorlar. Tek tek dövmeler, yaralamalar, yatakhane baskınları, pusular, tabancalı bıçaklı saldırılar.... Olayları kavrayamayan ve genel olarak ögütsüz olan yurtsever öğrenciler zaman zaman saldırganları ellerindeki tabanca bıçak gibi silahlarıyla birlikte yakalayıp savcıya, polise, ya da idareye teslim ediyorlar. Elbette hiçbir şey değişmiyor. Faşistler serbest bırakılıyor, saldırılar artıyor.

Önceleri 4 yıla çıkarılan Öğretmen Okulları tekrar 3 yıla indiriliyor. Normal lise haline dönüştürülen okullarda öğretmen yetiştirilmiyor artık; öğretmen olma hakları ellerinden alınıyor. Ne yapacaklarını iyice şaşıran öğrenciler tepki gösteriyor, direniyorlar. Disiplin kurulları tekrar çalışmaya başlıyor. Atılmalar, sürgünler, cezalar, falakalar, tutuklamalar, polis terörü, faşist terorü... Örneğin Bolu İlköğretmen Lisesi’nden 200 öğrenciye sürgün, 40 öğrenciye atılma cezasının verilmesi... Ve bu iş bir gecede yapılıyor. Öğrenciler -kış ortasında parasız pulsuz- sokağa atılıyorlar. Hak arayamıyorlar, başvurdukları yerlerden kovuluyorlar. Sokak ortasında ne yapacaklarını bilemeyen öğrencilere bir yandan da polis baskısı uygulanıyor. Çaresiz herbiri memleketine gidiyor.

Akşehir Öğretmen Okulu’nda da öyle. Can güvenliğinin sağlanmasını isteyen 50 öğrenci bir gecede atılıyor.

Aydın-Ortaklar’da direniş nedeniyle 19 öğrenci atılıyor. Bu örnekleri daha da çoğaltabiliriz. Sivas’ta, Gönen’de, Mimar Sinan’da, Ankara’daki İlköğretmen Lisesi’nde, eğer saymak gerekirse 80’i aşan ilköğretmen lisesinin hemen hemen hepsinde aynı şeyler gerçekleştiriliyor. Ve hepsinde, temsillerde, gecelerde, derslerde faşizmin demagojik propagandası yürütülüyor, demagojik soyut milliyetçilik, mezhep ayrılıklan, bölge ayrılıklan, ırk şovenizmi, ilerici herşeyin karalanması... Bütün bunları kanıtlayan çok sayıda olay var. Teker teker hepsini anlatmak mümkün değil. Önemli olan meselenin, olayların özünü kavramaktır! Ne yapılmak isteniyor, bunu kavramaktır. Buna göre de yurtseverler ne yapmalıdır, tespitini yapmaktır.

Bütün olaylar ve gelişmeler bize şunu gösteriyor: EĞİTİM KURUMLARI, FAŞİST YETİŞTİREN YUVALAR HALİNE GETİRİLMEK İSTENİYOR VE BÖYLECE FAŞİZM KENDİSİNE ZORA DAYALI BİR KİTLE TABANI YARATMAYA ÇALIŞIYOR. Oligarşik dikta, faşizmin özünde var olan zora dayanarak, baskı ve sindirme yöntemlerini kullanarak demokratik mevzileri çökertmek istiyor. Bütün ülkeyi dikensiz gül bahçesine çevirmek istiyorlar. Böylece sömürülerini çok rahat yürüteceklerine inanıyorlar. Bu operasyonu gerçekleştirmek için eğitimi faşistleştirme, faşist demagojilerini yayarak ve köpekler vasıtasıyla demokratik mevzileri çökertmek için uğraşıyorlar. Öğretmen Okulları operasyonun ilk basamağıdır.
 

YURTSEVERLER, DEMOKRATİK MEVZİLERİ FAŞİZME KAPTIRMAYALIM

Öğretmen liseleri faşizme ve emperyalizme karşı verdiğimiz bağımsızlık-demokrasi-sosyalizm kavgamızın çok önemli mevzileridir. Bu mevzilerde sonuna değin direnelim.

Giderek demokratik mevzilerimizi güçlendirelim. Eğitim kurumlarının faşistleştirilmelerine karşı çıkalım. Fakat bu direncin, faşizme karşı mücadelenin mutlaka örgütlü olması gerektiğini unutmayalım. Günümüzdeki yenilgiler, geri çekilmeler örgütsüzlüğümüzün ürünüdür. Faşizme karşı aktif kitle mücadelelerini örgütleyelim.

Ve yine elbette ki faşizme karşı mücadele karmaşık görevler bütünüdür. Bu görevi yurtseverler ihmal etmemek zorundadırlar.

Bunun için:

  1. Demokratik mevzileri güçlendirmeli, Öğretmen Okullarındaki mücadeleyi, demokratik orta öğrenim kavgasına yeni boyutlar kazandırmak için yükseltmeli, haklı demokratik istekler doğrultusundaki-kararlı kavga yürütülmeli,
  2. Demokratik mevziler baskı, zulüm-sindirme karşısında terkedilmemeli, direnilmeli; faşist demagojiler, bilimsel dünya görüşü ite etkisiz hale getirilmelidir.

Görevlerin gerçekleştirilmesi için:
 

  1. Gençliğin devrimci eyleminin birliğini sağlamak doğrultusunda orta öğrenim gençliğinin şehirlerde ve tüm ülkede dayanışması ve örgütlenmesi sağlanmalı, doğru ve tutarlı ilkeler etrafında ve de demokratik istekleri gerçekleştirmek için birleşilmeli.
  2. Baskılara, saldırılara karşı, demokratik taleplerimiz doğrultusunda bütün demokratik kuruluşların ortak hareketleri sağlanmalı,
  3. Akşehir’de İlköğretmen Lisesi’nden atılan 50 öğrencinin, halkı seferber ederek demokratik bir protestoyu örgütlemeleri sonunda kararın geri alınması ve öğrencilerin okula tekrar alınmasında olduğu gibi kitleler uyanık tutulmalı ve faşizme karşı seferber edilmelidir.
  4. Saldırı ve baskınlara karşı uyanık olmalı, soğukkanlı olarak karşı koyulabilmeli. (Aydın-Ortaklar İlköğretmen Lisesi’nde olduğu gibi; önce saldırganları silahları ile savcıya ve polise teslim eden yurtsever öğrenciler, birşey yapılmadığını görünce durumu protesto için dershaneleri ve idareyi işgal ediyorlar. Saldırı tekrarlanınca, saldırganlara meydan dayağı atılıyor, saldırganları örgütleyen, onlara silah dağıtan müdür muavini linç edilmekten zor kurtarılıyor. Müdürün odasındaki bozkurt panoları ve resimleri parçalanıyor.)

FAŞİZME KARŞI MÜCADELENİN BÜTÜN KARMAŞIK YÖNLERİNİ KAVRAMALI, GÖREVLERİMİZİ AKSATMADAN YÜRÜTMELİ, TAVİZSİZ MÜCADELEYİ HER ALANDA ÖRGÜTLEMELİ VE YÜRÜTMELİYİZ.
 

II

Altıncı sayımızdaki yazımızın ilk bölümünde öğretmen okullarında oynanan oyunları açıklarken, oyunun nasıl tezgâhlandığını en genel hatlarıyla ortaya koymaya çalıştık. Bu yazımızda da, Eğitim Enstitülerinde saldırıların sistemli olarak nasıl geliştirildiğini birkaç örnek üzerinde açıklayacağız. Daha sonra da eğitimin faşistleştirilmesi çabasını, gerek özel yönleri, gerekse en genel yönleriyle hangi boyutlar içinde ele almamız gerektiği konusundaki görüşlerimizi anlatacağız.

Yurdumuzun dört bucağından elimize ulaşan raporlarda, Eğitim Enstitülerindeki oyunları çok daha geniş biçimde anlatabileceğimiz aynntılar var. Ama bu yazının konusu gereği, tek tek ayrıntılar üzerinde fazla durmayacağız. Ancak, olayların ve gelişmelerin ayrıntılı yönlerini raporlar ve belgelerle bize gönderen devrimci arkadaşlarımız, gerek olayları daha iyi kavrayabilmemize ve gerekse bütün bu olayların, gelişmelerin en genel değerlendirmelerini yapmamızda bizlere çok yardımcı oldular.

Oligarşi, Öğretmen Okulları ve Yüksek Öğretmen Okullarını faşizmin birer kurumu, eğitimin faşistleştirilmesinde birinci basamak olarak alıp, bu oyunu sahneye koyarken bir yandan da eğitimin faşistleştirilmesinde ikinci basamak olan ve aynı zamanda kendisi için yara olarak gördüğü Eğitim Enstitülerini de birer faşist kurum yapabilmenin planını tezgahlamaya başladı. Eğitim Enstitülerinde gerek demokratik ortamın ağır basması, gerekse öğretmen okulu mezunlarının okuyabildikleri -Y.Ö.Okullarının ayrıcalıklı durumlarını bir yana bırakırsak- tek yüksek okul olması nedeniyle halk çocuklarının ve biraz öğretmenlik -birkaç yıllık dahi olsa- yapmış olanların bulunması, demokratik tartışma ortamı ile birlikte demokrat düşüncenin gelişebilmesini, ülke sorunlarına yaklaşma ve yurtseverlik bilincinin gelişmesini mümkün kılıyordu. Nitekim 1967’den itibaren büyük şehirlerde anti-emperyalist gençlik hareketlerinin gelişmesi, anti-emperyalist bilincin yayılması, Eğitim Enstitülerinde etkisini kısa zamanda göstermişti. Eğitimde Amerikan etkisine karşı mücadele, barış gönüllülerine karşı çıkma, sağlığa zararlı olduğu raporla tespit edilmiş Amerikan (artığı) yardımlarının imhası biçiminde kendini gösteren eylemler ve hareketler yoğunluk kazanmıştı. Zaten kuruluşlarından bu yana ağırlık kazanmış ve mezunlarının çoğunluğunu demokratlar ve ilericiler teşkil etmiştir.

Eğitim Enstitülerinin yukarıda kabaca ifade ettiğimiz durumu, oligarşiyi rahatsız ediyordu; eğitimin faşistleştirilmesinde, Eğitim Enstitülerinin 2. basamak olarak ele alınması, bu rahatsızlığın nedenini ortaya koyar. Eğitim kurumlannı faşizmin birer kurumu haline getirmek için hazırlanan uzun vadeli programın gerçekleştirilmesinde Eğitim Enstitüleri büyük bir engel teşkil ediyordu. Örneğin altıncı sayıda yazımızın ilk bölümünde anlatmaya çalıştığımız gibi Yüksek Öğretmen Okulu ile Öğretmen Okullarında yetiştirilen faşist kadrolar birbirini doğurabiliyordu. Biraz daha açık söylersek, Yüksek Öğretmen Okulunda yetiştirilen faşist kadrolar Öğretmen Okuluna gönderiliyor, orada faşist kadrolar yetiştiriliyor, bunların seçme unsurları ise Yüksek Öğretmen Okullarına gönderiliyordu. Böylelikle periyodik bir gelişme ve birbirini doğurma sağlanabiliyordu. Aynı Durum Yüksek Teknik Öğretmen Okulu ile Sanat Okulları arasındaki ilişkide de sağlanabiliyor.

Ancak Eğitim Enstitüleri için böyle bir yapıyı kurmak mümkün değildi. Aynı zamanda oligarşinin elindeki kadrolar Eğitim Enstitülerinde planın uygulanmasına yeterli değildi. Diğer yandan da öğretim sisteminin akedemik sistemi gerektirmesi, ama Bakanlık’a bağlı olarak öğretim yapması bir çelişme doğuruyordu. Ve bu çelişmeden dolayı da öğrenci tabanında akademik-demokratik mücadele kapsamında olan enstitünün akademi olması, özerklik isteği güçlü bir destek kazanıyordu. Bu da enstitülerin faşist kurum haline getirilmelerine engel olucu bir unsur oluyordu.
 

PROGRAMIN UYGULANMASI-BALIKESİR VE ERZURUM EĞİTİM ENSTİTÜLERİNDE FAŞİST KADROLAŞMA

Planın uygulanması mevzi olarak başlatıldı. İlk önce Balıkesir ve Erzurum Eğitim Enstitülerinde bütün öğretim kadrosu değiştirilerek faşistler yerleştirildi. Yapılan sözlü sınavlarda yurtseverlerin okula öğrenci olarak alınması engellendi. Öğrenci olanlar ise, baskı, sürgün ve atma yoluyla tasfiye edildi. Diğer Eğitim Enstitülerinden bazılarına da 12 Mart döneminde ve sonraları Y.Ö.O. mezunlarından bazı faşistleri yerleştirmeye başladılar. Bir taraftan da okul içinde faşistler örgütlendiriliyordu. MC hükümetinin iş başına gelmesiyle, planın gerçekleştirilmesi için bütün devlet kurumları harekete geçirildi. Eğitim Enstitülerindeki yurtsever, ilerici, demokrat öğretmenler uzaklaştırıldılar. Ancak ellerindeki kadroların yetersiz olmalarından dolayı, oligarşi, ilkokul öğretmenlerini dahi öğretim üyesi yaptırdı. Talim Terbiye tarafından verilen yeterlik belgeleriyle bu iş yapılıyordu. Yurtsever Öğrenciler Bakanlık ve enstitü disiplin kurulları tarafından çeşitli gerekçelerle okuldan atılmaya başlandı. Bir yandan da polis-faşist terörü birbirini tamamlayarak yönetimin de desteğiyle baskılar, saldırılar yoğunlaştırıldı. Okullara işgal havası verildi, yurtsever öğrencilerin okullara gitmesi engellendi. Örneğin faşistlerin derneklerine bağış yapmayan öğrencinin kayıt evrakları yöneticilerce eksik kabul edildi. Ve burada saymamızın çok gerekli olmadığı akla gelebilecek bütün yollarla bir yandan yurtseverler tasfiye edilirken, bir yandan da okullarda faşist işgal sürdürülüyordu. Elbette planın tümüyle gerçekleştirilmesi mümkün değildir. Nitekim Trabzon Fatih Eğitim Enstitüsü ve Diyarbakır Eğitim Enstitüsü’nde plan gerçekleşmemiştir. Örneğin Diyarbakır’ı ele alalım. Okulda terör yaratmak isteyen faşistler, öğrencilerin akıllı karşı koymasıyla ne yapacaklarını şaşırdılar, daha sonra da okula gitmediler. Devamsızlıktan sınıfta kalmaları gereken faşistler diğer enstitülere dağıtıldılar. Bu dağıtılan öğrenci sayısı 119’dur. Bu kadar öğrencinin sorununu halletmek için aynı yöneticiler Gazi Eğitim’de dört bin öğrenciyi kaşla göz arasında atmayı hesaplamaktadır. Bu durum, oligarşinin neleri göze aldığını anlatması bakımından ilginçtir.

Burada, diğer eğitim kurumlarında olduğu gibi Eğitim Enstitülerinde yürütülen saldırıların neye yöneldiğini kavramak, aralarındaki ilişkiyi iyi görebilmek için Konya Selçuk ve Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü’ndeki olayları özet olarak verelim.

Selçuk Eğitim Enstitüsü:
 

3 Kasım 1975 : Emniyet-idare desteğinde yurtseverleresaldıran faşistler 8 kişiyi yaraladı.
26 Aralık : Faşistler dersliklere baskın yaparak, 5 kişiyi yaraladılar. Gece ve gündüz bölümlerinde forum yapan öğrenciler saldırıları kınadılar ve 2 günlük boykot  kararı aldılar.
29 Aralık : Okula giden öğrenciler, okulun faşistlerce işgal edildiğini gördüler. Öğrencilerin okula girmek istemesi üzerine kapılan tutan polis öğrencileri içeri almadı.
30 Aralık : İdare okulu 1 hafta kapattı. Bu tarihten sonra diğer illerden getirtilen faşistler okulda yasa dışı ve özel olarak açılan yurda yerleştirildiler. Saldırılar yoğunlaştı.
5 Ocak 1976 : Öğrenciler yine okula alınmadı. Saldırılar devam ediyor. Polis baskısıyla
15 Ocak : 500 Öğrenci direniş kararı alıyor.
16 Ocak : Direnişi bastırmak isteyen polis, TÖB-DER’i bastı. Öğrencileri göz altına aldı.

 Bugün hala yurda yerleştirilen tasmalı köpekler yurtseverler üzerine saldırılarını
 devam ettiriyor.

Gazi Eğitim Enstitüsü:

Okul yöneticileri değiştiriliyor. Yeni yöneticiler, Enstitü’nün akademi olması yolunda çalışmaları bir kenara ittiler. Resmi Gazete’de yayınlanan kararname, yönetmelik ve akademi hakkının tanınması yolundaki kanunlar iptal ediliyor. Yeterlik belgesi verilmiş ilkokul öğretmenleri okula yerleştiriliyor.
 
 

13 Ekim 1975 : Okul açılıyor. Açılmasıyla tabancalı, bıçaklı, bomba1ı saldınlar, polis tutuklaması, 
 baskısı başlıyor.
14 Ekim : Bir öğrenci ana bina önünde üç yerinden bıçaklanıyor. Başka bir öğrenci feci şekilde dövülüyor. Birer hafta rapor alıyorlar. İdare, ana binaya yatak yerleştiriyor.  Her türlü ihtiyaçları karşılanan faşistler, stratejik önemi olan ana binayı işgal ediyorlar.
17 Ekim : Okulu toplu terkeden öğrenciler Y.Ö. Okulu önünde silahlı saldırıya uğruyor.
23 Ekim : Anti-demokratik uygulamaları, baskı ve saldırıları kınayan öğrenciler, can 
 güvenliğinin sağlanmasını isteyerek bir haftalık ihtar boykotu ilan ettiler. Okulu 
 terkeden öğrencilere faşistler saldırdı. Arkasından polis saldırıya uğrayan 
 öğrencilerden 5 kişiyi göz altına aldı, işkence etti.
3 Kasım : Boykot sonrası okula giden öğrenciler, taşradan getirilen faşistlerce okulun işgal edilmiş olduğunu gördüler. Silahlı saldırı başlıyor. Kendi arkadaşlarını öldürüyorlar. Polis mecburen arama yapıyor. Faşistlerin üzerinde çok sayıda  tabanca, mermi, dinamit vs. buluyor, çoğunun okul öğrencisi olmadığı anlaşılıyor. Akşam serbest bırakılıyorlar.
3 Kasım : Süresiz boykot ilan ediliyor.
26 Aralık : Kredi-burs-para işlemleri için okula giden öğrencilere polis-faşist saldırıyor. 44 kişi gözaltına alınıyor.
29 Aralık : Müzik, Beden Eğitimi ve Eğitim bölümleri kapatılıyor.

Daha sonraki çeşitli dönemlerde saldırılar devam ediyor. Durumu görüşmek için ODTÜ-DER’de toplantı yapan Gazi’li 200 öğrenci gözaltına alınıyor. Bunu daha da uzatmak mümkün. Bu kadarıyla bile, durum gözlerimizin önüne açık bir şekilde serilmektedir.

Oligarşi, kendi kanunlannı bile çiğneyerek saldırıyor, tutukluyor, işkence ediyor, vuruyor, öldürüyor. Ve bir yandan kendi iç çelişmelerini halledebilmek için olaylar çıkartıyor ve bu olaylara kulp buluyor, diğer bir yandan da bu yaratılan durumlarla faşizme kitle tabanı yaratmak, eğitim kurumlarını faşist kurumlar haline getirmek istiyor. Bugün Eğitim Enstitülerinde ve diğer tüm eğitim kurumlarında saldırılar yoğunlaşırken, biz şu gerçeği çok açık şekilde kavramalıyız: Yurtsever gençliğin mücadelesi, akademik-demokratik mücadele boyutlarını kat kat aşmıştır. Sorun; düzen meselesi, iktidar meselesi boyutlarına ulaşmıştır. Yurtsever gençliğin zaman zaman uğradığı başarısızlıkların en önemli nedenlerinden biri budur. Diğer bir neden de halkın alabildiğine örgütsüz olması, halk hareketinin daha henüz iktidar alternatifi olamaması, gençliğin ülke çapında merkezi örgütlenmeye sahip olamamasıdır.
 

EĞİTİMİN FAŞİSTLEŞTİRİLMESİNE KARŞI MÜCADELE, TÜM YURTSEVERLERE DÜŞEN BİR GÖREVDİR

Herşeye rağmen eğitim kurumlarında akademik-demokratik mücadeleyi sürdürmeliyiz; faşist kurum haline getirilmelerine karşı koymalıyız; demokratik mevzilerde sonuna değin direnmeli, demokratik mevzileri güçlendimıeliyiz.

Akademik-demokratik istekler çok açık şekilde ele alınmalı, isteklerin gerçekleşmesi için örgütlü mücadele gerçekleştirilmeli;
 

  • Akademi olma,
  • Can güvenliğinin sağlanması,
  • Öğretmen-öğrenci kıyımına son verilmesi,
  • Bursların artırılması,
  • Anti-demokratik yönetmeliklerin kaldırılması,

ve bunlara eklenecek daha birçok isteği gerçekleştirmek için öğrenci kitleleri harekete geçirilmeli, örgütlü mücadele verilmeli.

Oligarşinin saldırı ve terörüne, aktif kitle eylemleri ile karşı çıkılmalı; tek yönlü mücadeleyi değil, çok yönlü mücadeleyi kavramalı, faşizme karşı çok yönlü tavizsiz mücadele örgütlendirilmeli.

Bütün ülkeyi kapsayan, gençliğin merkezi örgütlenmesi gerçekleştirilmeli; bütün gençlik tek bir yumruk gibi faşizmin karşısına dikilmelidir. Kurtuluş için tek yolun devrim olduğunu unutmadan, halk kitlelerinden ayrı düşmeden mücadele yürütülmeli, görevler gerçekleştirilmelidir.

Yaşasın Yurtsever Gençliğin Demokratik Eğitim Kavgası

Kahrolsun Faşizm ve Emperyalizm

Yaşasın Halkımızın Bağımsızlık-Demokrasi ve Sosyalizm Kavgası


Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org